..KURSAKTA KALAN DUA..

Bir eve düşen bu kaçıncı ateş peki! Bir cümlenin neşe uyandırdığı ruhumu, bir küçük sevince muhtaç bırakan bu kaçıncı ölüm! Hayat ellerini çek üstümden diyerek feryat edilen bu kaçıncı can acısı..

Daha 1 saat önce bir telefon konuşmasıyla yorgun ruhuma bir nebze can olan bir cümlenin ardından, dünyayı karartan bu kaçıncı yas! Hayatımdaki neşe acı dengesinin contasını mı bozdular, yoksa zaten en bozuğunu benim hanemim direği mi yaptılar!.. Bir mevsimde toprağa verdiğimiz kaçıncı can bu! Bahar gelmeden ayazı getiren kaçıncı hayat tokadı..

Ben baharım başka olacak derken vuran kaçıncı güz! Kalpteki sönmemiş 40 mumun üstüne yakılan kaçıncı mum!

Belli ki bir ben anlayamadım bu hayatın düzenini, belli ki bir ben bahara hasret yeminini seçtim..

Kusacak öfkem de kalmadı, kırılacak umudum da.. Ulan anladık hayatın içinde her şey var da aylar sonra bir esintiye muhtaç, susuzluk çeken ruhuma bu kadarı fazla değil mi! Daha 1 saat önce çok değil ya 1 saat önce umut olur, bir tutam neşe verir ümidiyle yazdığım kelimeleri griye boyama çabası niye..

Ben denedim.. Düştüğüm yerden kalkmayı, kalbim kırıkken sevmeyi, kaybolmuşken aramayı, nefes alamaz haldeyken bile suyun üstünde kalmayı.. Suçlu aramadan, yakıp yıkmadan, affedebildiğimi affederek, edemediğime buruk kırgınlıkla lakin sessizlikle veda ederek.. Eylül ayının başlattığı kaybetme furyasına Mart’tan gelen cevapla ben ağzımın payını aldım..

Takım elbisesiyle dimdik ve yaşadığı gibi giden büyükbabamı, ellerime doğmuş yolculuklarımda bana eşlik etmiş köpeğimi, ve daha bayram gelmeden tam da bugün biraz önce haberini aldığım daima heybetiyle güç veren canım teyzem.. Bir bayram sevincini kursakta bırakarak saklandılar toprağa..

Hani deriz ya “hayat sen üzgünsün diye sana yol vermez” ya da çok duyarız bunu. Öyle sıradan bir cümledir de hayatın en hakiki gerçeğiymiş.. Bırak yol vermeyi, nefes bile aldırmazmış insana.. Dönüp bakmazmış haline, nerdesin kimsin ne yaşıyorsun demez.. Aç mısın tok musun, demez.. En azından uzun süredir bana, benim haneme demedi..

Bekledim, olacak inanıyorum dedim, bir ışık sızacak dedim.. Boşlukta yankılanmış meğer, hem sesim hem sözüm..

Ben yıllarca hayattan alacaklarım var derdim; neşem, çocukluğum, huzurum, sevgim derken kendimi alacaklı sanırdım.. Bu sanma halini çok değil daha yeni yeni bırakmak sözü vermiştim kendime.. Hayata rağmen, hayattan alacaklıyım demeden, hayatla birlikte yaşayacağım demiştim.. Yazmıştım, niyet etmiştim..

Oysa asıl hayat alacaklı davranmayı seçmiş bana, bize, aileme karşı.. Bugün, bu gün bitmeden bu üçüncü yazım.. İlkinin günün güneşli başlamasına bırakarak kendimi bir hevesle başlayarak yazdım, gülümseyerek paylaştım her yerde.. İkincisi bir telefon sonrası gelen, kelimelerimin bana yıllar sonra dönerek sevildiğimi hissettirmesi üzerineydi.. Bu üçüncü yazım, biraz önce bayramın tadını çekip alan bir telefon sonrası ortaya saçılanlardan ibaret..

Hayata karşı zaman zaman “mutluyum demeden kursağımda kalıyor, ben bu döngüyü kıracağım” dediğim olaylar vardı.. Aile aktarımından tutun, psikolojiden felsefeden devam edin, gökyüzünden çıkın her alanda kendi üzerimde incelemeler yapmıştım.. Araştırıp öğrendiklerimden yola çıkarak o köklü inancı dönüştürmeye çalışmıştım..

Oysa hayat benim yine yeniden matematiğimi, felsefemi, edebiyatımı, gökyüzümü, dil bilgimi tamamen yıkıp geçti.. Meğer, olay zaten hiçbir zaman ben değilmişim hayat için..

Sizi bilmiyorum, bir günde kaç duyguyu yaşadığınızı da.. Lakin ben bir günde 4 mevsimi yaşadım. Ve belli ki bahar benim sokağıma gelmek için acele etmeyecek..

..SEVGİLERİMLE..

Yorumlar

Yorum bırakın