.. ZAMAN VE MESAFE YANILGISI..

“Bir dilek tut; tüm mucizeler gerçek olsun..”

Her nasip vaktine esirmiş derler.. Meğer ne büyük lafmış.. Geçmişimin hayaletini misafir ederken odamda, kendi gölgemle savaşırken hayatta, gözden kaçırmışım bu gerçeği.. Kendi zamanımı yaşamaktan alıkoymuşum kendimi.. Meğer ben geleceğin ta kendisiymişim, anladım..

Şimdi düşünüyorum da mesela Amerika’dan saatlerce öndeyiz. Ben onlardan önce girdim yeni yıla, onlardan yarım gün önce başlıyorum yeni güne.. güneşi önce ben selamlıyorum benim merhabamla başlıyorlar güne, benim iyi gecelerim onlara ulaşana kadar ben çoktan yola çıkmış oluyorum yeni günde.. Hatta öyle ki ben bugün benim olmayan bir doğum gününü kutlarken o günün sahibi daha kendi doğduğu güne bile erişememiş oluyor..

İdrak ettim büyük bir şaşkınlıkla.. Ben mesafelerin zaman farkının bahanesiyle yitirilmiş geleceğin hayal kırıklığını yaşarken, hayat benim yaşayıp bitirdiğim güne yeni uyanan biri için yeni başlıyormuş aslında..

Ben  odamda geçmişin hayaletini misafir ederken bugünümde, o hayaletin kendisi zaten dünü yaşıyormuş kendi zamanında.. Ben bugünümde çözmeye çalışırken problemleri o hep dünün korkusunu, kaygısını duyarken aslında pekte haksız sayılmazmış kendince.. Benim dünümde yaşayan birini, bugümde ev sahibi yapmaya çalışmanın acısını yaşamışım ben meğer aylarca..

Oysa dünde kalmayı seçen, kendi zamanını ve hayatını dünün zamanında yaşamayı seçen birinin seçimlerinin sorumluluğunu ben bugünümde kendime sırtıma yük yapmayı seçmişim.. Bakmışım ki o benim hayatımın akışına ve zamanına yetişemeyecek, ben onun zamanında yaşatmaya çalışmışım kendimi.. Eee var olmayan bir zamanın içinde yaşamaya çalışmak ağır bir dersi getirdi neticesinde..

Hatırla kızım; geçmiş yok, gelecek yok. Ne büyük bir illüzyonmuş zaman anladım..

Benim bugünümde, benim kendi zamanımda, var olan hayatımda kalmayı seçenleri bu seçim için çabalamayı gönülden isteyenleri görememiş gözüm.. Ta ki yer ve gök bana ölümün gerçekliğini defalarca gösterip “ya kendi zamanını yaşarsın ya da hiç var olmayan zamanlar için çırpınırken sessizce yitip gidersin”i sert bir tokatla hatırlatana kadar..

Her hatırladım deyişim aslında yarım kalmış.. Belki de hayatın bu denli üst üste sarsması bundandır.. Lakin o bile dünün hikayesi aslında..

Aslında kırgınlığın ve kızgınlığın sebebi mesafeye, zaman farkına yenik düşmemek için rutinler oluşturmaya çabalayan olmanın, geceyle gündüzün sessizce yutup götürmesin diye çırpınışların yansımasıymış.. Yani kontrol edilemeyen hayata ve zamana karşı rutinlerle, duvarlara asılan resimlerle, ve daha nice beklentilerle yenik düşmeme savaşıymış..

Sen mesela 14 Şubat’ı ya da doğum günlerini ya da diğer tüm özel günleri, hatta kendinizin oluşturduğu özel günleri o zamanın esiri olmadan kutlama yollarını bulmak hatta mümkünse zamanı ve mesafeyi aşmak istemişsin.. Hatta gördüm ki hayat bunu gerçekleştirme fırsatı bile vermiş.. Zamanı ve mesafeyi aşmak için verilen fırsatı aradaki farkı kapatmak yerine daha da fazla zaman farkı olan yerlere göçmeyi seçmek seçenin sorumluluğuymuş.. Anladım..

Zan dünyası içinde oynayan zihin filminin gerçekliğine inanıyoruz günün sonunda.. Ya istediklerimiz olmazsa, ya istemediklerimiz olursa kaygıları ve korkuları içinde seçimler yapıyoruz.. Halbuki bilse insan seçmenin erdemini esir eder mi kendini geçmişin korkularına, geleceğin kaygılarına..

Kendimi esir ettiğim zaman illüzyonundan hikayeler yazdım yüzlerce.. Yazdıkça yaşadıklarım şekillenir sandım, anlaşılır sesim duyulur da yenik düşmeyiz zamana sandım.. Sanmak insanın kendine kestiği bir cezaymış meğer.. Yaşadıklarımı yazdıkça, yazdıklarımı yaşadığım bir döngünün göbeğinde salıncak kurmuşum sanki..

Bir yerlerde zaman bizim arkamızda, bir yerlerde zaman bizim önümüzde.. Olduğumuz topraklarda bile güneşi dakika farkıyla önce karşılayan birileri var, geceye bizden sonra kavuşanlar var.. Kimiyle dakika farkı yaşanıyor, kimiyle saat.. Zamanın ve hayatın araya girmek gibi bir derdi olmadığını yeni yeni anlıyorum..

Güneş kendisi için doğmuyor, yağmur kendisi için yağmur, Kronos kendisi için hüküm vermiyor.. Fıtratında olanı ortaya korkusuzca koyuyorlar.. Bizler yorumluyor, mana yüklüyor, beklentiler oluşturuyor ardından da hayal kırıklığıyla bir çare kalıyoruz..

Sadece kendimle, gölgelerimle olan savaşımı bitirmekle yetinmeyeceğim artık.. Zamanın ruhuna temas edeceğim. Hayatın nefesini soluyacağım.. Çünkü gördüm ki bize karşı ya da bize rağmen diye bir şey yok.. Bir olan var, bir de olanla ilgili bizim görmeyi seçtiklerimiz var..

Dünde yaşamayı seçeni düne, yarına erişmeyi seçeni yarının telaşına bırakmalı.. Bugünü seçmeli, bugününde olmak isteyeni seçmeli.. Çiçekler almalı, çiçekler vermeli insan.. Güneşi hissetmeli, hissettirmeli.. Küçük notlar, hediyelerle, bir cümleyle verdiği değeri hissettirebilmeli insan..

Bahanelere sığınmayı, bitmiş günü sorgulamayı, gelecek günlerin hesabını yapmayı bırakmalı en azından bırakabilmeyi denemeli.. Çünkü ne zaman aldırış ediyor yitip giden için, ne de hayat boynunu büküyor yaşayamayanların hikayesi için..

İnsan iki kere doğar derler.. Biri anneden, biri de kendisiyle göz göze bakma cesareti gösterdikten sonra kendinden derler.. Annemden doğduğum günün tarihi belli, kutlanacağı zaman ise yakın.. Kendimden doğduğum gün ise şimdi.. Hayat bu niyetimi beğenmiş olacak ki bugün yeni ay var gökyüzünde.. Sanki “sen doğmayı seç, ben kutlamanı gökyüzünde yapacağım” dercesine..

Tesadüf diye bir şey yoktur derdim hep.. Bunun manasını idrak etmem ise söylediğim zamanlardan çok sonrasında oldu.. Zaten söyleyip anlattıklarımı idrakım hep sonradan oldu.. Oysa sonrası diye bir şey de yokmuş, olması gerektiği zaman olurmuş.. Kalp bilirmiş kendi gerçeğini de insan o gerçeğe hazır olana kadar tavında dövülürmüş..

Tutunmalar, çırpınmalar sadece direnç geliştirirmiş yaşama karşı.. İnsansa en çok tutunduğu, en çok çırpındığı yerden verirmiş sınavını.. Şuan benim için ders arası mı yoksa bitirebildim mi o sınavı bilmiyorum.. Artık diş bileyerek öfkeyle adım atmayacağım arenaya.. Artık kursakta kalan heveslerin sebebine gönül koymayacağım.. Artık yaşadığım hayal kırıklığına esir düşmeyeceğim..

Ben sevgimin, düşlerimin, yapamayı arzuladıklarımın, emek vermek için gönüllü olduğum her şeyin, çabalarımın ne denli kıymetli ne denli incelikli olduğunu gördüm.. Yenik düştüğüm yerin; zaman ve mesafe olmadığını, onu aşmak için çabaladığım hayaletleri bugünün sahibi yapma çırpınışlarım olduğunu anladım..

Oldurtmaya çabalamak sadece bataklıkta çırpınmakmış.. Bir illüzyon peşinde koşarken düştüm o bataklığa.. Şimdiyse gerçeklerin bana elini uzatmasıyla çıkıyorum o bataklıktan yavaş yavaş.. Ruhum çocuksu bir telaşla, heyecanla koşuşturmak istiyor yine.. İster, benim güzel çocukluğum elbette ister.. Çünkü özledi baharı, özledi nergislerin papatyaların karanfillerin kokusunu, özledi lunaparkları ve kar helvasının tadını..

Onun özlediği geçmişi ona veremem.. Onun telaşına kapıldığı geleceği yaratamam.. Bunlar benim gücümün dışında bir sisteme ait.. Ona sahip olduğum iki gerçeği verebilirim artık; kendimi, bugünümü..

Çırpınarak battığımız bataklıktan, geçmişin hayaletlerinden kaçarken aldığımız yaralardan, geleceği yaratabileceğimiz yanılsamasından uyanabilmek dileğiyle..

“Hepimiz bataklıkta yaşıyoruz, ama bazılarımız yıldızlara bakıyor”.. Yeni ay, yeni gün kutup yıldızınızın daha parlak olmasını dilerim.. Mum üflerken dilek tutmayı hatırlayın ve çocuk kalbinizin mucizelere inanmasına izin verin.. Kim bilir belki de gerçek olur tüm mucizeler..

..SEVGİLERİMLE..

Yorumlar

Yorum bırakın