Yazar: yildizlaraltinda

  • ..BİLMEM, BELKİ DE OLABİLİR..

    Ertele her şey, belki yarına daha iyisi olabilir. Aman biraz geç uyu havalar sıcak azıcık serinleyince uykun düzene girebilir. Boş ver biriktirmeyi, ölüm her an kapıyı çalabilir.. Plan yapsan kaç yazar, hayat önüne yeni şeyler çıkarabilir.. Bekle bakalım, belki de güzellikler bekleyince gelebilir..

    İhtimallerin gerçeklerden daha güzel olduğu bir hayat yaşıyorsan geçmiş olsun. Hayal dünyan gerçekliğe galip gelecek kısa sürede ve oradan ayrılmak istemeyeceksin. Kim ister zaten gerçekliğin kahpeliğinde yaşamayı.. Aklın baskın geldiği zamanlarda kendini soğuk suya maruz bırak o seni ayıltacaktır. Gerçi bu anlık ve geçici bir çözüm.. Aman be olsun, bazen de geçici olan güzelleştirir hayatı.. 

    Vakit geçirdiğiniz insanlara şöyle bir göz gezdirin; iş yerinde, sosyal hayatınızda, oturduğunuz mahallede, ailede. Hepsine tek tek bir bakın. Neyinizin yansımasını görüyorsunuz? Ya da o yansıma yüzleşebileceğiniz kadar hafif bir çatlak mı?

    Benimkiler biraz tuhaf, hele de on yıldır bir mahallede yaşarken sokağınızın her santimini kapalı gözlerle gezebilecek kadar  tanırken. Oraya yerleşen, oradan göç eden kim varsa her birinin parmak iziyle dolu defterleri oluyor insanın. Ya da ben parmak izleriyle dolu defterlerin koleksiyoncusuyum..

    Yansımalar, personalar.. Her biri bir hikayenin eseriydi aslında. Kimisi yanlışlarımın sonucuydu, kimisi bizzat yanlışın kendisiydi, kimisi öğrenmem içindi, kimisi bildiklerimi unutturmak içindi, kimisiyle valsa kalktım, kimisiyle sahne korkusu edindim.. Hepsinin toplamı tek bir şeye hizmet ediyordu; büyümek.. Kabullenmekte en çok zorlandığım konuyu, yüzleşmekten kaçtığım tek konuyu önüme defalarca getirmek içindi.. Yine kaçtım.. Ta ki kaçılamayacak kadar işleri batırana dek.. Büyümek çokta matah bir konu olmasa da; kaçarak gerçeklerden, aptallığa yatarak yaşamaktan kurtulamıyorsun..

    Her an başlamak için mümkün müdür, olabilir mi her an başlamaya uygun bir an? Bilmem, belki de olabilir..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..GÜNE BİR SOKRAT ŞARKISI..

    Yozgat haritanın tam olarak neresindeydi? Bugün birine söz vermiş miydim? Verilen sözlerin çürümesine izin vereli ne kadar oluyor? Nereden başlamalı? Nasıl yapmalı? Büyük konuşmak niye sorun oluyor? Sahi ya eski neşemize ne oldu? Yine alerji dönemlerine girdik, ağır geçer mi acaba bu seferde? Kitabı nasıl bitireceğim? Gitmeyi özlerken beni tutan ne? Sahi aklıma girmeyi nasıl başardı? Söylediklerimiz bizi sınamayı ne zaman bırakır, düşünerek konuşmak ne kadar yorucu, insanı aklında meşgul ediyor. Eksikliğimizin kaynağı nereye kadar ilerliyor? Kahveye ihtiyacım var. Çok terledim soğuk duş almalıyım. Evin temizlenip, çamaşırların yıkanması gerek ayrıca kışlıkları kaldırmalıyım artık. Yazı yazma pratiğini bırakmamam gerek, peki bugün neyi anlatmalıyım? Anlatmanın kıymeti kaldı mı ya? Sahi eskiden birbirimize zaman harcadığımız insanların hayatı bambaşka yönlere giderken ben zamanın tam olarak neresindeyim? Beni bu şehirde tutan horozumu, geçmişim mi? Bugün erken uyumayı başarabilmeliyim peki başarabilir miyim? Sözümün eriydim, ne oldu peki sonra? Yine aynı yere döndüm. Kendime bu eziyeti yaparak neyin kefaretini ödetiyorum? Halletmem gereken onca şey var, uygulayacaksam plan yapmalıyım. Her gün planladığımın dışında şeylerle yolum kesişirken hayatımı nasıl planlayabilirim? Büyük mucizeler gerçekleşiyor da ben mi fark edemiyorum? Neyse kahve almalıyım..

    Uyanalı birkaç saniye olmadan aklımın hücumuna uğramaktan sıkıldım en çokta.. Halledemediğim şeylerden dolayı mı böyle oldu yoksa, aklımı yanlış mı eğittiğim için bunu yaşıyorum? Bilmiyorum, benden başkasının bilemeyeceğini biliyorum ama.. Kendi başıma çözmekten, çözmeye yeltenmekten en çokta. Sıkıldım..

    Aklım bu denli karışıkken, evimi toparlamamın bir önemi var mı peki? Kimileri hayatını toparlamaya yatağını toplayarak başla diyor. Askeri mantık. Uyanır uyanmaz gerçekleştirdiğin birkaç eylem gününü tasarlıyor, gününün bitiş şekliyse alışkanlıklarını oluşturuyor, alışkanlıklarsa kimliğine dönüşüyor.. Yani yatağını topla, duşunu al, dişini fırçala güne başla belki bir gün kazanırsın. Gözünü aç telefonla takıl, kendini sanal dünyaya maruz bırak, kaybetmeni garantile.. Anladım, doğruluğuna inandığım bir geçeklik. Her zamanki gibi denek olarak kendimi kullandım. Alışkanlık için 21 gün dene kuralı, uyguladım.. Hatta tam olarak bugün 40’ı çıktı diyebiliriz; uyan, yüzünü yıka, dişini fırça, yatağını topla, Tarçın’la yürüyüş yap, eve gel hazırlan ve işe gir. Tam 40 gün. Peki, ne kazandım? Gelişimin bu kadar geç olması benim yüzümden mi yoksa bu normal mi?

    Kendime yüklenmiyorum, hayatla empati kurmaya çalışıyorum.. Yine de bugün hissettiklerimin farklı olacağına inanıyordum. Belki bunları yapmasam bugün daha kötü olabilirdi tabi bu da bir ihtimal, yine de ben daha iyi olmasını beklerdim.. İlmek ilmek derine inmek iyi bir fikir miydi, tartışılır. Pişman değilim, kesinlikle.. Yine hayal kırıklığı yaşayacak bir beklenti içinde olmayı istemezdim.. 

    Kahvemi tazelemek ve Tarçın’la yürümek için kelimeleri burada sonlandırıyorum. Lakin bir şeyi merak ediyorum; kendin için bugün en çok düşündüğün ve aklınla meşgul olduğun konu ne?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..TAVUK PİLAV VE DİĞERLERİ..

    Kemanla Sherlock çalmakta geç kalmasaydı bugün yine aynı sahneye şahit olur muydu? Ya da bir aylak gibi yaşamasaydı, bugün olduğu yerden başka bir yer de mi olurdu? 

    Soru çok. Cevap yok. Artık bir cevaba ihtiyaçta yok. Zaman kendi hikayesini yaratmayı başardı, onun için. Anlam verdiği ne varsa, aklında geçirdiği dünyada kaybolmanın bedelini gerçek dünyada kaybettikleriyle ödedi aslında..

    Şimdiyse aklının illüzyonu yıkılırken elinde iki seçeneği kaldığı gerçeğiyle baş başa; anılara sahip aklın dünyasında saplanıp kalmak ya da yeterince yüzleşme yaşadığı geçek dünyanın cehennemindeki Kızıldeniz’i ikiye bölerek yoluna devam etmek..

    Heybesindeki son azık tavuk pilav. Açlığına rağmen onu anı olarak saklamaya devam ederse hikaye tamamlanamayacak onun için. Seçimler, seçimler.. Kader anılara hükmetti, bunu yok saymanın faydası ne? 

    İşte tam da şuan Kızıldeniz’in kıyısında, bir eli heybesinde, gözleri sımsıkı kapalı bir halde seçim zamanı..

    Bugüne kadar seçimlerine yön veren onca faktörü kelimelere döke döke eğriltti.. Kimi faktörü devre dışı bırakmayı başarmış olsa da kimi faktörler hala aktif etken maddesi.. Aklı hızla döndürürken anıları, zihin kıvrımlarına darbe gibi inen o ses dalgası kulağından içeriye girmek için yaklaşmaya başladı bile, fark edemiyor…

    Ve bir havlama sesi, Kıtmir’in ta kendisi.. Sımsıkı yumduğu gözlerini şok içinde açıp baktığında amaçsızca yaklaşan o tatlı köpek.. İçten içe biliyor ne o koşuşturan köpek tam amacına ulaşabilmiş ne de kendisi.. Seçim zamanı..

    Önündeki su, kulağındaki havlama sesi, heybesindeki azık..

    Akrep yelkovanı kovalamayı bir anlığına bırakır ya bazen, işte bu da o anlardan birisi.. Kontrol, seçim.. Olasılıklar içinde var olma çabası mı yoksa kaybolma zamanı mı?

    Her şey hem aynı anda hem de birbirinden bağımsız.. Seçim zamanı..

    El kaslarını yumuşattı, gözlerini sudan yana değil Kıtmir’den yana çevirdi, heybesindeki tavuk pilavı çıkardı, yüzünden burukça bir gülümsemeyle kurdu bağdaşını.. Kızıldeniz sakinliğini korurken hem kendisi hem de köpeği son bir keyif çattı. Akreple yelkovan özgürce kovalamacasına geri döndü.. Tek bir seçimle iki varlığında amacına ulaşmasını sağladığını anladığında geç kalmış olmanın acısını değil de o anın var oluşmasına sebep olmanın tadını çıkardı.. 

    O yol ayrımına gelene kadar neler yaşandı, kimler geldi geçti, neler yarım kaldı, nelere geç kalındı. Düşündü ve durdu.. Heybesine bunları koydu, heybesini bir ağacın altına koydu. Yaptığı seçimin devamını getirmek zorunda olduğunu bilerek Kızıldeniz’e doğru ilerledi.. Şimdi o cehennemin ortasından geçerek, yeniden hikaye yazılması gerektiğini biliyordu.. Bu sefer kaderle ortak bir plan yapacaktı.. Ama bunun için artık ne acele edecek ne de aklının dünyasında kaybolacak..

    Bir gün gelirseniz o seçimin kıyısına, kulak verin Kıtmir’in sesine. Kim bilir belki de sizin seçiminizin bir kelebek etkisi vardır hayatın planlarında..

    .SEVGİLERİMLE..

  • ..UYUYAMAYANLARDAN MISINIZ?..

    Uyku.. Otuz yıllık hayatımın, düzensizliğiyle düzen kurduğu tek gerçekliği.. Saati belirsiz. Sağlığa katkısı, belirsiz.. Tümüyle varlığının yoluğuna oranı, belirsiz.. Düşüncelerin artışı, kısaca anksiyeteye giden bir tramvaydayız ve hiçbir şey uyumak kadar önemli değil şu sıralar.. 

    Elimi h bu kadar detaylı incelememiş miydim, hatırlamıyorum.. Biraz zayıflamış, kurumuşta yazık, parmaklarımdaki kesik izleri nerelerden kalmaydı acaba, damarlarımın ben buradayım diyen yeşilliği normal sayılır mı peki, iyi ki cerrah değilim titremesi biraz can sıkıcı olabilirdi.. 

    Sokrat’ın şarkılarını ”boğulmamak için” mi dinliyordum hep, yoksa boğulurken yalnız hissetmemek için mi? Pakette kalan son sigara beni tedirgin etmeli mi, tekele kim gidecek şimdi diye..  Bunca uykusuzluk problemini kahve içerken çözmeye çalışmak, işte benim aylak dünyamın çözümcü yaklaşımına en ironik örnek..

    Uykuya rahat dalabilenleri normal mi görüyorsunuz, yorgun mu görüyorsunuz, ayyaş mı görüyorsunuz, hatta anında uyuyabilen birilerini görebiliyor musunuz..

