
Bu kaçıncı keder bilmiyorum, daha kaçı gelir onu da bilmiyorum.. En yaralayıcısı ise hayatın buna bir gram aldırış etmeden dönüşü.. Senin kalbin mi kırık, sevdiklerini mi kaybettin, hastalık bir aileyi kırıp mı geçiyor, olsun varsın. Hayat akıyor, dünya dönüyor, evren güneşi en parlak haliyle doğuruyor.. Bununla da kalmıyor; yürüyenleri destekliyor, acıya aldırış etmeyenleri acıyı yaşamayanları ayakta alkışlıyor..
Vakit evvel zamanda olsa kırgınlığım kızgınlıkla birleşir, bu kızgınlık parmaklarıma öfkeyle akar, akan öfke dünyayı yerinden oynatır umuduyla bekler, beklediğimi alamaz daha da kırılırdım.. Bu kuyruğunu yiyen hikayenin ruhumdan kan alarak neşemi soldurduğu uzun bir savaşın ortasından çıkalı yeni oluyor aslında.. Uyandım, öyle gözü açmakla yaşanılan bir uyanış değil.. Hikayelerimi didik didik ettim, geçmişin hayaletlerinin tek tek gözüne bakmaya gayret ettim, geleceğim için ışık sızsın içeriye diye hayatımdaki her çatlağı Mimar Sinan hesabıyla inceledim..
Bu hayatta hakikatin gerçeği aşktır, aşksa Gülşen’in dediği gibi cesurların işidir derim hep.. Hayat, hayatta cesurların işidir anladım.. Bu cesaret işini iyi anlamak lazım. Zira herkes kendini boy aynasında en kıymetli etiketlerle görmeye meyillidir. Gerçi hangimiz değiliz ki.. En iyi, en güvenilir, en sadık, en çalışkan, en ahlaklı, en yapıcı, daima hep ”en” dolu..
Kendimi, hikayelerimin zehirli sarmaşıklarını kökünü kurutana kadar inzivaya aldım. Almıştım.. Çünkü savaşmaya, direnmeye, bırakmaya alışmış bir ben var. Sevdiğinde sonu kadar giden, bıkmadan usanmadan anlatmaya gayret eden, kaybetmemek i.in direnen bir ben.. En ufacık bir his, bir heyecan duyduğum an yaralarım kanıyormuş aman efendim hala dinlenmem gerekiyormuş demeden ha gayret ayağa kalkan bir ben.. Peki ya hayat, hayat bekledi mi beni, alkışladı mı halimi, sen de varsın be kraliçe dedi mi hiç?
Dinamiğini, matematiğini e kadar çözdüysem bir sonraki savaşım daha karmaşık seviyesi daha zor oldu. Diye diye geldim 32 yaşıma.. Bakıyorum şöyle, okuyorum geçmişe not düştüğüm her defterimi yazımı, düşlüyor ve düşünüyorum olanları olmayanları.. Ne içindi, kim kimler içindi diye!
Büyüdükçe çözdüm sanıyor, daha çok dolaşıyor insan. Büyükçe kaybettiği oyuncaklardan daha çok can yakıyor sevdiklerini kaybetmek. Büyüdükçe hayattan alacaklıyım nidalarının yerini hayat alacağını alıyor da vermeye gelince almaktaki kadar cüretkar olmuyor anlıyor.. Her sene bir öncekinden daha kayıp dolu, daha yorucu.. Ne zaman bir küçük heves duysa yüreğim gün batmadan daha büyük bir yıkımla sarsılıyor..
Düşüncelerimi değiştiriyorum, dilimi değiştiriyorum, hatta öyle ki şu girdiğimiz 2026 yılında yazdığım hikayeleri değiştirmeye gayret ediyorum. Sonra ne mi oluyor, bir telefonla tüm hayat akışı değişiyor. Ne zaman ya, biri bana söylesin. Bir ben mi anlamadım bu hayatın düzenini, bir ben mi çözemedim bulmacayı..
Okudukça, dinledikçe, sindirdikçe diyorsun ki suç yok suçlu yok.. Bakıyorsun acıyı derinden yaşamayanlar yol alıyor hayat açıyor yollarını. Sen acıyla kıvranırken hayat bu diyorsun bakma o yönlere elbet bu rüzgar yön değiştirir bir gün benim içinde. Daha tükürüğün kurumadan bir keder, bir kayıp, bir acı daha ben geldim diyor.. Öyle ki bir bayram edasıyla çıkageliyor hatta..
Sen yaralarını mı sarıyorsun, acıyla mı kıvranıyorsun, yorgun musun bakmıyor hayat. Bakmasın da anladım, sen üzgünsün diye yol vermiyor sana. Vermesin de.. Lakin acıtıyor bu gerçek.. Bu kadar derinden sarsılırken kadim krallığım, bakıyorum etrafa kim gerçekten var kimi ben varmış sanmışım diye. Bir gerçekte buradan vuruyor yüzüme..
Kızayım mı şimdi, öfke dolu kusayım mı ya da her şeyi.. Anlamayana anlatsan ne fayda, görmeyene yön tarif etsen ne fayda. Acıdan geçmeyen ne bilsin acıyı, kalpten sevmemiş olan nereden bilsin kıymetini.. Hayat onlar için keyifli kahve sohbetleri, yeni ortamlar, yükselen kariyerlerle doluyken zaten niye dönüp yüzünü gerçeğe bakmayı seçsinler ki..
Nedir bu büyük! Hem her şeydir, hem hiçbir şey.. Hem çözmek gerçeği, hem anlamak çözülecek bir şey olmayışını.. Hem kıvranmak acıdan, hem de yol almak acıyla birlikte.. Hem kaybetmek sevdiklerini, hem bulmak yeniden sevecek bir şeyi.. Hem kazanmak, hem de kaybetmeyi öğrenmek aslında..
Ben bir söz verdim kendime; köksüz medeniyetimin kadim krallığındaki tüm sarmaşıkları temizlemeye. Yeni tohumlar ekmeye, bahara kök salacak bir bahçe yeşertmeye.. Hayat senesi olmadan sevdiklerimle sınasa da, kalbim kırılsa da. Ve hayat başkalarına güneşi doğurup beni karanlıkta bıraksa da artık bunun yara açmasına izin vermiyorum. Çünkü hayat defalarca bana benden alırken gösterdiği cüretkarlığı bana verirken göstermeyeceğini ispatladı..
Ve bu karanlık, kendime verdiğim sözü bana hatırlatan bir harita artık.. Ve biliyorum bahar gelmeden o haritada yolumu gösterecek yıldızlar eninde sonunda görünmeye, belirmeye başlayacak..
Ben bugün bir pembe karanfil hediyesi aldım.. Gök karanlık olsa da onu köksüz medeniyetimin kadim krallığına şefkatle ekiyorum.. Kalbimin sevgisi güneşi olacak, ruhumun sadakati suyu olacak.. Ve biliyorum o karanfil diğer çiçekler gibi solup gitmeyecek, kök salacak.. Çünkü büyümek biraz da bilmektir, kök salacak olanla köksüz kalıp solacak olanı..
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın