..KİMDİ ONLAR, NEYDİ GERÇEK?..

Onlar gibi değilim ben, kıramam sevdiklerimi, üzemem onları. Kin güdemem ben, küs kalamam 3 dakikadan fazla. Onlar beni kırıp döktü mü, olsun, çiçek ekerim ben kırgınlıklarıma sevgimle şifa olurum, sadakatimle korurum, şeffaflığımla su serperim, şefkatimle sarıp sarmalarım.. Dolu dolu fedakarlıklar yaparım, carcur ederim sevgimi, enerjimi her biri için hiç düşünmeden.. Diyorum ya onlar gibi değilim ben, istesem de olamam, olmadım da zaten. İstediğim zamanlar oldu da olabildiğim zamanlar hiç olmadı..

Sahi kimdi onlar? Onlar gibi olamayan ben, onları onlar yapan kim?

Gerçeklerin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır sözünün vücut bulmuş bir haliyle geçen dakikalar içerisindeyim. Hiç tanımadığım birinden, hiç beklenmeyen bir yerden, bir fotoğrafla ben hep buradaydım diyen bir gerçek.. Ve sindirmesi zor olan bir gerçekle burun buruna gelmenin hem ”haklıymışım” rahatlığını, hem de ”oysa tek beklentim dürüst olunmasıydı, niye diğerleri gibi yalanı seçti ki” kırgınlığıyla nefes alıyorum dakikalardır..

Onları onlar yapan bu, beni ise ben yapan bu.. Dün can acıta acıta yıllarca üzerime sirayet etmiş, etime işlemiş etiket dolu hikaye dolu kaftanı çıkarıp atmıştım içinde aylardır yandığım cehennemin ateşine.. O yanışı izledikçe tenime değen rüzgar, kanayan yaralarımın acısını tatlı bir sızıya dönüştürmüştü.. Ve hayat benim bu cesur adımıma karşılık ilk hamlesini aylardır belirsizlikle ruhumu karartan yeri aydınlatarak ödüllendirdi.. Canımı kat kat yaksa da ortaya çıkan gerçek, belirsizlikten yeğdir..

Beni ben yapan en yegane yapı taşlarım; sevgim, sadakatim, saygım, güvenimdi hep.. İşimde, aşkımda, arkadaşlığımda hatta düşmanlığımda bile.. Öyle ki bunlardan birini göremedikçe öfkelenirdim insanlara. Kavga edelim, kırıp dökelim lakin yalanı, ihaneti sokmayalım araya.. İnsan hayat karşısında gücü yerindeyken değil, zayıf düştüğünde seçim yapmaya zorlanır genelde.. Yalanı, ihaneti, korkudan, kaygıdan, kendini o an haklı görmekten dolayı saçıverir ortalığa.. Düşünmez sonrasını, hele de arada zaman, mekan, kilometre farkları varsa, iletişimsizlik girdiyse sanır ki çıkmaz ortaya.. Oysa hayatın matematiği uymaz insanın kıt zihin hesabına, kendi bildiğini okur ve eninde sonunda çıkarır ortaya..

Kim doğru, kim yanlış tartışılır. Kim eğri, kim değil o da.. Lakin hakikat tektir.. Gerçek tektir.. Aylarca, yıllarca hikayeler anlattım. Kendiminkini, şahit olduklarımı, her şeyi herkesi.. Öyle herkes gibi de kendimi aklayan yerden değil, yeri gelip kendimi herkesten daha çok yerdiğim yerlerden anlattım.. Çünkü tek gayem gerçeği bilmek, gerçeği bulmak ve gerçeği yaşamaktı.. Sevdiklerimden tek istediğimse ne yaparlarsa yapsınlar yeter ki bana dürüst olsunlardı..

Çünkü kin tutmam ben, nefret etmem, öyle 3 günden fazla küs kalamam, vedalar etmem, kızınca kapıyı çarpar çıkarım da kıyamam sonra dönerim hemen. Vazgeçmem kolay kolay, soframdan kovmam, ah etmem.. Dürüst olsunlar da kırgınlıklar telafi edilir, zamanla bir çözüm bulunur, sevgiyle iyileşir en derin yara.. Ah be yeter ki olanı olduğu gibi söyleyin hele de bana. Herkesin güvenini kıran birileri, zamanında ama sevgisine ama aşkına ama işine ihanet edenleri var. Herkesin bir mazisi bir yarası elbet var.. Hele ki ben en iyi ben bilirim korku, kaygı, kaybetme endişesi, beni kötü bilmesinler tedirginliği neler yaptırır yaralı insana. Yahu ben bilirim yarayı, yaralıyı..

Belki yollar ayrılır, iletişimler bağlar zayıflar bir gün. Hayat girer araya, gurur girer, ego girer, geçmişin hayaletleri korkuları kaygıları girer araya.. Bırakın anca bunlar girsin araya çünkü bunların telafisi olur, bunlar zehir ekmez topraklarımıza, bunlar ömür boyu sürecek yaralar açmaz insana.. Oysa yalan, ihanet, öyle zehirler ki insanı ne zaman ne de sevgi telafi edemez o zehrin yaktığı yeri.. Hele de benim gibi kendini size koşulsuz sunanın sevgisine, zamanına, sadakatine, sofrasına kendi gönlüyle almış olana..

Sırf kötü bilinmemek için, nasılsa ortaya çıkmaz rahatlığında, sırtını dayamak yalana, Artık kızmıyorum, anlıyor olmanın rahatsızlığını da duymuyorum. Çünkü yalancıyla arkadaşlık etmeyi seçip kahve içenden, kendinden başkasını düşünmeyenle yemek yiyenden, yaralanmadığı için yaralıyı hor görenden elif gibi dik olmasını beklemek benim seçimimdi.. Kendi gerçekliğini ortaya koyanın potansiyeline inanmayı seçen de bendim.. Olmayacak olanı oldurtmak için kendimden çalan da..

Ben kendi gerçekliğime soyunmaya cesaret ettikçe, hayat gerçek olanı bir paçavra misali attı önüme.. Zamanı, mekanı, mesafeyi, tanımayı, tanımıyor olmayı bahane etmedi hayat.. Ben zayıf düştüğüm ayların, günlerin karşısında zayıflığıma rağmen sadakatimle dik durmayı seçtiğim için bir şubat ayında en güçlü aynayı çıkardı karşıma.. Ben belirsizlikle sessizlikte nefes alamıyorken cevap aramayı bırakmadığım günlerin sonunda tüm hikayeleri yaktığım an da cevapları en yalın haliyle fısıldadı hayat.. Hayatın şu ironisi, zaman konusundaki tavrı bana bir dans sahnesini hatırlattı bugün..

Yıllar evvel simsiyah bir gecede ”merhaba dans edebilir miyiz” diyerek tüm gerçekliğiyle dimdik duran ve bana elini uzatan o sevgili maestroyu, ve zamanın nasıl akıp gittiğini anlamadığım o dansı.. Meğer yıllar evvel bir gerçek elini uzatmış bana, o geceyse danstan sonra bir illüzyonu seçmişim ben.. Bu geceyse yine bir gerçek elini uzatıyor bana.. Kaftanı atsam da üstümden bedenime sirayet eden korku, kaygı, endişe, boşluk hissi sarıyor etrafımı.. Sızısını hissettiğim bir hayalet misali..

Kimdi onlar, kimin doğrusu en doğru, beni bir tarafa kendini diğer tarafa koyup seçim yapma ihtimalini ortaya koyan kim, bu ihtimali ortaya koyduran kim? Senin Azrail’in kim? İşte ben bu gece hatırladım bunun da cevabını.. İnsan en çok neden, kimden korkarsa Azrail’i oymuş meğer.. Ölmeden önce öldürdüm bu gece, kendi şeytanımı.. Ben bu gece bir gerçeğimi daha hatırladım..

Ve ben bu gece, yıllar süren o cevap bulma illüzyonundan, çözmeye çalışmanın çırpınışlarından bir adım daha uzaklaştım.. Yine küsemem kimseye, kin tutamam, ah edemem çünkü bilirim hayat kalbimi kıranın tutmaz elinden, öyle strateji falan da yapamam, sadakatimde sevgimde en çokta kendime olan saygımdan bu hayatta.. Zira kaç kaftan değiştirsem de, kaç yara alsam da, kaç kez kırılsa da güvenim fıtratım sevmek üzerine benim.. Lakin artık soframda yer yok sevsem de yalanı kendine dost edene…

Köksüz medeniyetimin kadim krallığı, bu gece yak bütün krallığın ışıklarını.. Dün gerçeği talep ettim hayattan, bugün gerçekliğiyle dansa davet eden elini uzattı bana.. Ve aç en sevdiğimiz şarkıyı bu gece.. Onların seçtikleri onlara, bizim seçtiklerimiz bize bu geceden sonra..

..SEVGİLERİMLE..

Yorumlar

Yorum bırakın