..KORKMUYORUM ARTIK KORKMAKTAN..

“Kendi içindeki düzeni kurmadıkça dışarıdakini toparlayamazsın..”

Suçlu olan hep başkası dimi.. Koşullar, insanlar, mesafeler, zaman, tartışmalar vesaire vesaire.. Suç hep kişilerde ya da durumlarda.. İnsan olmanın yorgunluğunu, hata yapmanın sorumluluğunu, seçimlerin sonuçlarına katlanma zorunluluğunu üstlenmek yerine kendi vicdanını aklayıp sorun ben değilim demek ne kolay..

“İnsan kendini sorgularken kendi niyetine, karşısındakini sorgularken onun davranışlarına bakar” son dönemde duyduğum en gerçek cümleydi.. “Ben seçtim, ben yaptım, ben yıktım, ben bozdum, ben inşa ettim” gerçekliği yerine “koşullar bunu gerektirdi, şartlar uygun değildi, herkesin bir hayat telaşı var işte, hayat beni bu noktaya getirdi” yanılsamalarını seçiyor insan..

Zaten ne demişti Doğan Cüceloğlu; seni diğerlerinden farksız yapmaya çalışan toplumda kendin olarak kalabilmek savaş ister ve bu savaş bir başladı mı hiçbir zaman bitmez, ve bu yolculuğa çıktığının farkında olan kişi savaşçıdır..

Epeyce zaman oldu kendi yanılsamalarımın gözlerine bakmaya gayret edeli.. Kafamı her kaldırışım bir ağır tokat darbesi hissi yarattı.. Kendi cennetimi kurmak için, kendi cehennemimden geçmem gerektiğini birkaç yıl öncesinde öğrenmiştim.. Lakin o cehennemi yalnız yürümek zorunda olduğumu idrakım ve kabul etmem bir hayli zaman aldı..

Kayboldukça, belirsizliklerin aslında sınavım olmadığını öğrenmeye başladım.. Karanlıkta kaldıkça kalbimin sesini duymayı öğrenmeye başladım.. Sorularım, sorgulamalarım cevap buldukça aslında aradığım şeyin cevaplar olmadığını anlamaya başladım..

Zaten hiçbir cevap aradığım güveni vermeyecekmiş bana, sorduğum hiçbir soru gerçeğe taşımayacakmış beni.. Ben bu yanılgılar içerisinde cevap ararken sadece kendimi yormuşum, soru sorarken de karşımdakine bilinçsizce yük olmuşum.. Niyetim, tek niyetim gerçekleri öğrenmekmiş. Peki ya davranışlarım niyetimin masumiyetini kanıtlar mı?

Oysa ben aldattı mı, kandırdı mı, yalanlar söylendi mi, sessizlik neden, nereye gidiyor bu yol, niye çabasızlık görüyor emeklerim, nasıllar, niyeler diye sormazdım ki! Benim merakım o, bu, şu değildi ki!

Apollon ve Daphne’nin hikayesini okurdum, kara deliğin ötesini merak ederdim, labaratuvarlarda yapılan çalışmaların sentezlemesiyle meşgul olurdum, içim yol almak istediği an alır çantamı otostopla yollara düşerdim, gerçeği ve hakikati görünmeyenlerde arardım, gökyüzünü izlerdim, toprağa uzanarak incelerdim yıldızları, kuşların ahenkle uçuşundaki ritmi yakalardım zihnimde, hayranlıkla bakardım ay ve güneşin tutulmalarına..

Kulağımda çalan müziğin ritmiyle trafiğin akışını dans ettirirdim zihnimde, trafik ışıklarından oyunlar oluştururdum, her söylemenin ardında yatan sessizliği okurdum gözlerinden insanların, ruhun gerçeğini merak ederdim.. Hiç gitmediğim ülkelerin kütüphanelerindeki kitapları merak ederdim, gezmediğim şehirlerin tarihini okur hayal ederdim o sokaklarda keşfedeceğim dünyayı..

Hayata tanıklık etmiş insanların eserlerini, hayatlarını okurdum ve merak ederdim o anda orda olmak nasıl olurdu diye..

Yani benim zaafım merakımken ne oldu da bu zaaf beni keşfeden biri olmaktan çıkarıp, korkan birine dönüştürdü.. Kim suçlu şimdi; hayat şartları mı, başıma gelenler mi, kalbimi kıranlar mı, beni hayal kırıklığına uğratanlar yarı yolda bırakanlar mı, beni belirsizlikte ve sessizlikte bırakanlar mı? Kursağımda kalan onca heves mi, o hevesi kursağımda bırakanlar mı? Koşullar mı suçlu mesela ya da araya giren mesafeler mi?

Olan o an da oluyor! Hayat bir durumla çıkageliyor kapına.. Taşınmak, sevdiğin birini kaybetmek, maddi kayıplar yaşamak, kavgalar etmek işte aklınıza daha ne geliyorsa her ne oluyorsa oluyor.. Sonra sen bir seçim yapıyorsun o an; giderek, kalarak, tartışarak, sorgulayarak, kaçarak, susarak işte her neyse.. Biri oluyorsun o an ve o ana bir tepki veriyorsun, bir seçim yapıyorsun..

O seçimin yankısı karşındakine ne hissettiriyor, ne düşündürüyor farkına varmıyorsun.. Zaten bir süre sonrada farkına varmak istemiyorsun. Çünkü o farkındalık sorumluluk gerektirecek ya da çaba gerektirecek..

Bazen konuşmak bile yük gibi hissettiriyormuş insana, anlatmak çözmeyi gönülden isteyenin işiymiş.. Ve herkes bunu istemezmiş, en azından seninle istemezmiş.. Gördüm çünkü isteyenin fizana bile gidebileceğini, mesafelerin ya da yaşanılan hiçbir şeyin gönülden isteyenin karşında engel olmadığını gördüm..

Aslında hayat bunları biraz da görelim diye masaya koyarmış.. Kim gerçekten o yolda yanında olacak, kim bir mevsimlik, kim çabayı yük olarak görüyor, kim bunu gönülden istiyor sorularına cevap bulmak içinmiş..

Bense sebepleri ister hayat olsun ister insanlar, sadece cevap istemişim..Yani neleri istediğimi bilmişim bulmuşum da, bunlara nasıl sahip olacağımı bulamamışım..

Meğer önemli olan kahveyi kiminle içtiği değilmiş, kahveyi benimle içmeyi seçmemesiymiş.. Gerçeği bulmanın zor olduğunu sanıyordum, asıl zor olan gerçeği olduğu gibi kabullenmekmiş..

Yani suç; ne mesafelerde, ne olaylarda, ne tartışmalarda.. Suçluysa; ne bunları bahane edip kaçan, ne bunları ortaya koyup susan, ne de sürekli acabalar kaygısı duyup kendince sevildiğinden, unutulmadığından emin olmak için çırpınan aslında..

Ben, beni çok özledim.. Ben, benimle arama 11.200 ağaç mesafesi koymuşum.. Ben, benim hayat neşemi ve o neşemin heyecanımın yakıtı olan merakımın yönünü kendimin dışına çevirmişim.. Ben kalbimin anahtarını bir uçağa koyup kendi köksüz medeniyetimin dışındaki topraklara göndermişim.. Emanetimi göğsünde taşımak yerine sadece kendi bavulunu alıp uzaklaşmayı seçene ise hep hesap sormaya kalkmışım..

Ben kahvesini benimle yudumlamayana döndükçe yüzümü benim masamdaki kahvem soğumuş.. Ben mesafeleri ve zamanı aşmak için çırpındıkça bana karşı olan mesafeler çoğalmış.. Ve ben bir fısıltı gibi kalmayı seçtikçe, dünya hep başkasının şarkılarını dinletmiş..

Uyandım.. Aydım.. Ben bu kızı kor ateşlerde yürüttüm, ben bu kızı defalarca yeniden büyüttüm.. Ben bu kızı korkulardan kaygılardan korurum sandıkça.. Ah şu sanmak.. İnsan kendi niyetiyle, karşısındakinin davranışı arasında haklı çıkaradursun vicdanını.. Zaman kimsenin kahvesinin sıcaklığını korumayacak.. Hayat ise masaya daima kendi bildiklerini koyacak..

Güvenmek için sormaya ihtiyacım kalmadı, çünkü zaten hiçbir cevap gördüğüm gerçeği inkar edebilmemi sağlamayacak.. Sevmek için beklemeye ihtiyacım kalmadı, çünkü zaten hiçbir bekleyiş çabasızlığın karşısında bekleyeni ödüllendirmeyecek.. Yeniden yola çıkmak için 11.200 ağaçlık mesafenin kapanmasına ihtiyacım kalmadı, çünkü yoldaş olmak isteyenin bahanesi olmazmış..

Ne tuhaf, dünyayla olan savaşım bittiğinden bu yana sükunet ruhumu sarsmak yerine sarmaya başladı.. İlginçtir ki, kendim olmak için kendimle olan barışım başladığından bu yana en büyük korkum olan belirsizlik meğer aylardır aradığım cevapların ta kendisi haline geldi..

Meğer mesafeler, zaman farkları, tartışmalar, sessizlikler kendimi ikna etmeye çalıştığım illüzyondan beni uyandırmak için girmiş araya.. Korkularımın kaygılarımın sesini susturmak için sürekli sorduğum sorular aslında güvenmek isteyen, yuvasında hissetmek isteyen kalbimin çığlıklarıymış.. Oysa ruhun çığlığını susturamazmış ki başkasının sesi, sözü, cevapları..

Ben ikna olmak istediğim için sürekli analizler yaparken, zaten sahip olduğum şeyleri gölgelemişim meğer.. Ah şu zihnimin dehlizleri, zamanında ne çok boğuldum içinde. Yüzmeyi bilmeden bir cesaretle suya dalan tez canlılığım benim.. Ne çok kelimeler aktı defterlerime.. Çığlık çığlığa kendime kendimi anlatmışım da, beni hep o defteri okuyacak kralın duyacağını beklemişim içten içe.. Hem de o defteri o krala hiç okutmadan beklemişim bunu.. Sonrasında çocuk gönlüm usul usul kırılmış işte..😊

Pişmanlık geçmişle ilgili değil, gelecekle ilgili bir duyguymuş.. İnsan istese yapardı gerçeğini kabullenmeye başladığında zaman donmaktan çıkarmış.. Hatıralar gülümsetmeli beni, zaman lehime akmayı seçmişken..

Kalbim gerçeği hissediyor, zihnim korumak istese de beni acıdan, bu yüzden salsa da üzerime korkuları o eski kaygılarımı onu da görmezden gelmeyeceğim bugün.. Şefkat ve sevgi, yeni yaşımın ilk günlerine yaklaşırken ömrüm, evrene yayacağım frekans bu olacak..

Hepimiz kendi zamanımızın hikayesini yaşıyoruz, kimimizse kendi hikayesini yazıyor.. Ben sevilmeye layık olanı sevdim, görülmeyi bekleyeni gördüm, anlaşılmaya ihtiyaç duyanı anladım.. Şüphe yok, suç yok, suçlu yok.. Evet korkuyorum (bir koç kadınının bunu söylediğine şahit olmak büyük şans 🙃), kaybetmekten unutulmaktan ve daha nice şeylerden korkuyorum evet.. Ama artık korkmaktan korkmuyorum..

Belki herkesin düğününde halay çekemem, cenazesinde omuz olamam belki.. Herkesi yürekten affedemem belki.. Ama sevmek, benim hakikatimin hem yarası hem de şifasıymış..

Şimdi bir kahve ısmarlayacağım kendime, sıcaklığını hissedeceğim kokusunu çekeceğim içime.. Bir de en güzelinden bir şarkı açacağım (siz biliyorsunuz hangisi olduğunu 😉) . Önüme düşenlerin eskisi gibi korku kaygı denizinde beni boğmasına izin vermeyeceğim bugün. Tüm bu illüzyonların saçmalığına gülümseyeceğim hatta, hesap sormayacağım ikna olmak için.. Çünkü güvenmek için cevaplara, sevmek için bahanelere, anlamak için konuşmalara ihtiyacım yok bugün..

Herkesin zamanına, hikayesine zihnimle değil kalbimle baktığımda aslında görüyorum gerçeği benim evim nerede, evimle aramda kaç kilometrelik ağaç var.. Çocuk yüreğim işte yıllarca yaşadıklarını rotası bilmiş, korumak korunmak istemiş..

Bugün yeniden yakacağım lunaparkımın ışıklarını ve yeni yaşımın ilk gününe kaldıracağım kahve fincanımı.. Hem kim bilir belki de çocuk merakım yeniden alevlenir, ruhumun yeni rotasıyla ve yeni hikayeler yazmanın heyecanıyla, yeni yolları keşfetmenin merakıyla.. Ve kim bilir bu sefer yeni yaşım, mevsimlik değil ömürlük yol arkadaşlıkları getirir kadim krallığıma..☕🍀

..SEVGİLERİMLE..

Yorumlar

Yorum bırakın