    Soru işareti, bunca soruya yakılan bir noktalama işareti gibi görünüyor değil mi! Değil.. Benim normalimde bu sorulara cevap aramadığım için soru işaretine de ihtiyaç duymuyorum.. 

    Uyuyamamanın bendeki tesirini anlatabilmek için tam olarak 180 kelime harcadım.. Peki siz sizdeki tesirini bu denli önemseyecek kadar kelime sarf edenlerden olur muydunuz?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KENDİNİ ALT EDEBİLMEK..

    Alışkanlık kazanmak süreklilik gerektirdiği kadar yerine koyacağınız eski bir alışkanlığı yıkmayı da gerektirir. Yıktım. Peki günlerdir düzenini bozmadığım tek şeyi bugün yapmamış olmak daha doğrusu sırasını bozmuş olmak bu alışkanlığı edinemediğim anlamına mı gelir, sanmıyorum.. Rutinleşen bir durumun sadece yerinde kaydırma yapmış olmak bazen kendine ödül vermiş gibi oluyor. Bakış açısı diyelim.. 

    Kendinizin ya efendisi oluyorsunuz ya da kölesi. Aslında her iki durumda da kendinize hizmet ettiğiniz için pek bir sorun yok. Tabi farkına varan ve değişimi getiren şey efendi olarak bilinçli seçimler yapabilmekte saklı. Ha derseniz ki kardeşim ben böyle iyiyim, rutinler kalıcıdır ve koruyucudur o zaman kaldığınız yerden güne devam edebilirsiniz.. 

    Kendimi yenebilmek için önce yarattığım cehennemden sağ çıkmam gerekiyordu. Bu yazıları okuyabildiğinize göre de bunu başardım sayıyorum.. Gün içinde yaptıklarımı değiştirmek yeterli sandım, değiştirdim, yetmedi. İşim dolayısıyla zorlandığım bir hayat yaşıyorum sandım, değiştirdim, yetmedi. Şehir yıllarca beni tutsak etti dedim, değiştirdim, yetmedi.. İnsanlar dedim, anlayacağınız üzere yetmedi.. Dedim, çok şey dedim demesine de, bunu bana ben yapıyorum demedim, yeterliydi.. 

    Ve dedim, sana senden başkası, dedim.. Devamı aklımın özel arşivinde kalacak, şimdilik.. Gördüklerim, yaşadıklarım, duyduklarım. Kafam almadı, kaldıramadı.. Direnmek ruhumuzda var be. Devrimci olan ruhumu korkak bir burjuvayla yer değiştirmeye zorladım.. Kaçabilmek için. Saklanan insanın en büyük arzusu bulunmakmış aslında. Ve kimse saklandığım yere ulaşamadı, muhtemelen denemediler bile. Bense o dolabın karanlığına yavaş yavaş alışmıştım, beklerken.. Gelmeyecek olana ikna etmek bile zordu kendimi. Çünkü ses tellerinden ben kahraman beklemiyorum tınıları yükselirken, zihin kıvrımlarınsa aksine seni biri gelecek diye oralarda oyalayıp bekletiyormuş.. Canım doktorlarım neyse ki doğru tanı hayatımı kurtardı.. Kendimle olan savaşımda karşımda dünya var sanıyordum, alacaklıydım da dünyadan. Gerçi bu konu hala münazara ediliyor, muhtemelen davacı olarak kazanacağım, zamanı var.. Her neyse.. Sis aralanınca, bakıyor insan karşısına bir ordu beklerken savaşmaya değer, hatta yenilmeye değer, bir tek kendisi var karşısında.. Çokta şaşırtmıyor ya insanı olsun, biz yine de şaşırmış gibi yapıp zaman kazananlardan olalım..

    Bir savaş akılla kazanılırsa zafere layık sayılır, meydanda kan dökülen hiçbir savaşın galibi yoktur.. Aklımın, kalbime mağlubiyeti benim zaferimdi.. Şimdi asıl mesele şu ne onla ne ötekiyle olmaz, olamaz.. İkisinin ortak paydasından çıkarılacak sonuçlar var.. İşte aklımın imparatorluğunun, kalbimin sınırlarına erişmesini sağlayan anlaşma tam olarak bu.. İmparatorluğun yıkılması karşılığında, sınırların ortadan kaldırılması.. Adil bir dövüş, kansız bir zafer..

    Akıl itibarını, kalpse aşkını geri kazanabilmek için aynı cephede.. İşte bu kendimi alt ederek kazandığım en büyük savaş.. Kendi cehenneminden, Laleli’ye doğru gidebilme cesareti gösterenlere..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..AKLIN FİKİRLE BULANMASI..

    Yönünüzü bile dönmediğiniz, aklınızdan bile geçmeyen, hatta size hitap etmediğinden emin olduğunuz şeylerin bir anda hayatınızın merkezi olduğuna şahit oldunuz mu hiç? Bunun sebebini düşündünüz mü ya da? Fikir.. Öyle bir tohum ekilir ki zihnin içine daha siz ne olduğunu anlamadan neye uğradığınızla şaşar kalırsınız.. Hatta bu konular üzerinde konuşulurken verilen sık örnek ”sana pembe fili düşünme desem aklına ilk pembe bir film gelir” benzetmesidir. Buradaki önemli iki temel husus şu; akıl ve evren ortak işlevlere sahiptir ve olumluyla olumsuza bakmaksızın neyseniz size onu sunar.. Sizse insan olma deneyimiyle yola çıkarak bu durumları iyi ya da kötü diye değerlendirirsiniz..

    Mesela duygusal yoğunlukta dikkatinizi bile çekmemiş birinin size kendini açması sonucu bir anda sorgulamalara itebilir sizi.. Hiç bu açıdan bakmadım demeler, vardı da ben mi görmedim demeler, kendi hislerinizin olup olmamasıyla ilgili yapılan münakaşalar derken bir bakmışsınız ki zamanla zihninize ekilen küçücük tohum nede kocaman filizlenivermiş.. Hisleriniz varsa karşılığı fiziksel dünyada varsa konuyu kadere getirip ilişkiyi tecrübe edersiniz, fakat biz işin bu yüzeyselliğiyle ve kestirme yoluyla ilgilenmeyeceğiz. Karşı tarafın fikri size enjekte edip ortada olmadığı kısmın yarattığı karanlığı deşeceğiz, çünkü deşerek ortaya çıkarmayı sevenlerdeniz.. Derine inmeden yüzeysel yaşamak isteyenlerle burada vedalaşıyoruz..

    V karakterinin birçok sözü dillere pelesenk olsa da bizimle ortak paydada olduğu bir felsefesi var; fikirlere kurşun işlemez, bu kostümün altında etten fazlası var, bir fikir var.. 

    Medeniyetler kurulmuş, krallıklar yıkılmış.. Fikirlerin ışığında ya da karanlığında, işin sonucunu sizin bakış açınıza bırakıyorum.. Peki ya kendi dünyamız, içsel krallığımız?

    Okuyoruz, izliyoruz, dinliyoruz, kavramaya çalışıyoruz, anlatıyoruz, anlam çıkarmaya çabalıyoruz. Derken, her küçük eylem büyük bir resmi  oluşturup sergi açacak kadar birikim yapmamıza neden oluyor.. Peki bu sergi tam olarak bizim eserimiz mi yoksa bize sunulanlardan oluşturduğumuz çalıntı eserler mi? Yani şiir yazana mı aittir yoksa ihtiyacı olana mı?

    Aklıma gelen her fikir benim çabamla ortaya çıkmış olacak kadar orijinal değil elbette, kimisi gördüklerimin yarattığı bir illüzyon, kimisi öğrendiklerimin yarattığı bir aha etkisi sonucu zihnime yerleşmiş birer tohum.. Hiç ortalıklarda olmayanın, aklıma ektiği bir tohumla ortaya çıkan bu yazı gibi.. 

    Zihin kıvrımlarınıza dikkat edin, her kıvrımın var olmasına sebep olan siz olmayabilirsiniz ve bu sizi kendiniz olma yolundan çıkarmaya itecek kadar güçlü bir zehre dönüşebilir.. Pazartesileri diyete başlamak ve diyetten kaytarmak için kendimize sendrom temalı yarattığımız ve bunu kolayca kanıksadığımız bir gün. Gelin pazarı yeniden inşa edelin, aklın diyeti olsun bugün.. Şimdi pazarlarınızı yeniden başlamak için ideal kılma fikri sizce de uygun bir tohum mu?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..MAYIS’IN GEÇMİŞİ VE BUGÜNÜ..

    Mayıs 2021; parktaki salıncakta geç kalınmış olmayı sorgulayıp, aklımın sarayını yıkmam gerektiğine kanaat getirmişim.. O zaman için yapabildim mi, hayır. Araf içinde kendime cehennem yaratmışım aslında. Yeniden başlamak mümkün müydü, sanmam. O zamanlar için en azından..

    Mayıs 2022; sıkılmak, kendi potansiyelinden aslında tamamen kendinde olandan uzakta kalmak sonucu ruhun sana alarm vermesiymiş, yazmışım.. Aklımın kralını özlemişim. Ve yine hatta bu sefer tümüyle her şeyi yıkmaya kanaat getirmişim.. 

    Mayıs 2023; kaybetmeyi hedef almışım.. Sağlığımı, hayatımı, kariyerimi, ruhumu, özümü aslında.. Ve inanır mısınız, bir koç kadını kendini bir şeye adarsa o şeyde sonuna gitmek için fazlasını yapar. Fazlasını yapmışım.. Aylaklık, sevgili dostum, aylaklık etmeyi ne çok benimsemişim..

    Mayıs 2024; ”aha etkisi” dolu bir mayıs.. Kendimi hiç bu kadar akışa bırakmamıştım. Elbette bazen nefesim tıkanıyor, ciğerlerim, oksijeni kusamıyor, yine de bu beni yolumdan alıkoyamıyor.. Üç günde mayısa kadar geldik de, üç aydır mayısı bitiremedik sevgili dostum..

    Son 3 yılın mayıs raporlaması aslında şöyle; böl, parçala, saçmala, yeniden başla.. Yeniden başlamak.. Yıllarca sadece aklımı meşgul etmiş, eyleme dökülmekte biraz geç kalınmış belki de korkulduğu için eyleme dökülememiş, ama hayattan talep görmüş bir eylem.. Önce kalbimin krallığı, ardından aklımın krallığı ve son olarak ruhumun krallığı yıkılmış. -Mış diyorum, çünkü bile isteye bunu yapacak gücüm yoktu.. Sanki teslim aldığım mağlubiyet ordusuyla, yeniden bir er meydanı kurmam gerekiyor.. Hep bir şeyler isteriz fakat yol ya da yöntemler hatta sonuçlar bile tam istediğimiz gibi olacak sanıp, kendimizi kandırırız. Aslında, hayat ilmek ilmek istediğimizi bir şekilde veriyor da, o şekil bizim estetik algımıza uygun olmadığı için göremiyor ya da görmezden geliyoruz..

    İşte en son bunu yıktım, estetik algımı.. Kaybolduk, bocaladık, mağdur da olduk, zorba da.. Yani hakkını vere vere her role girdik, çıktık. Kimi rol üstümüze yapıştı, kimisi hiç oturmadı üstümüze..

    Kendi krallığımı yıktım, yıllarca emek emek inşa ettiğim, her yönüyle ince ince işlediğim ne varsa.. Geçmişin yükü, geleceğin kaygısıyla doluydu. Kendine özgüydü, sandım.. Her bir parçasını tek tek yıktım.. En karanlık anlar , gözün görmediği günlerde bile yıkmaktan vazgeçmedim.. İşte şimdi özgürüm.. 

    Geçmişi ve geleceği akreple yelkovana teslim ettim, bugünse bana ait.. Geç kalmak yok, erkenden varmak yok.. Hiçliğin zamanı teslim aldığı, her şeyin altın oranla hesaplanarak yeniden yapılmaya başladığı bugünden..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SIRADAN BİR GÜNÜN Z RAPORU..

    Amaçsız hayatıma saat kaçta başladığımın pek bir önemi kalmadı.. Uyan, köpeğinle yürü, eve dön, hazırlan işe git, bir şekilde geceyi bitir, sabaha doğru eve gel, köpeğine sokul ve uyumaya çabala.. Uyuyabilmek bir anda, ne büyük bir lüks. Aklında zaman geçirenler için..

    Aslında bir amacım vardı, hatta dönem dönem nükseden depresyon gibi ara ara nükseden ve ben buradayım fısıltısıyla olman gereken yere seni çağıran o potansiyel çağrısı.. 

    Her şeyden biraz denemek, en azından dedim diyebilmek önemli, Ne oturduğun yerden, ne değiştirmediğin semtten, ne de değiştirmediğin düzeninden pek bir hayır gelmiyor. Değişim iyi gelir mi tartışılır, başka hissettireceğiyse kesin..

    Seninle de pek bir ilgisi yok bazı şeylerin aslında. Mesela istediğin kadar iyi biri ol, beladan kavgadan uzak dur, inan bana kapına kadar gelebiliyor bazı kötülükler.. Mucizeler bu konuda biraz pasif tabi.. Onlarla yolunun kesişmesi için yolda olman gerekli.. 

    Bazen dünyayı kurtarmak için çabalarken, bazen de diyorum ki aman git Ayvalık’ta küçük bir yerleşkeye orada yaşa.. Ahh Ayvalık.. Peşimde hiçbir sorunun beni takip etmediği, yoluna çıktığımda adıma bestelenen şarkıyı dinlediğim, suyuna takla atarak girdiğim, şeytan sofrasında huzurlu hissettiğim yer. Yolumuz yine kesişecek elbette. Bakma bana sen her şeye öyle derin anlamlar yüklüyorum ki bir şey büyülüyse, ödüm kopuyor büyüsü kaçacak diye. İşte böyle böyle de insan sinip kalıyor hayatın köşesinde, unutuyor yaşamak neydi, nasıl bir şeydi diye.. Mesela Gölyazı öyle kusursuz bir anıya sahip ki aklımda öyle kalması için bir daha Bursa’ya bile gitmedim.. 

    Belki insanlar yüzünden, belki hayat yüzünden, belki de kendi kendime yaptığımdandır belki de hepsinden biraz biraz inan bilmiyorum. Korkular, kaygılar, ağzının tadının kaçması, kalmaması en ufacık bir his birikintisi belki hepsi yüzünden belki hepsinden parça parça, bilmiyorum. Bari diyorsun kendi kendine bari geçmişte güzel olan anılara yenilerini ve kusurlu olanları eklemeyeyim. Zaten kusurlu olanlarla dolu bir sürü yer var, oralarda toza toprağa bulanayım da en azından elektriğimi alsın diyorum.. 

    İşte sıradan günlerin de en belirgin özelliği budur zaten, bayağı ve sıradan olması.. Sizi hayatta tutar doğru, ama yaşıyorum der misiniz, sanmam..

    Belki bir gün ya da elbette bir gün diyelim; toprağın bittiği suyun başladığı yerden, suyun dağa kavuştuğu yeri izlerken yeniden başlamak yaşamak yeniden mümkün olur..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BÖLÜM 2; ZAMANI BÜKMENİN YOLU..

    Aceleyle hareket ettiğiniz işler sakarlığa yol açabilir, hızlıca yürüdüğünüz yollar nefes kontrolünüzü kaybettirebilir ayrıca manzarayı kaçırabilirsiniz, hızlıca koltuktan kalkmak göz kararmasına neden olabilir, hızlı konuşmak iletişim kazalarını doğurabilir..

    Şamanlar doğa yürüyüşlerinde zaman zaman ağaç altına geçer dinlenirmiş ve soranlara ”ruhum geride kaldı onu bekliyorum” dermiş.. Stoacılar zamanın ruhuyla insan ruhunun temasını kavramak için evrenle ve doğayla bütün olmayı seçenlerden. Bunun gibi daha birçok öğreti aslında sadeliğin, basitliğin ve akışın içinde kalmanın önemini aktaracak dersler vermiş zamanında..

    Kendi zamanınızın efendisi olmak isteyenler, zamanını neyle doldurduğuna dikkatlice bakmalı. Çalışmak zorunluluğu cepte, işe harcadığını zamanı hesaptan çıkarın. Sosyalleşmek duygularımızın ihtiyacı elbette, sosyalliğe ayırdığımız zamanı da düşelim hesaptan. Uyku olmazsa olmazımız düş onu da hesaptan. Geriye kalan zaman dilimine kişisel bakım, eğitim, dizi/film, dinlenme gibi parçaları da ekle. Şimdi bak bakalım elde kalanla sana seni öğretecek zaman karşılaştırması yeterli gelecek mi?

    Ahkam kesip, formüller vermek istediğim nadir konulardan olsa da bu konuda hala bir çırak sayılırım.. Alışkanlıklarımı ve zamanımı yatırım olarak kullandığım alanlar yıllar içinde evirildi hatta çoğu evrimselleşti diyebilirim elbette..

    Zamanın tik takları, aklımın taktiklerine galip geliyor hala.. İşte darbe yapacağımız nokta burası. İnançlarımızı, alışkanlıklarımızı, rutinleşen her leyimizi aslında tek tek kağıda döküp bir muhasebeci edasıyla ince ince ayarlama yapmaya başlamak gerekli.. Sizin yaptığınız plana karşılık hayatın da bir planı olduğunu hesaba katmayı ihmal etmeyin. Hatta pay ederken büyük payı hayata bırakın onun kutsallığı ve bilgeliği en büyük yol göstericimiz olacak çünkü.. Kaosu yaratıp, eski düzeni yıkıp yeni düzen kurmak konusunda iyi bir imparator olduğunu biliyoruz..  

    Kabullenişler, muhasebe hesapları ve not çıkarmalar bittiyse şimdi arkanıza yaslanıp en çok neyi arzuladığınız kısma geçelim.. Çevreniz, işiniz, hayat akışınız buna uygun mu yoksa bunun çok dışında mı? Hayal kurmak yetmez, fazlasıyla istemekte yetmez, çok çalışmakta pek yeterli sayılmaz.. Hayalinize zaman harcamak, hem kişisel ve çevresel yatırımlar yapmak, motivasyon arayışına dalmadan disiplinli olarak çalışmak gerek. Zaten zurnanın çatlarcasına öttüğü yer burası..

    Bedeninizin verdiği tepkiler, davranışlarınız üzerindeki etkiniz ve ruhunuzla iletişim halinde olmanız gibi derin ve detaylı konulara bir gün geleceğiz.. Bugünkü işimiz akrep ve yelkovanın hayatımızı yönetmesini engelleyip, onunla savaşmadan ortak bir payda bulabilmek..

    Her an bunu sağlamak mümkün değil, olmamalıdır da bence. Her gün sadece bir adımla yılın sonunda vardığımız yerin neresi olacağını görmeyi umalım şimdilik yeter.. Bazen okyanusu keşfetmek için derinlere dalmadan, yüzeyde ilerlemek gerekir, ki akıntıya kapılmadan soluksuz kalmadan devam edebilelim..

    Gün içinde ne yapıyorsanız, gün sonunda o kişiyle yatağa giriyorsunuz. Kafanızı yastığa koyar koymaz uyuyamıyorsanız, aklınız yavaşlamak yerine hızla tartışmalara giriyorsa eğer yatağınızdaki kişiye iyice bakın. Ait olduğu yerde olmamanın verdiği dayanılmaz sancıyı uykunuzdan çalarak yaşıyor demektir.. Yatağınızda bir yabancıyla uyumaktan sıkıldıysanız, güne başladığınız ve gün içerisinde devam ettiğiniz kimliğinizi dönüştürüp değiştirmeye bakın.. Zaman hiçbir noktada yanlış değildir. Hep olması gerektiği an akrep ve yelkovan olaya müdahale eder. Peki sen, sen olman gereken yere kaç akrep kaç yelkovan uzaklıktasın?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..TRAVMALARI BOZDURUP ATMAK..

    Biriktirdiğiniz ne varsa bavula koymaya hazır olun. Bugün pazartesi ve ruhumuzda devrim yapmak için gayet güneşli bir hava var..

    Hava güzel, modumuz iyi iyi olmasına da en başta karar vermemiz gereken önemli iki husus var.. Birincisi bu devrimi yapmak istiyor muyuz, ikincisi yine yeniden kararlar almak için kendimizi hazır hissediyor muyuz?

    En ufacık bir kötü hissin dahi barınmadığı bir anı düşünün, her neredeyseniz, kiminleyseniz, ve ne yapıyorsanız gözlerinizi kapattığınızda tam olarak oraya gidin. Basit eylemler, saf duygular ve pirüpak bir esinti içindeyiz. Laleli’den dünyaya doğru kalkan bir tramvay misali.. Bizimkinin farkı şu; travmalarımızdan arınmaya doğru yola çıkan bir arayış misali..

    Alışkanlıklarımızın günümüzü yönetmek gibi tuhaf huyları var. O yüzden en başta dönüp buralara bakmamızda fayda var.. Güne alarm erteleyerek başlayan biri, erkenden uyanıp motivasyonu kulak arkası eden birini yenemez. Evden pek çıkmayan biri, her gün yürüyüş yapan birini yenemez. Her gün telefona gömülen biri, insanlarla vakit geçiren birini yenemez. Elbette aktif eylemler önce karar vermeyi, sonra da sonuçlarına katlanmayı gerektirir.. 

    Olmak istediğiniz insanla, olduğunuz insan arasındaki farkın uzaklığı olduğunuz yerdeki huzurun eşitliğine sahiptir.. Ruhunuz daralıyor, köşeye sıkışmış hissediyorsanız olduğunuz yerde değişime ihtiyacınız olduğu gerçeğiyle yüzleşmeniz gerekiyor demektir.. Bu işiniz, çevreniz, aşkınız, eviniz, şehriniz olabilir.. Kendinizi dinleyin efendim. Özelliklede bedeninizi.. 

    Her seferinde derinlere dalıp boğulmayı göze alıyorken bugün tam aksine yüzeyde kalacağız.. 

    Gün içerisinde yiyip içtikleriniz, giymeyi seçtikleriniz, gittiğiniz yerler, kaldığınız yerler, görüştüğünüz insanlar, konuştuğunuz konuları izleyin. Ve bunu özellikle izlemeye başladığınız ilk on gün yapın. Eğer huzurunuz yerindeyse ara ara sıkılıyorsanız ve inişler çıkışlar arasında büyük açıklıklar yoksa kendinizi kurcalamaya kalkmayın.. Herkes potansiyeline erişmek zorunda değil neticede.. Eğer duygu durumlarınız açık ara farklılıklar gösteriyorsa kurcaladığınız yerlere dikkat edin, yanlış kabloları kesebilirsiniz.. Şimdi küçük adımlarla kontrol sağlayacağımız yüzeye geri dönelim..

    Yazmak görüş alanınızı genişletmenizi sağlayan yöntemlerden birisi.. Olduğunuz kişiyi not alın yukarıda bahsettiğimiz konuları başlık alarak. İyice düşünün aniden aklınıza gelenleri yazmakla yetinmeyin. Ne derine dalın, ne de çok yüzeysel davranın. Kararında olsun.. Başka bir kağıda aynı başlıklar altında olmayı istediğiniz kişiyi not alın. Uçlara kaymak gerçeklikten sizi koparır. Hayal etmek güçlü bir silahtır, doğru. Fazlasıysa sinsi bir zehirdir, işte bu da doğru.. İki persona arasında köprü kuracak alışkanlıkları yazın, şimdilerde dile pelesenk olan o olma halini düşünerek.. Amacınızı tek cümleyle özetleyin, bunu aile ve çevrenize satabilecek düzeyde bir vizyon ve stratejiyle harmanlayın. Unutmayın amaçlarınız, hayalleriniz çevrenize satılacak düzeyde olmazsa inancınızı köreltecek kadar baltalamanıza neden olur, kendinizi..

    İşte sıra geldi, o eşsiz sandığımız travmalarımızın denkleme dahil olacağa kısma.. Burada iş maalesef sizde bitiyor. Sınırlarınız, kurallarınız, kimliğiniz, istedikleriniz, istemedikleriniz gibi net olmanız gereken konularda iyi iş çıkarmalısınız.. Travmalarımız başımıza gelenlerin bizde bıraktığı izlerdir aslında. Tetiklenebilir olması, kendini ilk fırsatta görünür kılması gerekir ki o noktada dönüşüm başlasın.. Kontrolü elden bırakmadan neyde çok keskiniz, nelere inisiyatif gösteriyoruz, nerede kendimizden fazlasını harcıyor, nerede cimrilik yapıyoruz bunları da harcımıza koyduktan sonra sıra geliyor hamuru yoğurmaya.. Şekillendirmek için acele etmeyin, unutmayın bazı hamurların işlenmeden önce dinlenmeye de ihtiyacı vardır.. 

    Formülü benden, uygulaması sizden.. Pazartesiyi diyete başlama günümü yaparsınız, yoksa diyeti bozma günümü bilmiyorum. Ama başlamak için ideal bir gün olabilir, biliyorum.. 

    SEVGİLERİMLE..

  • ..BİLİNÇ DIŞI VE KAOSLA DANS..

    Kim yaptığının hesabını verir hayatı boyunca, ya da yaşadığı kötülüğün bir karma olduğunu düşünüp kendini sorgular kolay kolay. Cevap vereyim, ben..

    Yüzeysel yaşa, suyun üstünde kal, bu kadar derine dalma, detaylı düşünme diye diye insanların dilinde tüy bitti.. Kimi zaman haklı buldum, boğuldum çünkü düşüncelerde kimi zamansa bu kafanın dizaynı bu şekilde dedim boğulmanın keyfini çıkardım.. Ya da keyif alıyormuş gibi yaptım ki -mış gibi yapmak en iyi olduğum konulardan birisidir..

    Seçimlerimizi defalarca sorguladık, sonuçlarından çıkardıklarımızla birçok hikayeler yazdık. Yine de her seferinde dönüp dolaşıp konu buralara geliyor. Bu sefer sorgulayacağımız şey bilinçli yaptığımız tercihlerden ziyade, bizi buna iten ne, sorusuna yanıt vermek olacak..

    İlişkilerimizin seçimini ve sebeplerini, üzerine düştüğümüz zaman ya da irdelediğimiz zaman kısmen de olsa bulabiliyoruz. Aile yapısı, genetik aktarım, kimisi için karma borcu, kimi zaman sosyolojik yapının etkisi. Girdiğimiz işlerin ve çalışma etiğimizin de aslında yukarıda saydığımız sebepleri dahil ederek seçiyoruz.. Oturacağımız sokak, içinde barınacağımız ev, güne başlama şeklimiz, etik anlayışımız, hatalarımız, fiziksel kazalarımız, hastalıklarımız bile..

    Son zamanlarda ruhla ve bilinçle kurulan ilişki temeline dayalı tedavi yöntemleri ve bu yönteme dair araştırmalar yapıldığını biliyoruz.. Elbette her sorunun kaynağı biz değiliz. Çevresel faktörler, yaşanılan ülkenin ekonomik ve sosyolojik yapısı, çevremiz derken birçok faktörün bir araya geldiği ve birbirine bağlı olduğu yerden gün içinde hangi kahveyi içeceğimizi seçiyoruz..

    Travma, başımıza gelenlerden ziyade onlara verdiğimiz hatta veremediğimiz tepkiler ve savunmasızlığımız üzerine yaşanılanlar bütünü diyoruz.. Günümüzde bunların üzerine çalışmalar yapıyorlar evet, kendimizle olan ilişkilerimizi tamir etme ya da onarma istediğimize göre bu çalışmaları kendi üstümüzde uygularız ya da umursamadan devam ederiz..

    Kim olduğumuza dair ipucu yakaladığımız her konuda o kırıntıya tutunabiliyor ve bazen kendimizi oracıktan sallandırabiliyoruz.. Kendini bilenlerin yaşadığı en büyük zorluklardan biriyse önüne gelen zorlukların, yaşatılan zorbalıkların karşısında nasıl tepki vereceğine dair seçim yapmakta zorlanması oluyor.. Mantığa odaklanmaya başlanıldığı zaman deneyimleme olayını kaçırdığımızı anlamıyoruz bile.. Aklın kararına odaklanıyor, duyguların varlığına ket vuruyoruz.. İlerleyen zamanda anıların hatırlanamaması gibi şeylerle yüzleşebiliyoruz.. Aylardır hem seçimlerimin, hem seçmediklerimin, hem de hayatın sunduklarının ve çaldıklarının ışığında kararlar verip ya da kararsızlıklarımla mücadele edip yaşamaya çalışıyorum.. Tabi doğası gereği insanlarda bu konuda ellerinden geleni yapmaktan pek çekinmiyor..

    Suçlamalar yapmak, insanları kötülemek, tartışmalar yaratmak işin kolayı. Sakinliğini korumak kendini bilmek, yolundan sapmadan seçimler yapmaya çalışmak, zorluklarla baş edebilmekse bir hayli efor gerektiriyor.. Günün sonunda mülkiyetiniz, statünüz ya da gücünüz değil de sıradan olan isminiz, o ana kadar yaptıklarınızın sizde bıraktığı hislerle bir başınıza kalıyorsunuz.. İyi niyetinizin olması, iyi olduğunuz şeylerin varlığı, derin düşünceler ve empatiyle bir yaşamanız sizi alkışlanan biri yaptı mı bilmiyorum, ama bende tam tersi oldu.. Kendimi sorguladığım her an kendimle yeni bir savaşa girmenin yolunu bulmuşum aslında.. Şimdi oturduğum yerden bakıyorum da dünyaya yüzüne tükürmek için tükürük bezlerimi yormaya değmez herkes ve her şey için bile yeterince iyi olmaya çalışmakla mesai harcamışım.. 

    Yolumuza çıkan şeylere vereceğimiz tepkiler ne olursa olsun, gecenin sonunda kendimizle kim olarak kalmayı istiyorsak o olarak kalmak için gündüzleri mesai harcayan herkese..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BÖLÜM 1; AŞKA GİRİŞ TAKTİKLERİ..

    Hepimizin aşka bakışı parmak izlerimiz kadar farklı.. Kimisi aşkın yegane ve biricik olduğuna inanıyor, kimisi kendini tekrarlayan ve her seferinde daha da yükselen bir aşka inanıyor.. Kimisi filmlere konu olacak tanışma hayalleriyle şansını deniyor, kimisi boş verdiği zamanlarda kavuşuyor.. 

    Ne istediğini bilmeden, ne verebileceğinden habersiz bir şekilde devam ediyor hikayeler.. Peki sizin aşka bakışınız ve aşkı yaşayışınız tam olarak nasıl?

    Buraya kadar sıkıldıysak geçelim gerçeklere.. Kendimizi yerden yere attığımız aşkın talihimizin kara lekesi mi yoksa mucizevi bir dönüm noktası mı olduğunu sadece yaşayarak öğreniyoruz aslında.. 

    Günlerdir ye, iç, yat konseptiyle yaşayan birinin aşk taktiği verecek yersiz bir yazının tam ortasındayız. Saçmalıklar peşin sıra devam ederken yerli bir girişe başlayabiliriz artık..

    Hayatımı kelimelerimle ve güdülerimle paralel olarak zaman zamansa zıt yönlerde yaşayan, büyük hayallerini küçük düzensiz rutinlerle ve alışkanlıklarla yıkıp atan, aşkın peşinden körü körüne gidip kendini unutan, öfkesiyle diş sıkıp yine de inatla kin tutmadan ağlayarak öfkesini yatıştıran, köprüyü mezarlığı mabet edinen, kişiliğiyle dişiliği arasında zaman zaman seçim yapamayan, göğüs kafesinde yanan ateşi harlamak yerine söndürmeye çalışan, kendini kuytu köşelerde hayattan sakınan,  kimsenin görmediği yerlerde dans eden, odasında şarkılar söyleyen, okunmayacağından emin olduğu yerlerde hikayesini anlatan, dünyayı değiştirenlerden olma umuduyla uykuya dalıp dünyanın çarkında yenilenlerden olarak uyanan, aklı bipolar, ruhu eşsiz, kalbi kırgınlıklarla dolu bir hayalperestim aslında.. 

    Günlerdir bedenimi dinlendirme projesi olarak nitelendirdiğim yatmak ve hareketsiz kalmak adlı projemin bugün sağlıksız bir şekilde sonuna geldik. Peki hocam aşk bunun neresinde, elbette başrolünde.. Hayal kırıklıklarıyla bezeli beş ilişki, ilişki istemiyorum yaa’cılarla dolu birkaç takılma ve flört denemesi sonucu kendimi nadasa bırakmış, bırakmakla kalmamış inancımı tamamen bu konuya kapatmış bulunmaktayım. Geçmiş travmaların düğümünü çöz çöz sıkılıp gordion düğümü haline gelmiş geçmişimi kökünden İskender kılıcıyla kestirip attım. Bu da zihin kıvrımlarıma ültimatom verdi, her şeyi baştan inşa etmek gibi yüce bir görev edinmiştim aylar evvel, yeter s*kerim diyene kadar da iyi götürdüğüm bu görevden 35 gün önce istifa ettim. İnsanın kendiyle hem dost hem düşman olmasının faydası ve zararını tek tek not aldım elbette. Kendimin şeytanı olmayı ne kadar sevsem de, kendime zararımın ucu bucağı olmadığını anladığım an şeytanımla vedalaşma kararı aldım. Bu veda öyle uzun boylu ve sonsuzluk içermese de şimdilik birbirimizi özlemek, birbirimizle olmaktan çok daha faydalı bir eylem..

    Yaşadığım ilişkilerde aynılık oluşundan şikayet ettiğim seanslarım olmuştu, bir muhasebeci gibi yaklaştığımız bu konuda zararlı çıkan ben oldum. Kaygılı bağlanma sorunu olan biri için ilişkilerinde aynı olan 2 şey varmış çünkü; onu terk edecek birini bulmak ve terk etme konusuna gelene kadar karşı tarafı her yönüyle ilişkiden kaçmaya itmek. Halbuki terk edebilmekte büyük bir adım lakin baktın o uçuruma kendin atlayamıyorsun, hop seni itecek birini bul ve sorun kendiliğinden çözülsün.. Ara duraklarda senin bu sorununu çözecek, hatta filmlere konu olurcasına tanışma hikayeleri barındıracak insanlar gelse bile sen yine de onlara prim vermeden yoluna devam et ki travmaların şahlansın ve güdülerinle birleşip hayatının kontrolünü ele geçirsin.. Aklım her şeyi ilmek ilmek hesaplayıp her defasında benden önce davrandığı için bu konuyu baştan sona ele almak ve direksiyonun yönünü değiştirmek birçok hayal kırıklığına ve yoğun tetiklenmelere sebep olması da ödemesi zor bir faturayla kapına gelsin tabi.. Aklın hesaba katmadığı kalbinse yorgunluk silsilesine yenilerini ekleyerek sessizce eşlik etsin sana..

    Birileriyle hikayelerimizde rastlaşmak kolay, zor olansa hikayenin yönü ve anlamı.. Kimisi yaşadıklarını referans alarak yeni birine kendini açmaktan korkacak, kimisi yara bandı arayacak, kimisi anne/baba travmaları nedeniyle ya ebeveyniyle aynı ya da onların tam zıttını bulacak, kimisi kaçacak, kimisi kovalayacak, kimisi küsecek, kimisi yeniden umutlanacak.. Dedim ya eşsiz birer parmak izi gibi kalbimiz. Hangisi sağlıklı ilişki hangisi değil diye arattığınızda tonlarca video, birçok makale, bir dizi hikaye anlatıcıları çıkacak karşınıza bana kalırsa bir göz atın derim.. Tek bir şeye körü körüne inanıp bağlı kalmak kendinize vereceğiniz en büyük zararlardan bir tanesi olabilir.. 

    Düne dair ne yaşamış olursanız olun yola daima ilk adım olan kendinize inanmakla başlayın. İster ayyuka çıkan farkındalıklarınız olsun, ister stratejik bir zihniniz olsun hayat daima size eski bulmacalardan bir yapboz göndererek sizi yeniden denemek isteyecektir. Kendinizi seviyor musunuz, gerçekten inanıyor musunuz, aşkın yüküne layık mısınız diye sınırsız soruların cevabını bulup size yeni seçenekler sunmak için önce eskilerden arındırıp, arınmış mısınız yoksa rol mü yapıyorsunuz diye deneyecektir sizi. Bu da benden size küçük bir ipucu olsun..

    Yolculuğun nereye götüreceğine değil, bazen sadece yolun güzelliklerine bakmak gerekir..

    ..SEVGİLERİMLE..