
”Aşk bir okyanustur; ya yüzmeyi öğrenirsin ya da boğulmayı göze alırsın..” Ne derin bir tanım, yaşayanlar ve yaşatabilenler için.. Geçen nisan ayında ben ki yüzmeyi bilmeyen olarak boğulmayı göze almıştım.. Bir koç kadını cesaretiyle dalgalara aldırış etmeksizin, geleceğin belirsizliğinden kaçmaksızın, geçmişin hayaletlerinden korkmadan.. Bakmadım bedenim ne kadar yara dolu, kalbim ne kadar kırgın, ruhum ne kadar yorgun.. İyi ki bakmamışım, baksaydım boğulmayı göze alamazdım.. Yüzmeyi öğrenemezdim, evet belki boğuldum hikayenin sonunda.. Lakin iyi ki diyorum, iyi ki o okyanusa girmişim. Çünkü dalgalarda zıpladığım da oldu, korkularıma rağmen suda takla attığım anlar da oldu.. Cesaret edemeseydim, göze alamasaydım eğer ne tenime su değerdi o yaz, ne ben içimdeki ateşi yıllar içerisinde ne kadar söndürdüğümü hatırlayabilirdim..
Bahar ve yaz dolu dizgin geçse de Eylül aynı nezaketi göstermedi.. Eylül ayına yüklediğim mana ise, enkazın şiddetini ve ağırlığını daha da sertleştirmişti.. Darbeler bir değildi, düşüşüm bir gecede olmadı.. Beni ateşin içine iten el yalnız değildi. Yıllarca bedenimde biriken yaralar ve izler, kalbimde dolup taşan acı tatlı hikayeler, ruhumun aramıza binlerce ağaç mesafe koyup giderek sessizleşmesi, karanlığın derinleşmesi ve yitip giden neşe, zaman, yaşam sevinci..
Sahi kimdim ben, kimim ben! Bir geçmişim var; uykunun hiç olmadığı, her fırsatta yeni yerler keşfeden, durmadan çalışan, arkadaşlarıyla anılar biriktiren, çok seven, çok sevilen, göklere çıkartılan, başarılara alışık olmanın verdiği umursamazlıkla sadece yolda olan, takdir beklemeyen, onay aramayan, kimsenin ilgisine aç olmayan, gece gündüz kendisi olan, hep neşeli, savaşçı, gözü kara, yerinde durmayan, dünyaya kafa tutan, acıdan kaçmayan, gözyaşı dökmeyen, korkmayan hatta korkuyorum kelimesi lügatında olmayan, ister bedeni ister kalbi ister ruhu yara almış olsun sargı beziyle sarıp anında ayağa kalkan, derdini hikayelerini köprüsüne tren garına anlatan oraları mabedi yapan ve o mabede kendisinden başkasını almaya layık görmeyen, hep dik, hep yolda, hep gülümseten, neşeli, cıvıl cıvıl..
Bir geçmişim var; yorulduğum, kan kaybettiğim, karanlığın içinde kaybolduğum, gözyaşlarımın kurumadığı, sevdiklerimi kaybettiğim, ölümün gerçekliğine arkadaşlarını, sevdiklerini, köpeğini veren. Kim olduğunu bulamayan, hep arayan, kaybolan, depresyonun canına kastettiği, korktuklarının başına geldiği, sevgisizliğin ihanetin soğukluğuyla tanışan, mana yüklediği her şeyin tek tek çöküşünü kirletilişini izleyen, sevgisinin sadakatinin cezalandırıldığı, 10 yıllık işini evini kapatmayı seçen, korkmaya başlayan, ruhunun alevli renklerinin çocukluğunun masumiyet dolu pembesinin ve aşkının sarısının griye dönüştüğü..
Ve bir dünüm var.. Cehennemimdeki ateşlerin harlandığı, içine düştüğüm labirentin yüksek bir zeka tarafından oluşturulduğu mat dolu satranç oyunu olduğu, susan, duran, cevap bulamayan, tüm hayat akışının tıkandığı, bedeninden canının yavaş yavaş çekildiği, teni soluklaşan, nefesini kesik kesik alabilen, hayata tutunmak için zar zor birkaç adım atmaya gayret eden, kaybolmuş, kim olduğunu unutmuş, niye yaratıldığından bir haber.. Penceresinden başkalarının ezip geçtiği sevgisinin, değeri bilinmeyen sadakatinin, görülmeyen fedakarlıklarının, hiçe sayılan emeklerinin yasını tutmuş olan..
Ve elimde sadece iki şey kaldı sonunda; şimdim ve ben.. Para, diploma, başarılar, hikayeler, Nazilli’m, lunapark, mana yüklediğim her kahve sohbeti, sevgimle yaptığım salatalar, aşkla çıktığım mabedim köprüm, oyun haline getirdiğim rutinlerim, herkesin hakkında vakıf olduğum nice sır, ruhunu gördüğüm okuduğum nice suret, yaralarım, travmalarım, aşklarım, dünüm, geçmişim, sahip olduğum tüm kimlikler tüm kimim ben sorusuna bulduğum cevaplar, ya da bulduğumu sandığım nice zan hali.. Hepsini dün bir barbekü ateşine tek tek attım, bedenime sirayet eden her şeyi, adıma eşlik eden her etiketi, sahip olduğum tüm anları ve anıları, geceleri odamda sessizliğime eşlik eden hayaletlerin anılarını, yüklediğim manaları, kazandığım savaşların anlaşmalarını, kaybettiğim her ganimetin acısını.. Bir bir yaktım, izledim dakikalarca yanışını..
Çünkü sır buydu.. Çünkü kendimi bilmeliydim önce, sonra da kendimden bilmemeliydim.. Vakıf olmak için yıllarımı harcadığım, uğrunda inşa ettiğim köksüz medeniyetimin kadim krallığının sırrı buydu.. Ben aradıkça bulurum sandım. Sordukça, dürüstlükle şeffaflıkla anlatılır sandım.. Ah şu sanmak, ah şu zan hali.. Artık çırılçıplağım hiçbir kaftan yok üzerimde. Yalnızım, kimseye ait değilim, kimse de bana ait değil. Geçmişin hayaletlerini azat ettim, kılıcımı ve tahtımı bir ejderha ateşiyle yakıyorum.. Çünkü zehir kınındaki kılıcımda, yücelttiğim tahtımdaymış anladım..
KİMİM BEN.. Onca hikayeyi yakınca geriye kalan külleri, yıllar önce koluma Anka Kuşu dövmesi yaptırmıştım, bugün hatırladım hikayesini.. KİMİM BEN.. Onca etiketi yakınca geriye kalan boşluk, yıllar önce koluma yaptırdığım ”memento mori” dövmesinin hikayesini hatırladım bugün.. KİMİM BEN.. Mana yüklediğim her anı, anıyı, köprüyü ve emek emek inşa ettiği köksüz medeniyetinin kadim krallığını yakınca geriye duvarsız çorak bir toprak, yıllar önce koluma yaptırdığım ”elif, vav” dövmesinin hikayesini hatırladım bugün.. KİMİM BEN.. Gittiğim onca yolu ve yaşadıklarımdan ortaya çıkan her bir hikayeyi yakınca geriye kalan yönsüz yolsuz bir gezgin, koluma yaptırdığım pusula dövmesinin hikayesini hatırladım bugün.. KİMİM BEN; hem her şey hem de bir hiç.. Ben; birinin evladı, birinin eski sevgilisi, birinin dostu, birinin düşmanı, birinin yazarı, birinin yol arkadaşı, birinin öğrencisi, birinin yarası, birinin aşkı, birinin öğretmeni, birinin ışığı, birinin kahramanı, birinin her şeyi, birinin hiç seçmediği, birinin kalmayı göze alabildiği, birilerinin hep bir şeyi. Bu benler birilerinin hikayesinde kendince ve kendinde olan kadar görebildiği ben’ler.. Oysa ben hem her şeyiyim, hem de hiçbirisiyim.. Ben sadece benim. Bendeki gördükleriniz benim ateşimden ve aynamdan kendinizde olanların yansıması..
Ve ben yıllar içinde yansımaları gerçek sanmanın acısını taşıdığım bu hikayeyi, bu hikayeyi yıllar içinde ama gelerek ama kalarak ama giderek canlı tutan her hayaleti serbest bırakıyorum bugün.. Çünkü ben hatırladım..
Bugün ”ben anladım” değil bu hikaye, bugün ”ben hatırladım” hikayesi bu.. Neden cehennemin ateşinde defalarca yandığımı, onca ateşe rağmen yangının neden hiç bitmediğini, neden korkusuzca suyun illüzyon dolu dansına boğulmayı göze alarak eşlik ettiğimi, edebildiğimi.. Canım cayır cayır yansa da neden sönmediğimi. Söndürmek için çırpınışlarımı, bu çırpınışların beni neden hırpaladığını..
Benim köksüz medeniyetimin kadim krallığı, bir koç kadını olarak hatırladım beni; ben ateşin ta kendisiyim. Ben krallığımı cennete çevirmek için kendi cehenneminden geçebilmeyi göze alabilenim. Geçen bahar çocuksu heyecanla boğulmayı göze alan, bu bahar da yüzmeyi öğrenecek olanım.. Ben ateşle yaralarını dağlayıp yeniden arenaya çıkanım bugün.. Ve bu sefer elimde bilenmiş kılıçlar değil, en eski ve en sadık dostum var.. Sol elimde köksüz medeniyetimin kadim krallığına ekilecek köklü tohumlar, sağ elimde kalemim.. Bu bahar diğer tüm baharlardan bir başka olacak.. Sana söz veriyorum.. Ve hatırla, ben daima sözümü tutarım..
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın