
Dün zor bir gündü benim için.. Yazmadım, kimseyle konuşmadım, anlatmadım da. Geceye kadar kendimle kaldım, düşündüm.. Zaten ne zaman gerçekten zor bir gün geçirsem genelde yalnız geçiririm.. Yakın bir zamana kadar içten içe bu beni kırsa da üzerinde çok durmazdım.. Halledilebilirse hallolur, değilse bir yol bulunur, en kötü ihtimalle dağınık kalırdı.. Peki niye, niye zaten zor bir gün geçirirken bunu dile getirmek yaşanılandan daha zor gelirdi ki? Çünkü hep böyle olmuştu, hep kendim halletmiştim, ”sen güçlüsün” cümlesinin ağırlığını taşımakla sorumlu hissederdim..
Peki ya kırgınlık? Kırıldığım için beklediğim özürler, telafiler, en azından bir pişmanlık esintisi? Gelmezdi. Gelen de tam zamanında gelmezdi.. Ya daha derinden kırıldığımda, ya vazgeçtiğimde ya da anlamı kalmadığında gelirdi kimi zaman..
Sevgi diliyle, anlatma anlaşılma dili bir midir mesela insanın? Birini sevme şeklimizle, kendimizi ifade ediş şeklimiz mesela? Benim sevgi dilimin en temelinde; güven, şeffaflık, sadakat, empati, anlar yaratmak, anılar biriktirmek, küçük oyunlarla rutinler oluşturmak.. Peki ya kendimi ifade ediş dilim? Mesela bir şey aklıma takıldığında onu hemen çözmem gerek, yoksa zihnimde inanılmaz bir rahatsızlık yaratır. Bir şey beni kırdığında isterim ki görülsün, telafi edilsin ve mümkünse artık kırılmasın aynı yerden. Anlaşılmazsa, görülmez duyulmazsa o kırgınlığım hırçınlığa dönüşür anlatışım. Neden? Çünkü anladım ki; birincisi kırılganlığımı göstermek zayıflıktı inancımdan dolayı karşımdakine bu zayıflığımı gösterdiğim için anında gardımı alma ihtiyacı duyuyorum. Ve anladım ki birine kırılacak derecede değer verdiğimde bu değere kıymet vermeli..
İçimde birikmiş; telafisi edilmemiş kırgınlıklar, kursağımı doldurmuş heves kırıklıkları, görülmemiş hayal kırıklıkları, gerçekleşmemiş planlar, yarım kalmış sevgiler.. Kimi zaman içinden geçmişim, kimi zaman üstünden atlamışım, kimi zaman içinde öyle kalmışım ki kendiliğinden durulmuş olaylar.. Her yaşım, yaş aldıkça her yaşadıklarım bir şeyler getirmiş ancak birçok şey götürmüş benden.. Benden geriye kalanlar bu, bu kadar aslında son dönemlerde.. Tek başıma geçmişin hayaletleri, geleceğin kaygan zeminleri arasında bugünümden nefes almaya çalışmak çırpınışlarım başlamış..
Küçük jestler, tatlı sözler, bir fincan kahveye tav olan gönlümü paramparça eden ne? Edebilmeye kıyan kim? Büyürken öğrendiklerimiz, yaşarken edindiklerimiz bugünümüzü bu denli etkilerle kurban etmek gerekir mi güzellikleri, aşkı, sevgiyi, neşeyi?
Ben bugün başlıyorum.. Ben bugün kendime kocaman bir meydan okuyorum. Ben bu diyete pazartesiyi beklemeden adım atıyorum.. Çünkü yıllar evvel kendime verdiğim bir sözün fısıltısı ilişti dün kulağıma.. Zor günlerimi tek başıma yaşamayı, anlaşılmak için uzun uzun cümlelerle kendimi yormayı, kırılmış olmama rağmen karşımdakinin pişman olmasını bile görmeden hadi hemen çözelim diyerek kırgınlığıma haksızlık yapmayı, en ufacık şeyde yumuşayan yüzüme bakıp hiçbir şey yokmuş yapmamış gibi davranılmasını artık kabul etmiyorum.. Ben hem kırılganım hem güçlü.. Ben hem uzun uzun yazarım hem de susarım kimi zaman.. Evet çok severim, öyle ki sadakatin ve sevginin sözlük anlamını hayatınızda yeniden yazdıracak kadar hem de.. İşte anladım k ben ne siyahım, ne beyaz.. Ne zayıfım, ne korkak.. Ne eksiğim ne fazla.. Ne yetersizim, ne de geç kaldım.. Hayır efendim, hayır!
Ben aileden miras, yaşadıklarımdan referanslarla konuşarak, seçimler yaparak, korkuları ve kaygıları öne koyarak yaşamayacağım artık.. Çünkü çocukken, büyüyorken seçemiyor olmam artık seçemeyeceğim anlamına gelmiyor.. Ben o fotoğrafların bantla değil çiviyle duvarlara takılmasını, ben özel günlerin hevesle kutlanılmasını, ben sosyal medyada paylaşımların düşünmeden sevinçle yapılmasını, yeniden bir sevme sevilme dili oluşturulmasını, suçlayarak değil anlayarak konuşulmasını, ve bunları yapan değil sadece bunları da yaşatılan olmayı seçiyorum..
Her diyetin reçetesinde peynir, zeytin, avokado, muz yazmıyor.. Bugünün reçetesinde; yapmak var, yapabilmeye gönüllü olmak var.. Bugünün reçetesinde biraz durmak, biraz gözlemlemek, biraz anlamak var.. Bununla da kalmayacak kadar devam eden bir reçete var.. Çırpınışların, bize öğretilen yanlış sevmelerin, anlaşılmak için boğaz patlatmalarının, görülmek için göze batan öfkelerin bugün paydos günü..
Sevmeye, geçinmeye gönlü olan ben buradayım diyebiliyor çünkü.. Anlamak, anlaşmak isteyen konuşmayı seçiyor çünkü.. Telafi etmek isteyen zamana falan bırakmıyor öyle.. Çözmek isteyen geri adım atıp beklemiyor, hadi diyor hadi. Yani sen yorulsan da, sussan da, bazen kaçmak istesen de diyor ki yok öyle tek başına halletmek artık ben varım.. Birlikte hallederiz.. Çünkü benim tüm çırpınışlarımın, anlaşılmak için avaz avaz bağırışlarımın, görü duy fark et dediğim kırgınlıklarımın bir değeri varmış.. Çokça bir kıymeti varmış.. Sevgimin, emeğimin, çırpınarak feda edişlerimin..
Gönlü olmayanın hep bir bahanesi var, hep bir meşguliyeti var.. Madem gerçeği istedin güzel kızım, madem en kıymet verdiğin şey hakikat.. O zaman hakikatini sana sunanı da olduğu gibi göreceksin. Gördüğünü kabul edeceksin. Ve dün olduğu gibi, en kötü günlerinde bile en şık olacaksın..
Yazıldığı kadar kolay değildir yaşamak.. Yaşarken düşersin, şaşarsın, bazen pes eder bazen devam edersin, kimi zaman anlamazsın, kimi zaman anladım dersin, kimi zaman anladıklarının tam bir yanılsama olduğunu fark edersin.. Hayatın cilvesi bu, ironisi bu, mizah anlayışı bu.. Kimi zaman güldürmese de esprisi bu hayatın.. Diyete başlamak bir adım, devam edebilmekse irade meselesi.. Sanırım bu kendinle oynadığın en zor satranç olacak.. Şimdiden başarılar diliyorum..
En zor anında, vazgeçmeye en yakın olduğun anda, hatta oyunu kaybettiğine neredeyse ikna olmaya yaklaştığın o anda bir şeyi hatırla istiyorum; kraliçenin son bir hamlesi daha olabileceğini..
,.SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın