
Bir şeyi öyle düşünebiliyor olmamız, o şeyin gerçekten de öyle olduğu anlamına gelmez..
Diyelim ki Nasrettin Hoca gölün kenarında durup göle maya çalmadan önce, yoğurdu karıştırmak için bir çubuk bulur, yoğurda dokunacağı kısmı temizlemek için çubuğu suya daldırır. Bir de ne görsün saniyeler önce elinde tuttuğu çubuk kırılıvermiş.. Kırılıvermiş mi acaba? Sudan tekrar çıkardığı çubuğun yarısının ıslak oluşunu ve sapasağlam elinde duruşunu görür ve uzun uzun düşünmeye başlar.. Belki de bindiği dalı kesmesi, eşeğe ters binmesi bu yanılsamanın bir sonucudur, kim bilir..
Aklın dehlizine giriş yapmadan önce oturduğumuz masalardaki kaotik anları düşünelim; eleştirilerin, dedikoduların, araştırmaların gırla döndüğü anları.. Herkesin duyularından emin olarak ortaya attığı ne varsa çarşaf çarşaf serelim masaya. Tabi çarşafın rengi, boyu, dokusu, kokusu, kimin çantasından çıktığı, ne zaman yıkandığı, neden o masada olduğu gibi faktörleri de ekleyelim işin içine.. Anlatım anında es geçilen her madde için masadan bir uyarı alalım.. Gerçekliğin yanına yaklaşmanın tadımızı kaçırmaya başladığını hisseder, bir zaman sonra uyarısının rahatsızlığından dolayı ya susar ya da uzaklaşmak isteriz. Çünkü çoğu zaman doğru olanı konuşmanın tadı yavan, tavrı ise keskin olabilir.. Bunca madde varken ne dedikodunun tadına varılır, ne de içimizin hararetini atarız..
Birbirimize baktığımızda tam olarak neyi görürüz? Duyularımızın algı alanından aktardığı; kan, et, kas, kıl, deri, boy ve en faktörü, renkli gözler bütününü.. Duygularımızın algı alanından aktardığı; güven, kibir, huzur, neşe, temkinli olma, öfke, sevgi, korku, kaygı, heyecan, merak bütününü.. Bakarız, kokusunu alırız, tadarız, dokunuruz, bazense bunları genetik haritamız kucağımıza fırlatır ve etiketler koyarak devam ederiz. Kararlar veririz, sonuçlar yaşarız ve çoğu zaman nedeniyle ilgilenmeyiz..
Örümcek adamın kahraman olduğunu biliyorum, kendiminse örümcek adam olmadığımı biliyorum. Bu durumdan kahraman olmadığım sonucuna varıyorum.. Peki benim kahramanlık algımdaki maddelerde örümcek adam olmayışımın, kahraman olamayacağım anlamına gelmesinin yanlış olduğunu varsayarsak o zaman ben tam olarak kimim?
Bir masanın etrafına toplandınız, bir karar vermek üzeresiniz ve kararınız birinin hayatına mal olabilir. Siz bu kararı verirken hangi silahınızı kuşanırdınız; aklınızı mı, önsezilerinizi mi, yargılarınızı mı, yaşadıklarınızı mı, duyduklarınız ve gördüklerinizi mi? Hatta üzerinizdeki baskıyı arttıralım; ortamdaki ısı artıyor, masada bulunanlardan bir kısmı öfkeli, bir kısmının halı sahaya yetişmesi gerek ve bu yüzden acele ediyor, bir kısmı sadece önündeki dosyada yazılanları doğru bulduğu için hemen ikna olmaya hazır.. Yargılanan tarafta değilsiniz, elinizi kirletmenize de gerek yok, önemli olan dilinizden dökülecek birkaç cümle sonrasında gidip huzurla kahvenizi içebilir, bir film açıp izleyebilir, doğada yürüyüş yapabilirsiniz.. Sahi huzurla bunları yapabilir misiniz?
Hayatta kalabilmek için ya da sevdiğimiz birine zarar gelmemesi için, belki de sırf kendimiz ve hırsımız için türlü yanlışlara başvurabiliriz; yalan söylemek, bir şeylerin gerçekliğini saklamak, hile yapmak zaman zaman, hedef şaşırtmak, olayların mağduruymuş gibi anlatmak. Bakıldığında kimsenin canına kastetmeyen bu seçimler aslında bunları maruz kalanları daha da kötüsüne itebilecek güçtedirler..
Diyelim ki örümcek adam kimliği ortaya çıkmasın diye yalan söyledi, bu onu kahraman yapmaktan alıkoyar mı? Teraziyi kurmak kolay fakat ölçek olarak kullanacağımız kefeye neler koyacağımızı bulmak bir hayli zor. Birinin hakkında sözsel hüküm vermek kolay fakat mağdur bizken giydirilecek olan hükmü beklemek zor.
Anlam arayışım beni kavramlarıma götürdü zaman içinde. Zihnimin her kıvrımını bizzat dansa kaldırdım, kendini rahat ifade edebilsin diye. Aralarında bağ olanların birbirini kollaması adına verdikleri mücadeleyi de gördüm, bağlamsız bir başına kalanların mahcupluğunu da.. Müzik bittiğinde, sahnede tek başıma kaldığımda, spot yüzüme vuruyorken ve her bir kıvrımın gözü üzerimdeyken hissettiğim baskının anksiyetenin yüzünü gülümsetiyor oluşu hiç olmadığım kadar sarsılmama neden olmuştu.. Titrek bir sesle, yarım bir nefesle yanlış müzikte dans ediyor oluşumu söylediğimde ortalık buz kesmişti.. Ses tellerimden havaya süzülen cılız cümlelerin sirayet ettiği tüm kıvrımlar donup kaldı.. Yıllarca içlerine kök salmış ne varsa; gördükleri, işittikleri, dokunarak hissettikleri, atalarından miras aldıkları, deneyimledikleri, öğrendiklerini düşündükleri ve bunlardan yola çıkarak oluşturdukları inançların yanlışlığını kabul etmemek için direnseler de kahraman olmak için örümcek adam olmalarına gerek kalmayacak olmaları onların ikna olmasına yardımcı oluyordu..
Ve belki de bazen biraz delirmek gerekir; zamanın kırbacına, sevginin kepaze edilişine göz yummaktansa..
Ve bir gün beni anlayacak kadar delirebilmeniz dileğiyle..
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın