..HAYATLA OYUN OYNAMAK..

Hadi kahvelerinizi hazırlayın, bugün biraz da keyifli şeylerden konuşacağız.. Yani beni artık biliyorsunuz illa ki canımızı yakanlara, kalbimizi kıranlara taş atacağız çünkü gerçekler biraz da acıdır. Bizse bugün o acı tadı kahvemizle yumuşatacağız.. Bitter çikolata, kahve ikilisi tadında bir sohbet olacak anlayacağınız..

Öncelikle tam 24 gündür sessizlik içerisinde kendi üzerimde denemeler yaptığım, hayatı gözlemlemeye gayret ettiğim, okuduğum öğrendiğim her şeyi ayıklamaya gayret ettiğim birçok şeyin sonunda tohumları filizlenmeye başladı.. Ocak ayı toprağı havalandırma ayıydı benim için, kendime bir söz verdim ve ben bir söz verirsem onu tutarım.. Hep olduğum gibi tez canlılıkla, dürtülerimle, beni kanattıkları yaralarımla hareket etmek ve onları anlamak yerine durmak ve kendimi anlamakla geçen bir 24 gün.. Yani kökleri çocukluğumuza dayanan inançlarımız, tutumlarımız, yara ve travmalarımızın ışığında büyüyor ve bir hayat inşa ediyoruz. O yüzden bunları ayıklamak, ayıklarken kendi gerçeğini bulmak oldukça zor bir süreç biliyorum.. Kısaca o tarafı biliyorum, artık diğer tarafı da keşfediyorum. Aslında önemli olan nokta bu..

Öyle ki; geçmişin hayaleti yeniden ben buradayım dediğinde neredeyse ona kocaman sarılacak bende yarattığı enkazı tek başıma temizlemenin mücadelesini görmezden gelecektim. Öyle ki seviyorum cümlesine neredeyse inanacak yine o çocuksu heyecanımla koşa koşa kucak açacaktım. Neyse ki hayat benden önce davranıp gerçeği görmemi sağladı, gördüğümü anlamayı seçmekse benim payıma düşen kısmıydı.. Biliyorum kalbinize aldıklarınızın gerçekte kim olduklarını kabul etmek zor, hele de benim gibi kendi krallığının tahtına oturtacak kadar cüretkarsanız, daha da zor. Yine de işgale uğrayan topraklarımı önce zehirli ve çürümüş olan her şeyden arındırmak, sonra da köklü tohumlar ekmek için çok emek verdim.. Zaman zaman sevgim illüzyon yaratacak gibi olsa da toprağım, kalbim bana gerçeği usulca gösteriyor..

Öncelikle şu ayma halime, o halime beni getiren küçük rutinlere gelelim.. Her sabah gözümü açar açmaz limonlu suyumu içiyorum, köpeğimle hemen parka iniyorum, mini bir atıştırmayla midemi rahatlatıyorum, ardından duvar tenisiyle kendimle bir maç yapıp hemen eve gelip kahvemi demleyip oturuyorum ve başlıyorum yazmaya. Her yazdığımı yayınlamıyorum elbette, ya da her gün gülümseyerek inemiyorum parka. Zihin öyle köklü ve güçlü inançlara sahip ki, hele de benim ki gibi hiç durmayan bir dehlizle doluysa ohooo neler geliyor neler geçiyor o zihinden.. Olanlar, olmayanlar, olma ihtimali olan güzelliklerin ihtimal kısmını bile çirkinleştirenler, daha neler neler.. Burada da kendime bir küçük hile geliştirmeye başladım. Yüzümü yıkarken aynaya bakıyorum, gülümsüyorum ve aklımdan geçen düşüncelere açıklama yapmamaya, o düşüncelerle savaşmamaya gayret ediyorum.. Meğer sürekli kendimi açıklamaya çalışan, yanlış anlaşılmaktan çok korkan, yaptıklarımın değersiz görülmesinden ürken biriymişim..

Oysa yeni yıl bir hediye getirdiği gibi, bir mucizeyle geri sayım yaparak başladığı kadar bir gerçeği de hemen getiriverdi önüme.. Arkasını dönenin yarattığı boşluğa ve sebep olduğu acıya bile sadakat duyan bir ben var. İçimdeki sevgi bitmeden geçici olanlarla oyalanmayacak kadar kendini bilen bir ben var. Can acısından nefessiz kaldığım onca geceyi ağdalı bir sancıyla sabah ettiğim çok gün var.. Ve daha neler neler var. İşin özün sevgi, sadakat, güven konusunda karşımdaki ister kıymet bilsin ister bir çırpıda kıymetsiz kılsın sevgisine sadakatine sahip çıkan bir ben var.. İşte bu durum ben de iki şey yaratmış; ben yapabildiysem karşımdaki de yapmalı, ben kıymet bildiysem o da bilmeli.. Halbuki hayat öyle bir yer değil, her insan bir değil.. Bir diğeriyse karşımda bunu yapmamış olunmasına rağmen benim bunları yapmış olmanın kıymeti bilinsin istemek. Yahu kıymetini bilmediği gibi üzerine bir de kendi suçluluğunu bastırmak için kusur arayanlar var bu hayatta.. Sırf kendi kalbinin çirkinliğiyle yüzleşmemek için sendeki güzellikleri sorgulayıp, baktı çirkinlik bulamadı kendi çirkinliğini yansıtanlar var..

İşte bunu kabul etmek oldukça zordu.. Kendi yetersizliği, kendi değersizliği, kendi suçluluğu içinde ufacık bir pişmanlık duyabilse karşımızdaki içinde biriken irin yavaş yavaş akacak. Hepimizin yetersiz hissettiği, duygularının bir kısmından korkup kaçtığı konular durumlar oluyor. Eğer benim gibi derdi kendiyle olan biriyseniz yol uzun ve zor, biliyorum. Ama sonunda bir sabah uyandığınızda anlıyorsunuz ki herkes kendi hikayesinde yazdığı kadarıyla başrol oluyor. Bense artık kendi hikayemde hasır altına atılan, kaçılan, korkulan, yetersiz ve değersiz hissettirenleri geçmiş hikayelerde bırakmaya gayret ediyorum.

Bir insan bir şeyi devam ettirmek istiyorsan inanın bana zaten devam ettiriyor. Hatta tüm hata sizde olsa bile inanın bana işin bir yerinden tutmaya çalışıyor. İşte bu gerçeği tam da kendimden biliyorum.. Yetersizlikler, hatalar, sorunlar karşısında bile orada olmayı seçtiğimden biliyorum. Hayatımdaki insanlardan kolay kolay vazgeçmeyişlerimden biliyorum. Ve sonunda inanın gidecek olan gidiyor, hatta bir zaman sonra anlıyorsunuz ki o kadar çırpınmanıza bile gerek yokmuş. Mesela benim için çırpınmalarına izin vermedim hiç kimsenin. Çünkü zaten geçinmeye gönlüm varmış, yormamışım ki. Ama çok yorulmuşum bazı bağlar kopmasın diye.. Çok çırpınmış hatta kalkmam gereken masalarda defalarca kalmışım, belki dürüst olur, belki anlatır, belki geçmişin korkusuna rağmen benden gelen sevgiyi güveni alabilme kapasitesi vardır diye..

Herkesin derinlerinde yaratan bir karanlığı var, bense kendiminki de dahil sevdiğim herkesin o karanlığına korkusuzca dalabilmeye gayret ediyorum. Sırlarını kalbimde taşıyorum, sevgilerine ihanet etmiyorum. Ve hayatımda karşımdakiler için kurmaya gayret ettiğim derin bağları artık kendimden de sakınmamaya gayret ediyorum.. Öyle filmlerdeki gibi olmasa da hayatın kendi akışı içinden küçük küçük güzel dönüşler olmaya başladı bile.. Her sabah aynaya biraz daha gülümsüyorum, köpeğimle gittiğim parkta biraz daha fazla oksijen çekiyorum içime, ve bana gülümseyen yeni yüzleri keşfediyorum..

Meğer kalbimi koşulsuz bir sevgiyle ortaya koyarken, kalbime denk olanları da çemberin dışında tutmuşum bunca zaman.. Ne için kim için? Yahu ben değil miyim hayatla oyunlar oynamayı seven.. Trafik ışıklarına anlamlar yükleyen, kalabalık bir deniz kenarında park yeri bulacak enerjiye sahip olan, arabada şarkılarla dans ederek kendi konserini veren, her güne yeni malzemelerle salatalar yaparak akşam yemeğine renk katan, küçük yazıları sevdiğinin cüzdanına iliştirip sevgim hep seninle deme yollarını bulan, mabetleri olan o mabetlere el değirmeyen, sıradan bir günü bile mumla müzikle ve esanslarla güzel bir ana dönüştüren, balkonda kahvesiyle hayatta sohbetleriyle neşe saçan, rakamlarla gökyüzüyle hayatı okumaya gayret eden.. Ben sevgimden, sadakatimden eminken kendinden emin olmayanın beni sorgulamasına izin vererek en büyük haksızlığı kendime yapmış olmak ne acı..

Artık toprağım havalanmaya, toprağa ekmeye başladığım bazı tohumlar filiz vermeye başladı.. Kendi kırgınlıklarımı, yaralarımı, acılarımı tek başıma iyileştirmeye aşmaya gayret etmiş biri olarak bugün açık yüreklilikle bir söz de sana, size veriyorum.. Karanlığınızda, kırgınlığınızda, yaralarınızın sizi nefessiz bıraktığı anlarda, kendinizi yetersiz ve yalnız hissettiğiniz anlarda bu hayatta size inanan bir ben hep olacak.. Belki bir telefon kadar yakınım, belki de sadece yazılarım size eşlik edecek bilmiyorum.. Hayatla oyun oynamayı seven, ve artık hayatın dansa davetini kabul eden bir ben var.. Eğer kök salsın istediğiniz tohumları ekmeye gönüllüyseniz ben buradayım..

Ben köksüz medeniyetimin kadim krallığının bu sene kök salmasına gayret edenim.. Sevgiyle ve emekle geçinmeye, rengarenk tohumlar ekmeye gönlü olana toprağımda her zaman yer var.. Zehirli, kibirli, bencil olanları değil de sevgiyi, emek vermeyi, zamanını vermeyi seçenlerle kahvemi yudumluyorum bugün.. Fırtınalar çıkabilir, bazen bulutlar kaplar gökyüzünü ve güneş görünmez olabilir, yağmur bazen iliklerinize kadar ıslatabilir. Hayatın mevsimlerini, çekirdeklerini ayıklayamayız.. Oysa ne bulut yoğun diye güneş doğmaktan vazgeçer, ne de yağmur mevsimleri geciktirir..

Her mevsimde, açacak bir çiçek elbet vardır.. Bu kız bugün kahvenizle hikayesine eşlik ettiğiniz için teşekkür ediyor.. Dilerim bugün bir tohum da siz ekersiniz toprağınıza.. Ve kim bilir belki bu bahar, geçen bahardan daha köklü ve daha renkli çiçekler sarar medeniyetimizin kadim krallığını..

..SEVGİLERİMLE..

Yorumlar

Yorum bırakın