
Belki de ben güçlü bir kadın olmaktan ziyade, gücünü erken büyümek zorunda kalarak kazanmış biriyimdir.. Ve sevgiyi mücadele olarak öğrenmişimdir.. Bakıyorum da hayatımda olmayı seçenlere, hayatımda şuan olmasa bile benim için hala değerli olan bazı kişilere sevgi, güven, anlayış konularında mücadele ederek kazanılmamış bunlar. Bunlar karşılıklı emekle ve o emeği vermeye gönüllü olarak seçmekle inşa etmişiz.. Oysa ben her sevdiğimi yakınımda tutmak için nice çırpınışlara girerek kendimi kaybetmeyi göze almışım. İşte bu fedakarlık bedeli en ağır olanmış, hele de sonucunda değmeyecek olanlar için.. Ki zaten anladım, değecek olanların kendimi kaybetmeme izin vermeden hayatımda kalmayı seçen olduklarını.. Benim her yaşım, her yaşadıklarım ve her dönüşümümle sevenleri.. Başarılarımı başarısızlıklarımı, zaferlerim kadar yenilgilerimi de ne denli önemsediklerini..
Kim olduğumla baş başa kaldığım anlardan bu yana ilk defa bu kadar kendimi bulmaya yaklaşıyorum aslında.. Sanırım yeni yaş günümde, doğum günümde alacağım en güzel hediye bu olacak.. Yeni yaşıma sevgime, neşeme, enerjime kalbiyle eşlik etmeyi seçenlerle, aşkla ve bunlar için kendimi kaybetmek değil kendimi seçmem gerektiğini anlamamı sağlayanlarla gireceğim.. Benim güzel küçük kızım, seni bulmak için gitmediğim yol, dalmadığım derinlik, almadığım yara kalmamıştı. Yine de buna değdi çünkü sonunda gerçekten tanışacağız..
Güçlü olacağım, hiçbir şey yıkılmasın diye kontrol etmeye çalışmak, onca emek yitip gitmesin diye çırpınmak.. Kısaca tek başına kainatı omuzlayan Atlas misali, bir başımıza her şeyin altına girme mücadelesi.. Oysa her insan bir yaşamak için yaratılsaydı birbirimizle birlik olacağımız bir dünya var olur muydu? Bir olmak, birlik olmak, birbirimiz için al-ver diyebilmek ne kıymetli..
Kırgınlıkların, yıkılanların, enkazdan biraz olsun nefes almak için burnumu çıkarabilmiş olmanın sonunda az da olsun görebildim gerçeği. Gerçeğimi.. Gerçeğimde olanları, olduğunu sandığım illüzyonları, yanılsama yaratanları.. Her gün günün her anında bir hücremi daha, eskimiş ve iyi gelemeyen ama yıllar içinde kök salmış bir parçamı daha bırakmaya gayret ediyorum.. Hatta son dönemlerdeki en net başarım bu, bunlar.. Kendime, gerçekten ben olan yönlerime temas etme gayreti.. Her temas biraz daha sert, biraz daha yorucu olsa da günün sonunda bir oh çıkıyor göğsümden..
Hayat akıyor, zaman akıyor, dünya dönmeye devam ediyor. Hikayeler başlıyor, bitiyor. Bildiğimizi sandıklarımızla, alışılagelmiş davranışlarımızla, kendimizin sandığımız seçimlerimizle her gün bir şeyler inşa ediyoruz. Peki gerçekten yapan kim, yaptıran kim? Kafayı taktığım, yola çıktığım, merakımla yol aldığım konuların en net sorusu bunlar.. Peki sizin kendinizle baş başa kaldığınız, aynanızda gözünüzün içine bakmaya cesaret ettiğiniz bir şey var mı? Ya da en son ne zaman gerçekten bunu ben mi seçiyorum, alışkanlıklarım mı bana seçtiriyor sorusunu sordunuz?
İnsanların çoğunluğu sormaz, bakmaz, eşmez yaralarını. Onları da anlıyorum, eskiden öfkelenirdim bu anlama haline. Artık o öfkeden azade anlamaya gayret ediyorum. O derinlik karanlık, o derinlikte sahtelik yok, o derinlikte kendini kandıramayacağın kadar çıplaksın.. Yapmaya gayret edenlereyse kocaman sarılıp, bu dünyada yalnız değilsin sana inanan ve başaracağına güvenen bir ben var demek istiyorum. Çünkü ben inanıyorum; kalbiyle seven, emekleriyle güven inşa eden, kırmaktan imtina eden, incitmekten kaçınan, kısaca kendiyle derdi olan insana hayranım.. Ve artık bu hayranlığımı da yüksek sesle dile getirmenin kıymetine inanıyorum..
Her gün yeniden seçebiliriz. Hata yapmanın özgürlüğüyle, telafi etmenin samimiyetini her gün yeniden deneyebiliriz. Anladım ki; birisine sevilmek için ne yaparsan yap sevemiyorsa, verilen emeği görmeye açık değilse, ya da verileni gördüğü an hemen bir karşılık vermesi gerektiğini düşünüyorsa ve korkuyorsa, sen ne yaparsan yap ne verirsen ver o sadece kendi gördükleri kadarıyla anlayacaktır seni.. Kaygılara, korkulara, geçmişte yaşadığı hayal kırıklığına rağmen (rağmen diyorum bu önemli) görmeyi seçiyorsa en azından gayret ediyorsa işte o zaman da siz çırpınmasanız da görecektir zaten..
Kendimize zaman tanımakta gerekli.. Biz bir yola çıktığımızda, bir şeyler denemeye çalıştığımızda, bir sürecin içerisindeyken yanımızda mı durmayı seçiyorlar yoksa yükünüze daha da mı yük olmayı seçiyorlar.. Bu benim için özellikle son 1 yılda en net gördüğüm gerçekti, aynı zamanda en çok kaçtığım gerçekti.. Ben 10 yıllık emeğimi geride bırakmış, temelden bir düzen kurmak zorunda kalmış, bocaladığım, maddi manevi kayıplar yaşadığım bir süreçti.. Bunlara rağmen yanında olmayı, destek olmayı seçtiğimin gün geçtikçe bencilleştiğini, en çok ben dediğini, kırdığı üzdüğü yerden hiç pişmanlık duymadığını hatta daha da sert kırmaya devam ettiğini fark edemedim..
İşin içinde hem kendi hayatımın enkazı hem de özel hayatımın yarattığı hayal kırıklığı görüş alanımı tamamen karanlık bir hale getirmişti.. Sebebi olmadığım yaralarımın şifası olmak zorunda kaldım.. Bu yük öfkemi de, adaletsizliğin yarattığı kızdığında da arttırmıştı.. Görmeli, anlamalı beklentilerimde işin içine girince tam bir kişisel kaos evreninde kaybolmuştum.. Ve sonunda her zamanki gibi tek başıma ayağa kalkmam gereken kısmına geçmiştik hikayenin.. Hep öyleymiş, hep hikayenin sonunda prenses kendini kurtarmak zorunda kalan kısma geçiş yapmış hikayemde..
İşte bu hikayenin de sonuna geldik artık.. Çünkü prenses zaten her seferinde kendini kurtarmayı, bir yol bulmayı yeterince öğrendi.. Bu kız artık hikayesinin hem kurbanı, hem kahramanı olmak işini bıraktı.. Her gün yeniden ve yeniden kendi hikayesinin yazarı olmayı seçiyor.. Ve artık, kendi hikayemin telif haklarından vazgeçmeyeceğime dair kendime söz veriyorum..
Peki ya siz kendinize cesaretle sorduğunuzda; hikayenizin kurbanı mısınız, kahramanı mısınız yoksa yazarı mısınız?
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın