
İnsan kendi evinde olmayanı misafirine ikram edemez.. Evinizde olmayan tatlıyı ikram etme vadiyle misafirin ağzını sulandırabilseniz lakin günün sonunda misafir tatlıyı yiyemeden, sizde verdiğiniz sözü tutamadan yolcularsınız misafirinizi.. İlişkilerimizde de durum bundan çok farklı değil.. Sizin sevme şekliniz, çok seviyor olmanız yetmez. Bir de karşı tarafın sevilmeye alışık olduğu şekiller, sevmeyi öğrendiği yönler var. Zaten ilişkiler öyle lineer ilerlemez. Öğrendiklerimiz, yaşadıklarımız, aldığımız dersler, şahit olduğumuz olaylar, zihnimizin kalıpları, ailemizin dinamikleri vs. derken çoğu zaman farkına bile varmadan zihnin kurbanı edeceğimiz ilişkiler içinde oluyoruz.. Beklentiler, çırpınışlar, sorgulamalar, karşılıksız kalan fedakarlıklar vs. vs. vs.. Sağlıklı ilişki kuranlar kendi döngülerini mi kırıyor, kendilerinden çıkıp gerçek benlikleriyle mi öğreniyorlar sevgiyi bilmiyorum. Ama bir şeyi biliyorum; fedakarlıklar, çabalar ve istemek..
Diyelim ki bir eğitime bir işe başladınız haftalarca gece gündüz çalıştınız ve hocanıza, patronunuza dediniz ki ”ben haftalardır dirsek çürütüyorum, sürekli çalışıyorum artık okula, işe gelmeyeceğim emekte vermeyeceğim, bugüne kadar yaptıklarım yeterli.” Hocanız, patronunuz size ”tabi efendim, haklısın, günlerdir de çok emek verdin, artık gelip çalışmana vakit ayırmana, fedakarlık yapmana gerek yok” der mi! İşte ilişkilerde böyledir. Sadakat her gün yapacağınız bir seçimdir, emek vermek fedakarlık yapmak süreklilik hali ister. Bir kere yaptım diyerek kenara çekilmek sadece sorumluluk almak istemediğinizi gösterir. Elbette süregelen durumlarda anlaşmazlıklar, yanlış anlamaz, kavgalar olacak. İşte ilişkide kim ne, ne kadar aslında en net görülen noktalar bence burası.. Çözümcül birisi misiniz yoksa sürekli kaçıyor musunuz sorunlardan, sürekli suçlayan ve eleştiren bir dile mi sahipsiniz yoksa karşınızdakini incitmeden de sorunları konuşabiliyor musunuz? Aslında birçok ilişki dinamikleri var.. Kimisi ders almamız için, kimisi ders vermemiz için, kimisi gerçekten geleceğimizin parçası olarak geliyor hayatımıza. Nitekim bizde öyleyiz.. Ve ben genelde ilişkilerinde bak bu beni kırıyor, ya beklentim daha duygusal bir yaklaşım gibi gibi şeyler söylerken bunlar konusunda kendimi bir süre sonra yalvarırken bulanlardan oldum. Hatta bana verilmeyenlerin başkalarına fazlasıyla altın tepside sunuluşlarını alkışlamışlığım olmuştu.. Daha önceki yazılarda bunları konuştuk.. Karşılanmayan beklentiler, telafi edilmeyen kırgınlıklar artık öyle birikmişti ki keskinleşip batmaya başlamıştım.. Hala belirli yönlerimin törpülenmesi gerektiğiniyse son yaşadığım hayal kırıklığında fark ettim..
Önce kendime dürüst olmam gerekirdi.. Geçen bu sürede oldum da, hala olmaya gayret ediyorum.. Dürüst, sadakatli, şeffaflığa önem veren, sevince de sonuna kadar giden bir yapım var. Çok güzel peki bunlar neden yetmedi.. Her ne kadar diğer ilişkilerimden dersler çıkarıp yoluma devam etsem de son ilişkimde gördüm ki kaygılarım hala tetiklenebilir düzeyde.. En ufacık iletişimsizlik eni önemsemediğini hissettiriyor, kendini geri çekmesi ”bak işte sen sürekli kaçıyorsun” diye yüklenmeme sebep oluyor.. Kırgınlığımı dile getirdiğimde ve karşımda bir telafi görmediğim anda hemen değer vermiyor zaten hissini çoğaltıyor.. Ulaşamamaksa kesin aldatıyor güvensizliğini tetikliyor..
Peki ben, bir ilişkide sürekli terk edilen kişi olacağım inancına ne zamandır sahibim? Aldatılmak ve terk edilmek korkularımı nasıl öğrendim? Bu konuya değinmeden önce birkaç şeye daha ışık tutalım.. Hislerimiz doğru çıkabilir, gerçekten yalanlar ve aldatmalarda olabilir, siz kaygılı ya da kaçıngan yapıda da olabilirsiniz.. Bunlar kimliğimizin bir parçasıymış gibi yaşadığımız için genelde hep kendisini tekrar edecek hikayelere çekilirsiniz zaten.. Mesela son yaşanılanlarda karşımdaki geçmiş ilişkilerinde aldatılmış, yüzeysel bağlar kurmuş bir ilişki dinamiğine ve kaçıngan bağlanma yapısına sahipti. Karşısına ben çıktım, gerçi zaten hayatındaydım lakin aşk bizi buldu peki ben kimdim; aldatmam, yalanlarla oyalamam, derin bağlar kurmaktan kaçmak, emeklerim fedakarlıklar barındırır, kaygılı yapımsa bazen zorlayabilir. Bu zıtlık içinde ben karşı tarafın gerçekten öğreteni miydim, güvenli limanı mıydım, yoksa onu geçmişimdeki gibi diğer insanlar gibi yeni partnerine hazırlayan mıydım? İşte bu cevap benim erişimime engelli. Çünkü her ne kadar yapım sorgulamaya meyilli olsa da bunları sürekli düşünsem de aslında bu benim değil onun hayatının soruları. Ve seçim onun.. Yine yüzeysel bağlar mı kuracak, yoksa yaşadığı şeyin gerçek olduğunu idrak edip kendini daha derin bir bağa mı açacak? Gönül ister elbette anlasın, hissetsin ve gerçekliği kaybetmeyelim. Neyse bu varsayımlara yeterince zaman ayırmıştık şimdi gerçeğe dönelim ve kendimize gelelim.. Mesela ben yıllarca ne istiyorum, ne istemiyorum diye kendimi sorguya çekmiş, ilişkiler konusunda kesinlikle yüzeysellikten uzak kalmış, biraz da aşka inancını kaybedip kalbini kapatmış biriydim. Çünkü yorulmuştum emeklerimin karşılıksız çıkmasından, sürekli kırgınlıklar yaşamaktan, anlaşılamamaktan, tek başıma ağlatmaktan ve mücadele etmekten, her şeyi kendi başıma halletmekten.. Yaralarıma, travmalarıma, zihin kıvrımımdaki her bir düşünce kalıbına tek tek baktım. Dağıttım, irdeledim, sarabildiğimi sardım, bırakabildiğimi bıraktım. Tabi bu böyle parmak şıklatması kolaylığında olmadı. Ve öyle hemen de bitmedi.. Zihnime girdim, zamanımı/aylarımı aklımın odalarında geçirdim. Lakin arenaya çıkmadığım sürece bunları yapmak pek bir şey ifade etmeyecekti. Kariyer ve eğitim anlamında kendimi sıfırladım, isteklerimi belirledim, elbette hala devam eden bir sıfır hali mevcut. Lakin, yılların emeği, aman belki de dönmeliyim diyerek eski işlerime göz kırpmadım. Süreç zorlasa bile nettim, eski döngülere dönmeyecektim. Gerekirse emeklerim dedim, ama bana katkısı yoksa emek vermek kendimden çalmak dedim. Aşktaysa beklentim yoktu zaten kendimi kapatmıştım, pek bir inancımda kalmamıştı o konuyu sessize almıştım. Ta ki hayat VOILA diyene kadar.. Ve bir öpücük kalbime yeni bir tohum ekti sanki.. Tamam dedim bak hayat bir zincir ekledi haneme artık sıfırla değil 1’le başlıyorum.. Araya ansızın giren mesafe, sürekli yaşanılan anlaşmazlıklar, onun yoğunluğu, benim yorgunluğum, zaman ve mesafe farkları derken işler tam bir çıkmaza doğru ilerledi.. Ben zaten belirsizlik içindeyken üzerine bir de desteklenmediğimi hissettikçe hırçınlaşırken, karşımda bunu anlamak yerine kendi meşguliyetine aslında kısaca kendine odaklanmaya öncelik veren biri vardı.. Beklentiler karşılıksız kalırken, konuşulanlar anlaşmak üzerine değil de yaralamak üzerine olmaya başladı.. Neyi paylaşamadık bilmiyorum, ben biraz da ilahi bir müdahale diyorum, çünkü en değer verdiğim 4 temel vardı; sadakat, şeffaflık, öncelikler ve sevgi.. Karşımda bunları yavaş yavaş yıkan davranışlar görmek derinden kırmaya devam ederken bir yandan da telafi eder beklentisiyle aslında kendi kendimi oyalamışım.. O kendi hayatına bakarken, gayet keyifli sohbetler ve tanışma heyecanları duyarken ben iyice yalnız hissetmeye başladım.. Bir yanım aldatılmış birinin bana bunu yapamayacak kadar değer verdiğini söylerken diğer yanımın ona olan güvenini sarsan davranışlarını görmeye de devam etti.. Ve nihai son..
Uzun uzadıya o bunu yaptı, ben böyle hissettim demeler gelse de içimden artık varsayımlarla ve vesveselerle aklımın ruhumu yormasına izin vermeyeceğim.. Çünkü aslında o da bana bazı şeyleri gösterdi. Her ne kadar kıra kıra olsa da, yanımda durarak sevgiyle bunu yapmayı seçmese de gösterdi.. Zaten kırılmış bir kadındım, niye kırdın daha da demenin sadece kendimi daha da yaraladığını mesela.. Güvenimi toparlamam yıllarımı aldı neden görmezden geldin hele de en yakından nasıl yıkıldığını gören biri olmana rağmen demelerim yerine, aslında hepimiz kendi seçimlerimizden sorumluyuz, ben her gün sadakati seçiyorum diye, ben her gün aşığım diye geziyorum ya da ben sevgimi kimseden sakınmadan göstere göstere yaşıyorum diye aynı şeyleri beklemenin pek bir faydasının olmadığını.. Ben onun olmadığı anlarda bile onu seçiyorum derken ondan da aynısını beklemenin sonunda yine hayal kırıklığı yaşatacağını mesela.. Kısaca kalbimi aşkımı zorla, kırıla kırıla toparladım derken aslında hala kanayabilecek kadar hassas olduğunu. Her ne kadar kendimi bilme yolculuğumda da olsam arenaya çıktığımda bildiklerimin ötesinde de şeylerin beni tetikleyebileceğini gösterdi.. Bir de kendini seçmenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi aslında.. Çünkü o her seferinde kendini seçerek bugün keyfine bakarken, yeni insanlarla anın tadını çıkarırken ben yeniden kırılan kalbimi toparlamakla, yaşadığım kaygılardan bu sefer yıkılmadan nasıl toparlanabilirim diyerek kendimi sorgulamakla vakit geçiyorum..
Artık kızgın değilim, herkes kalbinin ekmeğini yer çok inanıyorum.. Evet kırıldım, lakin kırdığım anlar da oldu.. En çokta arenaya çıkmak konusunda çokta aceleci olmamalıymışım onu anladım.. Köksüz medeniyetimin kadimliğini teslim ederken aslında karşımdakine beni yıkabilmenin gücünü de vermiş olduğumu hatırladım.. Kendime kızdığım anlar da olmuştu, ama şimdi kızmıyorum.. Çünkü dedim ya yıllarca kendime baktım, kendimi bilmeye çabaladım. Bu süre zarfında ne keşfedecek yollara çıktım, ne diplomalar aldım ne de kariyer inşa ettim.. Eğer şimdi kızarsam kendime, eğer karşımdaki yüzünden suçlayarak ve kibirle seçimler yapmaya kalkarsam en büyük haksızlığı kendime yaparım biliyorum.. Kendime çok emek harcadım, o emek içinse zamanımı.. Şimdi yaşadığım kırgınlığı ve bu kırgınlıkta aslında kendimde neleri görmeliyimi seçiyorum.. Bırakmam gereken, hala vedalaşamadığım kaygılarım mesela, sürekli aklıma vesveseler verip aslında güzel olan şeylerden tat alamamamı sağlarken artık buna yenik düşmemeliyimi anladım.. Kırıldığım zaman savaşarak ya da telafi edilmesini bekleyerek değil de ifade ederek ve beklentiye girmeden karşımdakinin davranışlarına göre bir yaklaşım sergilemem gerektiğini de anladım.. Ve en önemlisi kendi hayatımın belirsizliğine, yorgunluğuna, anlaşılamamasına ve bir sorun yaşadığım an tek başıma bırakılışıma rağmen koşulsuz bir destek verici olmayı seçmenin aslında hem kendimden çaldığım hem de karşılığında beklentiye girdiğim ve karşılığını göremediğim için kırıldığım konuları da bırakıyorum..
Yemek yerken dilini ısırmak aslında bize bunca tecrübemize rağmen hala hata yapabileceğimizi gösteriyor.. Yıllarca süregelen bir alışkanlık olsa bile yaptığımız bir anlık dil ısırma farkındalığıyla anladım ki hatalar yapılabilir, kırgınlıklar yaşanabilir, gerçekten isteyen telafi eder, istemeyense etmez. Sen yanlış yapmadığından eminsin ve kalbin bu yüzden kırgın.. Bırakmalısın artık karşı taraf için mahkeme kurmayı.. Kim kime neyi öğretti zaman gösterecek, şimdilik kendinle ilgili yaşadığın bu buruk yüzleşmeyle birlikte kendine bir kahve ısmarla.. Çünkü bugün bir şeyi daha başardın.. Suçlamadan, eski hikayelerin hayal kırıklığına düşmeden, o alışılagelmiş sevme ve terk edilme şekillerinin kurbanı olmadan kendi merkezinde kalmayı başardın.. Ortada bir sevgi vardı, bir de yorgunluk.. Herkes kendi sevme şekliyle, o sevgiyle ilgili bilinen ya da bilinmeyen gerçek seçimleriyle, çözebildiğini çözüp çözemediğini bırakıp devam ediyor..
Kırıldığın için değişmek zorunda değilsindir belki de, belki de sevme şeklinden dolayı beklemeyi bırakmalısındır artık.. Çünkü herkes evinde olan kadarıyla ağırlar misafirini.. Komşunun evinden ikram beklemeye gerek yoktur belki de.. Kendi evindeki ikramları arttırmak gerekiyordur belki de artık.. O arenaya bir kere çıktın; aklının ve kalbinin krallığı için zihin kıvrımlarında geçirdiğin zaman dolmuştur belki de.. Geçmişte aldığın kararlar ve yaşadıkların karşısında gösterdiğin dik duruş sana bu aşkı getirmişti unutma.. Şimdi bir kalp kırıklığı var evet, lakin belki de hayat o kırgınlıklardan içeri ışık saçacaktır belki de.. Tutto Passa… Remember To Forget, Forget To Remember..
Çünkü bu aşkla hayat seni bir kere dansa kaldırdı, arenaya bir davette belki de bu hayal kırıklığı.. Ve bence yeniden dans edebilirsin hayatla.. Yeter ki müziği duy ve ayaklarına güven..
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın