
Bir söz duymuştum, “sen istediğin kadar melek ol, sevmeyen kanat çırpışından bile rahatsız olur” diyordu..
Sevdiğim insanlara kendimi ve duygularımı anlatmak konusundaki ısrarımın nedeni hep “bak ben hala elinden tutmaya çabalıyorum bunu gör, gör ki dağılıp kaybetmeyelim bu bağı” demek olduğunu bilsem de gösteremediğim çok oldu. Nitekim kaybolup giden bağlar da çok oldu.. Halbuki benim de onların bana gösterdiğini görmem gerekirdi, “bağın güçlenmesi için, güçlü kalabilmesi için karşılıklı bir çaba gereklidir.” Sevginin kolayca çarçur edilişini aklım bir türlü idrak edemiyor, inanın 31 yaşındayım hala zorlanıyorum.. Aslında bir yanım referans konusunda davranışlara bakması gerektiğini defalarca tecrübe etse bile bir yanım çocuksu bir telaşla bu gerçekten hep kaçtı.. Mız mız ve trip atan bir yapım hiç olmadı, aksine hevesli ısrarımın tek nedeni ruhumun belirsizlikten korkmasıydı. Tabi insanları da anlıyorum istiyorlar ki hep anlaşılan taraf olsunlar, anladım da. Ama bir yanım sessizce hep, peki ya ben demiş durmuş, peki ya beni kim anlasın.. Demekle de kalmamış aslında anlaşıldığı, güvende hissettiği, korkmadan sırtını dayadığı bir liman da aramış.. Ararken de hep okyanusun derinliklerinde, yoluna çıkan fırtınalarda savrulup durmuş.. Bilgi hazır olmayana tehdit gibi gelir, bu yüzden siz ne kadar çok çırpınırsanız çırpının günün sonunda göreceğiniz şey gerçekler olacaktır..
Aklımın telaşını maruz görün ya da görmeyin artık canımı acıtsa da görülmesini beklemekten yorulduğum bazı şeyler var. Aslında biraz da mesele bu sanırım, bırakabilmek.. Hayatın akışına ve anın getirdiklerine karşı teslimiyet gösterebilmek.. Halbuki beni anlamak isteyen çokta güzel anlıyor, telaşımı fark edebilen etmek isteyen ediyor. Bu benim içinde geçerli; kendi yorgunluğuma rağmen kalkıp elinden tutmak birinin, kaygılarıma rağmen desteklemek ya da, ben yönümü bulamamışken başarılarıyla gururlanmak sevdiklerimin işte tüm bunları istediğim için yapıyorum.. Yapıyorum yapmasına da bazen kırgınlıklar içindeyken yine de anlatmak çabası içine girince görülen şey çabam değil de kırıklarım oluyor, yorgunluğuma rağmen destekliyor oluşum değil de yoruşum oluyor, cevap aramalarım değil de soru sormalarım batabiliyor.. Aslında bu duruma şöyle bakınca ortada ne mağdur var ne de mağdur eden, sadece iki insanın beni gör fısıltıları çarpışıyor.. Biri kendi hayatının telaşında stres yaşarken sadece huzurlu hissettir istiyor, diğeri belirsizlikler içinde çırpınırken bir çıkış yolu arıyor.. Bunların dışında sadece ben diyenler de var, onlardan olmayın ve dilerim onlardan olanlarla yolunuz kesişmez. Konumuz sevgiye değer veren ve o değeri güçlendirmek için çabalayan insanlar bugün, o yüzden sevenlerden devam edelim..
Kendi yolunda giderken gelirsen gel gelmezsen kal diyenler de olacak, ben bir yol yürüyorum ve bunu seninle yürümek istiyorum diyenler de. Peki ya sizi hikayesine dahil edeni nasıl tanıyacaksınız, elbette davranış ve çabasından.. Hayat kendi bildiğini okuyacak kimseye de beni anla demeyecek. Önümüze fırtınalar çıkacak, kaybolacağız da bazen koşulları öne sürüp hayat beni buraya itti diyenler hayatta sadece ben diyenlerdir. Oysa onca koşullara rağmen denedim demek, çabaladım diyebilmek biz demektir, işte ben bize aşığım bana değil..
Zaten hayatta ben demeyi pek beceremedim. Bu hep canımı yakandı diye düşündüm durdum. Ne ben demeyi öğrendim ne de zaman bu konuda bana ders vermekten vazgeçti. Savaşıp durdum bu gerçekle, kaçtım sonunda bu gerçekten. Şimdi yeniden tosladım bu gerçeğe, demiştim ya alıştığın dil neyse iyi kötü demez onla konuşursun diye, şimdi benim alıştığım dil savaşmak ya da kaçmak bunları mı deneyeyim yeniden.. HAYIR.. Aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek sadece aptalların işidir derler.. Kılıcımı yere bırakıyorum, savaşmayacağım. Köprüyü yakıyorum, kaçmayacağım.. Bu gerçeğin neyi fısıldadığını duyacağım önce, yıllarca biz diyerek yaşadın artık özneyi değiştir dediğini duyacağım.. Sonra bunun yaşattığı duyguyu kabul edeceğim, drama yaratarak mağdur olmak değil acının içinden yalın ayak yürüyerek büyümek.. Ve nihayetinde kanatlarımı yeniden bulacağım, sesinden rahatsız olan karada kalsın ben gökyüzünde süzülüp “yıldızlar altında” sahip olduğum sevgiyle, sevgime layık olanla dans edeceğim..
Senin için ben dilinden biz diline geçmek, benim içinse biz dilinden ben diline geçmek.. Zor.. Zaten kolay olsaydı, ruhumuz değil sadece dilimiz konuşurdu.. Kendin yorulurken başkasına el uzatmak zor. Zaten kolay olsaydı hayatımız yüzeysel ilişkilerle dolu olur, gerçek aşkı bulamazdık.. Kaygılı bağlanan biriyle yaşamak zor, zaten kolay olanı seçseydin ihanetler ve kalıcı olmayanlarla gününü geçirirdin.. Kaçıngan bağlanan biriyle olmak daha zor, zaten kolay olsaydı sürekli ben çabalıyorum biraz da o adım atsın diye bekler, onun sessizliğe bürünmesine kızıp beklemekten sıkılıp vazgeçerdin..
Yani demem o ki gerçekçi, sağlam ve kalıcı ilişkiler kurmak zor. Sıfırdan bir şeyler inşa etmekte zor. Ama hayatta kolay şeylerde var; yüzeysel ilişkiler kurmak gibi, günübirlik yaşamak gibi, ben iyi olayım gerisi önemsiz demek gibi.. İşte burada seçim senin; geçmişin, travmaların, ailenden gördüklerin, hayattan öğrendiklerin seçimine etki etse de üzgünüm ki seçim senin.. Kolayı da seçsen, zoru da seçsen kimseyi suçlayamazsın ya sorumluluk alır seçimin sonucuna katlanırsın ya da kalıcı ve sağlam bir hayat kurmaktan sürekli kaçar koşulları ve insanları suçlar durursun..
Karar ver, adım at, hata yaparsan sorumluluğu al kaçma, doğruyu bulursan gülümse, ve devam et..
Sen bu değilsin, seni bu yapmışlar.. Yavuz Çetin’in dediği gibi “benden sizden biri yaratmayı nasıl başardınız?” Bu gerçekle yüzleşmek zor. Söylemiştim, kolay olsaydı herkes gibi olurdun. Acıtmamış olsaydı gerçek olduğunu anlamazdın. Eyleme geçmeyen bilgi yüktür, unutma. Beyin yapabilmekle ilgilenir, sadece bilmekle değil.. Hem bilip hem yapmazsan sıkışırsın..
Son dört yılı araştırarak, yöntemler geliştirerek ve gözlemleyerek geçirdin.. Maestronun dediği gibi “kontrol”..
Parmak şıkladı, aradığın cevabı buldun, uyan..
.. SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın