Hepimizin aşka bakışı parmak izlerimiz kadar farklı.. Kimisi aşkın yegane ve biricik olduğuna inanıyor, kimisi kendini tekrarlayan ve her seferinde daha da yükselen bir aşka inanıyor.. Kimisi filmlere konu olacak tanışma hayalleriyle şansını deniyor, kimisi boş verdiği zamanlarda kavuşuyor..
Ne istediğini bilmeden, ne verebileceğinden habersiz bir şekilde devam ediyor hikayeler.. Peki sizin aşka bakışınız ve aşkı yaşayışınız tam olarak nasıl?
Buraya kadar sıkıldıysak geçelim gerçeklere.. Kendimizi yerden yere attığımız aşkın talihimizin kara lekesi mi yoksa mucizevi bir dönüm noktası mı olduğunu sadece yaşayarak öğreniyoruz aslında..
Günlerdir ye, iç, yat konseptiyle yaşayan birinin aşk taktiği verecek yersiz bir yazının tam ortasındayız. Saçmalıklar peşin sıra devam ederken yerli bir girişe başlayabiliriz artık..
Hayatımı kelimelerimle ve güdülerimle paralel olarak zaman zamansa zıt yönlerde yaşayan, büyük hayallerini küçük düzensiz rutinlerle ve alışkanlıklarla yıkıp atan, aşkın peşinden körü körüne gidip kendini unutan, öfkesiyle diş sıkıp yine de inatla kin tutmadan ağlayarak öfkesini yatıştıran, köprüyü mezarlığı mabet edinen, kişiliğiyle dişiliği arasında zaman zaman seçim yapamayan, göğüs kafesinde yanan ateşi harlamak yerine söndürmeye çalışan, kendini kuytu köşelerde hayattan sakınan, kimsenin görmediği yerlerde dans eden, odasında şarkılar söyleyen, okunmayacağından emin olduğu yerlerde hikayesini anlatan, dünyayı değiştirenlerden olma umuduyla uykuya dalıp dünyanın çarkında yenilenlerden olarak uyanan, aklı bipolar, ruhu eşsiz, kalbi kırgınlıklarla dolu bir hayalperestim aslında..
Günlerdir bedenimi dinlendirme projesi olarak nitelendirdiğim yatmak ve hareketsiz kalmak adlı projemin bugün sağlıksız bir şekilde sonuna geldik. Peki hocam aşk bunun neresinde, elbette başrolünde.. Hayal kırıklıklarıyla bezeli beş ilişki, ilişki istemiyorum yaa’cılarla dolu birkaç takılma ve flört denemesi sonucu kendimi nadasa bırakmış, bırakmakla kalmamış inancımı tamamen bu konuya kapatmış bulunmaktayım. Geçmiş travmaların düğümünü çöz çöz sıkılıp gordion düğümü haline gelmiş geçmişimi kökünden İskender kılıcıyla kestirip attım. Bu da zihin kıvrımlarıma ültimatom verdi, her şeyi baştan inşa etmek gibi yüce bir görev edinmiştim aylar evvel, yeter s*kerim diyene kadar da iyi götürdüğüm bu görevden 35 gün önce istifa ettim. İnsanın kendiyle hem dost hem düşman olmasının faydası ve zararını tek tek not aldım elbette. Kendimin şeytanı olmayı ne kadar sevsem de, kendime zararımın ucu bucağı olmadığını anladığım an şeytanımla vedalaşma kararı aldım. Bu veda öyle uzun boylu ve sonsuzluk içermese de şimdilik birbirimizi özlemek, birbirimizle olmaktan çok daha faydalı bir eylem..
Yaşadığım ilişkilerde aynılık oluşundan şikayet ettiğim seanslarım olmuştu, bir muhasebeci gibi yaklaştığımız bu konuda zararlı çıkan ben oldum. Kaygılı bağlanma sorunu olan biri için ilişkilerinde aynı olan 2 şey varmış çünkü; onu terk edecek birini bulmak ve terk etme konusuna gelene kadar karşı tarafı her yönüyle ilişkiden kaçmaya itmek. Halbuki terk edebilmekte büyük bir adım lakin baktın o uçuruma kendin atlayamıyorsun, hop seni itecek birini bul ve sorun kendiliğinden çözülsün.. Ara duraklarda senin bu sorununu çözecek, hatta filmlere konu olurcasına tanışma hikayeleri barındıracak insanlar gelse bile sen yine de onlara prim vermeden yoluna devam et ki travmaların şahlansın ve güdülerinle birleşip hayatının kontrolünü ele geçirsin.. Aklım her şeyi ilmek ilmek hesaplayıp her defasında benden önce davrandığı için bu konuyu baştan sona ele almak ve direksiyonun yönünü değiştirmek birçok hayal kırıklığına ve yoğun tetiklenmelere sebep olması da ödemesi zor bir faturayla kapına gelsin tabi.. Aklın hesaba katmadığı kalbinse yorgunluk silsilesine yenilerini ekleyerek sessizce eşlik etsin sana..
Birileriyle hikayelerimizde rastlaşmak kolay, zor olansa hikayenin yönü ve anlamı.. Kimisi yaşadıklarını referans alarak yeni birine kendini açmaktan korkacak, kimisi yara bandı arayacak, kimisi anne/baba travmaları nedeniyle ya ebeveyniyle aynı ya da onların tam zıttını bulacak, kimisi kaçacak, kimisi kovalayacak, kimisi küsecek, kimisi yeniden umutlanacak.. Dedim ya eşsiz birer parmak izi gibi kalbimiz. Hangisi sağlıklı ilişki hangisi değil diye arattığınızda tonlarca video, birçok makale, bir dizi hikaye anlatıcıları çıkacak karşınıza bana kalırsa bir göz atın derim.. Tek bir şeye körü körüne inanıp bağlı kalmak kendinize vereceğiniz en büyük zararlardan bir tanesi olabilir..
Düne dair ne yaşamış olursanız olun yola daima ilk adım olan kendinize inanmakla başlayın. İster ayyuka çıkan farkındalıklarınız olsun, ister stratejik bir zihniniz olsun hayat daima size eski bulmacalardan bir yapboz göndererek sizi yeniden denemek isteyecektir. Kendinizi seviyor musunuz, gerçekten inanıyor musunuz, aşkın yüküne layık mısınız diye sınırsız soruların cevabını bulup size yeni seçenekler sunmak için önce eskilerden arındırıp, arınmış mısınız yoksa rol mü yapıyorsunuz diye deneyecektir sizi. Bu da benden size küçük bir ipucu olsun..
Yolculuğun nereye götüreceğine değil, bazen sadece yolun güzelliklerine bakmak gerekir..
..SEVGİLERİMLE..