
Aslında bugün pek yazmayacaktım. Çünkü yeni yıla kırgınlıkları yazmaktan çok o kırgınlıkları iyileştirmeyi, kadim krallığımın toprağını havalandırmayı düşleyerek girmiştim.. Eski bir hikaye yine kalbimi kırmayı seçtiği için, vedalaşmam gereken bir hayalet yine hayal kırıklığı yarattığı için bunu biraz sindirmeyi istedim. Kendime, kalbime zaman verip öyle konuşacaktım sizinle. O sindirme anlarımı yazacaktım. Çünkü geçen yıllar içinde her an, kalbimi açtığım her hikaye izler, yaralar, kırgınlıklar bıraktı.. Bu sene hayatın getirdiği her ana, hikayeme dahil olan her insana, yaşadığım her güne bir gülümsemeyle eşlik edeceğime söz verdim kendime..
Tabi hayat her an gülümsemek istesek de o konularda bizim kontrolümüzde değil. Bazen bir umut yeşerdi sanıyoruz o hayal kırıklığına dönüşebiliyor, bazen bir hevesle giyinip süslendiğimiz gün yine birisi o günü kursağınızda bırakmayı seçebiliyor, ve bazen de biz sabaha heyecanla telefona sarıldığımız konuşmanın sonunda aynı yerden vurulabiliyoruz.. İşte 2026 yılı başlayalı daha 8 gün olmuşken, hatta yeni yıl bir hediyeyle, benim küçük mucizem diye içimden şükrettiğim bir telefonla gelmişken bugün 8’inci güne gözyaşıyla başladım.. Yeni felsefem şuydu; ”gün kötü başlayabilir yine de öyle bitmek zorunda değil, iyi başlayabilir ve daha da iyi bitebilir..”
Bugün biraz dağınık anlatayım siz toparlayın olur mu, çünkü bugün biraz dağınık başladım güne.. İhtiyacım var demeyi yeni yeni öğreniyorum, ve diyorum ki bugün ihtiyacım var anlaşılmaya.. Dilerim hayat yeni öğrenmeye başladığım yerden kırıp beni daha da duvar örmeye itmez.. İterse de canı sağ olsun, artık olmayanlarla savaşmaya gücüm yok..
Bugün sevdiğim bir arkadaşım dedesini kaybetmiş. Dimdik dedi, dimdik gitti ve tam 7 kere kalbi durdu, 11 numaralı odada dedi.. Şimdi tabi 7, 11 ne alaka gibi dursa da sayılar, kelimeler ve daha bir çok şeyle hayatın benimle bizimle konuştuğuna inanan bir ben olduğunu hatırlayın.. Aslında arkadaşımın yasına bir şarkı yazarak yanındayım demek isterdim, çünkü o benim yasıma bir şarkı yazacak kadar bestekar. Bense hikaye anlatıcısıyım işte.. Kafiyelere dökmek onun işi, hikayesini anlatmaksa benim.. Onun acısı benim bir buçuk ay önceki kayıplarımın yarasına dokundu..
Sevdiğim birine demiştim ki 3 ay boyunca niye bekledin, o da bana 3 ay uzun bir süre değil ki demişti. O zaman için uzun demiştim, 3 ay uzun. Anlayamamıştım onun sevmek ve sevilmek için bu kadar bekleyişini. Şimdi anlıyorum, çünkü ben sevmek, sevilmek, bunu göstermek için 3 ay değil 3 saniye beklemem bekleyemem.. Çünkü hayat bana beklemek için çokta uzun olmadığını arkadaşlarımı, aile büyüklerimi ve köpeklerimi ardın sıra alarak göstermişti. Aynı yerden bakmıyorduk zamana ve hayata.. Benim atmosferimde zaman kolay kolay insanın lehine işleyen bir şey değildi.. Bugün bunu bir kere daha anladım.. Başka şeyleri de anladım bunun yanında..
Sadece düğün gününde değil, sadece günün kolay geçtiği anlarda değil, ortada bir sorun yokken değil ya da sıradan anlarda da değil.. Zor zamanlarda, kötü anlarda, en içinden çıkılmaz günlerde yan yana olmak olabilmektir en derin bağların oluştuğu anlar.. Ben iyi bir insan mıyım bilmiyorum, bildiğim şeyse kimseyi yarı yolda bırakmadığım. Zor zamanında tam da orada olduğum, kendim paramparçayken sevdiğim kişinin savaşından kaçmadığım, fırtınadan korkmadığım.. Bunu bugün bir kere daha anladım aslında.. Sevdiklerimin için kim olduğum, ne ifade ettiğim ve en önemlisi benim kim olmayı seçtiğim..
Bazen kalp acımdan yanımdakileri göremeyecek kadar kör olabiliyorum. Bazen bir hayaletin varlığını hissederken, canlı kanlı hayatımda olanları göremeyebiliyorum. Benimde kusurlarımdan biri budur belki.. Her şeyi herkesi hayatımın bir parçası yapmaya çabalamam. Halbuki çırpınmama gerek kalmadan oluşan derin bağlara sahibim. Bugün kendi acısını benimle paylaşmak için arayan dostum. Bundan bir buçuk ay önce de nasılsın diye aradığında benim de aynı acıyı yaşadığımı öğrenmişti. Sadece benimle konuşmak istediği için aradığı gün yaşadığım en zor günlerden biriydi. Ve o, o gün mesafelere rağmen yanımda olmayı seçendi..
Hayat sevdiklerini ertelemeye gelmez lafı yüzyıllardır söylenir. Ve bu gerçeği sadece gerçekten orada olanlar bilir.. Hayatımızda önemli olan, en önceliklidir. Ve ben bugün bir şeyi kabullenme sözü verdim kendime.. Hepimizin elbette öncelikleri farklı; kiminin aile, kimin iş, kiminin sevgilisi, kimin eğitimi, kiminin sadece kendisi.. Ve kimse haksız değil, yanlış değil. Benim için öncelikli olan hep sevdiğim insanlar oldu, hayatımın her anında.. Uzun bir zaman herkesin öyle olmalı gibi bir inancım da oldu. Tabi bu keskinlik haksız olduğum bir konuymuş, hayatın vura vura öğrettiği bir gerçekti bu.. İşte benim bir huyum da bu; her ne kadar burnumun dikine giden biri olsam da, ”hata yaptık İsmet” diyerek bir adım geri atıp hatasını daha büyük bir zaferle düzeltebilen bir Ata’nın izinde olmaya gayret eden bir küçük kız çocuğuyum..
Hepimizin öncelikleri farklı olabilir, hatta gün gün ya da zaman zaman değişebilir de bu öncelikler.. Ama bazı şeyler net, ve önemli.. Anlamaya çalışmak, zor anlarda orada olmak, sevgimi zamana bırakmamak, hata yapsam da telafi etmek, kırsam da kırgın uyumasına izin vermemek, aynı yerden incitmemeye gayret etmek ve bunun gibi bir sürü şey..
Bugün güne kendimle kalmak üzere, hayatımda merkezimde olması için çırpındığım hayaleti artık serbest bırakmak zamanı diyerek, hayatımda olmamayı seçenlerle vedalaşmak için kendi mabedime gitmek için uyandığım bir sabahtı.. Uyandım, limonlu suyumu içtim, duşumu aldım ve kremlendim, yılbaşı hediyemi giyindim, yağmurun dinmesini bekledim biraz.. O ara bir sıcak kahve alıp yağmuru izlerken müzik dinledim, düşündüm.. Tam yağmur yerini belli belirsiz güneşe bıraktığı an arkadaşım aradı ve onun için zor bir gün olduğunu söyledi.. Onunla da aramızda kilometreler vardı, ama o acısını benimle paylaşmayı seçti.. Beni seçti, yanında olmam için. Hem de ben kendi dünyamda bambaşka bir karanlığın tam ortasındayken..
Telefonun kapanmasıyla yağmurun dinmesi bir oldu.. Bir ayağım eşikteydi, Çıkabilirdim, kendi dünyamı ve kendi kırgınlığımı yaşamayı seçebilirdim. Olmadı, çünkü birini sevmek birine değer vermek birine kıymet vermek lafla sözle olacak iş değildi.. Anladım! Çıksam, arkadaşım değersiz hissetmezdi elbette. Onların gönlüne ektiğim sevgi tohumunun kök salmasına izin verdikleri için orada olmayı seçmişlerdi. Benim sevgimi değerimi sadakatimi bu yüzden sorgulamaz, hatta onlara sırt dönmeyeceğimi bilirlerdi. Bu bilme haline karşı ben de onların hiç gitmeyeceğinden, sevgilerinden emindim. Çünkü derin bağ ile kurulmuş sevgide şüphe yoktur.. Bu şüphe durumu sadece sadakatle ilgili değil.
Gitmeyeceklerini bilmek, en karanlık günlerinde orada olacaklarını bilmek, yutkunamadığın nefes alamadığın anlarda nefes olacaklarını bilmek.. Geçen sene kırıldığım bir konu da buydu, ben düştüğümde orada olmayı seçen değil de ortadan kaybolmayı sessiz kalmayı seçen birini, en çokta o birini beklemiştim.. Çünkü ben dünyayla bağımı kalbimle kurandım. Hesapsız, kitapsız, sadakatle, güvenle, aşkla.. Ve hayat bana bu bağın kıymetini fısıldadı bugün o telefonla..
Uyanır uyanmaz bir hayaletin sevgisini, beklemek yerine zamanın iplerini eline almasını, sevgimize kıymetimize yürekten sahip çıkacağını göstermesini bekleyerek telefona baksam da bugün o telefona gelen arama bir hayaletten değildi. Ama derin bağ kurulmuş olan sevginin fısıltısıydı.. Gerçek şuydu; ben o derin bağı sevdiğim kişiyle kurduğuma olan inancımla bizzat ondan beklerken o hayalet kalmayı seçendi, fakat sevgi baki olduğunu gösterdi, hayatımda olduğunu gösterdi, ve bugün hayat bana sevgiyi bir hayaletten fazlasıyla paylaşmaya layık olduğumu hatırlattı..
Dün yürüyüşte kedileri beslerken bana eşlik eden küçük bir kız çocuğunun, gülümsemeyle bana teşekkür edişini de paylaşmak istediğimdi. Bugün kırgın uyandığımı paylaşmak istediğim de. Ama o sessizce hayalet kalmayı seçendi, bense gürül gürül paylaşmayı seven.. Şimdi bugün olan şey bir gerçeği daha hatırlattı.. Kızmadan, kırgınlıkların kaygısına kapılmadan, telafisiz yaralar açmış olsa da suçlamadan kendi yönümde yürümem gerektiğini.. Yeterince kavga ettik, yeterince sessizliği seçtik ve yeteri kadar hayatın zamanın bizim üzerimizde hüküm kurmasına izin verdik.. Benim dünyamda, benim yaşadığım hikayelerle önemli olan öncelik sevgi.. Ve bunun böyle kalması için her gün sevgiyi, sadakati seçmeye devam edeceğim..
Zor zamanlar, fırtınalar, çözümsüz problemler, çözümü zaman alacak sorunlar, karanlıkta nefessiz kalınacak durumlar, anlaşmazlık olacak elbet.. Bunun yanında da güneşli günler, denizde yüzülen tatiller, arabalarda dans edilerek söylenen şarkılar, sokakta edilen danslar, cesurca yaşanan aşklar, kök salıp derine işleyen sevgiler de olacak.. Ve ben her zamanki gibi sadece ışıkta değil, karanlıkta da orada olacağım. Ben sadece sakin anlarda değil, fırtına çıktığında da elini sımsıkı tutacağım.. Yeni yılda tek bir farkla; aynı şekilde yolu benimle yürümeyi seçenlerle, sevgimi görenlerle, hatalarımı bana bıçak olarak döndürenlerle değil hatalarıma rağmen beni sevmekten vazgeçmeyenlerle.. Çünkü ben vazgeçmedim, pes etmedim, kaçmadım..
Bugün hayat bana yılbaşı gecesindeki mucizeyi yeniden hatırlattı.. Az kalsın kalp kırıklığıyla sitem edeceğim anda hem de.. Az kalsın yine direksiyonu kalbimin sevgisi değil, zihnimin kaygıları ele geçirecekken.. Ben çok güzel sevildiğimi, gerçekten kıymet verildiğimi, hayatıma senin gibi biri bir daha girilmez cümlesini hak ettiğimi hatırladım. Biliyorum ara sıra bunları duysam da eylemlerde de hemen görmeyi beklediğim için bazen hırçınlaşıyorum.. Ve bu hırçınlık sevgimi gölgeleyip kaygılarımı ortaya çıkarabiliyor. Tabi o an belki de en çok sevdiğini söyleyen kişinin susmasını değil daha da sevmesini bekliyorumdur.. Ama hırçınlık işte, ne yapalım hepimizin bir yarası var, kimi zaman en sevdiği görsün istediği yaralar..
İşte bu yüzden bazen, bazendir.. Bazen yorulur insan, görmez neyin değerli olduğunu, sevse de duramaz bazen sırf sevdiği için duramaz hatta.. İşte bugün bir yas haberi bana hayatın her an sevdiklerimizle doya doya sarılmamız gerektiğini hatırlattı.. Bir zaman önce olsa hayat kısa, beni çok kırdınız gerek var mıydı yaralı bir çocuğun kalbini yaralamaya der. Küskün bir çocuk edasıyla sitem ederdim size.. Bugün öyle yapmayacağım. Çünkü hayat kısa. Hayat kırgınlıklarımızla, sevdiğimizi sesli söylemek yerine susmakla, değerli gördüklerimizi kadere teslim etmekle, habire haklı çıkmak için çırpınmakla geçemeyecek kadar da güzel..
Teşekkür ederim sevgili dostum yasını benimle paylaştığın için.. Bazen, sadece bazendir.. O bazenler içinde kim olduğumuzu geçmiş korkularımıza, yaralarımıza, kaygılarımıza dayanarak seçiyoruz işte.. O yüzden bugüne bir şans verelim diye yazdım.. Bugüne bir mucize fısıldayalım diye yazdım.. O yüzden ben bugün kalbimin sevgisini bana hatırlatan hayata bir iz bırakmak için uzun uzun yazdım..
Teşekkür ederim.. Bugün ayın 8’i, her şeye de anlam yükleme demeyin.. Bugüne bir küçük şans verin.. Kim bilir belki hayat hiç beklemeden gelen hediyeyi, yeni yılın gecesinde gerçekleşen mucizeyi bugün de vermek için bir sebep yaratır.. Kim bilir, belki de bugün bir mucize daha olur..
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın