..BU BİR ”KENDİNE GEL” UYARISIDIR..

Kendini sabote eden bir zihin örüntüsüne sahipseniz, öncelikle gelin kocaman bir sarılalım. Yalnız değilsiniz.. Peki bu bir ödül mü, ceza mı? İlk olarak ortada bir şey varsa, onun bir sebebi vardır gerçeğini görmek gerekiyor.. Tabi zihin dünyasında geçirdiğiniz vakit gerçek dünyada geçirdiğinizden fazlaysa, derinlere dalarken oksijen tüpünüzü taktığınızdan emin olun..

Peki ben bu yaraya niye dokundum? Bu yara neden görünmek istedi? İki gündür sindirmeye çalıştığım şey ne biliyor musunuz, boşu boşunaymış, boşu boşuna.. Tek başıma kırgınlıklarımı anlatmış, avazım çıktığı kadar kırılıyorum diye bağırmışım.. Ben bağırdıkça karşımdakinin dünyasında sesim giderek kısılmaya başlamış, duyulmamış, zaten duymaya tenezzül edilmemiş.. Ya sonrasında yaşadıklarım; kırgınlıklarım, gözyaşlarım. ya kalp kırgınlığım o da gırtlağıma kadar gelmişti nefes almamı engelliyordu. Meğer boşunaymış. ”elimden geleni yaptım vicdanım rahat” işte bu kelimeler, bu cümle benim yaşadığım tüm kırgınlıkların, dökülen gözyaşlarımın görmüyorsun duymuyorsun anlamıyorsun çırpınışlarımın aslında sebebi. Evet gerçekten anlaşılmamışım daha kırıcı olansa şu anlamaya çalışılmamışım bile..

Sadece bir an, bir an durup düşünülmemiş bile “ya bu kız gerçekten neye kırılmış” olabilir diye.. Hatta benim duygu ve düşüncelerim adına kendi içinde yapılan yoruma inanılmış, bir hüküm olarak elimden geleni yaptım dinleyip konu kapatılmış. Belki doğrusu budur. Yani bakıyorum da; kırgınlıklar, gözyaşları derken kendi dünyamdan, kendi zamanından, kendi enerjimden çalmışım ben.. Sen üzgünsün diye hayat durup yol vermiyor, kabul ediyorum bunu artık. Yine de insan birine değer veriyorsa bir an olsun onun gözünden bakmaz mı dünyaya, en azından denemez mi bunu. işte en çokta bunu sindirmeye gayret ediyorum..

Kalbim kırılmıştı ve anladım ki zaten hiç önemsenmemiş.. Sonrasında gelen sessizlikse çok başka yaşanmış iki dünyada.. ben nefes alamazken bile anlama çırpınışları içinde iyice boğulurken, diğer tarafta vicdanın verdiği rahatlıkla kadere terk edilmişim.. Olacağı varsa olur rahatlığıyla. O da doğru, olacağı varsa olur ama demezler mi ”kader gayrete aşıktır” diye. İnsan bazen kendi doğrusuna rağmen önem vermez mi karşısındakinin hissettiklerine.. Sizi bilmem ama ben çok önem veririm ve görüyorum ki çoğu zaman sadece ben çok önem veriyormuşum..

Şimdi daha iyi anlıyorum bunca yorgunluğumun ve kırgınlığımın sebebini, bunca kendime geç kalışlarımın sebebini.. Ben zaten hiç anlaşılmadığım bir yerde, hiç anlaşılmadığım bir dilde kendimi günlerce anlatmaya çabalamanın verdiği yorgunluğu belki de kendi kendime hak görmüşümdür gitmeyerek.. Kalarak ve çırpınarak en çok da ben kendimden çalmışımdır belki de.. E hayatta sen neye değer verirsen onu değerli kılar, ben onları değerli kıldım hayatta onları..

İşte zihin haritamın bir parçası daha kustu kendini.. Gördüm onu, anladım.. Sevdiğimden beklerken anlaşılmayı, duyulmayı meğer en çokta görmezden geldiğim gerçek buymuş.. Sevince aldığım sorumluluğu, yaptığım, fedakarlıkları, merkezime koyduğum önceliği kendimden sakınışımı.. Dünyaya kırıldım diye haykırırken; korkma ben varım, halledeceğiz, bir ayağım eşikte değil benim güvenini beklerken bu haykırma sonucunda tam tersi olmuş.. Sımsıkı tuttuğum el en gevşek haliyle durmuş orada.. Bir an tökezledim, yere düşmemek için elimi açtığımda elimden kayıp gidişinde anlamam gerekenin acısını yeni fark ediyorum..

O yüzden kırgınlıklarımı değil, kendine gel çığlıklarını atıyorum bugün içimden dünyaya.. Duygularımdan bahsetmenin korkutucu olmadığını, gözyaşlarımın zayıflık olmadığını, kaygılarımın kökünün aslında beni yaralanmaktan koruduğunu daha iyi anlamaya başladım.. Buydu, benim seviyorum naralarım arasından görünün gölgeli ışığın anlaşılmasını beklediğim parçası buydu, buymuş.. Benden hep istedikleri gibi biri yaratmaya çalışmışlar; kimi zaman ailem, kimi zaman arkadaşlarım, kimi zamansa aşık olduğum adam.. Hem de benim olmayacağımı bildikleri halde, onlara olan sevgimi bana kalkan yapıp bunu benden istemişler, denemişler, vermeyince de o sevgiden kırmayı seçmişler.. Her zaman değil, herkes değil, ama denemişler.. Bense yıllar içerisinde fırtınalar arasında dik dursam da, savrulduğum zamanlarda buna boyun eğmişim. İşte kaybolmak orada başlamış, bana uymayan kıyafeti giyerek kendimi güvende hissetmeye çalışmışım..

Anlatmışım ya; güvende nasıl hissedeceğimi, neyin beni kıracağını, kırgınlıklar olur elbet o zaman da nasıl gönlümün hemen yumuşayacağını, neye kime nazlandığımı, bu nazlanışın sevgi dilimin parçası oluşunu.. Beni zor oluşuma, kaygılı oluşuma, sürekli sınırlarda gezen oluşuma öyle ikna etmişler ki sonunda kırılmaktan yorgun düşmüşüm ve ikna olmuşum.. Hayır efendim, hayır! Ben ne istediğimi biliyorum, ben bir eli tuttuğumda sorumluluğunu sadakatle güvenle alıyorum, ben duygusal ve zor konuşmalar yapmaktan kaçmıyor korkmuyorum. Zorlandığım, hata yaptığım, kırdığım, bazen zorladığım zamanlar oluyor insanım ya ben de netice de.. Ama yok bir şey istediğim de illa karşılığı olursa yapılır, beni mutlu edip etmemesi, güvende hissettirip hissettirmemesi önemli olmamış ki..

Ben artık ne istediğimi bilmekle kalmayacağım. Biliyorum, kendime ve niyetime güveniyorum. En önemlisi de bunu dile getirmekten korkmuyorum artık.. Aman aramız bozulmasın, aman ağzımızın tadı kaçmasın, aman kaybetmeyelim, aman çabalar emekler boşa gitmesin diye diye yorulmuşum.. O ağız tadı da bozulacak olsa, emekler de boşa çıkacak olsa, hatta kaybedecekte olsam artık çocuk kalbimin sevgisinden şüphe etmeyeceğim. Artık yaralarımı görmezden gelmeyeceğim. Çünkü ben zamana ve kadere terk edilen değil, kaderinde olması için gayret edilen ve zamanı yatırım olarak verecekleri kadar kıymetliyim..

O yüzden bu bir KENDİNE GEL seslenişidir sevgili kızım.. Toprağı havalandırmak, kök salacak güçlü tohumlarla köksüz medeniyetimi daha sağlam inşa etmek, medeniyetimin layık olduğu güneşin doğmak için kendimden çalmayacağım artık.. Benden çalınmasına da izin vermeyeceğim.. Ben beni anlattım, tanıyorum seni demeler, kelimelerle sevmeler anladığınız göstermedi.. Bizi biz yapan sözlerimizden çok davranışlarımızdır, demiş Platon.. Ve Aurelius ekler; sana ait olmayanın peşinden koştuğunda, gerçekten sana ait olanı yitirirsin ve küçük şeylere hak ettiklerinden fazla zaman ayırmamak daha iyidir, diye..

Beni zamana ve kadere bırakıp bekleyene değil, zamanı ve kaderi benimle yaşamayı seçen herkese ve her şeye varım.. Sessiz kalarak geri çekilip hemen bitişleri kabullenene değil, ben buradayım diyerek elimi tutana ve bunun bilinciyle yaşamayı seçene varım.. Kimi zaman anlaşılmayı bekleyen çocuksu kalbimi görmezden gelenlere değil, gülümseyen gözlerle bunu baş tacı yapana varım.. Sesimi, sözümü, anlaşılmayı bekleyen kırgınlıklarımı yok sayana ve zor konuşmalardan yapmaktan kaçana değil, zorluklara rağmen dimdik durabilene varım diyorum..

Ben artık kalbime, sevgime, emeğime, zamanıma, neşeme bunların yanında kırgınlıklarıma, kaygılarıma, korkularıma değer verip anlayana ve değer katana tüm kalbimle korkmadan, kaçmadan hoş geldin diyen olmayı seçiyorum..

Peki ya sen; sınırlar çizip, duvarlar örüp görmezden gelmeyi mi seçensin yoksa kalbinin sevgiyle çarpmasına cesaretle ve sorumluluk alarak varım demeyi mi seçensin?

..SEVGİLERİMLE..

Yorumlar

Yorum bırakın