..MASKELİ BALODA MASKESİZ KALMAK..

Bugün sindirmesi zor, hayata uygulamaya geçirmesi sindirmesinden de zor bir konuyu kahvemizin yanına eşlikçi yapacağız.. Kendimize ayna tutmakla kalmayacağız, geçmişimizin bugünümüzde olmak istemeyen ve artık ”beni bırak ve özgürleş” diyen yanlarımızı konuşacağız..

Öncelikle bir teşekkür etmekle başlamak istiyorum. İlişki konusunda bu kadar yaralanmış olmasaydım, beni bu denli tetikleyen biriyle yolum kesişmeseydi, kendimi izole ettiğim aylar içerisinden aşkın bana bir öpücükle merhaba demesine evet demeseydim, ya da aşk bir cesaretle beni öpmeseydi bugün bunları konuşuyor olur muyduk bilmiyorum. Bir şeyi biliyorum artık, her nasip vaktine esirmiş ve hayat eninde sonunda seni o aynanın karşına geçirecek yoldan yürütürmüş..

Bugün kaçmayacağız, zaten artık istesem de kaçamam. Hayat rüyalarıma kadar sızdı, yürüyüş yaptığım sokağa kadar geldi.. Kahvelerimiz hazırsa başlayalım..

Ben bu yaraları görüp iyileştirmeyi, kimi zaman yaranın içinde kalmayı, kimi zamansa bunu oyuna çevirmeyi seven de biriyim aynı zamanda.. Kendime yeni rutinler eklediğim son 1 aylık süreçte, zihin dehlizlerimin en karanlığına daldığım anlarda artık boğulmadan kalabilmeyi öğrenmeye başladım.. Kim bilir belki bu yaz yüzmeyi de öğrenirim.. 🙂

İlişkilerimde yaşadıklarımı dilimden geldiğince objektif aktarmaya da gayret ettim. Çünkü benim için şeffaflık en önemli konulardan birisi.. Sevgiye, sadakate, anlayışlı olmaya, güvene ve çözümcü yaklaşmaya öyle derin anlamlar yükledim ki karşımdaki insanlarında bunlara aynı derinlikte değer vermesini bekledim. Aynı zamanda sevgimin, sadakatimin, dürüstlüğümün hep kıymeti bilinir beklentisine girdim. Bir yandan bu çok insani bir şey, hele de günümüz insan ilişkilerine bakınca oldukça da kıymetli bir maden, bu beklentim gayet doğal. Doğal olmayan ve beni yaralayan kısım ise bunu karşımdakinden de beklemek.. Bu hem kendime hem karşımdakine haksızlıkmış.. Sert, acıtıcı ama gerçek..

Hepimiz aynı koşullarda büyümüyoruz, hepimiz sevgiyi güveni aynı derecede konumlandırmıyoruz hayatımızda. Kimimiz ihaneti affederken, ona ihanet etmeyecek olanı kırmayı seçebiliyor ve geçmişinin suçluğunu seven kişiden çıkarabiliyor. Kimimiz çok emek verdim diyerek yıpranmış olana tutunmayı seçebiliyor, kimimiz kolayca yoluna bakarken kimimiz ayakta bile durmakta zorlanabiliyor..

Mesela ben kendimi kaygılı bağlanma stiline sahip biri olarak nitelendirirdim. Ne büyük körlük aslında.. Sadece karşımızdaki insanlara değil, kendimize de etiketler koyup üzerine bir hayat inşa etmeye kalkıyoruz, sonra o inşa enkaza dönünce neye uğradığımızı ve kimi suçlayacağımızı şaşırıyoruz. Hangimiz suçlu bu durumda?

Hiçbirimiz. Ortada suçlunun ya da suçun olmaması bende bir sızı yaratsa da gerçeği isteyen biri olarak, gerçeğin gözüne bakma cesareti göstermeyi seçiyorum artık.. Kendimi her hücreme kadar irdelemeye kalkıştım, kendimden kaçmak kendime ihanet etmek olurdu. Kaçmadım, korkuyor olduğum anlarda bile kalmayı seçtim.. Aslında en temel halimizle küçük çocuklar misali bir parkta oyun arkadaşları arıyoruz, kendimizce birbirimizi uygun görüyor oyun oynamaya başlıyoruz..

Çok güzel bir soru duydum; partnerin seni tetiklediğinde ya olay seni huzursuz etmek değil de büyütmekse? Kırmızı çizgileri aşmış, ihanet etmeyi seçmiş, yalanı lisanı bellemiş insanlar için değil bu yazılar. Yalandan, ihanetten, iki yüzlülükten uzak kalarak seven sevmeyi başarabilenlerimiz için..

Duyduğum soru karşısında epey bir düşündüm; benim kaçtığım, korktuğum, zorladığım konular neler diye. Var mı diye sormadım, olay kendimizi kandırmak değil çünkü, kendimizle tertemiz bir şekilde yüzleşmek ve sarılmak.. Sadakatime, şeffaflığıma, gösterdiğim sevgiye çok güvendiğim için bu konularda en ufak bir sorgulama ya da en ufacık bir şüpheli yaklaşım beni anında tetikliyor mesela.. Bu tetiklenmeyse anında savunmaya geçiriyor beni. Olamaz diyorum, ben her kartımı açık oynarken kendimi her gün biraz daha ortaya koyarken bana haksızlık yapılıyormuş hissi veriyor aslında. Hele bir de karşımdaki zamanında güvenimi kırdıysa, ya da beni incitip hiçbir şey olmamış gibi davrandıysa hemen diyorum ki ”ben senin yaptıklarına rağmen sana güvenmeyi seçtim, önce kendi yaptıklarına bak sonra beni sorgula” modunu açıveriyorum.. Karşımda da anlayabilen, duyabilen birisi olmayınca ne benim çığlıklarım karşılık buluyor, ne sular duruluyor, ne de sorunlar çözüme kavuşuyor. Tam bir Meksika açmazı anlayacağınız..

Böyle çıplak bir şekilde sizinle konuşunca biraz içim ürperdi.. Kendimce haklılığım olsa da aslında anlıyorum ki zamanında incitilen yerden affetmiş olmam, kırgınlığımın geçmiş olduğu anlamına gelmiyormuş. Bunu böyle aktarmak yerine hiçbir şey olmamış gibi davranılmasına izin vermek, kendime haksızlıkmış. Ki zamanla karşımdan en ufacık bir sorgulamada da, ilgisizlikte de aslında o anki ben değil de geçmişte beni kırdığı halimdeki ben direksiyonu ele alıyormuş..

Tabi ben bu hale nasıl geldim, durduk yere olmadı ya. Neyse bunlar da bir haklı çıkma, haklılığım görülsün deme çırpınışı aslında.. Bense haklılıkla dikte edilen yerden, en acı yara benimkisi en çok benim derinliğim kıymetli gibi çığlıklardan azade bir yerden sevmek, sevilmek isteyenim.. Tez canlılığım, hayatla oyunlar oynamayı seven yönlerim, çocuksu neşem ve heyecanım çok keyifli anlar yaratsa da her sorun hemen çözülemeyebiliyormuş. Ya da herkes sorunlarını konuşarak çözemeyebiliyormuş. Hatta bazen çözüm için sadece bırakabilmeyi öğrenmek gerekiyormuş. Yani bazı kodlar en baştan yanlış yazıldıysa o kodun üzerinde günlerce çalışmış olan, emek vermiş olman, enerjini ve heyecanını ortaya koymuş olman kodun çalışmasını sağlamıyormuş.. Bazen harcanan zamanı, emeği, enerjiyi hiçe saymak zorunda kalıp en baştan başlamak gerekiyormuş..

Çok şükür, bir madenime daha sokulan çomağın yerini görebilmiş olmaya. Aslında en derinde, sevilmeyi, anlaşılmayı, değer görmeyi bekleyen küçük çocuklarız hepimiz. Kimimiz duyguları yok saymayı öğreniyor, kimimizse benim gibi derinlere dalmayı. Kimimiz bağlarının kök salmasını isterken kimimiz gününü yaşayıp geçmeyi kar sayıyor. Hayat bizi birbirimizle rastgele olaylar zincirinde karşılaştırdığında kimi zaman mutluluktan uyuyamadığımız geceler huzursuzluktan uyuyamadığımız gecelere de dönüşebiliyor.. Artık daha derinden hissediyorum, heyecanla ya da huzursuzlukla uykusuz kalınan her gecenin bir sabahı var.. Ve bazı sabahlar, gecesinden daha gerçek sevgilerle aydınlanabiliyor..

Ben bugün kendi yolumda, yolculuğumda derinimde görünmek isteyen bir madeni daha, üzerimden sıyrılmak isteyen bir maskeyi daha görmüş olmanın neşesini seçiyorum.. Meğer o küçük kız çocuğunun en derinlerde yatan bir ihtiyacı da buymuş, olduğu haliyle sevilmek ve görülmek.. Yaşamak yazmak kadar kolay değil. Farkına varmak anında dönüştürmek anlamına da gelmiyor çoğu zaman.. Aslına bakarsanız bu telaşı bile bize zorla kabul ettirmişler. Halbuki herkes kendi zamanını yaşıyor.. Yetişmeye çalışmak değil de, yolun ve yolculuğun tadını çıkarmaktır belki de bazılarımız için asıl mesele.. Ve ben bugün kendime bir adım daha yaklaşmanın tadını çıkaracağım..

Kim bilir belki bu seneki baharımız diğer baharlardan daha çiçekli olur. Kim bilir belki de bu bahar köksüz medeniyetimde kök salan ve rengarenk çiçekler açan bir bahar olur.. Ben bugün kendime bir adım daha yaklaştım, ve bu yolun hikayesine eşlik eden her kim varsa dilerim kendine bir adım daha yaklaşmanın sevgisini hisseder..

..SEVGİLERİMLE..

Yorumlar

Yorum bırakın