
Eylül ayında başlayan çatırdamalar ve ay bitmeden yaşanan hayal kırıklığının, kalp kırıklığın üstünden bir ay geçmiş. Tam bir aydır bunların tesiriyle yazmışım. Bana kalp kırıklığıyla yazdırandan vazgeçip aşkla, neşeyle yazdıranı seçmenin, seçebilmek içinse hayal kırıklığının kapladığı alanı boşaltmak zamanı.. Aşkta sadakat gösterdiğim kadar ayrılıkta da göstermenin verdiği haklı gururun yanında verdiğim emeğin, harcadığım zamanın, yitirilen enerjinin, söndürülen ve sömürülen neşemin borcu sebep olanın boynuna kalsın.. Hayal ve kalp kırıklığından yavaş yavaş yeşerecek olan neşeme doğru yol almaya ben hazırlanadurayım gelin sizinle de şu yaralar, travmalar ve bunların bize ayna, şifa ve aynı zamanda dönüştürülmesi gereken bir kör nokta oluşu kısımlarına..
Yaşadıklarımı yazma yeteneğim kadar aklımda yaşadıklarımı hayatımda yaşamak gibi bir yeteneğim de var, bunu beni tanıyan neredeyse kimse pek bilmez. Benim evrenle gizli dilimdir, tabi bu yeni moda manifest et yaşa olayından hem farklı hem de buna benzer. Akla gelen ilk şey madem böyle bir yeteneğin var her şeyi yaratabilirsin olsa da maalesef her yetenek yanında bir lanet getirir, benimkiyse aklımda geçirdiğim zamanın gerçek hayatta geçirdiğimden daha fazla olmasına sebep olan bir duygu durum bozukluğu.. Gerçi seneler içerisinde onunla yaşamayı öğrensem de yönetmek konusunda hala zayıfım. Buralara da geliriz belki ilerleyen paragraflarda.. Önceliğimiz içimiz, bilincimiz ve bizim diye sahiplendiğimiz kimliğimizin temelinde yatanlar.. Her zaman olduğu gibi kürsüye kendimi çıkarıp, karşınızda kendimi ifşalayacağım ki sizi aynalayan bu yazarın karşısında ister egoya yenik düşüp kibirle kavrulun isterseniz de bir cesaret adımı atarak kendinizle yüzleşme sorumluluğunu alın, seçim sizin..
Madem kalp kırıklıklarını yazdık günlerdir şu bağlanma stilleridir, sevme şekilleridir, sevgiyi kabul edebilme kapasitemizdir, ayrılık sonra aslında neyin boşluğunu yaşıyoruz gibi konulara bakalım..
Kaynakların temelinde bilimsel araştırmalar, makale okumaları yatsa da burası bilimsel araştırma sayfası olmadığı için yaşanılanı aktaran ve bu tecrübelerin, okumaların, araştırmaların sonucu yapılan çıkarımların olduğu hikaye bütününü okuyacağınızın uyarısını yapmak isterim.. Kahveler hazırsa ve şükür ki her şeyin anlamını kaybetmesine sebep olan hazır kahve içmenin de anlamını yitirmesine sebep olmamışken başlayabiliriz..
Partner seçimlerimin neredeyse aynı olduğunu söylerdim son ilişkime kadar.. Heyecanla başlar, çıkmaza girer, herkes yoluna gider, ben yas sürecimde kendi dünyama çekilirim, içimde bitirir hayata öyle karışırım, sonra hayat yeni bir merhaba der ve hikaye başlar. Tabi ilk sevgilim 17 yaşımda olduğu için 27 yaşıma kadar olan ilişkilerim için böyle diyebiliyordum. Ta ki o 27 yaş süreci, o süreçte yaşanan bunalım ve pandemi dönemi, o ilişkide aldığım derin yaralar, tetiklenen hayal kırgınlıkları derken ilk kez o zaman dur dedim kendime. Dur, dinle, anla, sor bir içine hayatında ne istiyorsun.. İlk kez o ilişkimden sonra hayatımda yas sürecim bitmesine rağmen birilerini almadım. Bunun en temel sebeplerinden birisi kendime net olarak ne istediğimi o kişiyle yaşanılanlardan sonra sormuş olmamdı.. Tabi ben ne istediğimi kendime net olarak söylesem de hayat karşıma insanlar çıkarmaya devam etti.. Muhtemelen; isteklerinde emin misin, bakalım dersini aldın mı, gerçekten iyileştin mi deme şekliydi bu hayatın. Bunları yeni yeni anlıyorum çünkü her seferinde net çizgilerle isteklerimi belli ederek ve yüzeysel ilişkilerden, gündelik takılmalardan uzak durarak birileri gidiyor başka birileri geliyordu ama ben noktayı koyduğum cümleye dönüp bakma ihtiyacı duymuyordum. Aradan geçen 4 senelik süreçte yavaş yavaş kendimi ilişki konusuna da kapatmıştım aslında.. Çünkü sırf yalnızlığım giderilsin diye birilerini hayatıma almak gibi bir beklentim yoktu, ihtiyacım olduğu için birilerini hayatıma almak gibi bir durumum da olmayınca bu konulara iyiden iyiye sırtımı dönmüştüm.. Beklenmedik yerden açan çiçek misali bu sene doğum günümden hemen sonra kalbimin ritmini değiştirecek bir adamın aslında hep hayatımda olduğunu anlayana kadar.. Aramızdaki mesafeler hayatın ilmek ilmek örmesiyle kapanmış, dostluğumuzun güvenirliği sayesinde aramızda müthiş bir sohbet enerjisi ve elbette cesaretle atılan bir adım sonucu aşka dönüşen bir hikaye.. İşte dedim işte derler ya insan 3 kere sever bir kere aşık olurmuş; ilk sevdiğimde dersimi ağır almıştım, ikinci sevdiğimde tüm yaralarım tetiklenmiş ve hayatta asla dediğim şeylerin kanatmasına seyirci kalmışım, oysa bu üçüncü sevme hali aşkın hakikatle birleştiği yer olacak.. Ve üç sayısının insanı rahatlatan bir yanı olduğuna da inanan ben aşka büsbütün kendimi açıvermiştim.. Kendimi bilme yolculuğum, yıllardır süren yalnızlık, kendi hayatımda net oluşum bu aşkla bir mana kazandı demiştim.. Oysa en derin yerden, çocukluğumdan beri yaralayacağını hesaba katmamıştım..
Bir yerde okumuştum; yetişkinlik döneminde birbirini tetikleyen partnerler aslında çocukluk döneminde öğrendikleri sevgiyle birbirlerini sevmeye çalışırlar ve bunu fark edemezlerse birbirlerini en çok onlar kanatırlar. İşte alın size kaygılı/kaçıngan, iki küçük çocuğun oyun arkadaşlığı, sevme ve sevilme kapasitesinin tek cümlelik özeti.. Ben bu konularda dönüşmeye, dönüştürmeye biraz fazla eğilimli olduğum için karşımdaki partnerde gördüklerimi ona da anlatmaya aslında özünde beraber büyümeye heveslendikçe karşımda daha da tetiklenen birini buldum.. En temel de ikimizin de hem çocukluğunda hem de geçmiş ilişkilerde yaşadıkları birbirimizin bağını, iletişimini zehirlemesin aksine daha da güçlendirsin istedim. Tabi benim istemem yetmedi. Yetmezdi de, karşımda sürekli savunmalar gördükçe içten içe birlikte büyümeye arzulayan ben bilenmeye bilendikçe de kesmeye başlamıştım.. Hop geldik mi yine ayna olanlar arasında tetikleyen/tetiklenen döngüsüne.. Ulan bir dümdüz aşk yaşayamadık be.. Ya bilinçsizdik yaralandık, ihanete uğradık ya da al işte azıcık bilinçlenelim dedik bu sefer de analiz yapmaktan duygularımızın tadını çıkaramadık..
Ailemizden öğrendiklerimiz, zaman içerisinde çevremizle kurduğumuz bağlar, partner seçimlerimiz, seçtiklerimizin bile isteye bizde açtığı yaralar derken herkes kafayı yedi.. Ben dümdüz delirenlerdenim, neyse ki bu konuyu yıllar önce hallettiğim için yeni yolcuğumda farkındalığın tadını çıkarmalar da yaşadım.. Çünkü görüyorum ruhlarını, davranışlarını ayıklayabiliyorum. İnsanım tabi ki de kırılıp dökülüyorum, üzülüyorum, yeniliyorum kimi zaman da ama günün sonunda onların gibi olmamanın verdiği vicdan rahatlığını yaşıyorum.. Çünkü bu hayat ironisi, mizahı bu.. Yara var evet, şifa da var. İhanet var belki evet ama aşkın gerçekliği de var.. Ve günün sonunda hayat kalbinizin ekmeğini sunuyor bu konularda sofranıza..
Çok derinden yaralayanlara karşı, samimiyetle şifa olanlar da var.. Ayrılıktan sonra en çok neyi anladım biliyor musunuz; aslında ondan daha çok ona sunduğum çocuksu neşemi, onun saatlerce annesini ablasını hayatını anlatırken dinleyen ve dinlerken içtenlikle ona şeffaf ve dürüstçe yorumlar yapabilen biri oluşumu mesela, arkadaşlarıyla ilgili anlattığı şeylere objektif oluşumu, her durumun karşısında aksi yönde bir bakış açısını sunabilen beni, ne bileyim mesel ailesi al bavulu götür dediğinde olsun günübirlik tatil oldu bakış açısıyla bakıp yolda yeşil ışıklara park yerlerine dair ortaya oyunlar çıkarışımı, yol boyu şarkılar ve koreografilerle seyahatleri eğlenceli hale getirişlerimi, ”çek sağa” çıkışlarımla ansızın bilinmez yollara girişlerimizdeki keşfetme tutkumu yani aslında aşık bir benin ne denli hayattan keyif alan bir ben olduğumu anladım.. İnsan ayrılınca sanırım en derinde kendini özlüyor da işte anlamı ve manayı karşı tarafa yüklediği için sanıyor ki en çok onu özledim.. Hayır ben kendimi, kendimle kurduğum ilişkimi, o aşkla karşımdakine nasıl da alıştığı öğrendiği 30 yıllık hayatın dışında bir hayat olduğunu gösterebilme potansiyelimi özledim..
Bazen kırıldıkça keskinleşiyoruz, karşımızdakinin sevme şeklini, istediği anlaşılma alanını tanıyamayabiliyoruz mesela. Bu da başka bir tetiklenme hali aslında.. Davranışları dolayısıyla kırıldıkça biz de gardımızı alıyoruz, bu da bazen karşımızdaki insan sevmeyi öğrenmesini de engelliyor. Bir de bunu öğrendim son ilişkimde. Lakin burada önemli bir çizgi var. Birincisi; bizi tanımlayan şey sözlerimizden çok davranışlarımızdır, bu önemli. İkincisi; karşımızda sürekli umursamayan, sözler sarf edip eylemler göstermeyen, başkalarına müsait size 10 saniyelik mesaj yazamayacak kadar meşgul olan biri varsa tebrikler sizi sevmeyen biriyle birliktesiniz, yakinen tecrübe edilen ve kabullenmekte zorlandığım en net konuydu.. Kimse kimseye 10 saniye mesaj atamayacak kadar meşgul olamaz arkadaşlar, hele de bir valiz için kilometreler gidip durup bunu hiç sorgulamayan biriyse bilin ki konu sadece siz olduğunuz için bahaneler üretiyordur nokta. Ha bir de yaptıklarının sorumluluğunu almak, bir küçük telafi etmek yerine sürekli sizi suçluyorsa, ay ben neler yaşamışım ya neyse… Bana büyük bir geçmiş olsun, sizin de aklınızda olsun.. Diyelim ki bu tarz kibirli, herkese müsait size meşgul (ki başkalarının onayına, ilgisine izin veriyorsa zaten zayıf halkadır bırakın eski ilişkilerindeki gibi aldatanlar, yüzeysel bağlar kurduklarıyla yol alsın çünkü zaten sizin sevginizin ve sadakatinizin kıymetini anlayacak potansiyel yoktur), başka konularla sorumluluk altına girebilen ilişki konusundaysa pasif birileri değilse eğer. İşte o nokta da davranışlarına bakın, belki de sevmeyi ve sevilmeyi öğrenmesi gereken biri vardır. Eğer buna değerse, ki inanın değer insanlar da var, burada biraz da bir sessiz kalmak yerine onun sevilmeyi öğrenmesi konusunda sessizliği bozabilenlerden olabiliriz..
Aşk dans gibi, step by step.. Zaman zaman birbirinizin ayağına basabilirsiniz, partnerinizin ayağında mantar varsa o baskı onda acı hissi uyandırabilir ve o uyarılma haliyle ani tepkiler verebilir, yine de elinizi bırakmıyorsa bilin ki o dans devam etmeye değer.. Bazen araya sessizlik girebilir, benim gibi kaygılı yapıdaysanız karşınızdaki insan sizin bu durumunuzu bildiği için tetiklemek yerine size güven vermeyi tercih eder. Lakin diyelim ki şartlar çıkmaza girdi, sessizlik seçildi, işte bu sessizlik içerisinde neler olduğu da önemli.. Beni bilen değil sessizlik girdiğinde ayrıldığımda bilen hemen kendimi başka kollara atmak, dışarıdan gelen ilgiye sırf tatmin olmak için kendini açmak gibi şeyler yapmadığımı bilir mesela. İşte burada karşımdaki bitmediği halde sessizliği bahane ederek ben bitti diye düşünmüştüm diyerek ilgiden ilgiye, ortamdan ortama koştuysa ucuz malın alıcısı çok olur der arkama bakmam mesela.. Hayatına devam etmek başka, lakin sevgiye sadakatsizlik bir seçimdir.. Bunun travmayla ilgisi yok bu prensip meselesi. Yeri gelmişken belirtmeyi tercih ediyorum..
Biliyor musunuz işin özü şu; ister kaygılı ister kaçıngan bağlanma stilinde olun, ister araya sessizlik girmiş ister ayrılık girmiş olsun, ister tartışmalar çıksın ister yer yer anlaşmazlıklar olsun ortada sadakate, sevgiye, güvene leke sürmeyen, omurgası dik, zorluklar karşısında kibirle değil de kalbiyle seçim yapan iki insan varsa her zaman bir yol bulunur.. Bazense sadece katalizör görevi görenler girer hayatımıza, tetikler ha en derini ha en yüzeyi, o süreçte hayat sizi bir sınava sokar kimimizi sadakat sınavına kimimizi tetiklenmeleri dönüştürme sınavına. Sınavı verenler için hayat bir yoklar bakalım akıllandın mı diye, neyse ki geçmişteki zorluklardan omurgası dimdik çıkan birisi bu zorluktan da dimdik hatta daha güçlü çıkar. Ha veremediniz mi sınavı, o zaman da sizi aldatanlara, yüzeysel bağlar kurduklarınıza çekilmeye devam edersiniz.. Yara kaşınıyorsa iyileşmeye yaklaşmış demektir, yolmayın kabuğunu ki daha fazla kanamasın.. Dönüştüren misiniz, dönüştürülen misiniz işte bu soruyu soran hayatın kendisi.. Hep son ilişkime kadar dönüştüren olduğuma inanıyordum, son ilişkimde de aynalama yaptığımı yeni yeni anladım. Son ilişkim de hem dönüşen, hem de dönüştürenmişim meğer.. Tabi ben omurgam dimdik kaldım da karşı taraf ne halde bilemem. Lakin hayatın konuştuğuna inanan biri olarak tahmin edebiliyorum hem sınavını hem de o sınavdan başarısız olup olmadığını..
Yazdıklarıma, dolayısıyla yaşadıklarıma kahvesiyle eşlik eden herkese teşekkür ederim.. Dilerim hayat sadakatle, aşkla, güvenle sizi sarmalayanları çıkarır yolunuza. Çünkü benim gibi tek başına iyileşmek zorunda kalanların yaşadığı zorluğun, tek başınalığın ne olduğunu biliyorum. Bildiğim için de diyorum ki bu dünyada kimse size inanmasa da size inanan bir ben var, sizi sevgiyle anlayan, yaralarınızdan tanıyacak bir ben var..
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın