
Alelacele oturdum klavye başına çünkü bekleyemezdim. Hissettiklerimi akıtmadan uyuyamazdım bugün.. Ben tam da şuan kocaman bir duygu selinin karmakarışık haliyle yazıyorum. Ben akıtayım lütfen bu sefer siz benim için toparlayın.. Çünkü duygularımda noktalama işaretleri, büyük harf küçük harf karıştı şimdilik..
Hoş bir sohbetin, kahve tadında bir konuşmanın tam ortasındayken, kocaman ormanın sağladığı oksijen değerinde bir telefon aramasının verdiği bir akış bu aslında..
Ve ben de bu duygu yüklü anların aslında geçmişimden gelen kelimelerimin oluşunu paylaşmak istedim.. Yazmak şahitlik etmek derim hep.. Kendi yazdıklarımın bana, geçmişime tanıklığıydı onca defter yığını.. En gizli mabedim, kimsenin okumadığı muhtemelen de hiç okuyamayacağı dehlizim.. Bir de herkese, herkesi yazdıklarım var. Kimin canını sıkan, kimine şifa olan, kiminin hiç bakmadığı, kimininse sessizce bana eşlik ettiği hikayeler istasyonum..
Bir de elime kalem geçtikçe sevdiklerimin göğsüne iliştirdiğim cümleler var; kimine çıktığı yolculukta eşlik etsin diye, kimine belki bir gün denk gelir de neşe verir yoldaşlık eder diye.. Lakin bugünkü hem geçmişin tanıklığı, hem benden bana bir yolculuk, hem de beni bana hatırlatan bir ses oldu o yüzden bekleyemezdim toparlamak için yazacaklarımı. Çünkü bugün bundan tam 3 yıl önce arkadaşıma yazdığım bir notun aramızda kilometrelerce mesafe olmasına ve aradan yıllar geçmesine rağmen ona nasıl iyi geldiğini söylemek için araması.. O notu yıllarca saklayışı, o yazdığım notun ona ne ifade ettiğini paylaşmasıyla taşan duygular denizine hoş geldiniz..
“Ne olursa olsun ne yaşarsan yaşa kaldır kafanı gökyüzüne bak ve şunu hatırla, bu dünyada daima sana inan bir ben var..” İşte o yıllar önce yazdığım notta olan o son cümle, devamında ise her ihtiyacın olduğunda lütfen bu şarkıyı dinle diye hediye ettiğim o şarkı..
Yıllarca hem blog yazmamın, hem sevdiklerime hatıra olsun diye küçük notlar yazmamın, sevdiğimin cüzdanında taşıması için yazdığım notların tek bir niyeti vardı; ”kaybolsanız da, yorulsanız da, kendinizi karanlıkta yalnız hissetseniz de durun ve hatırlayın sana inanan bir ben daima var ve hep yanında olacağım” hissini kaybetmemeleri.. Dünden bugüne yazdıklarım mı, yoksa yaşadıklarım mı bunları duymama sebep bilmiyorum.. Şuan evrenin işleyişine dair de konuşmalar yapacak değilim. Zihin dehlizlerime sonra yine ineriz..
Kendisinin ihtiyacı olduğu için aradığını söylese de, ben bugün bir kere daha anladım ki aslında benim de ondan duyduklarıma ihtiyacım varmış. Ve bu bana bugün çok kıymetli bir ders verdi.. Kime iyi gelip gelmeyeceğini düşünme kibrinden arın kızım, hatta öyle ki dün yazdığının ya da yaptığının yankısı bakarsın bugün ya da yarın duyulur o yüzden bekleme yanılgısından da kurtul kızım.. Ve sen hep yaz kızım, hep yaz.. Defterine yaz, blog yaz, sevdiklerine cüzdanında taşıması için yaz, eşinin dostunun kitabına defterine yaz.. Yaz ki ihtiyaçları olduğu gün hayat onlara ”sen yalnız değilsin bak daima bir yıldız gibi gökyüzünde sana ışık olmayı bekleyenin var” desin usulca..
Buruşturup atanlar olacaktır, cüzdanına değil çöpe layık görenler olacaktır, okumadan geçenler ya da manasız bulanlar olacaktır.. Bırak olsun güzel kızım, sen yazmaktan vazgeçme.. Bugün bir şeyi daha öğrendim, beklemek bir illüzyonmuş.. Ben bugün bu cümleleri duymayı beklemeden, belki birkaç hoş cümleyle dostluk edebilirim düşüncelerinde açtığım telefondan sonra öğrendim ki hayat zaten senin kim olduğunu bir gün hatırlamanı ve duymanı sağlayacak.. Yeter ki tıkama kulağını hayata karşı, yeter ki kapatma kalbini sırf darmaduman ettikleri için sevgini..
”Sen bu umursamaz ikiyüzlü dünyanın ortasında sahip olduğum en kıymetli dostsun, senin varlığın bana güç veriyor, ne olursa olsun hiç yargılanmadan dinleneceğimi biliyor olmanın güvenini verdiğin için teşekkür ederim, benim kendime bile sunmadığım hata alanını senin bana tanımış olman öyle değerliymiş ki, senin sevginin gürültüsüne ihtiyacım varmış, birinin seni koşulsuz şartsız dinlemesi dinlendiğini ve sonunda anlaşıldığını bilmek öyle önemliymiş ki, sen benim bu hayatta tanıdığım en güzel iyikisin..” Ve daha nice kalbime dokunan kelimeler.. İşte bu kadarmış, benim en güzel hediyem hep bu kadar yapılabilir şeylerdenmiş.. Oysa asıl önemli olanınsa bunların kalpten gelerek, eyleme dökülerek bana sunulmasıymış.. Ben doğum günümden günler önce ilk hediyemi aldım, teşekkür ederim güzel dostum..
Bir kere daha gördüm ki değer veren ve seven için ne mesafe, ne araya giren zaman problem değilmiş. Bağları zayıflatan sebepler hiç değilmiş.. Bu kadar kolay, bir bu kadar da zor aslında bu hediyeyi birisine vermek verebilmek.. Parayla satın alamazsın, bana vereceksin diye zorlayamazsın, bunu öğretemezsin de.. Bu yüzden işte benim için en kıymetli hediye bunlar.. Çünkü insanın kendinden çıkmasıdır bu hal, öğrendikleri yaşadıklarından sıyrılmasıdır, ben buyum etiketlerini fırlatıp atmasıdır.. Yürekten gelir, dile dökülür ve sadece gönülden isteyenin verebileceğidir.. Benim en kıymetli hazinelerim; yürüdüğüm yolda kutup yıldızım olanlar, olmayı seçenler.. Bugün için teşekkür ederim, bana hatırlattığınız bir gerçek için daha teşekkür ederim..
Karşılık beklemeden ayırdığım zamanın, ne olursa olsun karşımdakini kalbimle dinlemenin, herkesin hikayesini gönülden dinlemenin ödülünü verdi bugün bana aslında.. Yıllarca aldığım yaraları, hayal kırıklıklarımı, yorgunlukları, şahit olduğum hikayeleri yazdım.. Çok sorguladım, çok aradım, çok kızdığım da oldu çok kırıldığım da oldu. Ben bu yaraları niye aldım dediğim de oldu, yaşatılanlara karşı hüzne boğulduğum da oldu.. Nedir nedendir bilinmez, belki bugün içindi, belki de sadece yazmam içindi. Ya da sadece yaşamam gerekiyordu.. Ya da sadece yıllar sonrasında ben kaybolduğumda aslında benim gökyüzüne kafamı kaldırıp yalnız olmadığımı duymam ve hatırlamam içindi..
Bana bugün demet dolusu iyikiler, teşekkürler, değerlisinler, kıymetlisinler duymak düştü.. İhtiyaç duyulduğum için orada olduğumu sanıyorken ihtiyacım olan kelimeleri duymak için orada olduğumu anladım bugün.. Bu da bana bugün üçüncü dersi getirdi; hayatı alacaklı gibi beklemek, kapısında bekleyen olmak, ben çok feda edenim diyerek alacaklı sanmak kendini meğer ne büyük körlükmüş.. Oysa hayat, kapısında beklediğin kişilerden değil de kendi lisanıyla verecekli olduğu yerden verirmiş ihtiyacın olanı..
Ben bugün sevgimin gürültüsüne teşekkür edilen oldum.. O yüzden gürültüyle kocaman bir teşekkür bırakıyorum bu geceye.. Ve varsa ihtiyacı olan, kaybolan, yönünde yolunda yalnız hisseden birisi bir kere daha hatırlasın istiyorum; bu hayatta sana inanan bir ben daima var..
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın