
Hayatım boyunca dans edeceğime inanırdım.. Her adımıma bir senfoni eşlik edecek, mevsimler bile vals edercesine değişecek, insanlar bir müzikalde gibi sahneme çıkacak ve sahnemden saygıyla inecek.. Hayat hep akacak, müzik hiç durmayacak, insanlar hiç gitmeyecek, dans hiç bitmeyecek..
Benim güzel kızım, seni korumak için büyüttüğüm canavarın gücünü görmezden gelmişim.. O gücün bir gün damarlarımda kan yerine zehir dolaştıracağını hesaba katmamışım.. Ama zaten biz seninle hep böyle değil miydik; hesap kitap yapmadan yüreğimizden geldiği gibi yaşamayı seçen, her sokağı evi bilen ve hiç bilmediği sokaklarda dahi kaybolmayacak kadar adımlarına güvenen, kaldırımlara sığmayan, sonuna kadar giden, her parkta bir bankı bir salıncağı olan, mabetler edinen, bir ezgi duyduğu an eşlik eden, merakının heyecanın peşinden gözü kapalı giden, sonunu hiçbir zaman düşünmeyen, kalbinin peşinden giden, aklını hayatına karıştırmayan..
Sonra ben büyüdüm, hayatın ilk emri buydu.. Kayıpları gördüm, aşkı tattım, huzuru yitirdim, kayboldum, aradım bulamadım, yorulduğum da oldu itiraf edemesem de pes etmişliğim de oldu.. Aklımın karmaşası ayaklarımın adımlarına dolandı.. Zihnimin dehlizlerindeki fısıltı kalbimin müziğini susturdu.. Önce dans etmeyi bıraktım, sonra keman çalmayı, ardından kalemimi kırdım.. İstediğim bu değildi, sevişlerimin lisanında yoktu bunlar..
Önce bir satranç oyununa davet aldım, sonra bir maestronun öğretisine gizlice katıldım, ardından kılıcımı kuşanıp arenaya çıktım.. İstediğim bu değildi.. Önce müziğim sertleşti, sonra adımlarım, ardından kelimelerim şeytanın lisanını yazmaya başladı.. Kadim krallığımın tüm ışıklarını kapattım, izin verdim zehirli sarmaşığın toprağıma kök salmasına, kapüşonumu geçirdim başıma öyle yürüdüm sokakları, panayırları lunaparkları es geçtim yürürken..
Hürlüğümün bedelini ödemeden miras bırakılan, bana öğretilen, ataların aktardığı, çevrenin yapıştırdığı esareti yenemezdim öğrendim.. Geç oldu, ama öğrendim.. İsyan ettim, öfkelendim.. Penceremden akıp giden hayatı, o hayata karışıp rahatlıkla mutlu olanları izlerken katlandı öfkem.. Sövdüm, kızdım, öfkem bendimi aştı, acıya katlanacak halim kalmadığında sadece sızdım.. Dinlenme uykusu değildi bu, yorgun düşmüşlüğün sızmasıydı..
Cevaplar aradım, anlamaya çalıştım, kendime sözler verdim gün doğarken daha güneş batmadan vazgeçtim, bekledim.. Ben en çokta bekledim.. Hayatı, hayatımda olanları, sevdiklerimi, umduklarımı, heveslerimin kursağımda oluşturduğu onca tortuya rağmen.. Beklemenin laneti topraklarımda kök saldı, yine de bekledim..
Azıcık toparlayınca gücümü, kalbim aşkın hissine kapılınca tamam dedim tamam, hayat gereken işareti verdi, arenaya dönmek zamanı.. Arenaya dönüp yarım bıraktığımız satrancı bitirmenin, elimizdeki kılıcın hakkını vermenin, kalemimden akan kelimelerin lisanını değiştirme vakti.. Son tangoymuş, hayatın beni başka cephede oyalayarak köksüz medeniyetimi işgal etmek için geliştirdiği en iyi stratejisiymiş.. Çünkü benim hakikatemin özünü bilmiş, özümü zaafım olarak işlemiş yavaşça, ben kendi gölgelerimle oyalanırken o çoktan işgali gerçekleştirmiş..
Gökyüzünün dilini, rakamların anlamını, bilimin ışığını, ilimin hakikatini okuyarak doğruyu bulacağımı sanıyordum.. Okudum, dinledim, izledim.. Bu ise ikinci taktiğiymiş, çünkü zaten gökyüzünde rüzgar benim tarafımdan esmiyormuş, denizde işler aleyhimeymiş, karada ise çoktan kaybetmişim..
Ve üçüncü darbeyi indirdi tam krallığımın ortasına; zamanın ve hayatın kimseyi beklemeden aktığını, ölümün soğukluğunu, aşkın illüzyonunu, birikimlerimin kaybını yaşattı.. Ve ensemden tutup izletti onların mutluluğunu, hayatlarına kimseye aldırış etmeden devam edişlerini, benim zihnimdeki dünyamda “acabalar”dan bir çamurda çırpınırken diğerlerinin keyifle içtiği kahveleri paylaştıkları anları izletti..
Bana sevdiklerimin helvasını üst üste yedirirken, onların hayatı keşfedip keyifle yeni tatlılar yiyişini izletti.. Acının derin anlamını öğretirken bana, onların yüzeyde rahatlıkla yaşayışlarını izletti.. Çabalarımın emeklerimin, yıllarca tırnağımla inşa ettiğim köksüz medeniyetimin yıkılışını izletti.. Kızmak istedim, herkese her şeye öfke kusmak istedim.. Bundan aylar öncesine kadar öyle de yapardım..
Kızardım, kendi kendime küserdim.. Hak görürdüm kendime dünyaya öfke saçmayı, dünyadakilerle kavga etmeyi.. Oysa neye kızacaksın, kime kızacaksın ki.. Zaten ne diye kızacaksın ki.. Hayatlarına devam ettikleri için mi, derine dalmadan yaşadıkları için mi, yaşamayı seçtikleri için mi.. Dünyanın adil bir yer olmadığını söylemediler mi daha önce, hayat bana borçlu demenin bir kıymeti olmadığını söylemediler mi sana!..
Önce ifşa, sonra inşa ve en sonunda şifa.. Ah be güzel kızım bu yolu ben seçtim, zorluğunu ben istedim.. Her öfkemde bir kat daha toz indi karşımdaki aynadan. Her acı darbede biraz daha belirginleşti aynadaki suretim. Senin o çocuksu aceleciliğinle benim yetişkin yorgunluğum, senin o çocuksu masumiyetinle benim büyüdükçe kaybettiğim inancım, senin o çocuksu sevginle benim büyürken şahit olduğum korkular ve senin o çocuksu heyecanınla benim yetişkinlikte tanıklık ettiğim kaygılar bizim toprağımızda tozu dumana kattı..
Sonra yeniden kaldırdım başımı, ensemdeki elin baskısına rağmen. Gözlerimdeki acıya rağmen açmaya gayret ettim gözlerimi. Bildiklerimi, okuduklarımı, öğrendiklerimi ters düz ettiği yerden hayatın. Köksüz medeniyetimi usul usul temizlerken yorgunluğuma rağmen, kadim topraklarındaki zehirli sarmaşıkları kökünden sökerken zamanla.Ve hayat bir kere daha yemek molasında bir tabak helva getirirken soframa..
Zihnimin dehlizlerindeki canavarı serbest bıraktım. Kendi şeytanımla göz göze geldim. Öfkemin arkasındaki sevginin, hırçınlığımın arkasına saklanmış görülmenin, çırpınışlarımın arkasında kalmış anlaşılma ihtiyacının varlığını gördüm.. Kadim krallığımın hudut çizgisine yürüdüm, oradan baktım medeniyetime.. Gökyüzüne yeniden baktım, rakamları yeniden inceledim, bilimin ışığını ilimin hakikatini yeniden okudum, felsefe öğretilerime yeniden baktım..
Sonra Fatih’in fethi geldi aklıma.. Her savaşın kılıçla kazanılmadığını okuduğum tarih kitapları.. Kaçtığım kimdi, kendi büyüttüğüm canavarım. Korktuğum kimdi, kaybetmemek için çabalarımın çırpınışlara dönüştüğü. Öfkem kimeydi, ben acıdan kıvranırken devam eden hayata..
Beklediğim kimdi, köksüz medeniyetimin kadim kralı..
Ben büyüdüm güzel kızım, biliyorum sen hep çocuk kalacaksın ama ben büyüdüm.. Seni korumak için dönüştüğüm tüm kimliklerim ölmek zorunda artık. Korkma, ben varım.. Önce öfkemizi, kırgınlığımızı, hayal kırıklığımızı, kursakta kalan heveslerimizi ifşa ettik. Şimdi inşa zamanı..
O zehirli sarmaşıklardan arındırdığımız toprağa tohum ekmek zamanı, çocuksu acelecilikle her tohumu eklemeyeceğiz bu sefer. Toprağımızda yeşermek isteyen tohumları seçeceğiz, krallığımızda güneş için su için çabalayan tohumları.. Gölgemizden korkmayacağız bu sefer, o dolapta sessizce saklanıp beklediğin mevsimler yitirdiğin günler bitti güzel kızım.. Ben bizim için 4 mevsiminde kaç derece olduğunu defalarca denedim, kışın sonu bahar inan bana..
Ve sana söz veriyorum yeniden dans edeceğiz güzel kızım.. Zihnimin dehlizlerindeki fısıltı, kalbimizin senfonisinden güçlü değil artık.. O fısıltı alıştığımız tanıdık bir eski dost bizim için.. Ve kadim krallığımızın tahtına bu bahar çiçekten taçlar yaparak oturacağız, sana söz veriyorum.. Çünkü beklemek, ensemdeki nefesin ve elin izletmesini seçmek bize bir şeyi daha gösterdi; hayat ve zaman senin kontrolünde olacak kadar küçük değil..
Yaratmaya gücüm yetmez, ama yaratılan her güzelliği sana yaşatmaya gücüm yeter.. Hayat sofrana son dönemde helvalar getirse de bil ki senin de dünyanın her yerinde keşfedeceğin nice başka tatlılar var. Ve ben sana söz veriyorum, kahvemizin yanına hep yeni bir tat bulacağım..
Savaşımız bitti güzel kızım.. Kışımız bitmek üzere.. Gökyüzüne baktım, rüzgar bizden yana dönmeye başladı. Okyanusta lehimize bir akıntı oluşuyor. Rakamları dikkatle okudum, 25 Mart diyor, özellikle 25 Mart.. Ben sana bu yaz yüzmeyi öğreteceğim güzel kızım. Ben sana yeni bir lisan öğreteceğim söz veriyorum, hikayelerini daha sağlam bir kalemle yeni öğrendiğin lisanlarda yazmayı öğreteceğim.. Ve sana yeniden dans etmeyi hatırlatacağım güzel kızım, ben sana yeniden dans etmeyi hatırlatacağım..
Büyük konuşmalar bitti, ‘bundan sonra böyle’ tehditleriyle kendini kandırmalar bitti, başkalarının hayatlarına devam edişlerini mutluluklarını alkışlamak zorunda kalışların izleyişlerin bitti, talan ve işgal edilen enkazın yasını tutmalar bitti, acabalar keşkeler bitti, farklı olur mu beklentisi bitti, sevgi kırıntıları bitti, görün anlayın çırpınışları bitti.. En önemlisi sevgimizin, sadakatimizin, çabalarımızın, emeklerimizin kıymetini bilsinler görüp anlasınlar diye umutlanmalar, dönecek olan devranı beklemeler bitti..
Bu canavarı ben büyüttüm, bu şeytanı ben serbest bıraktım, zihnimin dehlizlerine bu labirenti ben inşa etmiştim.. Şimdi onları ben yıkıyorum.. İnsan çabaladığı, emek verdiği için o şey zamanla canını acıtsa bile vazgeçmez sıkı sıkı tutunurmuş.. Bu karanlığı delip geçiyorum..
Ve güzel kızım sana söz veriyorum; köksüz medeniyetimiz kök salacak, ışıkları hep yanacak, dansının adımlarını hiçbir şey karıştırmayacak, çiçeklerin yaprak dökse de kökü sağlam kalacak çünkü artık tek mevsimlik çiçekler barınmayacak bahçende.. Sen olduğun yere, girdiğin hayata hep neşe saçan oldun. Lezzetli yemekler yaptın sevginle, en kalabalık yerlerde park yeri buldun enerjinle, insanların sırlarını yaralarını sardın varlığınla, güven ektin topraklarına sadakatinle..
Artık eve dönme zamanı güzel kızım.. Kendi krallığımızı yeniden yeşertmek zamanı.. Başka topraklardaki sürgün hali bitti, başka bahçeleri yeşertmek yorgunluğu bitti, başkalarına ev olup kendine misafir olmak zamanı bitti, hayatla başkalarının arasına girip onları korumak için kendini feda ettiğin kahramanlık hikayeleri bitti..
Gökyüzü, yeryüzü sana bana bize fısıldıyor; artık evine dönmek zamanı, esaret bitti.. Yeniden dans edeceğiz, satranç oynayacağız, söz veriyorum yüzmeyi öğreneceğiz, yeni hikayeler yazacağız, rengarenk çiçekler ekeceğiz, şarkılar söyleyeceğiz, yaralara yaralayana ah etmeden geçip gideceğiz..
Hayat düğün bayram olacak diyemem, bunun sözünü veremem. Her mevsim yaz olacak diyemem, her şarkı neşene eşlik edecek diyemem.. Her zaman kazanacağız diyemem.. Yani hayatın araya sokacağı soframıza getireceği şeyler üzerine sana sözler veremem.. Malum son 6 ay bize bunu öğretti.. Bu dersi yeniden tekrar etmeyeceğiz..
Ölümlerden bize miras kalan; dimdik yaşa, her an en şık ol, of deme sorunu gör çöz ilerle, sofrandakini paylaş, hata yapmaktan korkma, kendini bil kendin ol mirasını koruyacağımıza söz verebilirim..
Olan oldu, olacak olan olacak.. Olanı ve ölümü değiştiremeyiz.. Lakin bugünümüzde kim olduğumuzu ve olacağımızı yeniden seçebiliriz.. Geçmişi esen rüzgara emanet ettim, geleceğin telaşını kaderimden siliyorum.. Aşkla, neşeyle, ışığımla bugünümü yaşamayı seçiyorum..
Ve sana söz veriyorum.. Her zaman yanında olacağıma, yüzmeyi öğretemesem de deneyeceğime, hayata rağmen değil hayatla bir olarak yaşayacağımıza, seninle yeni panayırlar lunaparklar keşfedeceğimize, farklı kahveler tadacağımıza ve heyecanımızın merakımızın peşinden gideceğimize söz veriyorum..
Şimdi soruyorum sana; geçmişin yükünü sırtımızdan indirip, bugünümüz için dolabın içinden bana elini uzatmaya ve en sevdiğin şarkıyı açarak benim dansıma eşlik etmeye mısın?
..SEVGİLERİMLE..

Yorum bırakın