Yazar: yildizlaraltinda

  • ..MAĞDUR EDEBİYATININ SON TÜKETİM TARİHİ..

    Alışılagelmiş alışkanlıklarımız, öğrendiğimiz kısa yollarımız, miras olarak aldığımız genetiğimiz sayesinde hayatın içinde yuvarlanıp gidiyoruz.. Kimi zaman dönüşüp değişiyor, kimi zaman direnç gösteriyoruz değişime..

    Sanırım benim en çok direnç gösterdiğim konu vedalar.. Vedalaşmayı, son hoşça kal cümlelerini bir türlü sevemedim. Sevdiremedim aklıma da kalbime de..

    Her gün, her an kendimizin bir parçasına ya da bir prensibine veda ediyor olduğumuzu unutuyoruz aslında. Yine de daha somut olana veda etmek soyuttan kopmaktan daha zor.. Kendimin savrulan versiyonunda en iyi haline geldim.. Kendime verdiğim sözlerden caydım, zorla edinmeye kalkıştığım alışkanlıkları bir çırpıda bıraktım, birikimleri bir saniyede yedim attım, aylarca verdiğim mücadelenin zaferini değil harabelerini kucakladım. İşte dedim, işte savrulmanın hakkını verdim.. Her an bir yerlerden başladım, doruğa varmadan bıraktım. Şimdi başlarda lanetim olan bilmiyorumların enlerindeyim.. Bir şeyler yapmalıyımdan bir şeyler olmalıyıma transfer olduğum savaşın sonunda, yine göğsümde bir mağlubiyet ordusuyla yapayalnızım.. 

    Nefes aldığımız sürece bir yerlerden dönebilir, hayatın keskin virajlarını alabiliriz gibi geliyor çoğu zaman. Son demlerin kelimeleri umut ve inanç koksa da bu yazıyı buruk bir tondan yazıyorum.. Kahvemi içmeyi bırakamadım, çayın devrim yaratacak gerçekliğine ulaşamadım henüz.. Aklım, ruhum teslimiyetin kıyısında aylaklarını sarkıtmış öylece manzarayı izliyor. Kanatlarına güvenip atlamalı mı, yoksa yakıp atmalı mı kanatlarını bilmiyorum. Bedenim günlük 20 saat mesainin yorgunluğuna kendini bırakıverdi.. 

    Sizi ayakta tutan şey ne ya; aileniz, dostlarınız, aşkınız, idealleriniz, hayalleriniz, yaralarınız, duygularınız, aklınız.. Tam olarak harekete geçiren potansiyelinize iten şey ne.. Onca video izliyorum, konuşma dinliyorum, sohbetler ediyorum Yine de kendimde o hırsı göremiyorum. Diş biliyorum hayata pazartesileri sonra da aman diyorum salıları kim bunca kızgınlığın peşinden koşturacak.. Hayaller kuruyorum geceleri; içinde gerilim var, hır gür var, şiddet gırla, başarı namına bir şey olmayan şeyler sonra sabaha kadar terleyerek uykumda atıyorum o öfkeyi aklımdan.. 

    Biliyor musunuz 29 yaşındayım ve aslında ne denli sevildiğimi ve sayıldığımı yeni yeni öğreniyorum. Hani drama üçgeninde mağdur, kahraman ve kurtarıcı rolünden bahseder ve hepimiz hayatımızın bir döneminde birilerine karşı bu üçünü de oynarız.. Beynim ne kadar serotonin salgılamamak için inat etse de ben de inatla salgılatmak için çabalıyorum.. Tabi şu son 1 yıldır.. Küçük yüzleşmeler yaşıyorum mesela..  Herkesin kurtarıcısı olmaya çabalarken kendime hep mağduru oynamışım.. Bir tatlı misafirle geçirdiğimiz birkaç saatlik sohbete en sert tokattı buydu sanırım.. Evet artık dolabın içine saklanıp dünyanın beni fark etmesini beklemiyorum belki ama yine de bir gözüm hep o dolaba saklanmak için bakınıp fırsat kolluyor.. 

    Her ne kadar değişim ve dönüşüme eskisi kadar direnç göstermiyorum desem de yaralarıma baskı uygulayan alışkanlıklarıma inatla tutunabiliyorum. İnatla 9 senedir yalpaladığım bu şehirde kalıyorum, inatla her sabah ciğerlerime baskı uygulaması için nikotinimi eksik etmiyorum, inatla sevdiğim sevildiğim kalbine aklına güvendiğim insanlarla değil beni anlık yoranlarla vakit geçiyorum. Kalıcı olacak, rutine dönecek güzelliklere tedirginlikle yaklaşırken beni savurmaya devam edecek yoracak anlık hazların peşinden gidiyorum.. 

    Potansiyelimin ne olduğunu bulamadım belki, ama artık bu dünyadan ne diye anılarak göçüp gitmek istediğimden eminim.. Hatta her şeye hata payı bırakıp, yüzde yüz eminlik olamaz bu hayatta fikrimin tam ortasında çelişki yaratacak tek eminliğim bu olabilir..

    Onca savaşın ortasında bir sanat eseri gibi dimdik, onca çirkinliğin içinde iyi bir insan olarak kalabilmek.. İşte ben buna gerçek delilik, sonsuz cesaret ve uğruna savaşmaya değer bir amaç derim..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ÇAY KOY YENİDEN BAŞLIYORUZ..

    Yaşanılan enkazın üzerine bir gayret düzen kurmuş ve bunu pamuk ipliğine bağlamıştım. Yaklaşık 5 ay bir şekilde bu düzeni kordum, kolladım. Ta ki beni tekrar sıfıra düşürecek hamleler yapana kadar..

    İşte benim çetrefilli hayat döngümün ana dili bu.. Ne zaman dağın zirvesine varsam kendimi boşluğa bırakıyorum. Dağa ulaşana kadar verdiğim çabanın, nefes nefes kalışlarımın, iş bileyişlerimin hiç değeri yokmuşçasına bırakıveriyorum kendimi..

    Mental ve fiziksel olarak yorgunluğum, savaştığım dönemlerden daha fazla. İsteksizliğim yoğun. Tek bir fark var mücadeleyi bırakmıyor oluşum.. Birkaç gündür kaybettiklerimi, başarmaktan vazgeçtiklerimi, yarım bıraktıklarımı, yaşımı düşünüyorum. Şimdi nereden başlasam ne yapsam olmaz ki diyor bir yanım. Diğer yanım başlasan da başlamasan da biyolojik yaşın ilerlemeye devam edecek diyor..

    Vakit ve nakit yanılgısı hepimizin bir nokta laneti, haklısınız..  Kendime bilmiyorumlardan birçok krallık inşa etmiştim.. Ne istediğimi bilmiyorumlar, ne yapmalıyımı bilmiyorumlarla geçen bir dolu zaman diliminin esiri gibi hissediyordum.. Neşe ve heyecan dolu bir yerden yazmıyorum bu yazıyı, aksine kırgın ve kızgın bir yerin tam göğüs kafesinden yazıyorum.. Ya o kafeste kendimi esir etmeye devam edeceğim ya da kanatlarımı yakıp özgürlüğümü yeniden inşa edeceğim..

    Arşa çıkmayı beklene kelimler, söylenmeyi bekleyen şarkılar, çalınmayı bekleyen notalar, çözülmeyi bekleyen bulmacalar, yaşanmayı bekleyen aşklar, keşfedilmeyi bekleyen topraklar arzularını dile getirdi bu gece.. İyileşmemi görmeyi bekleyen doktorlarıma, desteğini esirgemeyen aileme, inancını yitirmeyen dostlarıma sağlam bir teşekkür bu yazı.. Yapayalnız hayatta kalma mücadelesi verirken elini uzatan, ışığı yaratan ailem ve dostlarımın ”hiç yalnız olmadın biz hep buralardaydık” fısıltısı karanlığın eşsiz müziğine kapılıp gitmeme engel oldu.. Onca yaranın, sınıfsız travmanın, geri dönüşü olmayan kayıplar, yitirilen zamanın yanılgısından sıyrılmanın tam zamanı..

    Çay demlenmek üzere, kahvenin dertli masasından çayın devrim yaratacak sahnesine doğru bu ilk doğru..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ÇOK GEÇ KALMADAN..

    Hayatın akışında kalmak, duyguların kontrolünde yaşayanların en büyük sınavı haline gelebiliyor.. 

    Tam olarak 29 yaşımın yarısını bitirmek üzereyim. Yıllarca verdiğim savaşların, kazanılıp kaybedilenlerin peşinden koşup giden bir 29 sene.. Hala öğreniyorum, bu sefer sandığımdan daha derinleri keşfediyorum. Yaşanılan travma kökenini çocukluğumda bulup sorunu kökten çözmek için oralara kadar indim. Sorun sadece geçmiş dediğimiz bugünün katili olmaya meyilli zaman dilimde değilmiş.. Yarınımı inşa etmek için kaçtığım bugünün gerçeklerindeymiş biraz da..

    Hayatımda hiç birikim yapmadım, yapamadım. Hiçbir gönül ilişkimi tam anlamıyla sağlıklı yaşamadım, dolu dolu arkadaşlıkların sığ hatıralarıyla avundum. Birikim hesabımın maddi ve manevi yönü olabildiğince eksik.. Şimdi soruyorum kendime başlamak birikim yapmaya mümkün mü yeniden?

    Son 2 yılım tedavi, terapi, aydınlanma, farkındalık, öğrenme yoluyla ilerlese de şu son bir haftadır asıl gerçekliğin gün yüzüne çıkışıyla bocalamalar yaşıyorum. Yetersizlik duygusu, çaresizlik hissi, inadına savaşma hali arasında pinpon topu gibi sekiyorum.. Duygu durum bozukluğum direksiyonu ele aldı. Düşüncelerim savurgan bir hal aldı. Davranışlarım fiziksel yorgunluktan bitap düşmüş durumda.. Bir duş alıp bir kahve yapıp kendime gelmeden önce aklımın iltihabını akıtmam gerek..

    Tedavi sürecimin öncesi bilmiyorumlarla dolu günlerin ardında, tedavimin ilerleyen süreçlerinde bir şeyler olmalı demeye başladım, şimdilerdeyse bir şeyler olmalıyım demeler yankılanıyor aklımda.. Bir buhran silsilesinin tam ortasında, göğsümde mağlubiyet ordusuyla karşılıklı kahve içiyorum.. 

    Tolstoy gibi 80 yaşında bisiklet binmeyi öğrenmiş olmak neyin başarısı olur? Sadece bir şeyi yapmış olmanın hazzını yaşamak mı başarmış olduğumu hissettirir, peki ya o yaşa kadar denememiş olmanın ıstırabı?

    Yapmayı istediğim şeylerle, yapmaya mecbur hissettiğim şeyler arasındaki köprüdeyim. Karmaşa beni iki tarafa yürütmeyecek kadar baskılıyor.. İşte bugün bu iltihabın akışında bir şey fark ediyorum, belki de asıl cesarete iki taraftan biri seçmek değil de o köprüyü yakabilmektir..

    Sahi çok geç kalmadan mümkün müdür bazı köprüleri yakıp yıkabilmek?..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BAHAR ALERJİSİ VE AĞRILAR..

    Türlü enkazın altından bir şekilde çıkmayı başarmış, çıkmak için çabalamış herkese..

    Aylardır pamuk ipliğine bağlı olarak kurmuş olduğum düzeni bir haz peşinde yerle yeksan etmenin verdiği bunalım yetmezmiş gibi bir de üzerine bahar alerjisi eklendi.. Hayatta iyi de kötü de aynı düzeyde eşlik eder hayatımıza. Birisi üzerinize gelirken diğeri kenara çekilir ve sessizce sırasını bekler.. Bende tam 2 aydır puslu havanın tesiri var.. Her şey birbirini zincirleme olarak yok etti. Hayatımın altı da üstü de oldukça berbat bir haldeymiş, bahar temizliği gerekiyormuş. Ben bunalımın peşinde sürüklenmeyi seçtim, kısmen.. Bir zaman öncesine kadar pes etmek, kaçmak, hatalarımla bir lanet okumak doğru bildiğim tek seçenekti. Farkındalık, elinizden bu tarz basit ve yıkıcı seçenekleri alıyor.. Hatalardan ders çıkarmak ya da daha beterini yapmak, sonucunda neden sonuç ilişkisini kurup kabullenmek ya da savrulmaya devam etmek kalıyor elinizde..

