Yazar: yildizlaraltinda

  • ..KENDİNİ ALT EDEBİLMEK..

    Alışkanlık kazanmak süreklilik gerektirdiği kadar yerine koyacağınız eski bir alışkanlığı yıkmayı da gerektirir. Yıktım. Peki günlerdir düzenini bozmadığım tek şeyi bugün yapmamış olmak daha doğrusu sırasını bozmuş olmak bu alışkanlığı edinemediğim anlamına mı gelir, sanmıyorum.. Rutinleşen bir durumun sadece yerinde kaydırma yapmış olmak bazen kendine ödül vermiş gibi oluyor. Bakış açısı diyelim.. 

    Kendinizin ya efendisi oluyorsunuz ya da kölesi. Aslında her iki durumda da kendinize hizmet ettiğiniz için pek bir sorun yok. Tabi farkına varan ve değişimi getiren şey efendi olarak bilinçli seçimler yapabilmekte saklı. Ha derseniz ki kardeşim ben böyle iyiyim, rutinler kalıcıdır ve koruyucudur o zaman kaldığınız yerden güne devam edebilirsiniz.. 

    Kendimi yenebilmek için önce yarattığım cehennemden sağ çıkmam gerekiyordu. Bu yazıları okuyabildiğinize göre de bunu başardım sayıyorum.. Gün içinde yaptıklarımı değiştirmek yeterli sandım, değiştirdim, yetmedi. İşim dolayısıyla zorlandığım bir hayat yaşıyorum sandım, değiştirdim, yetmedi. Şehir yıllarca beni tutsak etti dedim, değiştirdim, yetmedi.. İnsanlar dedim, anlayacağınız üzere yetmedi.. Dedim, çok şey dedim demesine de, bunu bana ben yapıyorum demedim, yeterliydi.. 

    Ve dedim, sana senden başkası, dedim.. Devamı aklımın özel arşivinde kalacak, şimdilik.. Gördüklerim, yaşadıklarım, duyduklarım. Kafam almadı, kaldıramadı.. Direnmek ruhumuzda var be. Devrimci olan ruhumu korkak bir burjuvayla yer değiştirmeye zorladım.. Kaçabilmek için. Saklanan insanın en büyük arzusu bulunmakmış aslında. Ve kimse saklandığım yere ulaşamadı, muhtemelen denemediler bile. Bense o dolabın karanlığına yavaş yavaş alışmıştım, beklerken.. Gelmeyecek olana ikna etmek bile zordu kendimi. Çünkü ses tellerinden ben kahraman beklemiyorum tınıları yükselirken, zihin kıvrımlarınsa aksine seni biri gelecek diye oralarda oyalayıp bekletiyormuş.. Canım doktorlarım neyse ki doğru tanı hayatımı kurtardı.. Kendimle olan savaşımda karşımda dünya var sanıyordum, alacaklıydım da dünyadan. Gerçi bu konu hala münazara ediliyor, muhtemelen davacı olarak kazanacağım, zamanı var.. Her neyse.. Sis aralanınca, bakıyor insan karşısına bir ordu beklerken savaşmaya değer, hatta yenilmeye değer, bir tek kendisi var karşısında.. Çokta şaşırtmıyor ya insanı olsun, biz yine de şaşırmış gibi yapıp zaman kazananlardan olalım..

    Bir savaş akılla kazanılırsa zafere layık sayılır, meydanda kan dökülen hiçbir savaşın galibi yoktur.. Aklımın, kalbime mağlubiyeti benim zaferimdi.. Şimdi asıl mesele şu ne onla ne ötekiyle olmaz, olamaz.. İkisinin ortak paydasından çıkarılacak sonuçlar var.. İşte aklımın imparatorluğunun, kalbimin sınırlarına erişmesini sağlayan anlaşma tam olarak bu.. İmparatorluğun yıkılması karşılığında, sınırların ortadan kaldırılması.. Adil bir dövüş, kansız bir zafer..

    Akıl itibarını, kalpse aşkını geri kazanabilmek için aynı cephede.. İşte bu kendimi alt ederek kazandığım en büyük savaş.. Kendi cehenneminden, Laleli’ye doğru gidebilme cesareti gösterenlere..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..AKLIN FİKİRLE BULANMASI..

    Yönünüzü bile dönmediğiniz, aklınızdan bile geçmeyen, hatta size hitap etmediğinden emin olduğunuz şeylerin bir anda hayatınızın merkezi olduğuna şahit oldunuz mu hiç? Bunun sebebini düşündünüz mü ya da? Fikir.. Öyle bir tohum ekilir ki zihnin içine daha siz ne olduğunu anlamadan neye uğradığınızla şaşar kalırsınız.. Hatta bu konular üzerinde konuşulurken verilen sık örnek ”sana pembe fili düşünme desem aklına ilk pembe bir film gelir” benzetmesidir. Buradaki önemli iki temel husus şu; akıl ve evren ortak işlevlere sahiptir ve olumluyla olumsuza bakmaksızın neyseniz size onu sunar.. Sizse insan olma deneyimiyle yola çıkarak bu durumları iyi ya da kötü diye değerlendirirsiniz..

    Mesela duygusal yoğunlukta dikkatinizi bile çekmemiş birinin size kendini açması sonucu bir anda sorgulamalara itebilir sizi.. Hiç bu açıdan bakmadım demeler, vardı da ben mi görmedim demeler, kendi hislerinizin olup olmamasıyla ilgili yapılan münakaşalar derken bir bakmışsınız ki zamanla zihninize ekilen küçücük tohum nede kocaman filizlenivermiş.. Hisleriniz varsa karşılığı fiziksel dünyada varsa konuyu kadere getirip ilişkiyi tecrübe edersiniz, fakat biz işin bu yüzeyselliğiyle ve kestirme yoluyla ilgilenmeyeceğiz. Karşı tarafın fikri size enjekte edip ortada olmadığı kısmın yarattığı karanlığı deşeceğiz, çünkü deşerek ortaya çıkarmayı sevenlerdeniz.. Derine inmeden yüzeysel yaşamak isteyenlerle burada vedalaşıyoruz..

    V karakterinin birçok sözü dillere pelesenk olsa da bizimle ortak paydada olduğu bir felsefesi var; fikirlere kurşun işlemez, bu kostümün altında etten fazlası var, bir fikir var.. 

    Medeniyetler kurulmuş, krallıklar yıkılmış.. Fikirlerin ışığında ya da karanlığında, işin sonucunu sizin bakış açınıza bırakıyorum.. Peki ya kendi dünyamız, içsel krallığımız?

    Okuyoruz, izliyoruz, dinliyoruz, kavramaya çalışıyoruz, anlatıyoruz, anlam çıkarmaya çabalıyoruz. Derken, her küçük eylem büyük bir resmi  oluşturup sergi açacak kadar birikim yapmamıza neden oluyor.. Peki bu sergi tam olarak bizim eserimiz mi yoksa bize sunulanlardan oluşturduğumuz çalıntı eserler mi? Yani şiir yazana mı aittir yoksa ihtiyacı olana mı?

    Aklıma gelen her fikir benim çabamla ortaya çıkmış olacak kadar orijinal değil elbette, kimisi gördüklerimin yarattığı bir illüzyon, kimisi öğrendiklerimin yarattığı bir aha etkisi sonucu zihnime yerleşmiş birer tohum.. Hiç ortalıklarda olmayanın, aklıma ektiği bir tohumla ortaya çıkan bu yazı gibi.. 

    Zihin kıvrımlarınıza dikkat edin, her kıvrımın var olmasına sebep olan siz olmayabilirsiniz ve bu sizi kendiniz olma yolundan çıkarmaya itecek kadar güçlü bir zehre dönüşebilir.. Pazartesileri diyete başlamak ve diyetten kaytarmak için kendimize sendrom temalı yarattığımız ve bunu kolayca kanıksadığımız bir gün. Gelin pazarı yeniden inşa edelin, aklın diyeti olsun bugün.. Şimdi pazarlarınızı yeniden başlamak için ideal kılma fikri sizce de uygun bir tohum mu?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..MAYIS’IN GEÇMİŞİ VE BUGÜNÜ..

    Mayıs 2021; parktaki salıncakta geç kalınmış olmayı sorgulayıp, aklımın sarayını yıkmam gerektiğine kanaat getirmişim.. O zaman için yapabildim mi, hayır. Araf içinde kendime cehennem yaratmışım aslında. Yeniden başlamak mümkün müydü, sanmam. O zamanlar için en azından..

    Mayıs 2022; sıkılmak, kendi potansiyelinden aslında tamamen kendinde olandan uzakta kalmak sonucu ruhun sana alarm vermesiymiş, yazmışım.. Aklımın kralını özlemişim. Ve yine hatta bu sefer tümüyle her şeyi yıkmaya kanaat getirmişim.. 

    Mayıs 2023; kaybetmeyi hedef almışım.. Sağlığımı, hayatımı, kariyerimi, ruhumu, özümü aslında.. Ve inanır mısınız, bir koç kadını kendini bir şeye adarsa o şeyde sonuna gitmek için fazlasını yapar. Fazlasını yapmışım.. Aylaklık, sevgili dostum, aylaklık etmeyi ne çok benimsemişim..

    Mayıs 2024; ”aha etkisi” dolu bir mayıs.. Kendimi hiç bu kadar akışa bırakmamıştım. Elbette bazen nefesim tıkanıyor, ciğerlerim, oksijeni kusamıyor, yine de bu beni yolumdan alıkoyamıyor.. Üç günde mayısa kadar geldik de, üç aydır mayısı bitiremedik sevgili dostum..

    Son 3 yılın mayıs raporlaması aslında şöyle; böl, parçala, saçmala, yeniden başla.. Yeniden başlamak.. Yıllarca sadece aklımı meşgul etmiş, eyleme dökülmekte biraz geç kalınmış belki de korkulduğu için eyleme dökülememiş, ama hayattan talep görmüş bir eylem.. Önce kalbimin krallığı, ardından aklımın krallığı ve son olarak ruhumun krallığı yıkılmış. -Mış diyorum, çünkü bile isteye bunu yapacak gücüm yoktu.. Sanki teslim aldığım mağlubiyet ordusuyla, yeniden bir er meydanı kurmam gerekiyor.. Hep bir şeyler isteriz fakat yol ya da yöntemler hatta sonuçlar bile tam istediğimiz gibi olacak sanıp, kendimizi kandırırız. Aslında, hayat ilmek ilmek istediğimizi bir şekilde veriyor da, o şekil bizim estetik algımıza uygun olmadığı için göremiyor ya da görmezden geliyoruz..

    İşte en son bunu yıktım, estetik algımı.. Kaybolduk, bocaladık, mağdur da olduk, zorba da.. Yani hakkını vere vere her role girdik, çıktık. Kimi rol üstümüze yapıştı, kimisi hiç oturmadı üstümüze..

    Kendi krallığımı yıktım, yıllarca emek emek inşa ettiğim, her yönüyle ince ince işlediğim ne varsa.. Geçmişin yükü, geleceğin kaygısıyla doluydu. Kendine özgüydü, sandım.. Her bir parçasını tek tek yıktım.. En karanlık anlar , gözün görmediği günlerde bile yıkmaktan vazgeçmedim.. İşte şimdi özgürüm.. 

    Geçmişi ve geleceği akreple yelkovana teslim ettim, bugünse bana ait.. Geç kalmak yok, erkenden varmak yok.. Hiçliğin zamanı teslim aldığı, her şeyin altın oranla hesaplanarak yeniden yapılmaya başladığı bugünden..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SIRADAN BİR GÜNÜN Z RAPORU..

    Amaçsız hayatıma saat kaçta başladığımın pek bir önemi kalmadı.. Uyan, köpeğinle yürü, eve dön, hazırlan işe git, bir şekilde geceyi bitir, sabaha doğru eve gel, köpeğine sokul ve uyumaya çabala.. Uyuyabilmek bir anda, ne büyük bir lüks. Aklında zaman geçirenler için..

    Aslında bir amacım vardı, hatta dönem dönem nükseden depresyon gibi ara ara nükseden ve ben buradayım fısıltısıyla olman gereken yere seni çağıran o potansiyel çağrısı.. 

    Her şeyden biraz denemek, en azından dedim diyebilmek önemli, Ne oturduğun yerden, ne değiştirmediğin semtten, ne de değiştirmediğin düzeninden pek bir hayır gelmiyor. Değişim iyi gelir mi tartışılır, başka hissettireceğiyse kesin..

    Seninle de pek bir ilgisi yok bazı şeylerin aslında. Mesela istediğin kadar iyi biri ol, beladan kavgadan uzak dur, inan bana kapına kadar gelebiliyor bazı kötülükler.. Mucizeler bu konuda biraz pasif tabi.. Onlarla yolunun kesişmesi için yolda olman gerekli.. 

    Bazen dünyayı kurtarmak için çabalarken, bazen de diyorum ki aman git Ayvalık’ta küçük bir yerleşkeye orada yaşa.. Ahh Ayvalık.. Peşimde hiçbir sorunun beni takip etmediği, yoluna çıktığımda adıma bestelenen şarkıyı dinlediğim, suyuna takla atarak girdiğim, şeytan sofrasında huzurlu hissettiğim yer. Yolumuz yine kesişecek elbette. Bakma bana sen her şeye öyle derin anlamlar yüklüyorum ki bir şey büyülüyse, ödüm kopuyor büyüsü kaçacak diye. İşte böyle böyle de insan sinip kalıyor hayatın köşesinde, unutuyor yaşamak neydi, nasıl bir şeydi diye.. Mesela Gölyazı öyle kusursuz bir anıya sahip ki aklımda öyle kalması için bir daha Bursa’ya bile gitmedim.. 

    Belki insanlar yüzünden, belki hayat yüzünden, belki de kendi kendime yaptığımdandır belki de hepsinden biraz biraz inan bilmiyorum. Korkular, kaygılar, ağzının tadının kaçması, kalmaması en ufacık bir his birikintisi belki hepsi yüzünden belki hepsinden parça parça, bilmiyorum. Bari diyorsun kendi kendine bari geçmişte güzel olan anılara yenilerini ve kusurlu olanları eklemeyeyim. Zaten kusurlu olanlarla dolu bir sürü yer var, oralarda toza toprağa bulanayım da en azından elektriğimi alsın diyorum.. 

    İşte sıradan günlerin de en belirgin özelliği budur zaten, bayağı ve sıradan olması.. Sizi hayatta tutar doğru, ama yaşıyorum der misiniz, sanmam..

    Belki bir gün ya da elbette bir gün diyelim; toprağın bittiği suyun başladığı yerden, suyun dağa kavuştuğu yeri izlerken yeniden başlamak yaşamak yeniden mümkün olur..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BÖLÜM 2; ZAMANI BÜKMENİN YOLU..

    Aceleyle hareket ettiğiniz işler sakarlığa yol açabilir, hızlıca yürüdüğünüz yollar nefes kontrolünüzü kaybettirebilir ayrıca manzarayı kaçırabilirsiniz, hızlıca koltuktan kalkmak göz kararmasına neden olabilir, hızlı konuşmak iletişim kazalarını doğurabilir..

    Şamanlar doğa yürüyüşlerinde zaman zaman ağaç altına geçer dinlenirmiş ve soranlara ”ruhum geride kaldı onu bekliyorum” dermiş.. Stoacılar zamanın ruhuyla insan ruhunun temasını kavramak için evrenle ve doğayla bütün olmayı seçenlerden. Bunun gibi daha birçok öğreti aslında sadeliğin, basitliğin ve akışın içinde kalmanın önemini aktaracak dersler vermiş zamanında..

    Kendi zamanınızın efendisi olmak isteyenler, zamanını neyle doldurduğuna dikkatlice bakmalı. Çalışmak zorunluluğu cepte, işe harcadığını zamanı hesaptan çıkarın. Sosyalleşmek duygularımızın ihtiyacı elbette, sosyalliğe ayırdığımız zamanı da düşelim hesaptan. Uyku olmazsa olmazımız düş onu da hesaptan. Geriye kalan zaman dilimine kişisel bakım, eğitim, dizi/film, dinlenme gibi parçaları da ekle. Şimdi bak bakalım elde kalanla sana seni öğretecek zaman karşılaştırması yeterli gelecek mi?

    Ahkam kesip, formüller vermek istediğim nadir konulardan olsa da bu konuda hala bir çırak sayılırım.. Alışkanlıklarımı ve zamanımı yatırım olarak kullandığım alanlar yıllar içinde evirildi hatta çoğu evrimselleşti diyebilirim elbette..

    Zamanın tik takları, aklımın taktiklerine galip geliyor hala.. İşte darbe yapacağımız nokta burası. İnançlarımızı, alışkanlıklarımızı, rutinleşen her leyimizi aslında tek tek kağıda döküp bir muhasebeci edasıyla ince ince ayarlama yapmaya başlamak gerekli.. Sizin yaptığınız plana karşılık hayatın da bir planı olduğunu hesaba katmayı ihmal etmeyin. Hatta pay ederken büyük payı hayata bırakın onun kutsallığı ve bilgeliği en büyük yol göstericimiz olacak çünkü.. Kaosu yaratıp, eski düzeni yıkıp yeni düzen kurmak konusunda iyi bir imparator olduğunu biliyoruz..  

    Kabullenişler, muhasebe hesapları ve not çıkarmalar bittiyse şimdi arkanıza yaslanıp en çok neyi arzuladığınız kısma geçelim.. Çevreniz, işiniz, hayat akışınız buna uygun mu yoksa bunun çok dışında mı? Hayal kurmak yetmez, fazlasıyla istemekte yetmez, çok çalışmakta pek yeterli sayılmaz.. Hayalinize zaman harcamak, hem kişisel ve çevresel yatırımlar yapmak, motivasyon arayışına dalmadan disiplinli olarak çalışmak gerek. Zaten zurnanın çatlarcasına öttüğü yer burası..

    Bedeninizin verdiği tepkiler, davranışlarınız üzerindeki etkiniz ve ruhunuzla iletişim halinde olmanız gibi derin ve detaylı konulara bir gün geleceğiz.. Bugünkü işimiz akrep ve yelkovanın hayatımızı yönetmesini engelleyip, onunla savaşmadan ortak bir payda bulabilmek..

    Her an bunu sağlamak mümkün değil, olmamalıdır da bence. Her gün sadece bir adımla yılın sonunda vardığımız yerin neresi olacağını görmeyi umalım şimdilik yeter.. Bazen okyanusu keşfetmek için derinlere dalmadan, yüzeyde ilerlemek gerekir, ki akıntıya kapılmadan soluksuz kalmadan devam edebilelim..

    Gün içinde ne yapıyorsanız, gün sonunda o kişiyle yatağa giriyorsunuz. Kafanızı yastığa koyar koymaz uyuyamıyorsanız, aklınız yavaşlamak yerine hızla tartışmalara giriyorsa eğer yatağınızdaki kişiye iyice bakın. Ait olduğu yerde olmamanın verdiği dayanılmaz sancıyı uykunuzdan çalarak yaşıyor demektir.. Yatağınızda bir yabancıyla uyumaktan sıkıldıysanız, güne başladığınız ve gün içerisinde devam ettiğiniz kimliğinizi dönüştürüp değiştirmeye bakın.. Zaman hiçbir noktada yanlış değildir. Hep olması gerektiği an akrep ve yelkovan olaya müdahale eder. Peki sen, sen olman gereken yere kaç akrep kaç yelkovan uzaklıktasın?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..TRAVMALARI BOZDURUP ATMAK..

    Biriktirdiğiniz ne varsa bavula koymaya hazır olun. Bugün pazartesi ve ruhumuzda devrim yapmak için gayet güneşli bir hava var..

    Hava güzel, modumuz iyi iyi olmasına da en başta karar vermemiz gereken önemli iki husus var.. Birincisi bu devrimi yapmak istiyor muyuz, ikincisi yine yeniden kararlar almak için kendimizi hazır hissediyor muyuz?

    En ufacık bir kötü hissin dahi barınmadığı bir anı düşünün, her neredeyseniz, kiminleyseniz, ve ne yapıyorsanız gözlerinizi kapattığınızda tam olarak oraya gidin. Basit eylemler, saf duygular ve pirüpak bir esinti içindeyiz. Laleli’den dünyaya doğru kalkan bir tramvay misali.. Bizimkinin farkı şu; travmalarımızdan arınmaya doğru yola çıkan bir arayış misali..

    Alışkanlıklarımızın günümüzü yönetmek gibi tuhaf huyları var. O yüzden en başta dönüp buralara bakmamızda fayda var.. Güne alarm erteleyerek başlayan biri, erkenden uyanıp motivasyonu kulak arkası eden birini yenemez. Evden pek çıkmayan biri, her gün yürüyüş yapan birini yenemez. Her gün telefona gömülen biri, insanlarla vakit geçiren birini yenemez. Elbette aktif eylemler önce karar vermeyi, sonra da sonuçlarına katlanmayı gerektirir.. 

    Olmak istediğiniz insanla, olduğunuz insan arasındaki farkın uzaklığı olduğunuz yerdeki huzurun eşitliğine sahiptir.. Ruhunuz daralıyor, köşeye sıkışmış hissediyorsanız olduğunuz yerde değişime ihtiyacınız olduğu gerçeğiyle yüzleşmeniz gerekiyor demektir.. Bu işiniz, çevreniz, aşkınız, eviniz, şehriniz olabilir.. Kendinizi dinleyin efendim. Özelliklede bedeninizi.. 

    Her seferinde derinlere dalıp boğulmayı göze alıyorken bugün tam aksine yüzeyde kalacağız.. 

    Gün içerisinde yiyip içtikleriniz, giymeyi seçtikleriniz, gittiğiniz yerler, kaldığınız yerler, görüştüğünüz insanlar, konuştuğunuz konuları izleyin. Ve bunu özellikle izlemeye başladığınız ilk on gün yapın. Eğer huzurunuz yerindeyse ara ara sıkılıyorsanız ve inişler çıkışlar arasında büyük açıklıklar yoksa kendinizi kurcalamaya kalkmayın.. Herkes potansiyeline erişmek zorunda değil neticede.. Eğer duygu durumlarınız açık ara farklılıklar gösteriyorsa kurcaladığınız yerlere dikkat edin, yanlış kabloları kesebilirsiniz.. Şimdi küçük adımlarla kontrol sağlayacağımız yüzeye geri dönelim..

    Yazmak görüş alanınızı genişletmenizi sağlayan yöntemlerden birisi.. Olduğunuz kişiyi not alın yukarıda bahsettiğimiz konuları başlık alarak. İyice düşünün aniden aklınıza gelenleri yazmakla yetinmeyin. Ne derine dalın, ne de çok yüzeysel davranın. Kararında olsun.. Başka bir kağıda aynı başlıklar altında olmayı istediğiniz kişiyi not alın. Uçlara kaymak gerçeklikten sizi koparır. Hayal etmek güçlü bir silahtır, doğru. Fazlasıysa sinsi bir zehirdir, işte bu da doğru.. İki persona arasında köprü kuracak alışkanlıkları yazın, şimdilerde dile pelesenk olan o olma halini düşünerek.. Amacınızı tek cümleyle özetleyin, bunu aile ve çevrenize satabilecek düzeyde bir vizyon ve stratejiyle harmanlayın. Unutmayın amaçlarınız, hayalleriniz çevrenize satılacak düzeyde olmazsa inancınızı köreltecek kadar baltalamanıza neden olur, kendinizi..

    İşte sıra geldi, o eşsiz sandığımız travmalarımızın denkleme dahil olacağa kısma.. Burada iş maalesef sizde bitiyor. Sınırlarınız, kurallarınız, kimliğiniz, istedikleriniz, istemedikleriniz gibi net olmanız gereken konularda iyi iş çıkarmalısınız.. Travmalarımız başımıza gelenlerin bizde bıraktığı izlerdir aslında. Tetiklenebilir olması, kendini ilk fırsatta görünür kılması gerekir ki o noktada dönüşüm başlasın.. Kontrolü elden bırakmadan neyde çok keskiniz, nelere inisiyatif gösteriyoruz, nerede kendimizden fazlasını harcıyor, nerede cimrilik yapıyoruz bunları da harcımıza koyduktan sonra sıra geliyor hamuru yoğurmaya.. Şekillendirmek için acele etmeyin, unutmayın bazı hamurların işlenmeden önce dinlenmeye de ihtiyacı vardır.. 

    Formülü benden, uygulaması sizden.. Pazartesiyi diyete başlama günümü yaparsınız, yoksa diyeti bozma günümü bilmiyorum. Ama başlamak için ideal bir gün olabilir, biliyorum.. 

    SEVGİLERİMLE..

  • ..BİLİNÇ DIŞI VE KAOSLA DANS..

    Kim yaptığının hesabını verir hayatı boyunca, ya da yaşadığı kötülüğün bir karma olduğunu düşünüp kendini sorgular kolay kolay. Cevap vereyim, ben..

    Yüzeysel yaşa, suyun üstünde kal, bu kadar derine dalma, detaylı düşünme diye diye insanların dilinde tüy bitti.. Kimi zaman haklı buldum, boğuldum çünkü düşüncelerde kimi zamansa bu kafanın dizaynı bu şekilde dedim boğulmanın keyfini çıkardım.. Ya da keyif alıyormuş gibi yaptım ki -mış gibi yapmak en iyi olduğum konulardan birisidir..

    Seçimlerimizi defalarca sorguladık, sonuçlarından çıkardıklarımızla birçok hikayeler yazdık. Yine de her seferinde dönüp dolaşıp konu buralara geliyor. Bu sefer sorgulayacağımız şey bilinçli yaptığımız tercihlerden ziyade, bizi buna iten ne, sorusuna yanıt vermek olacak..

    İlişkilerimizin seçimini ve sebeplerini, üzerine düştüğümüz zaman ya da irdelediğimiz zaman kısmen de olsa bulabiliyoruz. Aile yapısı, genetik aktarım, kimisi için karma borcu, kimi zaman sosyolojik yapının etkisi. Girdiğimiz işlerin ve çalışma etiğimizin de aslında yukarıda saydığımız sebepleri dahil ederek seçiyoruz.. Oturacağımız sokak, içinde barınacağımız ev, güne başlama şeklimiz, etik anlayışımız, hatalarımız, fiziksel kazalarımız, hastalıklarımız bile..

    Son zamanlarda ruhla ve bilinçle kurulan ilişki temeline dayalı tedavi yöntemleri ve bu yönteme dair araştırmalar yapıldığını biliyoruz.. Elbette her sorunun kaynağı biz değiliz. Çevresel faktörler, yaşanılan ülkenin ekonomik ve sosyolojik yapısı, çevremiz derken birçok faktörün bir araya geldiği ve birbirine bağlı olduğu yerden gün içinde hangi kahveyi içeceğimizi seçiyoruz..

    Travma, başımıza gelenlerden ziyade onlara verdiğimiz hatta veremediğimiz tepkiler ve savunmasızlığımız üzerine yaşanılanlar bütünü diyoruz.. Günümüzde bunların üzerine çalışmalar yapıyorlar evet, kendimizle olan ilişkilerimizi tamir etme ya da onarma istediğimize göre bu çalışmaları kendi üstümüzde uygularız ya da umursamadan devam ederiz..

    Kim olduğumuza dair ipucu yakaladığımız her konuda o kırıntıya tutunabiliyor ve bazen kendimizi oracıktan sallandırabiliyoruz.. Kendini bilenlerin yaşadığı en büyük zorluklardan biriyse önüne gelen zorlukların, yaşatılan zorbalıkların karşısında nasıl tepki vereceğine dair seçim yapmakta zorlanması oluyor.. Mantığa odaklanmaya başlanıldığı zaman deneyimleme olayını kaçırdığımızı anlamıyoruz bile.. Aklın kararına odaklanıyor, duyguların varlığına ket vuruyoruz.. İlerleyen zamanda anıların hatırlanamaması gibi şeylerle yüzleşebiliyoruz.. Aylardır hem seçimlerimin, hem seçmediklerimin, hem de hayatın sunduklarının ve çaldıklarının ışığında kararlar verip ya da kararsızlıklarımla mücadele edip yaşamaya çalışıyorum.. Tabi doğası gereği insanlarda bu konuda ellerinden geleni yapmaktan pek çekinmiyor..

    Suçlamalar yapmak, insanları kötülemek, tartışmalar yaratmak işin kolayı. Sakinliğini korumak kendini bilmek, yolundan sapmadan seçimler yapmaya çalışmak, zorluklarla baş edebilmekse bir hayli efor gerektiriyor.. Günün sonunda mülkiyetiniz, statünüz ya da gücünüz değil de sıradan olan isminiz, o ana kadar yaptıklarınızın sizde bıraktığı hislerle bir başınıza kalıyorsunuz.. İyi niyetinizin olması, iyi olduğunuz şeylerin varlığı, derin düşünceler ve empatiyle bir yaşamanız sizi alkışlanan biri yaptı mı bilmiyorum, ama bende tam tersi oldu.. Kendimi sorguladığım her an kendimle yeni bir savaşa girmenin yolunu bulmuşum aslında.. Şimdi oturduğum yerden bakıyorum da dünyaya yüzüne tükürmek için tükürük bezlerimi yormaya değmez herkes ve her şey için bile yeterince iyi olmaya çalışmakla mesai harcamışım.. 

    Yolumuza çıkan şeylere vereceğimiz tepkiler ne olursa olsun, gecenin sonunda kendimizle kim olarak kalmayı istiyorsak o olarak kalmak için gündüzleri mesai harcayan herkese..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BÖLÜM 1; AŞKA GİRİŞ TAKTİKLERİ..

    Hepimizin aşka bakışı parmak izlerimiz kadar farklı.. Kimisi aşkın yegane ve biricik olduğuna inanıyor, kimisi kendini tekrarlayan ve her seferinde daha da yükselen bir aşka inanıyor.. Kimisi filmlere konu olacak tanışma hayalleriyle şansını deniyor, kimisi boş verdiği zamanlarda kavuşuyor.. 

    Ne istediğini bilmeden, ne verebileceğinden habersiz bir şekilde devam ediyor hikayeler.. Peki sizin aşka bakışınız ve aşkı yaşayışınız tam olarak nasıl?

    Buraya kadar sıkıldıysak geçelim gerçeklere.. Kendimizi yerden yere attığımız aşkın talihimizin kara lekesi mi yoksa mucizevi bir dönüm noktası mı olduğunu sadece yaşayarak öğreniyoruz aslında.. 

    Günlerdir ye, iç, yat konseptiyle yaşayan birinin aşk taktiği verecek yersiz bir yazının tam ortasındayız. Saçmalıklar peşin sıra devam ederken yerli bir girişe başlayabiliriz artık..

    Hayatımı kelimelerimle ve güdülerimle paralel olarak zaman zamansa zıt yönlerde yaşayan, büyük hayallerini küçük düzensiz rutinlerle ve alışkanlıklarla yıkıp atan, aşkın peşinden körü körüne gidip kendini unutan, öfkesiyle diş sıkıp yine de inatla kin tutmadan ağlayarak öfkesini yatıştıran, köprüyü mezarlığı mabet edinen, kişiliğiyle dişiliği arasında zaman zaman seçim yapamayan, göğüs kafesinde yanan ateşi harlamak yerine söndürmeye çalışan, kendini kuytu köşelerde hayattan sakınan,  kimsenin görmediği yerlerde dans eden, odasında şarkılar söyleyen, okunmayacağından emin olduğu yerlerde hikayesini anlatan, dünyayı değiştirenlerden olma umuduyla uykuya dalıp dünyanın çarkında yenilenlerden olarak uyanan, aklı bipolar, ruhu eşsiz, kalbi kırgınlıklarla dolu bir hayalperestim aslında.. 

    Günlerdir bedenimi dinlendirme projesi olarak nitelendirdiğim yatmak ve hareketsiz kalmak adlı projemin bugün sağlıksız bir şekilde sonuna geldik. Peki hocam aşk bunun neresinde, elbette başrolünde.. Hayal kırıklıklarıyla bezeli beş ilişki, ilişki istemiyorum yaa’cılarla dolu birkaç takılma ve flört denemesi sonucu kendimi nadasa bırakmış, bırakmakla kalmamış inancımı tamamen bu konuya kapatmış bulunmaktayım. Geçmiş travmaların düğümünü çöz çöz sıkılıp gordion düğümü haline gelmiş geçmişimi kökünden İskender kılıcıyla kestirip attım. Bu da zihin kıvrımlarıma ültimatom verdi, her şeyi baştan inşa etmek gibi yüce bir görev edinmiştim aylar evvel, yeter s*kerim diyene kadar da iyi götürdüğüm bu görevden 35 gün önce istifa ettim. İnsanın kendiyle hem dost hem düşman olmasının faydası ve zararını tek tek not aldım elbette. Kendimin şeytanı olmayı ne kadar sevsem de, kendime zararımın ucu bucağı olmadığını anladığım an şeytanımla vedalaşma kararı aldım. Bu veda öyle uzun boylu ve sonsuzluk içermese de şimdilik birbirimizi özlemek, birbirimizle olmaktan çok daha faydalı bir eylem..

    Yaşadığım ilişkilerde aynılık oluşundan şikayet ettiğim seanslarım olmuştu, bir muhasebeci gibi yaklaştığımız bu konuda zararlı çıkan ben oldum. Kaygılı bağlanma sorunu olan biri için ilişkilerinde aynı olan 2 şey varmış çünkü; onu terk edecek birini bulmak ve terk etme konusuna gelene kadar karşı tarafı her yönüyle ilişkiden kaçmaya itmek. Halbuki terk edebilmekte büyük bir adım lakin baktın o uçuruma kendin atlayamıyorsun, hop seni itecek birini bul ve sorun kendiliğinden çözülsün.. Ara duraklarda senin bu sorununu çözecek, hatta filmlere konu olurcasına tanışma hikayeleri barındıracak insanlar gelse bile sen yine de onlara prim vermeden yoluna devam et ki travmaların şahlansın ve güdülerinle birleşip hayatının kontrolünü ele geçirsin.. Aklım her şeyi ilmek ilmek hesaplayıp her defasında benden önce davrandığı için bu konuyu baştan sona ele almak ve direksiyonun yönünü değiştirmek birçok hayal kırıklığına ve yoğun tetiklenmelere sebep olması da ödemesi zor bir faturayla kapına gelsin tabi.. Aklın hesaba katmadığı kalbinse yorgunluk silsilesine yenilerini ekleyerek sessizce eşlik etsin sana..

    Birileriyle hikayelerimizde rastlaşmak kolay, zor olansa hikayenin yönü ve anlamı.. Kimisi yaşadıklarını referans alarak yeni birine kendini açmaktan korkacak, kimisi yara bandı arayacak, kimisi anne/baba travmaları nedeniyle ya ebeveyniyle aynı ya da onların tam zıttını bulacak, kimisi kaçacak, kimisi kovalayacak, kimisi küsecek, kimisi yeniden umutlanacak.. Dedim ya eşsiz birer parmak izi gibi kalbimiz. Hangisi sağlıklı ilişki hangisi değil diye arattığınızda tonlarca video, birçok makale, bir dizi hikaye anlatıcıları çıkacak karşınıza bana kalırsa bir göz atın derim.. Tek bir şeye körü körüne inanıp bağlı kalmak kendinize vereceğiniz en büyük zararlardan bir tanesi olabilir.. 

    Düne dair ne yaşamış olursanız olun yola daima ilk adım olan kendinize inanmakla başlayın. İster ayyuka çıkan farkındalıklarınız olsun, ister stratejik bir zihniniz olsun hayat daima size eski bulmacalardan bir yapboz göndererek sizi yeniden denemek isteyecektir. Kendinizi seviyor musunuz, gerçekten inanıyor musunuz, aşkın yüküne layık mısınız diye sınırsız soruların cevabını bulup size yeni seçenekler sunmak için önce eskilerden arındırıp, arınmış mısınız yoksa rol mü yapıyorsunuz diye deneyecektir sizi. Bu da benden size küçük bir ipucu olsun..

    Yolculuğun nereye götüreceğine değil, bazen sadece yolun güzelliklerine bakmak gerekir..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..DEPRESYONUN TER KOKUSU..

    Saat sabah 09.15 insanlar bu saatte ne yapar?

    İşine gidenler, kahvaltı yapanlar, spora gidenler, yürüyüşe çıkanlar, henüz uyanmamış olanlar, yeni uyuyanlar, hiç uyumayalar.. Bugün günlerden ne, saat kaç, pencereler neden hep kapalı, denizin rengi nasıldı?

    Depresyon yakana ne zaman yapıştı, daha doğrusu kendini ilk nerede nasıl ele verdi hatırlıyor musun? Hayatına sızdığında neler verdi sana, neler çaldı senden ya da? 

    Neşeni, kahkahanı, dans edişlerini, sevgini, ruhunun cıvıl cıvıl oluşunu.. Ne kaldı elinde; yatmaktan kasım kasım kasılan kaslar, pencereden bile dışarıya bakacak enerjinin olmaması, aklını zorbalayan düşünceler, karakterlerine kızdığın diziler, gününü saatini bilmediğin anlar..

    Ölüm geride kalanlara zor derler ya hani peki yaşarken ölenler.. Ruhunda ne bir bahar esintisi, ne bir heyecan kırıntısı. İnanır mısın yazmak bile gelmiyor içimden sırf bir sonraki noktaya ulaşana kadar bile harcadığım efor beni bir hayli yoruyor.. 

    Ne anlatmaya kelime var, ne istek, ne başka bir şey.. İnsan çiçek ekip, büyümesi için emek verince bahar gelecek taze taze esintisiyle saracak kokusu etrafı sanıyor. Bir sabah uyanıyor bakıyor ki ne güneş doğmuş, ne taze çiçekler kalmış, ne de bir sıcaklık. Bahçe öylece talan olmuş, pencereler manzaralara açılmayı bırakmış, kelimeler suskunluğa bürünmüş. Ne bahar gelmiş, ne son şarkıya eşlik eden kalmış..

    Büyük buhran, sonunda ya devrim için savaşır umut yaratırsın ya da pes eder büyük buhranda kaybolursun.. Her gün bir seçim, her seçimde katlanılması gereken bir sonuç, sonra yeniden bir seçim, sonra yine seçimler.. İşte aralarda nefes aldığımız vakitlerde de sosyalleşip eş dost aile aşk iş derken sokakta vakit öldürüp evde gerçekliğimize döndükten sonra bir sen, bir yalnızlık, bir Müzeyyen Senar şarkısı kalıyor geriye..

    Şimdi önünde bir seçim daha ister kaç, ister savaş..  İstersen burnunun alışık olduğu depresyonun terini solu çek ciğerine, istersen yeniden dene bahar bahçeyi..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ÇOCUKLUĞUMDAN 30 YAŞIMA NASİHAT..

    Otuz yaş.. 

    Hani hiç büyümeyecekmiş hevesiyle makyajlar yapar, topuklular giyinir ve davranışlarımızı özenmiş ruh haliyle büyüklerimizi izleyerek geliştiririz ya. İşte aradan geçen yorgun yılların, arsız travmaların, simasını unutacağımız insanların açtığı yaraların, izlerini bile anımsamadığımız yaraların kimliğimize ektileriyle büyümek.. Ne zahmetli işmiş meğer..

    Bugün yaşanmışlığını unuttuğum yılların fotoğrafları serildi önüme. Neşeyle yaşanmış doğum günleri, ter içinde kalınmış piknik hatıraları, ellerle örülmüş yelekler giydiğimiz köy anıları, koşuşturmayla geçen okul günleri derken sanki izlediğimiz bir dizi sahnesi gibi gelmiş geçmiş, sadece anımsanan birkaç saniyelik sahne kalmış hatırımızda..

    Bugünün peşkeş çektiği bir gerçek var ki o da biyolojik yaşın, depresyona ya da travmalara maruz kalsa bile durmadan ilerlemek konusundaki inadı.. Bir yazarın da dediği gibi ”sırf sen mutsuzsun diye hayat durup sana yol vermeyecek evlat”.. Tam bu yaşlarda bunun gerçekliğiyle yüzleşiyor, farkındalığına eklemeler yapıyor, davranışlarına yön verip devam ediyorsun.. 

    Kendimizi unutuyoruz, hayallerimizi kenara kirli bir çorap misali fırlatıp atıyoruz, kimimiz hedeflerine kıyısından köşesinden uzanıyor kimimiz amacın ne olduğunu dahi hiçbir şey anımsamıyor bile.. Tutturuyoruz bir türkü farklı farklı versiyonlarda makamlarda döndüre döndüre söylüyoruz. Ta ki sıkıldığımızı anlayana kadar, daha doğrusu sıkılmakla kalmayıp değiştirmemiz gerektiğini anlayana kadar.. Yeniden söz yazmak, melodi bulmak, orkestra kurmak, mikrofonu ele alacak cesareti yeniden keşfetmek göze ve akla zor ve korkutucu geldiği için en tanıdığım yerden, bildiğimiz türküden devam etmeyi seçeriz çoğu zaman..

    Peki yaşamak? Hayaller, hedefler, çocukluk, yapılacaklar listesi derken bir köşede barınmak, yemek, içmek, kendini yetiştirmek koşuşturmaları arasında neye kime yeter insan, neye nasıl sahip olur?

    Kendini bulmak, hayat amacını bulmak, potansiyelini keşfetmek, kendini gerçekleştirmek bir yanda mideni tok tutmak, ayağını sıcak tutmak, kiranı ödeyebilmek, faturaları kapatabilmek, köpeğine mama alabilmek diğer yanda.. Teraziyi dengesizleştiren dünya sebepleri, teraziyi dengeler mi yine de? Derdin dermanı kendi içindedir derler, dermana muhtaçlık yaratacak dertler edinmemiz bu yüzden mi? 

    Her koşuşturma kendi zamanında telaşa sevk ediyor insanı. Piramidin en tepesinde bile olsan içine düştüğün ya da düşeceğin bir boşluk bulacak, onun peşinden koşmaya başlayacaksın. Her yaşın cehaletini keşfedecek ya onu aydınlıkla kucaklayacaksın ya da hasır altı edeceksin. Aşkla tanışacak asla dediklerine kırmızı çizgiler atacaksın. Arkadaşlığın ucu bucağı olmayacak, dostluğun öz ve azlığını zamanla anlayacaksın. Kariyerinde büyümeler değil olduğun yerde kalmalarla ilerleyeceksin. Heyecanını zamanla yitirecek hissizliğin otobanında küçücük heyecanlar için keskin virajlar arayacaksın. Yaş 27 dediği an depresyonun gerçek yüzüyle aranda sis perdesi kalmayacak ve ne yaşadığını bile anlayamayacağın bir sürece geçiş yapacaksın.. Sen yaşlar arası yolcuklarda dinlenme duraklarını kaçıracaksın da ben o duraklarda sen beni hatırlayacağın küçük küçük anlar anılar yerleştireceğim, beni biz unutma diye.. 

    Astıma inat senelerce futbol oynayışını, trafiğin karmaşasından korkmak yerine bisikletle sokaklarda şevkle gezişini, yöresel danslarda senelerce sahne kaygısı duymadan nasıl dans ettiğini, senede bir kere köye gitmenin gerçek bir tatil oluşunu, mahalle sokağında oyunlar oynamayı, neşeyle hayata karışmayı, heyecanla günleri sıraladığın, tren garında kendinle dertleştiğin anları öyle gömdün ki toprağa yaşanmışlığı unutmak kendine ihanetin yollarından biriydi ve sen sadakatini herkese sunarken ihanetin çemberini kendi etrafında kusursuzca örmüş oldun..

    Hatta öyle bir hale büründü ki bu kıymetle karşılayacağına inandığın 30 yaşın gelişini hissedip varlığına kutlama yapacağın doğum gününün bile yaklaştığını unuttun.. Gelişigüzel günleri alelade yaşamaya başladın.. Kendini bildiğin bir yaş olacağına inanarak geldin, kendini kaybolmuş buldun..

    Yazdın, anlattın, cevaplar aradın, kimi zaman döndün baktın içine, kimi zaman insanlar arasında yalpalayarak devam ettin. Şimdi tam şuan geldiğin nokta ne gelmeyi umduğun yer ne de planlarınla birlikte olasılıklar arasında düşündüğün yer oldu. Yol ayrımlarında durdun, kararlarını yenilerden değil alışık olduğun eskilerden yana kullandın.. Derken yeniler öcü ve korkunç, eski ve yıpranmış olanlar  tanıdık hale geldi..

    Ye, iç, sev, eğlen ve yaşa.. Çocukluğumuzu hatırla, hatta mümkünse dön oraya. Soruların temeli de cevapların anahtarı da o yaşlarında.. Karar vermek zorunda kaldığın ne varsa şimdilik olduğu haliyle bırak. Neyi seçersen seç hayat sana aksini gösterecek yeni şeyler sunuyor. Belli ki ya seçmeyi bilmiyor musun ya da ne istediğini. O yüzden en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir metodunu şimdilik rafa kaldır.. Yaşa, anı yaşa, kararsızlığı yaşa, koşuşturmayı yaşa.. Deneyimin tadını alacak kadar yaşa.. Yeniden doğacak gün, yeniden verilecek kararlar, kontrolden çıkanlarda olacak, zıvanadan çıkaranlarda.. 

    Yüreğinin fısıltısı aklın gölgesinde kalacak kimi zaman, aklın kararsızlığı dürtülerini kontrolden çıkaracak, seçimlerini anın heyecanında yapacaksın, hatta gün bitmeden başlayacak acabaların.. O mu bu mu derken herkesin sesi zihnin gürültüsüne galip gelecek, zaman zamansa sessizliğin ortasında gürültüye muhtaç kalacaksın.. Gece olacak, gün doğacak, biyolojik yaşın rakamları kendini tanımlarken travmalardan edindiğin kimliğin zamanın tik taklarına yenik düşmüş, hayata geç kalmışım diyecek bir yanın.. Sonra bir çocuğun flu görüntüsü sana ulaşmak için zaman-uzay algısını yerle bir edecek.. Geçmişle geleceği kesir çizgisinde buluşturacak, bugünün inşa edebilmen için matematiğin dört işlemini tek tek koyacak önüne.. Aklını çokla böleceksin, geçmişi gelecekten çıkaracaksın, ruhunun parçalarını toplayacaksın, hepsini koyduğun sırt çantanı çarpacaksın yere.. Toprak vurulmanın sertliğinden çatlayacak, doğan güneşi alacak çatlaklardan içeri, gökyüzü gözyaşlarıyla sulayacak tohumları.. Yine, yeniden diyeceksin yine, yeniden kızım..

    Ne başlamak için geç kaldın, ne vazgeçmek için çok erken.. Bırak taktikleri, aldırış etme akreple yelkovana.. Hem zamanın hangi asrında akrep kavuşmuş ki yelkovanına.. Onların hikayesi hep yolda olmakla geçmiş, akıtmışlar zamanı, devirişler çağları da unutmuşlar dertlerinin kavuşmak olduğunu.. Önemli olan yolda olmaktır diye yen bir türkü tutturmuşlar da, yüzyıllar seslerini kısmış yine amaçlarından dönmez olmuşlar..

    Yaz kızım, yaşa kızım.. Ruhunun şarkısını söyle, çeşit çeşit kahkaha edin, ne neşene kesik at ne de kalbini sustur..

    Ve unutma çocuk, bu dünyada sana inanan bir ben var.. 

    ..SEVGİLERİMLE

  • ..RUHUMUN DİLEMMASI; YAŞAMAK..

    Anne rahminden dünyaya doğru giden bir travmayın içindeyiz.. Kelimelerinle seviyorsan dünyayı, kelimelerle kuruyorsan dünyanı yine  kelimelerinle vazgeçersin anlatmaya çalışmaktan kendini, kelimelerinden vazgeçersin.. Tüm dünya akıp giderken sokağından cıvıl cıvıl, sen pencereden izlersin hayatı. Arada havalandırma saati, şartları tahliye olur. Ömrün aldığı sahneyi iç burukluğuyla alkışlarsın. Sesin çıkmaz olur. Kaybolursun kendi yarattığın boşlukta. Herkes boşluk içinde kıvranır aslında. Kimi zaman bu bir dönemdir, kimi zaman anın içinde baş gösterip kaybolur. Kimimiz eğlenceyle savuşturur boşluğun hissini, kimimiz derinlerine inmeyi görev edinir, kimimizse sadece yaşar ve biter.. 

    Basitliğin ve sadeliğin bir araya gelerek kusursuzluğu hayatınıza sunmasına izin verirseniz, kaosun karmaşasını ve kuru kalabalığını hayatınızdan uzak tutmaya başlarsınız. Hareketliliği sevebilir, koşuşturma içinde kaybolmayı boşlukta savrulmaya tercih edenlerdenseniz işte size hem yeniliği hem de hareketliliği bir araya getirecek o formül u iki kelimede saklı; basit ve sade..

    Zihin kıvrımlarında yer edinmiş travmaların kimliğimize dönüşmesi, bunun sonucunda yaptığımız seçimlerin hayatımızın gidişatına habire virajlar yaratmasına izin verecek kadar aptallaşmış olmak insan olmanın dayanılmaz acizliği, biliyorum..

    Hem istemek, hem vazgeçmek, hem olsun diye dualara şerlere başvurmak, hem olmamasında bir rahatlık hissetmek, hem delice arzulamak, hem şehvetin önüne set çekmek, hem basıp gitmek, hem olduğun yerde çakılı kalmak, hem kusurlara rağmen aşık olmak, hem de kusursuzluğun üstesinden gelememek, hem nefretle bağ kurmak, hem de sevgiyle sarıp sarmalamak, hem hiçliğin ortasında kazanmak, hem de zafer içindeyken her şeyi kaybetmek.. Kelimelerimle inşa ettiğim dünyamın anlaşılamaz olması için hiçbir çaba harcamadım, anlaşılamaz bir hale büründü. Kelimelerden vazgeçmeye başladığımda alnlaşılırım sandım, anladıklarını gördüğümde anlaşılmaz olmanın harika bir zırh olduğunu keşfettim..

    Günlerce istediğim şeyin sahibi olduğum an, onu o kadarda istemediğimi anladım. Sadece onu istemek hayaline sahip olmak, ona sahip olmaktan daha değerliymiş çünkü. Benim kaçıp saklanabildiğim dünyammış, istemek. Sahip olmaksa bana efendi olduğumu değil dahada köleleştiğimi hissettiriyor.. Hayal kurmak zaafım, hayale sahip olmaksa zayıflığımmış.. Sahip olduğumda, sahip olmayı istemediğimi fark etmek bana vazgeçebilme hakkı verdi. Peki gerçekten vazgeçebilir miyim, yine?

    Her seçim binlerce olasılık doğuradursun, İzmir’imin gökyüzüne doğru sigara dumanımı üfleyip kahvemin tadını çıkaracağım şimdi.. Kaçabildiğim limanlarımı kendi elimle yakmıştım. Kaçacak limanım kalmadığında ve bundan emin olduğumda tamamen gitmeyi istemekte kendimi mecbur bırakmıştım. Gittim. Oysa şimdi kendime yeniden kaçabileceğim bir liman inşa ediyorum.. Çünkü efendisi olduğum dünya pencereden izlenecek kadar küçük değil. Kenara çekilip ona yol vermeyi ben seçtim. Şimdi savaşamı kaybederek kendim kalmayı seçtiğim yeni bir liman yaratacağım. Ve yeniden istemenin hayaline erişeceğim. Ta ki onu elde edip istememeyi anladığım güne kadar..

    ”Ya efendisi olacağım kendi hayatımın ya bu yerden gideceğim, hem de her seferinde..”

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..REDDEDİLEN MİRAS, POTANSİYEL..

    Bir diziyi ya da filmi kaç defa izlersiniz en fazla? Onu tekrara sarmanıza sebep olan şey ne? Peki bir hatayı kaç kere tekrarlar insan? Bunu tekrar etme sebebi dersi öğrenememek mi yoksa acı da verse kendimizi bu döngünün içinde güvende mi hissetmek? Sözle verdiğimiz kararları hayata geçirmekte zorlanmamızın en temel sebebi ne?  Diyelim ki eşsiz bir virtüöz olarak yaratılmışsınız ama hiç violin görmediniz hayatınızda kendinizi keşfetmek için ne yapabilirsiniz?

    Sorgulamalar da bitmez, sorulara verilecek cevaplarda. Asıl önemli arayışın kendisi değil midir. Yola çıkmak, çıkabilmek.. Youtube, kitaplar, konuştuğumuz insanlar, izlediğimiz dizi/filmler son dönemde neredeyse her yerde uyanış mesajları verilmeye başladı. Kendini sev, kendini ara, kendini bul. Yolun başı da sensin varacağın yerde sensin. Ne hoş bir motivasyon aracı. Ama izlediğiniz şeyin süresi bittiğinde, konuşmalar sessizliğe büründüğünde, kahramanlar pelerinini çıkardığında geriye sadece ruhun yorgunluğu ve aklın karmaşasıyla baş başa kalıyor insan. Ben kimim sorusuna cevap bulanlar ne şanslı, hem cevabı bulup hem de kendini gerçekleştirenlerse tanrılığını ilan edebilir..

    Yıllarca ki konuşmayı hayli geç öğrendiğimi hesaba katarsak ve yaşımı da formüle dahil edersek bu baya bir insan yılı yapıyor, yıllarca insanların içinde bir oraya bir buraya cevap bulmak için konuşa konuşa koşturdum durdum.. Son durak içinde yaşadığım şehrin ayak izlerimle aşındığı sokağı. Tam on yıldır sadece savrulduğum, durup dinginleşmeye çabaladıkça daha da dibe vurduğum bir son durak.. Bu şehre ayak bastığımda tanıdığım o orijinal halimi görenler, şimdi anlıyorum ki ailemden sonra en büyük kazancım. Ne zaman kapıları pencereleri kapatsam kırgınlıkla hayata, o an biri elini uzatıp ”senin kim olduğunu biliyoruz neler yapabildiğini ve yapabileceğini de şimdi bunları senin de hatırlaman gerek sadece” diyor ve sesiyle varlığıyla yeni bir pencere açıyor karanlığıma. Kendimi kaybetmem uzun zamanımı aldı, bulmam kaybetmek kadar uzun sürmezse ne şanslıyım..

    Zaman zaman çocukluğuma dönmeyi, zaman zaman oradaki hayallerime erişmeyi arzulayıp kapatsam da gözümü erişim iznine ulaşmak o adar kolay olmuyor.. Müziği, dansı ve konuşmayı sevdiğim kadar hiçbir şeyi sevmediğimi anımsıyorum evet. Merak etmeyi, soru sormayı, öğrenmenin heyecanını sevdiğimi de.. Tamam bir şekilde büyüyoruz, yara alıyoruz, değişiyoruz, dönüşüyoruz derken kalıplara sabit yaşamaya başlıyoruz. Sonrasında hayallerimi satılığa çıkarıyor, mutluluğumuzu takas yöntemleriyle kazanmaya çalışıyoruz. Şu evi alırsam tamam, bu ödülü kazanırsam okey, aşkı yaşarsam tamamlanırım, taşındığım da yeni bir düzen kurarım derken bir bakıyoruz bugünü koşturarak bitirmişiz yarına sadece yapacağım diye ertelediklerimiz kalmış.. 

    Yaklaşık 5 senedir ajanda tutuyorum. Öyle sıkı sıkıya plan yaptığım için değil, Bir hevesle 2019 yılında almıştım sonra gelenek haline dönüştü her yıl alıp büyük büyük planlar yapmaya başladım. Bugün gördüğüm manzara şu ”planlar yap, zamanlara böl, hayatın karmaşasına karış, planları unut, yılı bitir, kapanış”. Bu yılın başındaysa planları küçük, adımları büyük tutma kararı almıştım sırf bu yüzden. Yalpalaya yalpalaya şubat ayını bitirmeye kadar geldik. Öylesine geçirilen günlere döndü zaman. Yaşamın enerjisini içime çekeyim dedikçe ciğerlerim alışık olmadığı oksijeni kabullenemiyor..

    Bunca karmaşa içerisinde bir de potansiyelini bul yeniden hayatı inşa et, döngüsüne girmek zor. Yara bere içinde, aptalların yönettiği caddelerde dehanla bir başına tedirginlik içinde yaşamak alışkanlığın getirdiği güvenli olanda kalmak daha kolay..

    Ne aptal bir düzen.. İyiler sürekli sınanıyor, kötüler hep galip geliyor, yetenekli olanlar kendini kanıtlamak için götünü yırtıyor, ayrıcalıklı doğanlar şımarıklığıyla har vurup harmanları yakıyor. Ne gündüz geceden daha bereketli, ne de gece gündüzden daha neşeli. Ne iyiler beyazın saflığına sahip, ne de kötüler siyahın içinde boğulup gidiyor..

    Her şeye ve herkese inat savaşanın tadı kalmadı, asidi kaçtı artık. Kendini arama yolculuğun zevki kaçtı herkesin alim olduğu yerde aptal olmak mutluluk getirir insana. Herkesin yeteneğiyle sahnelerde ortamı coşturduğu yerde Oblomov olmak tanrı olmaktır..

    İşinizde, ilişkinizde, arkadaşlıklarınızda, kendinizle olduğunuz zamanlarda ya da şöyle bir bakın etrafınıza olmak istediğiniz yerde misiniz yoksa olmayı arzuladığınız yer tam olarak neresi.. 

    Altı günlük mobing, yokluk, belirsizlik, karmaşa ve insan safsatası sonunda bir günlük dinlenme ve tazelenme şansını bile aklın karmaşasında güneşli güne sırtını dönüp evde durarak geçiren biri potansiyelini bulmak yerine sadece yaşamayı ve öğrenmeyi reddetmiş sayılır..

    ..SEVGİLİLERİMLE..