
Anlamak, sınırlarının içine almak demekmiş. Ve insanın belki de cehennemden kaçmasına gerek yoktur, belki de insanın cenneti aramasına da gerek yoktur.. Belki de bazen insanın anlaması gereken tek şey, anlayışsızlığını yok etmesidir..
Korku çürümüş sevgi, sevgiyse yücelmiş korkuymuş.. Korkmuştum.. Özlüyorum dese de yine kıracak, seviyorum dese de yine yaralayacak, kıyamadığım dese de yine bir ayağı eşikte duracak ve gidecek diye.. Nitekim öyle oldu, korkularımı ve yaralarımı haklı çıkardı.. Oysa ben haklı çıkmak istemedim. Güvenmek ve inanmak istedim sadece.. İnsan ne ister? İnsan ilişkilerden, kariyerden, kısaca hayatın içinde olan her şeyden tam olarak ne ister?
Biri sana suya ihtiyacım var dediğinde ne yaparsın? Ona kahve mi verirsin, yemek mi ısmarlarsın, sofralar mı kurarsın? Bunları yap, içinden geliyorsa yap, yapmak göstermektir içindeki değeri.. Lakin suya ihtiyacı olan birine bunları verip, kişi ”ama benim susuzluğum giderilmedi ki” diyorsa o zaman da köşene çekilip ben her şeyi yaptım o bunu görmedi diye karşındakini suçlayıp kendi vicdanını gölgelerle rahat ettiremezsin.. Hele de karşındaki ihtiyacım var demeyi yeni öğrendiyse, bunu sana gösterme cesareti gösterdiyse sen bunu anlamak yerine kenara çekiliyorsan tebrikler.. Ne susuzluk giderilir, ne de sen veremediğin gerçek değerin varlığını hissedersin..
Son ilişkim bana çok şey öğretmekle kalmadı, bana aşkı hatırlatmakla yetinmedi, bana gerçekten ne istediğim ve kim olduğum sorusunu çok sert bir gerçeklikle göstererek sesli bir şekilde sordu.. Hep temelde; güven, şeffaflık, saygı, hayranlık, yoğun sevgi istediğimi söylesem bile bunların gösterilme şekilleriyle ilgili de bekleyişlerim varmış, onlar da görünür oldu.. Hep ”dünyaya meydan okuyacağım masalsı bir aşk yaşamak istiyorum” demişim. Öyle ki bu aslında tam olarak; sokaklarda dans edebilmek, her an birbirimize hayranlıkla bakabilmek, ne bileyim hayatımızdaki diğer insanlarla ilgili dedikodular yapabilmek, birbirimize en karanlık sırlarımızı ifşa etmek ve bundan korkmamak, uyanınca ve uyumadan hemen önce ilk akla gelen olmak, her konu da ilk öncelik olmak, bir seçim yapılırken içten gelerek iki kişi olarak düşünmek..
Bunlar ve bunların görünür olduğu köklü bir bir olma, biz olma hali.. Bir de karşı tarafın beklenti, istek ve elbette geçmişten getirdiği korkular ve yaraları var.. İşte kritik nokta şu; iki kişinin de dansa gönüllü ve sorumluluk alarak katılmayı seçmesi.. Burada kalpten istemek, sorumluluğunu almaya niyetli olmak kıymetli. Çünkü hayat kimi zaman hiç duymadığımız müziği çalabilir, kimi zaman müziğin sesini kısabilir, kimi zamansa adımların karışmasına neden olacak şarkıları ardın sıra çalabilir.. Müzik değiştiğinde de dansa gönüllü olabilecek misin yoksa bunu bahane edip sahneden mi ineceksin?
İşte anlamak bu yüzden kendi sınırlarını da açmak, aşmak demek aslında.. İhanete uğramış, verdiğin sır seni vurmuş ve güvenini temelden sarmış olabilir. Ya hayat sana bu yaralarını görecek, bunlara değer verecek ve seni buradan vurmak yerine buralardan sevip sarmalayacak kişiyi çıkardıysa karşına? Eski yaraların yarattığı savunma haliyle kaybedersen onu hayat sana ne der peki? ”Madem sen hala yaralarınla seçiyorsun o zaman ben de o yaraları kanatacak olanı vereyim..” Hayat der, demeyi sever, niyeti kırıp dökmek değildir sana seni aynalamaktır. Lakin niyet iyi de olsa insanın kırıldığı gerçeğini değiştirmeye bilir. İşte bazen önemli olan niyetten çok gösterdiğimiz eylemler, bu eylemlerin yarattığı sonuçlar ve nihayetinde o sonuçlara göğüs germe sorumluluğunu almaktır. Niyetim iyi diyerek çekilirsen köşene, görmezden gelirsen yarattığın etkileri, önemsemezsen sonuçları kendi dünyanda korkularla dolu kalende duvarlarınla yaşamaya devam edersin..
Başkalarının yarattığı yaraların faturasını kesersen sana gönülden davranmaya çalışana işte o zaman hayat girer devreye. Sen anlamazsın bile.. Ben sadece konuşulan paylaşılan anlarda değil, susulan zamanlarda da kaygıların korkuların yaraların sesi çıktığı zamanlarda da sadakat gösteriyorsam sadakat beklerim.. Sevgimi sakınmıyorsam en zor zamanlarda, bir fırtına çıktığında sevgiyle sarmalanmak isterim.. Ben haykırmaktan korkmuyorsam dünyaya, sesi gür çıkan birinin dudaklarından duymak isterim bana olan aşkını..
Anlamak, her koşulda kolay olmasa da en azından anlayabilmek kişinin ihtiyacı olanın su olduğunu işte sevgiyi o zaman kökten besler hayat.. Hele de susuzluk kalkarsa ortadan, işte o zaman sunulan ziyafetin, kahveyle uyandırılan sabahların tadı da bir başka olur paylaşanla.. Ve hayat kıssa da müziğin sesini zaman zaman dans hiç durmaz, hiç bitmez o zaman.. Çünkü kalpler yavaş yavaş, emek emek, kök sala sala oluşturmaya başlamıştır kendi ritmini.. Ah o ritimler hayatı keşfetmeye sebep olacak bir yolculuğunda adımlarını oluşturur..
Biliyorum yaralarımız var, biliyorum bu yaraları tetikleyenler var, biliyorum kırılan yerden inanmak kırılmadan önce inanmak kadar kolay değil, biliyorum zamanla ördüğün duvarlar seni hayata karşı korumuş gibi görünüyor olabilir.. Ben o tarafları biliyorum.. Bilmeye, öğrenmeye başladığım bir başka taraf daha var; bazen kırılmak içeride kalan hapsolmuş güzelliklerin yeşermesi için gereklidir ve şans verirsen girer ışık içeriye, bazen güvenini yaralayanların hepsinin toplamından ağır basacak tek bir kişi çıkar karşına ve teşekkür edersin güvenini yıkanlara daha da derinden güvenmeni sağladıkları için.. Ve bazen hayat seni anladığını fısıldarcasına Manifest’ten yada Edis’ten bir şarkı çalar, o an sen de anlarsın doğru zaman doğru yer doğru kişiyle dans ettiğini.. Tabi görmeye, anlamaya, sevmeye kalbini açacak kadar cesursan..
Şimdi kaldır kafanı, aç kulaklarını bir bak bakalım hayata, hayatın sana fısıldadığı müziği duyabiliyor musun? En önemlisi duymayı istiyor ve buna cesaret edebiliyor musun?
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın