Yazar: yildizlaraltinda

  • ..30 YAŞINA AZ KALA..

    İki gündür ruh halimin altını üstüne getiren bir düşüncenin döngüsünde sıkışıp kaldım.. Hani 27 sonrası toparlanacaktım. Külliyen yalan. Her yaşın cehaleti ve aydınlanması arasında bir yerlerde sıkışıp kalıyoruz işte..

    Havada ıstırap çektiren bir mutluluk söz konusu, güneş neşesini inadına inadına insanın burnuna sokmakla meşgul. Bense izlediğim bir dizinin tuhaf etkisindeyim.. Young Sheldon.. Sherlock’tan sonra bir karakterin beni bu kadar alt üst edeceği hiç aklıma gelmezdi. Sorgulatmanın ötesinde bir buhrana sürükledi.. 

    ”Sadece keşfetmeyi seviyorum..” Evrenin sırrını çözdükten sonra verilebilecek en güzel cevaptı sanırım.. Günlerdir tek düşündüğüm bu; keşfetmeyi ne zaman bıraktım, niye bıraktım, neden heyecandan eser yok hücrelerimde, büyümek bu mu sahiden? Sadece sorguluyorum, yapmaya geldiğinde uyumak, çalışmak ya da depresyonda takılmakla meşgul oluyorum. On yıldır kendimce kurduğum sistemsizlik içindeki bir düzenden gitmeyi istememin tek sebebi bu sanırım.. eni yollar, yeni hikayeler, yeni hatalar için gitmem gerekiyor. Burayı aptallarla dolu olmasına rağmen seviyordum. Hatta epey alıştım bunca aptallığın kabul görmesine.. Evim, sokağım, arkadaşlarım, geçmişim, her şeyimi bavula koyup üst geçitten fırlatıp atmak ve öyle gitmek istiyorum. Yanımda kendimde dahil kimseyi götürmeden. Tarçın hariç..

    Bu taşınmayı ilk aklıma geldiğinde yapmış olsaydım şimdi kim olurdum diye düşünüyorum ara sıra. Geçmişi değiştiremeyecek olmanın dayanılmaz sancısıyla geleceğe söverken buluyorum kendimi. Yine de bu yeni geliştirdiğim teknik bugünümü daha yaşanır bir hale getiriyor.. Her şeyi öyle anlamlı yaşamaya çabaladım ki en sonunda kendi anlamımı kaybettim..

    Yeni başlangıçların korkusu kalmadı içimde, endişeler için hep bir cevap buldum, alışkanlıklarımı revize edebilecek kadar kendime aşinayım artık.. Korkmuyorum evimden ayrılmaktan. Vay be 30 yaşına gelmiş biri için amma da cüretkar cümleler..

    Bir zamanlar için anlamlı vedalar, hikayelerle dolu kucaklaşmalar, anısını yad edeceğim fotoğraflar için götümü yırtardım. Şimdi tek bildiğim gitmeyi istediğim.. Burada 10 yılı çiğneyip de yutmaya hazırlanırken kursağımda kalışını hissetmekten sıkıldım. Her gün takvimde yeni çağ başlarken günümü limon ve portakalla haşır neşir olarak geçirmekten sıkıldım. Bakmayın manav değilim aslında, hatta eğlenceli ve havalı bir mesleğe sahibim. Ama öyle saygısız ve görmezden gelinen bir topluluk var ki sevdiğim ne varsa yapmaktan istifa etmeme sebep oldu. İnsanların saygı duymayışını, emeğin değer görmeyişi, küçücük şeyler için çırpınırken büyük enkazlara maruz kalışı insanı büsbütün yorul yenilgiye uğratıyormuş. Geç anladım.. Kimse salak salak triplere girip insanların önemi yok kendini sev, kendine değer ver gibi ucuz gelişimci ağızıyla konuşmaya kalkmasın ağzının üstüne şapalağı yer.. Elbette kendimi önemsiyor ve seviyor hatta bunu kibirli olmayan bir yerden yapmak için emek veriyorum. İnsan sosyal varlık ve yaratılış laneti yüzünden başka insanlarla duygusal bağ kurmaya ihtiyacı var. Keşke gerçek anlamda anlayabilen ve okuyan bir kitle olsaydı da bu cümlelerle vakit kaybetmeseydim. Her neyse..

    Diziye kaldığı yerden, hayatıma kaydığı yerden ve kahveme soğuma başlamadan devam etmek ve izin günümü kendimle geçirmek için burada ayrılıyorum..

    Endişelenmeyin, hayat devam ediyor, aptallara ve aptallıklara rağmen..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..GEÇ KALANLARIN ŞEREFİNE..

    Duygularım düşüncelerimle aynı melodide mi dans ediyor? Beynimin orkestra şefi senfoniyi neye göre düzenliyor?

    Kendinizle kaç kez, hangi konularda savaşa girdiniz hiç düşünüz mü? Ben düşündüm. Ben zaten hep düşünürüm. Hayallerimin peşinden gidebilseydim nerede olurdum kim bilir demekten alıkoyamıyorum aklımı. Ha yanlış olmasın beni durduran olmadı, beni durdurulamaz yapan da bu aslında. Ben başkalarının hikayelerinde yer almak için çabalarken geç kaldım kendime.. Aman yaralarını sarayım, aman iyi geleyim, çözüm bulayım, derman olayım, anlayayım ya da en azından anlamaya çalışayım derken kendime hep geç kaldım. Zaman ruhumun üzerinde vals yapa yapa aktı geçti. Bense hep hayranlıkla sokakta dans edenleri izledim. Aklımın orkestrası dağıldı, ruhumun müziğe yabancılaştı, bedenimse kıvrımlarını yitirmeye başladı. Elimde kelimelerim ve köpeğimle bir mezarlığın ortasında gömülü bedenlerin hikayelerini dinliyorum..

    Kendimde en çokta bunu değiştirmeyi isterdim, beklemeyi Hastalandığımda bir tas çorba beklemeyi, çaresiz hissettiğimde saçımın okşanmasını beklemeyi, sorunlar karşısında çözüm beklemeyi, derdime derman beklemeyi. Aslında en çokta hayatın beni gösterişli bir sahnede dansa kaldırmasını beklemeyi.. Ha böyle deyince aileme, dostlarıma haksızlık yapmış olmayayım dinlerler beni, ellerinden bir şey geldiğinde düşünmezler bile yaparlar, çabalarla kimi zaman benim için. Lakin bazen onlar da hayat gibi bana geç kalırlar. Zaten acımla bir ağlamışımdır onlar kahveye çağırdığında, yaralarım çoktan kabuklaşmıştır ne olduğunu sorduklarında ya da kendimle günlerce konuşmuşumdur beni anlamaya kalkıştıklarında. Onların suçu değil, benim çığlık atmayı öğrenememem aslında.. Çocukken bir kere beni görün demem gereken yerde sadece sustum, o gün bugündür görülmeyi beklesem de görülmeyi umduğum yerlerde hep sessiz kaldım. Burada ustaca naralar atıp ben bu oyunu bozarım demek istesem de sayın okur ikimiz de biliyoruz bunu ikiyüzlülük olacağını. Yazmak kolay, yaşamak peki! 

    Zaman zaman geçmişteki yazılarımı düşünüp ne büyük konuşmuşum diyorum. Başlıyorum demişim, demekle kalmışım. Öğreniyorum demişim demekle kalmışım. Yapacağım lan ben kafama koydum mu demişim, ki gerçekten bir şeyi kafama koyarsam onun için her şeyi göze alırım, lakin demekle kalmışım. Eee benim kendime geç kalmam planın olası bir sonucu tabi.. Bu yılın ve otuz yaşımın ilk yazısı bu. İlk serzenişi. İlk defa büyük konuşmalar, heyecanlı hedefler ve söz verişler yok. Olmayacak..

    Öyle sakin, sessiz ve kendime kızmamaya çalıştığım yerden yazıyorum bunu.. Duy kendini, anla ruhunu, dinle kalbini. En azından dene. Ne kadar denersen o kadar yükselecek sesin. Kendine verdiğin sözlerden caymak kolay, sen sadece insanlara verdiğin sözleri tutmayı seversin. O yüzden kendine değil, o çocuğa söz ver bu sefer. Dünyaya kafa tutmak için bir kahramana ihtiyacın yok kendin bunu yapabilirsin. Hayatla yeniden dans edebilmek için hayatın seni dansa kaldırmasına ihtiyacın yok, kendini sahneye davet edebilirsin.. O görkemli müzikal için maestroya ihtiyacın yok, kendi orkestranı yönetebilirsin..

    Zaman ruhun kırbacı, aklınsa cambazı. Aldanma ona ve bil aynı zamanda tek gerçek olduğunu. Önemli olan kazanmak değil, denemek bir onur.. Kendini bulmaya başladığında, dinamitler döşediğimiz köprünün orada kadehimi sana kaldırmak için bekliyor olacağım.. Bu sefer sakın geç kalma..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SIFIR NOKTASINDAN ZİRVEYE..

    Herkese limiti 365 gün olan bir dönüşüm değişim yılı armağan edilmişti geçen sene bugün. Yeni umutlar, yeni aşklar, yeni işler, yeniden başlamakla ilgili dilekler dilendi. Gülümseyerek girsek bile hikayenin finalinde pek azımızın yüzünde tebessümün sadece izi kalabildi. Onlarda da burukluğun olduğuna eminim.. Yangınlar, depremler, ölümlerle sonuçlanan yarım kalmış hikayeler, sonucunda hüsrana uğrağımız seçimler, canilerin cezasızlığına şahitlikler, ekonominin sarsıcılığı derken kimsenin ruhu seneye başladığıyla aynı olmadı, olamadı.. Zaten yeni seneler hep umut dolu düşlerle başlar, sonrasında tek tek dökülen düş kırıklıkları ya da hikayesini parlatmayı başaran birkaç kişinin alkışlanmasıyla kapanırdı. Ama bu sene öyle olmadı. Aynı gökyüzü altında yaşayan herkes ruhundan parçalara veda etti. Hatta kimimiz sadece ruhuyla değil aklıyla da vedalaştı.. Yani sevgili 2023 sorun bu sefer bizde değil bro sende, o yüzden bir an önce bir siktir git, yanında bizden çaldığın ne varsa onları da al ve hepimizin tarihinde kara bir yıl olarak anılacağın tozlu raflara gömül.. 

    Zaman zaman maddi zaman zaman manevi konuların sınavlarına girer çıkardım. Çoğundan geçememiş olsam bile en azından bir şey öğrenirdim. Hayatıma uygular ya da uygulamaz yoluma devam ederdim. En azından 29 yaşıma gelene dek bu böyle devam etti. Kızgınlığım, kırgınlığım, hastalığım dönem dönem nükseder beni deli dana gibi koşturturdu hayatın peşinden. Ne nereye koştuğumu bilirdim, ne de niye koşuyorum diye düşünürdüm. Aslına bakarsanız hep düşünürüm, her şeyi düşünürüm. Ama güdülerimin devreleri ele aldığı anlarda düşünmek sadece bir eylem olarak kalırdı. Oysa bu sene sadece durdum. Hatta öylece durdum. Hayat üzerime ne kadar yıkıldıysa ben o kadar durdum. Her seferinde ağırlığı arttırdı, ben yine de durdum. Sadece bir an tek bir an her şeye son verme kararı aldım. Büyük ve önemli bir karardı, vazgeçmeseydim bu satırlar benimle bir tarihe karışacaktı. Size ilahi ve yüce bir sebepten vazgeçtim demek isterdim. Ama yalan söyleyebilme gücüne sahip olmam yalan söyleyebileceğim anlamına gelmiyor. İşte tam kilit nokta buydu. Bir şeylere son verebilme gücüne sahip olmak, beni aklımın kölesi olmaktan kurtardı. İşte bu güce sahip olmak bana efendi olabilme gücünü de verdi..

    Zor zamanlar pelerinsiz kahramanlar doğurur. Kendi hayatımın kahramanı oldum. Ve her kahramanın o yorulduğunda elinden tutacak bir yoldaşı olur, yoldaşlarımı hatırladım. Zamanımı kaybettiğim insanlar, aklımı kaybettiğim aşklar, paramı kaybettiğim oyunlar, sağlığımı kaybettiğim işler derken dün uyandığım ve aynaya baktığım an gördüm ki benden geriye sadece bir hiç kalmış. Peki bir insan bu hiçlikle ne yapar? Zaten sıfır noktasındaysanız zafer size ne kadar uzaklıkta olabilir ki?

    Yani sevgili dostlarım, bu sene birçok şeyle olduğu gibi birçoğunuzla da vedalaşarak kapatıyorum 2023 dosyasını.. Farkındalık yaşayamamış olanlar, acıyı duyamayanlar, cesurca sevemeyenler, işinde adil olmayanlar, haksızlığa sessiz kalanlar, gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar korkak olanlar hepiniz etimden sütümden yeterince faydalandınız, faydalanmanıza rağmen doymadınız. Elbette bazılarınızı yine şenlik sofralarında görmeyi isterim lakin artık benim masamda değil..

    Benim orijinal halimi bilenler kolay kolay ciddi biri olmayıp her şeyle dalga geçtiğimi iyi bilir, bir o kadar da bir konuda ne kadar ciddiysem o konunun sonunu nasıl getireceğimi de. İşte sevgili dostlar, bu ciddi bir konu. Ve bu ziyafet bu yılın son ziyafeti.. Hiç kimse olmayanları iyi tanıyın, onlar her kimliği kendininmiş gibi yaşatır.. Yıllarca ufalana ufalana hiçliğe ulaşmama yardımcı olan her şeye ve herkese teşekkürler. Her zorlukta bu ağırdı dama geçti diyebilmek önemliydi. Ama her zafer meğer senden büyük bir parçayı kaybettiriyormuş insana..

    Aynı gökyüzüne bakabiliriz zaman zaman, yine de yolculuğa çıkmaya cesaret edenlerle yola devam etmenin hazzını yaşamak umuduyla.. Bu sene kendim için sadece iyi bir bolca şans diliyorum, çünkü geri kalan kısımları halledebilecek kadar bilgeyim artık.. 

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KONUŞULAMAYANLAR..

    ”Genç balık yaşlı balığın yanına büyük bir heyecanla yüzerek gitmiş ve ben okyanusta yüzmek istiyorum demiş, yaşlı balık e burası okyanus demiş, genç balık ama burası okyanus değil su demiş, yaşlı balık gülümseyerek yüzmeye devam etmiş..” Şu bilge olanların susarak anlamamızı beklemeleri ve tavırları oldukça sinir bozucu. Neyse dönelim küçük kara balığa..

    İçinizde büyüttüğünüz en karanlık sırrınızı, en büyük hayalinizi, en büyük korkunuzu bir ringe çıkarsayınız hangisi kazanırdı? Ya da bunları bir orkestra haline dönüştürmek mümkün mü?

    Diyelim ki en büyük korkunuz kalabalık içerisinde yapayalnız kalmak, en büyük hayaliniz dans etmek, en büyük sırrınız bipolar olmanız. Bunları harmanlayarak bir sahne kurmak sizi dahi mi yapar, hayalperest mi?

    Bir süredir işe gitmek ve insanları dinlemek dışında pek bir şey yapmıyorum ve bu beni monotonluğun içine hapsediyor. Sıradanlığın intihara teşebbüs ettirmek gibi bir etkisi var. 

    Dünyaya aktarılacak hikayeler biriktiriyorum ama bu sefer tek bir farkla yaşayarak değil, dinleyerek. Kimi çok sevmiş karşılığını alamamış, kimisi yanlış arkadaşlıklar kurmuş onun kurbanı olmuş, kimisi hayalini kurduğu şeye yaklaşmış fakat zaman yanlışmış, kimisi sevgi yırtıklarına sığınıp hayal kırıklığı yaşamış, kimisi kendini göremeyecek kadar dalgın, kimisiyse sadece kendini görecek etrafta olup bitenleri fark edemeyecek kadar kör. Hal böyle olunca insan durup bir düşünüyor, ilk kaydırmayı ne zaman yaptık ki diğer ilmekler yanlış ilmeklendi diye..

    Sakinlik ve huzur son 7 yılımın tek temennisiydi. Şimdi huzura sahibim. Ama küçük kara balık misali aradığımın bu olduğuna öyle inanmışım ki bunu buluna ne yapacağımı bilemedim. Hani abayı kovalayan köpek misali, hani hayalin kendisini istemek gibi. Hayal kuruyorsun ama hayalin kendisine sahip olduğunda ne yapacağını bilmiyorsun çünkü hayalini kurduğun tek şey aslında onu istemek, ona sahip olduğunda artık onu istememeye mahkumsun..

    Aşkın kendisini istersin, şehvetini arzularsın, heyecanını özlersin, merakını perçinler var olmasını istemek. Sona ona sahip olursun ve yanında getirdikleri senden götürdüklerine eş olmaza eğer büyük bir hayal kırıklığının içinde tek başına kalırsın..

    Sanırım bütün bu toplama çıkarma işleminin sonucu tek bir şeye varıyor, mana kaybı.. Aşkta da, işte de, arkadaşlıkta da mananın varlığı duyguların su gibi akmasına sebep olurken anlamını yitiren her şey tek tek ölmeye başlıyor. İşte tam burada iki seçeneğin var; ya ölüp giden her şeyle birlikte yavaş yavaş boğulacaksın, ya da toprağı havalandırıp yeniden yeşerecek tohumlar ekeceksin.. 

    Sürecin hangi kısmındasın bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var herkesin hayatı berbattır yeter ki doğru yerden bakmasını bil ve unutma hepimiz bataklıkta yaşıyoruz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..RUHUNU SATAN BİLGE..

    Neden yalan söyler insan, neden yalan söyleriz? Kandırmaya birilerini, neden ihtiyaç duyarız? Egomuz mu tatmin olur, üstün mü hissederiz diğerlerinden, güçlü mü oluruz kandırabildiğimiz zaman insanları?

    İşte zamanın birinde bir bilge kendi halinde yaşar giderken, ayak uydururken yaşadığı sokağa, yapabilirim derken o sokaktaki insanların arasında bir gün bir kadın gözlerini hiç kaçırmadan, hem de bilgenin en emin olduğu konuda yalanlar söylemiş.. Bilge sessizliğe gömülüp dinlemiş kadının hikayesini. Kadın anlatmış durmadan bilgenin doğrusunu bildiği olayları. Öyle bir bakmış ki gözlerine şüphe tohumları oracıkta ekilivermiş bilgenin zihnine.. Kadının anlatmış, rahatlamış, bilgenin sessizliğinde huzuru bulmuş çıkmış oradan. Sokakta insanların içine karışırken her adımını santim santim izlemiş bilge. Ve zehrin akacağı çatlağı oluşturacak o soruyu sormuş kendine; peki ya kadın haklıysa, ya bildiğini sandığı şey aslında bir yanılsamaysa? Günlerin akışına hiç aldırış etmemiş bilge, istese de edemezmiş zaten. Zihin kıvrımlarında vals yapan bir şüphe iyice büyüyüp serpilmiş. Yediğinde, içtiğinde baktığında hep p şüpheyle duymuş, görmüş, tatmış her şeyi.. Ne gelenleri anlar olmuş, ne yaşadığı günleri.. Akrep ve yelkovanı teslim etmiş şüpheye.. Kaçıncı günün şafağı bilinmez, yürürken sokakta avare avare rastlamış yine o kadına, cücelerin altın madenini bulmuş ejderha gibi parlamış gözleri. Alıkoyamamış kendini kadına doğru çekilmekten.. Kadının her bir adımına karşılık beş adım atmış bizim bilge, sonunda yakalamış kadını.. Tanıdık bir yüz görmeye refleks olarak gülümseyen kadın saniyelerce sessizlik içinde kendisine bakan bilgeye karşı kaşlarını sorgular bir biçimde çatmış.. Bilgeden hala ses yok. Kafasını iki yana sallayıp ne var dercesine bakmış bilgenin yüzüne, bilgeden ses yok.. Meraklı bir tonla iyi misiniz diyerek gözlerine bakmış bilgenin daha sonra. Bilge günlerdir aklını kemiren şüphenin cevabına ulaşma arzusuyla kendine gelerek sormuş, haklı olabilir misin? Kadın anlamadığını belirtmiş, bilge yinelemiş haklı olabilir misin diye. Kadın konuyu sormuş, bilge tekrarlamış ya haklıysan diye.. Kadın tam arkasını dönüp gidecekken bilge kendine gelmiş ve kadına, bana geldiğiniz gün tam da her zerresinden emin olduğum bir konuyla ilgili bambaşka bir şey anlattınız o günden beri aklımla savaşıyor ve işin içinden çıkamıyorum lütfen bana tekrar anlatın her detayı, demiş.. Kadın birkaç saniye durup düşünse de bilgeye anlattığı konuyu tam hatırlayamadığını, o gün çok kızgın oluşunu, bir konu hakkında bir şey danışılacaksa en iyi bilge bilir dedikleri için ona gittiğini, anlattıktan sonra bilgedeki sessizliğin anlaşıldığını düşünmesine yol açtığından dolayı içindeki kızgınlığın dindiğini söylemiş. Bilge kadına olayı tekrar sorsa dahi kadın geçen zaman içerisinde olaydaki durumları tam hatırlamadığını tekrarlamış ve uzaklaşmış bilgenin yanından.. Zamanın kaç dakikasını, kaç gününü kaybettiğini bilmeden yaşayan, yediği içtiğinden tat alamamasına sebep olan, zihnini teslim ettiği şüphenin belki de hiç olmama ihtimaliyle yüzleşen bilge aklın sınırlarında asılı kalmış bir süre.. Ayakları onu Lilith’e götürse de ne diyeceğini bilemediği için elleri kapısını bir türlü çalamamış bilgenin.. Misafiri olduğunu anlayan Lilith içeriye davet etmiş bilgeyi.. Hoş kokusu ruhu mest eden bir kahve koymuş masaya, anlat demiş anlat sevgili bilge nedir ruhuna bu sancıyı verip seni bana getiren..  Bilge baştan sonra her şeyi anlattığında Lilith ona sunacağı teklifi düşünmüş, anlamış bizim zavallının aklıyla ruhunun savaşında kaybedilenin sadece zaman olduğunu.. Bak, demiş, dinle..  Bir şeyden tam anlamıyla emin olduğunu sanman ilk hatan, bu senin zaafın ve tam oraya atmış Legolas okunu. Yalan olduğuna öyle odaklandın ki devamında ne olur diye sorguladın bu ikinci hatan, bu senin merakın ve orada kontrolü ele almış karşındaki.. Senin kendinle bir savaş sokup cephede yalnız bırakmış, bu üçüncü hatan, bu da senin zayıflığın.. Olayların doğrusu ve yanlışıyla o kadar ilgilenmişsin ki gerçeklikten uzaklaştığını anlamamışsın.. Bilgeliğin bedelini aklın zamanınla ödemişsin. Şimdi bana geldiysen önünde iki yol var; ya bilge olarak çıkarsın bu kapıdan ve zamanla bir aklını yitirmeyi göze alırsın. Ya da bilgeliğini satarsın ben de sana ruhunu yeniden teslim ederim.. Şimdi sor kendine şüphe teslim olacağın tek gerçekliğin mi olacak yoksa şüpheyi olduğu gibi mi göreceksin?

    Ne hikayeyi biliyoruz aslında tam olarak, ne de bilge sayılırız çoğu konularda.. Çocukken iki şey biliriz; düşme korkusu ve yüksek ses korkusu. Büyümeye başladıkça genetiğimize aktarılan, ailemizden yansıyan, çevremizden duyulup görülen ne varsa atarız hafıza hazinemize ve yaşamımızı bunlarla şekillendiririz.. Yalan söylenmesi bizi aptal yerine koyulmuş hissine itse de yalan söyleriz, güvenimiz sarsıldığında dünyaya küseriz ama korkmayız güven kırmaktan. Zulme uğramak istemeyiz ama güç elimize geçtiğinde çimenleri ezmekten alıkoyamayız kendimizi.. Yaparız yapmasına da bize yapılsın istemeyiz işin aslı.. Bunları yapmayan, yapmaktan kaçınan insanlar yok mu, var elbette. Şuan bazılarınız o insanlardan birinin kelimelerle oluşturduğu dünyasını okuyor hatta.. 

    Biliyor musun; sana hiç yalan söylemeyecekler demek istesem de bu seni kandırmaktan öteye gitmeyecek söyleyecekler. Güvendiğin dağlara metropol kuracaklar bazen. Hayallerini porselen takımı gibi kırıp üzerinde vals edenler olacak. Yoluna taş, gözüne yaş, gönlüne yorgunluk olanlar da olacak. Zihin kıvrımlarında şüpheyle kendine yer edinenlerde olacak, ruhuna karanlık getirenlerde.. Nefes aldığın sürece kaçamayacaksın bu insanlardan. Kaçma.. Bir gün gönlünün yorgunluğuyla dönerken bir köşenin başını, kim bilir belki ruhundaki sancıyı anlayan, aklının oyunlarına eşlik edebilecek, kalbinin kırgınlıklarını görebilecek birileri çıkar karşına.. İnanmaktan ve umut etmekten vazgeçme.. Hayal kırıklığı yaşatacak olanlar çok, hayalini paylaşanlarsa az.. Biliyorum.. Yine de bak o bilgenin gözlerinin ta içine ve sor aynada kendine; bunca şeyden şüphe edip ruhunu satmaya değer mi yaşamak? 

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KAYBOLMUŞLARIN ŞEREFİNE..

    17.06.2021: hep geç kalırlar, hep geç kalırım..

    21.06.2021: terapiye gitmenin ve arafta kalmanın günü..

    12.07.2021: müdürsün, paranoyaların arttı..

    30.07.2021: ehliyet için heyet raporu al, ansızın basıp gitmeler için bu şart, heyetten geçtin..

    31.07.2021: hayalini yaşayan, hayal kırıklığı yaratanla aynı, onu ayakta alkışla..

    09.08.2021: yalanlar ve gerçekler kimsenin umurunda değil, önemli olan hikayeyi kimin iyi anlattığı..

    15.08.2021: amaç ve hedef yok, kaybolmuşsun, kendine dilsiz ve sağırsın..

    20.08.2021: köprüye gitmişsin, kendin dışında olan her şeyi yazmışsın..

    25.08.2021: bir delinin hatıra defterine gitmişsin, anksiyeteyi ilk kontrol..

    30.08.2021: çocukluk arkadaşının düğünü, gidememişsin, çalışmak zorundaymışsın..

    08.09.2021: kendini sevmeye ilk söz veriş..

    29.09.2021: aklın hızı kalbi yavaşlatmış, sevgi çemberini reddetmişsin..

    08.10.2021: ”tek isteğim İzmir’e dönüp anneme sarılıp, batırdım diyerek ağlamak..”

    20.10.2021: köprüye ziyaret, kediye çarpan araba ve anıların acısı birleşmiş, vedalaşmak istemişsin..

    06.11.2021: başkalarının akvaryumunu izlemekten sıkılmışsın, sonunda, kendi okyanusunu keşfetmek istemişsin..

    04.06.2022:  İzmir’in kokusunu özlemişsin, sorunun hem kendisi hem çözümüsün..

    29.06.2022: hava kasvetli, hastanedesin, nadir rutinlerinden..

    10.12.2022: yaz her şeyi parmaklarım çünkü birisi gerçeği anlatmalı demiş, kendin dışındaki her şeyi yazmışsın..

    02.01.2023: zirveye vardım sanıp yeni dağ bulmuşsun..

    28.03.2023: ilk defa doğum gününde yazmak yerine 3 gün sonra yazmışsın, temennilerle yetinmişsin..

    17.05.2023: hayatını mahveden bir oyun yaratmanın içinde yeniden kaybolmaya başlamışsın..

    19.07.2023: maddi ve manevi kaybetmeye devam etmenin vahşet dolu hazzı..

    07.10.2023: susmuşsun..

    Dün, bugün ve yarın arasında bir döngü yaratır sonra sıkılır ve o döngüyü kırıp yeniden döngü yaratmaya çalışırız. Sonra ondan da sıkılır yeniden döngüyü kırmaya çalışır, yine bir savaş verir, yeminler eder, kararlar alırız.. Sonra yine.. Döngü yaratmak ve döngüyü kırmak kendi içinde paradoks yaratan bir döngü oluşturur ve biz bunun içinde çırpınıp dururuz işte..

    Kimimiz bir rakı masasında hesaplaşır kendisiyle, kimimiz rastlantısal bir karşılaşma sonunda sohbetten pay çıkarır kendisine, kimimiz bir gecede vazgeçer birisi olmaktan, kimisiyse kibrine gömülür kalır olduğu halde.. İşte son üç yılımın karmik ve ironik döngüsü bu; acıyı ve kaybetmeyi yaşa ya da yaşat kendine, yeminler iç, bir liste yap, uyu, uyan, geç kal, hiçbir şey yapma, zaman geçsin, kendine sözler ver, tutmak yerine başka meşguliyetler yarat, devam et böyle..

    Kadere mi inanırsınız, tesadüflere mi? 

    Bugün bir döngünün içinden zamana yolculuk yaparak geçiyorum. Hem her şey olduğu halinde şeffaflıkla önümde hem de sonunu göremeyeceğim kadar belirsiz ve bulanık. Geçmişi yaşadım, bugünümü yaşıyorum, geleceğimi ise dünümle çoktan inşa ettim.. 

    Şimdiyse geleceğimi yıkıyorum, dünümü yeniden inşa ediyorum, bugünümü yeniden yaratabilmek için.. Bir hikaye duydum ve başladım içimdekini beslemeye..

    İki tane kurt var; biri iyi biri kötü, biri aydınlık biri karanlık, birbiriyle savaşmaya başlamışlar, bu savaşı kim kazanır?

    Gerçeği görmek için gözlerini kapatıp, şeytanın fısıltısına rest çekebilenlerin adına..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..PRADA, 13 CM TOPUK VE HAPPY HOUR..

    Hayallerinize koşmayı denediniz mi hiç? Peki birde üzerine hayallerinize topukluyla koşmayı denediniz mi? 

    Zamanın geçiş hızına ayak uyduramadığım bir buhranın tam göbeğindeyim. Böyle dediğime bakmayın uzun yıllar sonra ilk defa bir yazıyı kahveyle değil, sütlü çikolatalı, hindistan cevizli, kremalı bir içecekle yazıyorum.. Bu yazının yaratıcısı olan anıyı filtre kahveyle anlatmak için rengini siyaha boyardı diye düşündüm..

    İnsan neyle yaşar diye sormuş Tolstoy, yazmış üzerine. Bir ömür nasıl yaşanır diye sormuş İlber Ortaylı yazmış üzerine. Bir ömre aç ihanet, kaç fedakarlık, kaç intikam sığar diye sormuş Alexandre Dumas o da yazmış üzerine.. Bir ömür nasıl harcanır diye sordum kendime, işte şimdi yazıyorum ben de..

    Hikayelerim ya girişte kaldı, ya gelişimleri sıktı, ya da finallerinde hep zayıf kaldı. Ben de gördüğümü, duyduğumu, hissettiğimi yazdım yıllarca. Ne yaşadıysam yazdım, bir kere de yazdığımı yaşayayım dedim baktım birle olmayacak, baktım yaşanmayacakta ben de bıraktım. Ben zaten genel olarak bırakırım. Yanlış anlaşılmasın terk etmem hiç, edemem. Sevmem vedaları. Ama bırakma sanatının ustası olacak kadar bıraktığım kendi hikayemi yaşamayı.. 

    Aslında hayatımı hep oyunlarla yaşadım. Oyun oynamayı pek severim. Hele birde dans varsa içinde değmeyin keyfime. Keyif dediğime de bakmayın ha, ne dramlar ne trajediler sığdırdım ömrüme. Bunca yaşanmışlığı size bir gecede bir yazıyla anlatamam. Uzun konuşmayı seven biri olarak, konuyu kısa tutamam zaten.. 

    Amaçlarınız için, hayalleriniz için ömrünüzün ne kadarını feda ederdiniz? Kendinize verdiğiniz sözü tutmak için kendinizle ne kadar savaşabilirdiniz? 

    Ben 29 yılı bir fiil sadece harcamak için kullanmışım. Gözümü kırpmadan, çoğu zaman hiç düşünmeden. Yaşımla doğru orantılı bir harcama hem de.. Ruh, beden, akıl üçlüsünü koymuşum hayatın kumar masasına kah kaybetmişim, kah bitmişim. Ama öyle güzel bitmişim ki bir bitiş ancak bu kadar güzel olabilir.. İşte tam o noktada bir arkadaşımdan bir telefon aldım. Hiçlik noktasının üzerinde sigaramı yakmış, cümlenin anlamsızca bitişini düşünürken bir telefon. Bir telefon sizi ne kadar düşünmeye itebilirse işte beni o kadar itti. 

    ”Happy hour bitmeden yetişelim, bende 13 cm topuk var koşuyorum, vakit geçmeden siparişi veririm, çık ve koş.” Koşmak sizi bir yerlere yetiştirir mi, bilmiyorum. Ama yoracağı kesin. Oysa ben masaya vardığımda, happy hour bitmesine 5 dakika kala, arkadaşımın yetişip siparişini vermesi ve gelen sipariş sonunda gözlerinde yanan zafer ateşi, işte o gün beni sarhoş edenin içtiklerimiz değil o gözlerdeki zafer ateşi oluşu çok düşündürdü.. Elbette güzellemeler yaparak yazılan bu anı yaşanılanların komedisi. Zaten en iyi komediler içlerinde bir parça dram taşır demiş yazar. Hangi yazar bilmiyorum, ama bizler götümüzden uydurduğumuz anekdotları yazarlara kitleyince daha havalı durduğuna inanan zavallılarız ne de olsa..

    Uludağın tepesine 7 cm topukluyla tırmandığımda aynı zaferi hissetmiş olduğumu hatırladım o gün Onca projede uykusuzluk hissini yok sayıp çocukların yüzündeki tebessüme sebep olduğum anların hazzını anımsadım. Dostluğun zıvanadan çıkaran anlarla dolup taştığı yaşanmışlıklarımı anımsadım. Aşkı sindire sindire acıyla harmanlayıp nasıl yaralandığımı anımsadım. Yalnızlığın nasılda beni çevreleyip hayattan kopardığını anımsadım. İlk öpüşün kalbi durduracak kadar hızlı nabız attıran heyecanını anımsadım. Korkularıma nasıl kafa tuttuğumu, ama korktuğum anlarda nasılda yorgana sokulduğumu anımsadım. Neşemle nasıl cilveler yaptığımı, ama en çokta insanlara nasıl kahkahalar attırdığımı anımsadım.. 

    Ama en çok neyi anımsadım biliyor musun; kederin, yalnızlığın, yorgunluğun, kaygıların üzerime çöktüğü ve gözümün içinde hayat dolu bakışlar yaratan o küçücük çocuğun zamanla böyle yavaş yavaş nasılda yaşamayı bıraktığını, bırakmak zorunda kaldığını anımsadım.. 

    Hayalleriniz hayatlarınızla uyuşmuyorsa eğer, sadece kendinizi kandırırsınız. Yaşadığınız yer, aklınızdaki yerle uyuşmuyorsa eğer, sadece günü geçirirsiniz. Ama akılınız, kalbiniz ve ruhunuz uyuşmuyorsa eğer, sadece nefes alır bedeni ayakta tutan olursunuz.. 

    KENDİN İÇİN YAŞAMAK, KENDİNE RAĞMEN EN ZOR OLANI.. 

    O gün kimisi süslenip giyinip gelmiş iki kadın gördü masada, kimisi sohbetleri tatlı iki kadın gördü, kimisi geceyi geçirmeyi düşündü aklında, kimisi dönüp bakmadı bile oldukları yere. Bense gözünde zafer ışığı yanan kadının ruhundaki yorgunluğu, karşındaki kadınınsa kendini yeniden doğurmak zorunda kalışını gördüm.. Görmek, bakılarak yapılmaz. Görmek, bakabilmeyi bilmektir.. 

    Sahi siz gerçekten görüyor musunuz; kim olduğunuzu ve karşınızda yaşanmış olan hikayeleri?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..İLİŞKİ İSTEMİYORUM YAA’CILAR..

    Hepimizin cesaretinin kırıldığı konular vardır. Kimimiz hayatın kendisinden kaçar yatak altına saklanır, kimimiz işte yükselmenin sorumluluğundan kaçar, kimimiz aşkın hazzını yaşamaktan korkar. Çoğumuzun sebepleri vardır, bazılarımızınsa sadece bahaneleri vardır.. 

    İlişkilerimiz sadece merak, sevgi, saygı, heyecan dolu değildir. Hayal kırıklıkları, yalanlar, ihanetler ve bir sürü şeyleri de içinde barındırır. Yine kimilerimiz kırık dökük sevmeye saymaya devam eder, kimilerimizse burjuva misali hep kaçak yaşar.. 

    Aslına bakarsanız ilişki kurmak konusunda ben de pek iyi sayılmam. Samimi ve içten bir sevgiyle sarıp sarmalarım herkesi her şeyi. Yine de bir ilişki yürütme konusunda pekte başarılı hikayelerim yok. Hatta hikayelerimin girişi ve gelişmesi güzel olsa da finali pek bir zayıftır.. Son ilişkim biteli iki yılı geçiyor, bu süreçte flörtler ve takılmalarla dolu bir dağılma şeklini benimsemiş olsam da bunların ki flört etmek konusunu bu konudan ayırabiliriz lakin takılmak konusunu pek samimi bulmadığım için bu mevzudan kendimi sıyırdım zamanla.. İçinde duygu ve sadakatli bir paylaşım olmayan hiçbir iletişim ve ilişki bana göre değil, değilmiş.. 

    Güdülerinin peşinden, araba kovalayan bir köpek gibi sorgusuzca koşturan biri olarak yazıyorum bunları. Kendimin en karanlık yönlerine ulaştığım günlerden bu yana kontrol çoğunlukla bende..

    Yine de son dönemde ilişki istemiyorum ya, sen çok ciddiye alıyor gibisin, benden bir beklentin olmasıncılar fazlasıyla türedi. Bunların yanında hiç ummadığımız isimlerin evlenip ilişki yapıyor oluşu da arttı. Peki bu denklemde bize neden hep yalın ve derin halimizi anlamayanlar denk geliyor diye düşünmeden edemiyorum. Kimseye hadi hemen yüzük takalım modunda değiliz, lakin on kişiyle de flörtleşecek enerjide de değiliz.. Biz istiyoruz ki paylaşımlarda bulunalım, tanışalım, anlamaya çabalayalım. Peki şimdilerde neden kimsenin buna bir hevesi yok?

    Kendimden yola çıkıyorum; bir ilişkiye hazır mıyım, pek sayılmaz. Birini tanıyacak cesaretim var mı, daima.. Her ilişkim hüsranla mı sonlandı, evet. Yine de sevgiye olan inancım bitti mi, asla.. Yanlışlar ve hatalar yapıldı mı, kesinlikle. Yine de yeni hatalara şans verildi mi, kimi zaman.. Tamam, haklısın, benim de kaçtığım sorumluluklar var, lakin bu sorumluluk ve sınırlarımla ilgili konularda.. Hislerin çoğu kontrol dışı olsa bile sadakat seçime bağlıdır, bense sadakati seçmekten kaçmıyorum.. 

    Sevgili kızlarım asıl lafım sizlere.. Her birimiz çiçekli bahçelerde büyümeyenleriz.. Kimimiz bataklıktan yıldızlara bakıyor, kimimiz sokakların sertliğinden kavgacı yetişiyoruz, kimimiz şiir edasında kırılganlığımızla baş başa yaşıyoruz. Kimimiz hayallerin içinde yaşıyoruz, kimimiz gerçeklerle yüz yüze bakıyoruz. Kimimiz işiyle evli, kimimiz aşkıyla.. Yine de her birimiz birer yıldız gibi gecenin zifirisini aydınlatmaktan vazgeçmiyoruz.. 

    Hayal kırıklıkları ve hatalarla dolu seçimler yapacak, kimi zaman pes edecek kimi zamansa inadına savaşacağız. Sevgi yırtıklarına yamalar yerleştirecek, günübirlik seçimlerin sonunda yapayalnız kalacağız belki.. Herkesin dinlenmey7e değer bir hikayesi var, anlatmaya can atsa da bazen sessizliğe gömüldüğü eşsiz anlarla dolu hikayeler.. Kalbi kırılanın güvenmesinin zorluğunu anlıyorum, yine de bazen olaylara tek kırılanın biz olmama ihtimalini unutmadan bakabilmek dileğiyle..

    Kalbinin cesareti dağları delen, aklıyla dünyayı yerinden oynatan biricik kızlarıma..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..AŞKIN DUALİTESİ..

    Aşkın tanımını yapmak, bendeki karşılığını bulmak için birçok yolun yolculuğuna çıkmıştım. Kimini sevdim, kiminde eksildim, kiminde aklımın bir parçasını, kiminde ruhumun özünden bir parçayı, kiminde kalbimin kirini bıraktım.. Sevdim de, sevildim de.. Karşılığı nefretle bir olan duygu mu yoksa kimyasal mı hala kararsızlığımın çözüme kavuşmadığı ender konulardan birisi.. AŞK..

    Kendimi ilmek ilmek parçaladığım, yavaş yavaş birleştirdiğim bir sürecin en karmaşık hali..

    Yaşadıklarımı değil, yaşayanları da dikkatle izledim, dinledim, anlamaya çalıştım. Adına şarkılar yazılan, şiirlerle anılan, insanların dönüm noktam diyeceği kadar keskin virajlara yol açan ender bulunan, çabucak kaybolan bir sis.. Hem insanın görüşünü bulanıklaştıran, hem de hayatın en derin detaylarını fark edebilmeni sağlayan tek başına büyük orkestra..

    Çoğumuz aşkın acısını da heyecanını da yaşamış ve yoluna bunların iziyle devam etmişizdir. Ben ender olan kısımda bulunmak için gayret edip sadece aşkın değil aklın da acısını yaşayanlardanım.. Aşkın kalbimle idrak edip aklımla anlamanın formülünü bulmak için her sınırı ihlal edecek seçimler yaptım.. İhtiyaçlar hiyerarşisinin her basamağını tek tek gezdim, zirveye vardım sandığımda yeni bir başlangıç buldum. Ne dönebildim, ne gidebildim. Kübler-ross’un beş aşamasını tek tek sindirdim bulunduğum zirvede.. Şarkıların içine dalmak, insanların hikayelerinde kaybolmak seçilen en tehlikeli yollardandı, seçtim..

    Şimdi bir kaldırımda karşılaştığımızda gözlerin kaçışmasına, yolların değiştirilmesine sebebiyet verecek adımların tohumunu attım zamanında.. Her biri planlanmış, ince ince hesaplanmış yok etme planının bir parçasıydı. Kaderin planı bunun en önemli yardımcısı oldu.. Aklın kontrolünde olduğuna inandığı şeyleri otomatik davranışlara dökmesi, hayatınsa buna karşılık olarak ders niteliğinde seçimler yapmaya zorlaması ortaya ahenkli bir dans çıkardı.. Aşkın güneşi, yalnızlığın ayından daha parlak değildi, ama daha göz alıcıydı. Gözlerimin kamaşmasına izin verdim.. Geceye olan tutkum baskın geldiğinde hayat beni son bir dansa kaldırdı, tökezledim.. Şimdilerde hala o sahneye çıkacak cesareti kendimde bulamıyorum.. Şükür ki sokaklar sevmekten korkan insancıklarla dolu, aralarında sırıtmadan dolaşabiliyorum.. Evrende yeterince göze batan bir fazlalık oldum, şimdi parmak ucumda vals ederek yaşıyorum hayatı..

    Sevgili Ruhi Mücerret’in dediği gibi ”kader, bütün ihtimallerin toplamıyken kıyamet, tüm ihtimallerin aynı anda gerçekleşmesi.” Aşk, kıyametin ortasında bütün ihtimallerle örümcek ağı gibi sarmalanıp kaderi dansa kaldırabilme cesareti veriyor insana.. Okurken ne de heyecan verici bir varsayım, yaşamaksa delilik ister.. Aşkın dualitesine (yalnızlığa) göğüs gerebilmek işte asıl mesele bu..

    Hayatın virajını alabilenler ne şanslı. Aşkın kimyasallığıyla tutkuyu yaşarken duygusallığıyla tatmin olanlar, işte ben buna yaşamak derim.. Dans pistinde kaybedince şansımı boks ringinde denemeye başladım. Ahhh hayatım, beni savaşırken görebilseydin keşke.. Dilim ve elim ayaklarımdan daha iyi ritim tutuyormuş meğer..

    Kimi için ruhun tamamlanması, kimi için yol arkadaşlığı, kimi için tutkunun karşılığı, kimi için kimyasal bozukluk. Ne tam bir karşılığı var hayatta ne de tek bir yolu var yürünecek. Ansızın da kapıyı çalıp gelebilir, sessiz sedasız da sokulabilir koynuna. Delirtir zaman zaman, ehlileştirir kimi zaman da..

    Gecesi başkadır aşkın, gündüzü başka. Lunaparka ilk defa gidenle sürekli gondola binen biri ne kadar aynı hissedebilir ki zaten.. Yaşı başkadır, yaşayışı başka. Seçimlerinden uzaktır, kendisi gelir bulur doğacağı mahalleyi.. Göç halindedir çoğu zaman, oynak bir yalancılığı olsa da güzellik algısını alaşağı edecek kadar kahpe bir dürüstlüğü de vardır.. Yazdırır insana kendini; şiir olur okutur, şarkı olur söyletir, hikayelere konu olur dinletir. Dönemine uygun giyinir kuşanır, onu asla demode bulamazsınız.. Eski zamanların gizemini giyinir sakinliğiyle büyürler. Yeni ve modern zamanın tek gecelik yamalarını tenine değdirmeden söker atar üstünden.. Herkese uğramaz, her yerde bulunmaz.. Bir kere girer kanına işte o zamandan yakandan ayrılmaz..

    Kalbimin aşkını söküp attım, kanata kanata dağladım.. Aklımın aşkıysa sokağın mahpushanesi olan kaldırımlarda sahibini gördüğü anda gururlu bir devrimci edasıyla başı dik ben buradayım demeye devam ediyor.. Kendi dualitesinin yansımasını görmekle yetiniyor.. Her hücremi yakıp yıkıp yeniden inşa etsem de ona dokunmaya kıyamıyorum.. Bazı eserler kusurlarıyla güzeldir.. Benim eserimin sevgili maestro, en güzel kusuru olarak kalacaksın..

    Şimdi cesareti olan sorsun kendine; aşkı sokaklarda dansa kaldırabilecek cesaretin var mı?.

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BİR ÖMÜR NASIL HARCANIR?..

    Hayaller kurar, zaman zaman amaçlar belirler ve buna dahil olacağına inandığımız irili ufaklı seçimler yaparız zaman zaman.. Kimimiz pazartesiye diyet bozma günü der, kimimiz diyet günü, kimimiz sendromlu geçiririz, kimimiz tatil ilan ederiz.. İsteriz, arzularız, sahip olacağımıza ikna ederiz kendimizi. Günler geçer, çabalar yorgunlukla harmanlanır ve elimizde iki seçenek kalır; pes etmek ya da diş bileye bileye devam etmek..

    Düzenli bir hayat, iyi bir yaşam için pekte aşkla güne başladığım bir seçim yaptım. Tam 29 yıl duyguların hüküm sürdüğü yaşamımın, düşüncelerle hayatına devam edeceği bir döneme soktum kendimi.. Asıl konu kontrol.. 

    Adı tecrübe sayılan her olaydan bal yemiş bir çeyrek ömürle, başım ellerimin arasında, çırpınmaktan muaf bir döneme girdim. Yediğim ballar şeker dengemi alt üst etmiş olacak ki bir çok seçimim oldukça kontrolsüz ve sonuçları yıkım yaratıcı bir haldeymiş.. Hayatın öngörülebilir olan kısmında her şeyi milim milim hesapladım, yaşadım, yaşattım. Sürprizlerle dolu olan kısmındaysa sadece sonuçlar ve depresyon vardı, yaşadım..

    Her hücremi ilmek ilmek deştim. Aklımın krallığı, kalbimin krallığına boyun eğdikçe işlerin nasıl da çığırından çıktığını gördüm. Kalbimin krallığından başlayan isyanı, aklımın mağlubiyet ordularıyla bastırdım.. Hüküm dağında yok edilmedikçe kendi kaderine yol alan tek yüzük misali kendi hükümdarlığında kurulan duygu ve düşüncelerimi kendi krallıklarında yakıp yıkıp yeniden inşa etmem gerektiğini gördüm.. Yaktım, yıktım, inşa ediyorum..

    Tavizler vermek, susmayı öğrenmek, gücünü geri kazanana kadar güçlü olanın hükmüne ses çıkaramamak, zamanımı köpeğimin mamasına takas etmek, özgürlüğümü inine saklamak, devrimci kimliğini yırtıp atmak, burjuva gibi kabullenmek bazı şeyleri, yaraların ve travmaların varlığıyla bütünleşip yaşamaya çalışmak işte bu ödediğim en ağır bedeldi.. 

    Şimdilerde yeni sorgulamalar, eski defterlerden notlar çıkarıp yeni seçimler yapmaya çalışmalar, altı üstü birbirine geçmiş bir düzeni tekrardan toparlamaya çalışmalar derken yavaşladığım bir mahvoluşun eşiğine doğru ilerliyorum.. 

    Limon sıkarken sorguladığım hayatı sefasına, tekilanın yanında limonu yerken erişeceğim günler umarım yakındır..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SONBAHAR PALETİ; KIRMIZI..

    Hayalini kurduğu şeyleri yaşayanlar var mı aranızda bilmiyorum. Ben istediklerine sahip olandan çok ihtiyaçlarını karşılayan, onu da kısmen yapan, bir hayat yaşıyorum.. Nereden başlayacağımı bilmediğim için hiç başlamadığım bir yığın işin ertelenmesinin oluşturduğu bir dizi yığının karşısında oturmuş kahvemi yudumluyorum.. Parmaklarım klavyeye öyle büyük geliyor ki sanki dolup taşacak, kelimeler akmak içi sırasını bekliyor..

    Ne istediğimi öğrenmeye başladığım bir zaman dilimi içerisine girdim. Detone olmaktan korkup şarkı söyleyemediğim anları bırakmaya başlıyorum, avazım çıktığı kadar şarkı söylemeye başlıyorum. İnsanların derdiyle dertlenmek güzel lakin sürekli olunca kendi eğlencesini kaçırıyor insan, insanlara ayıracak bir dilim vaktim var artık, eğlencemden çalmayacağım.. Hırçınlığımdan dolayı habire kopan keman teline sitem etmeyi bırakıyorum artık, onun zorluğuyla arkadaşlık kurmaya başlıyorum yeniden.. Kelimelerin giriş gelişmesi olup sonuca bağlanmayacak oluşundan korkmadan yazıyorum artık.. Yaralarımı yüzeye çıkaracak olandan kaçmıyorum artık, alanımda var olan her izi tek tek tanımaya çalışıyorum artık. Deli gibi dans ediyorum, nefesim kesilene kadar konuşuyorum, acımı görüp ağlıyorum, çırılçıplak kalmaktan korkmuyorum..

    Kırmızının şehvetine, göz alıcılığına bırakıyorum kendimi. Çünkü o kırmızılığı hak edebilmek için layığı olan her acıyı yaşadım ve kucakladım.. Kabuk bağlasa bile irinini atmak için her yarayı kanattım.. 

    Flört et, dansı bırakma, avazın çıktığı kadar şarkı söyle, yağmura karış.. Ritmi kaçırsan bile dansı bırakma, anı bozanlar olsa bile eğlenceni bölme, nefessiz kaldığın an hükmet ciğerlerine, beklentileri bırak, aşkı doyasıya yaşa, yarın yokmuşçasına harca ve kazan..

    Şimdi sırada kendi sahnemi kurmak var. Eşlik etmek isteyene perdelerim sonuna kadar kalkık. Eskisi gibi sıkı sıkıya tutmayı bırakabilmeyi öğrendim. Orada olmak istemeyen herkese bir küçük veda şarkım var.. Acıyı, korkuyu, kaygıyı, başarısızlığı reddetmeden güzelce selamlayarak yaşıyorum.. Neşeyi, kahkahayı, devam etmeyi bırakmıyorum..

    Hava yağmurlu, izin günüm bitmek üzere, temizlenmeyi bekleyen ev ve eşyalar var, izlenmeyi bekleyen filmler.. Şimdi yağmura çıkıp biraz dans edeceğim. Sonrasında güzel bir şarap ve filmle bugüne veda edeceğim.. En karanlık anda bile bırak çatlaklarını yamalamayı, içeriye ışık sızsın..

    Gülümse, dans et, devrimci ol.. Unutma kendine yaslanan dik yürür..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KONTROL 1-2..

    Peki ya bir pencere mani olabilir mi hiç yağmura?

    İki şeyi öğrenmem gerekiyordu, öğrendim. Birincisi yavaş yavaş olacağı, ikincisi sabretmeyi.. Acı çekmeye izin vermeseydim bunu anlayamayacaktım.. Bütün olasılıkları değerlendirdim. Tüm saat evrelerinde gün ve gün köprüyü ziyaret ettim.. Aradım, bekledim, sevdim, sevildim, sabrettim, sabahladım.. Önce inkar ettim, sonra kavga ettim, yavaş yavaş kabullendim sonra.. En derine dalmaktan kaçtım başlarda, yüzeyde hava bozdu, ben yine de direndim.. Kızdım, korktum, kırıldım biraz da.. Ama en çokta anladım.. İçimde anlamaktan başka bir şey kalmayana kadar tüm duyguların kökünü kazıdım. Kazıdıkça korktum, korktukça kayboldum, kayboldukça buldum sonunda.. Kibrimi, egomu, kimliğimi, güdülerimi, değer yargılarımı, bir bavula koydum. Kulaklığımı takmadan, nefesime darbeler indiren düşüncelerim sesini açarak yürüdüm köprüye kadar..

    Her şey önümden akıp gitmeye başladı, yavaş yavaş.. Kontrolü kaybetmeden, hazmederek ve sabırla izledim, dinledim ve anladım..

    Neden blog sayfamın adını yıldızlararası koyduğumu, bir köprüyü ve mezarlığı neden mabedim yaptığımı, sırlarımı neden hep dilimin ucunda taşıdığımı, neden keman çalmaya büyük bir arzu geliştirdiğimi, neden kaotik bir işte çalıştığımı, neden ilişkilerimi gitmeyi seçenlerle kurduğumdan, memleket meselelerine neden kafa yorduğumu, neden aylaklık ettiğimi, bağımlılıklarımı, uzun uzadıya kurulan cümlelerimi, her an dansa hazır bir halde beklediğimi, şarkılardan bir dünya inşa ettiğimi, oyunlardan hiç vazgeçemediğimi..

    En çokta bizi anlıyorum.. Neden karşılaştığımızı, neden kalamadığımızı birbirimizde. Neden kaçmak için savaştığımızı, biz savaşırken insanları ne kadar çok eğlendirdiğimizi.. Şimdi yolumuzun kesişmesinin tek yolu rastlantı olacak seçimler yaptığımızı.. 

    Kaosa giren insanla kaostan çıkan insanın bir olmadığını anlamam zaman aldı.. Bu anlam bizi nereye götürür şimdilik bilmiyorum. Her olasılığın tek tek icabına baktım, zarlarımı attım. Şimdi sıra hayatta bu kumarı kim kazanır bilmiyorum, ama biz kaybedenlerden olmayı seçtik artık biliyorum.. Bazen toparlamak için tamamen dağıtmak gerekiyormuş, tamamen dağıttım.. Kontrol,1-2.. 1,2,3,4.. Nefesim elementlerin efendisi olmak için büyük bir savaş verdi. Şimdi kendi ritmine sahip. Artık kontrol kimin elinde umurumda değil….

    Elveda ve yapılan tüm danslar için teşekkürler..

    ..SEVGİLERİMLE..