..HER ŞEY LİMONLU SUYLA BAŞLADI..

Ve gerçekten öyle oldu.. Hayatıma 2025 Nisan ayında iki şey girdi; biri aşk, ardından limonlu su.. Ve hayatımda tam da şuan iki şey varlığını sürdürüyor; hakikatin dilinin aşk oluşu, ve limonlu su.. Biraz geriye giderek bugüne geleceğiz.. Önce kahvemizi hazırlayalım, sonrada yağan yağmurun eşliğinde mis gibi kokan orman havasını içimize çeke çeke hikayeme başlayalım..

Kendi bütünlüğünü fethetmek.. İşte yolcuğun omurgası biraz buydu.. Okumalar, dinlemeler, kendi üzerimde denemeler, hayatın getirdikleri ve götürdükleri derken her bir paradigma omurganın önce görünür olması ardından da sağlamlaşması içinmiş.. Geçmiş, geçmişte kaldı basitliğiyle bedenimdeki, kalbimdeki, aklımdaki her bir enkazı, karanlığı, kırgınlığı çıkarıp atabilmeyi aynı basitlikte öğrenebilmiş olmayı isterdim.. Benim hayatımdaysa basit olan hep zorlukla donatılmış şekilde geldi..

Sağlık olsun.. Kendi yolumda, hayatın hep bir köşesinde kendisiyle meşgul bir halde yaşamaya gayret ettim. Arkadaşlıkta güven, aşkta derinlik ve sadakat, aile de omuzlayan olacağım diye diye hırpalanmışlıklarla dolu bir çeyrek asrı bitirdim.. Yara kanadıkça, yarayı inatla kaşıyan karşıma çıktıkça, hayat gırtlağıma ellerini doladığında; mutlu eden, neşe saçan, ışıl ışıl dans eden, pembe pijamasıyla hayata kafa tutup, topuklularıyla Uludağ’a tırmanan, hayatı keşfetmek için yollara çıkan o kız çocuğundan geriye bir enkaz kalmıştı..

Zordu, nefes aldırmadı, sevgiye olan inancımı kendime olan sevgimi yordu.. Şimdi bu kelimeleri dökerken hayatın tam ortasına, gözümden süzülen yaşı şefkatle silip kokusunu içime çekerek yudumluyorum kahvemi.. Çünkü yıllarca karanlığın içerisinde yol arayan kalbim sonunda evin yolunu bulmak için küçücük bir umut ışığı buldu.. Zordu çok zordu, ama ben ilk kez başardım.. Herkes gibi bir başarı değil belki benimkisi; eğitimde diplomalar kazanmak, kariyerde terfi almak, dünyayı keşfetmek için uçağa atlamak kadar somut ve herkesin takdir etmek için sıraya geçtiği bir konu da değil bu başarı..

Kendimi bulmanın, kalbimi sakinleştirmenin, ruhumun fısıltısını duymanın, sevgimin ve sadakatimin değerini sonunda anlamamın, çocuksu telaşlarımın, heyecanlarımın meğer rengi kırmızıymış lakin karanlıkta kaldığı için siyahtan farksızmış gibi görünmüş hep.. Gelen ise çatlaklardan sızacak ışığın önünde bir hayalet bir gölge gibi durmayı seçmiş. Onlar seçmiş seçmesine de ben de dememişim ki ışığımı kapatma diye.. Hatta sıkı sıkıya tutmuşum onları orada.. Hayat girince araya e boynumuz kıldan ince ne yapalım.. Işık içeriye girmek için ne kadar çatlak oluşturduysa, ben de karanlıkta kalmak için o kadar direnç göstermişim..

Işık sızmaya başladıkça nasıl korkup kaygılandıysam yummuşum sımsıkı gözlerimi.. Karanlık gitmesin diye.. Alışılmış acı, belirsizlik dolu sevgiden yeğdir demekmiş bu..

Oysa hepimiz kendi küçük dünyasında yaralarını iyileştirmeye çalışan, oyun arkadaşları arayan, görün beni duyun beni diyen birer küçük çocuklarmışız.. Gayret ettim, denedim, her gün biraz daha biraz daha üzerine gittim.. Kimi zaman kanasa da, kimi zaman acıtsa da, nefesimi kesen darbeler bir öncekinden daha sert gelse de yılmadım, pes etmedim..

Geçen nisan ayında başlayan limonlu suyla güne başlayan bir benle, bu sabah limonlu suyla suyla güne başlayan ben arasında öyle çok farklar var ki.. İşte en çokta bunlarla gurur duyuyorum.. Artık sadece limonlu suyla değil, penceremi açıp nefes alarak, bedenimi esneterek, aklımın dehlizlerini kağıtlara dökerek başlıyorum güne.. Her gün kolay olmuyor, her gün zor da olmuyor.. Hatta Ocak ayının ilk günleri heyecanla uyanırken, ikinci haftası daha da büyük hayal kırıklığıyla başladığım da oldu.. Lakin başladım, açtım pencereyi çektim oksijeni ciğerime ve dedim ki ”bu sabahlarında bir sahibi var, korkma geçecek.”

Şimdi 2026 Şubat ayının ilk gününden sesleniyorum.. Ben de hayatımda ilk kez sevgililer günü, ay dönümü, hatta nisan da yıl dönümü kutlarım heyecanı duyarak, hatta kendimce planlar yaparak düşler kurmuştum, şimdilik nasip bu değilmiş, sağlık olsun.. Lakin artık korkmuyorum, kaygılarımın gölgesinde kalmıyorum.. Belki her gün on bin adım atamıyorum kendime, ya da her gün dünyanın en iyisi olacağım eğitimler alamıyorum. Ama her gün bir ağaç mesafesi kadar yol alıyorum kendime, imkanım yok demiyorum elimdekiyle neler yapabilirim diyorum..

Ve ben inanıyorum; geçen sene hayatıma girerek bugünümü değiştiren bir adım, bugünümde attığım bir adımla da yarınımı değiştirecek.. Teşekkür ederim; limonlu su, teşekkür ederim aşk, teşekkür ederim hayal kırıklığı, teşekkür ederim sevgili kainat.. Ve teşekkür ederim canım kendim; vazgeçmediğin için, kusurlarınla hatalarınla bunlar benim diyebilme cesareti gösterdiğin için, sevdiğin ve sadakat gösterdiğin her an için.. Teşekkür ederim..

..SEVGİLERİMLE..

Yorumlar

Yorum bırakın