
Hiç durmadan yürüdüm.. Zaman hangi yöne akıyor aldırmadan, güneş doğuyor mu batıyor mu farkına varmadan.. Ayaklarımın ağrısını hissetmeden, sadece yürüdüm.. Zaten bir maestronun işi elleriyleydi, o yüzden ayaklarımın durumuna aldırış etmeden yürüdüm..
Düşündüm, hiç durmadan düşündüm.. Kendimle olan anlaşmamı ne zaman bozmuştum, hayatla arama neleri kimleri almıştım, seçimlerim nelerdi, seçmeden kabul etmek zorunda kaldıklarım nelerdi, kimden kimlerdendim, kim olmaya söz vermiştim, kime dönüşmüştüm?
Sevinçlerimi, heyecanlarım, heveslerimi koyduğum bavulu hangi tren garında kaybetmiştim? Peki ya sırtında ağırlık yapan çantaya koyduklarım nelerdi? Hangi vedalar, elvedalar bana aitti hangileri benim mecbur kaldıklarımdı?
Seçtiklerim miydim yoksa vazgeçtiklerim miydim, kaybettiklerim miyim bulduklarım mı, sustuklarım mıyım yoksa söylediklerim mi, verdiklerim miyim feda ettiklerim mi? Yazdıklarım mı bana ait yoksa sildiklerim mi? Kim şahit hikayelerime, kim tanıklık edebilir dehlizlerime, kim tanıklık yapacak kadar biliyor beni ben yapanları?
Sadece yürüdüm.. Önce güneşi bildim hissettim, bir an gözümü kırpıp geri açtığımda çoktan ay çıkmıştı.. Öyle tamdı ki, öyle parlaktı ki sanki alay ediyordu karanlığımla eksikliklerimle.. Öyle vurdumduymaz şekilde ben buradayım diyordu ki öfkemi boğazıma tıkıyordu varlığı..
Durdum.. Ne kadar sonra bilmiyorum, sadece durdum.. Nerede başlamıştım yürümeye, nereye varmıştım saatlerce yürüyerek, başlangıcı sonu kadar belirsiz, sonuysa başlangıcından daha yorucu.. Hayatla benim arama giren kimdi, benimle benim arama giren peki?
Savaşlarım, zaferlerim, hırçınlık dolu aşkım, çabalarım, emeklerim, yürüdüğüm onca yol, yazdığım yüzlerce hikaye, tanıklık ettiğim sırlarına vakıf olduğum onca insan, kaygılarım, korkularım, neşe dolu şarkı söyleyişlerim, arayışlarım, oyuna çevirdiğim rutinlerim, sevip sahiplendiklerim, sevmekten vazgeçtiklerim…
Sahi neyi aradım ben bunca zaman, sürekli zirveyi buldum sandığım anlarda karşıma yeni bir dağın çıkışı neden?
Çocukluğumdaki panayırı, lunaparkı mı yoksa o bayramlarda kurulan Nazilli’mde o şenlik dolu günleri mi? İçtiğim her kahveye eşlik eden bu gölge kim, yürürken fısıldayan bu ses kimin?
Zamana ve kadere terk ederek yitirilen sevgilerin huzursuzluğu, susup sessizliğe emanet ettiğimiz cıvıltıların durgunluğu, çabalamak yerine vazgeçerek kaybettiğimiz anların yenilgisi var heybemde.. İyi ama bunları heybeme koyan kim?
Ben ki aşkında cesur, sevgisinde sadık, savaşlarında gözü karaydım hani.. Ben ki sevdim mi hudut çizgisini aşacak kadar sonuna gidendim hani.. Ben ki kıymeti değeri kaybetmeden bilendim hani.. Öyleyse kimlerin pişmanlığını yük ettim kendime, kimin vazgeçtiklerinin kaygısını sırtlandım, kimin çabasızlığını dert edindim böyle..
Heybemi dolduran, sırtıma yük olan, durmadan yürüdüğüm yollarda ayağıma ağırlık vereni taşımayı seçmek kendime neyin cezasını kesişimdi?
İçimdeki küçük çocuğu korumak için yarattığım canavara yenildim bugün.. Onun savaşında bıraktım kılıcımı yere.. Kalemi elime almaya niyet ettiğim gün bir gerçek sarstı tüm benliğimi.. O gün birisi için doğum gününün anlamı değişmişti, birisi için korunup kollandığı heybetli bir güç yitirdi etkisini, birisi için çocukluk bitmiş büyümek günü başlamıştı, Bir başkası için yuva dediği yer ıssız bir çoraklık olmuştu.. Zaten hep böyle olmaz mıydı, bir şey herkes için hep bambaşka manalara sahiptir ta ki sahip olduğu manayı yitirene kadar..
Peki ya ben, benim için hangisiydi, bende yitirilen mana değişen anlam ya da kaybolan neydi? Bulamadım.. Bulamadıkça yürüdüm, yürümek en eski kadim öğretimdi benim.. Ben de yürüdüm.. İlk kez bulmak için değil, anlamak için değil, hayatla savaşa hazırlanmak için değil, savaştan dönmüş olmanın yorgunluğunu atmak için değil.. Sadece yürümek için, gökyüzündeki ayın dolunay tamlığı ve parlaklığı yoluma düşene kadar yürüdüm..
Matematiğimde 2+2 sonucunu değiştirdi ben durduğumda.. Dil bilgimde artık hikayeyi nokta işareti bitirmiyordu mesela.. Ya da edebiyat yaşadığımı yazacak kadar büyük gelmez olmuştu.. Bazen bazı şeyleri anlatacak kelime bulamazsın, zaten anlatmaya da gerek yokmuş..
Ben durdum da güneş ve ay durmadı.. Ben sustumda zaman susmadı.. Ben vardım sandım, çözdüm sandım da o işler pekte öyle olmadı.. Ve o an gökyüzü tek bir şeyi fısıldadı; yine de dönüyor..
..Sevgilerimle..

Yorum bırakın