    Yarın pazar. Savrulmaların, alt üst olmuş düzenin, puslu havaların son günü.. Bahar da, bayram da şenlik havasında gelecek. İstesin ya da istemesin…

    Bunca ödenen bedelin, uykusuz kalınan günlerin, tatilsiz yazların, aşksız günlerin bir anlamı ve değeri olmalı.. Hayat sunmuyorsa pencere ya da yeni bir kapı, inşa edilmeli bahçeler.. Aylarca içinde dönüp durduğum çıkmazın, mideme zulüm eden ilaçların, kayıpların, yorgunlukların, akan gözyaşlarının hayat vermese de hakkını kendim verme zamanı..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..İSTEKLER VE İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİ..

    Sanırım bu dönem herkesin sınandığı birçok konu var.. Yalnız hissettiği, pes etmek üzere olduğu, görülmek istendiği, kaçmak istediği, mücadelesini verip sonucunun fiyasko olduğu konular..

    Yaklaşık iki haftadır iki işte birden çalışıyorum. Haftada bir kere arkadaşlarımı görüyor olsam bile yetmiyor. İçmek, deli dolu eğlenmek, etrafa güneşten daha çok enerji saçmak istiyorum. İsteklerim bunlarla sınırlı değil elbette. Düşünmeden hareket edebilmek, sevmeye sevilmeye vakit harcamak, kendimi kazandığım yerden başarmak, kaybettiklerimin sızısını değil keyfini sürmek, sağlığıma kavuşmak ve anıların ileride yüz güldüreceği tatillerle dolu bir döneme girmek istiyorum..

    Evimin kirasını ödemek, karnımı doyurmak, sevdiklerime destek olmak ve bunlar için yorgunluğa ve uykusuzluğa kafa tutan bir çalışma sürecinde olmak zorundayım..

    İsteklerimin peşinden giderek kaybettiklerimi, ihtiyaçlarımın farkına vararak kazanmaya çabalıyorum. Hayatın tekdüze olmayışı, kendi mizah anlayışının sertliği her ne kadar üzerime gelse de eskisinden artı bir fark var artık.. Akıllandığımı söyleyemem, durulmaksa hamurumda yok yani büyüyünce olgunlaşmış olmam gereken ne kadar konu varsa hepsinden sınıfta kalırım.. Sorun değil..

    Önceden anlık isteklerimin genel ihtiyaçlarım olduğuna inanırdım ve seçimleri düşünüp taşınmadan yapardım. Şimdi de pek aklı selim davrandığım söylenemez, sorun değil.. 

    Elimde bir liste var; geçmişte diş bilediğim, pes ettiğim, kaçtığım, görmekten gocunduğum gerçeklerle dolu.. Elimde bir liste var; bugünümde yaşamak istediklerim, başarmayı hak gördüğüm, sahip olmaya layık olduğum, bedelini ödediğim gerçeklerle dolu..

    Hayallerimin arzusu, gerçeklerin acı fısıltısına ne kadar kulak verirse o kadar iyi dost oldular.. Elimde bir liste var; yaşanmışlıkların şerefine kaldırılacak kadehlerle dolu.. 

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ALIŞKANLIKLARIN ZAFERİ..

    Hayatımızın efendisi tam olarak kim? Kendimiz, genlerimiz, öğrendiklerimiz.. Tam olarak seçimlerimizi neye ve kime göre yapıyoruz mesela? Benim kahve saatimle başkasının şarap saatinin aynı olması lakin kana karışan maddenin farklılığına yön veren şey tam olarak ne?

    Alışkanlıklarımız..

    Peki bu alışkanlıklarımızın kararına kim varıyor? Biz.. Hiç sanmıyorum.. Büyüdüğünüz ortamı düşünün, ilk sigarayı neden içtiğinizi, ilk alkolü yudumlarken ne hissettiğiniz, kahvenizin ne olacağını seçerken diğer kahvelerden neden vazgeçtiğinizi hatırlıyor musunuz mesela. Neden sütlü değil de sade ya da tam tersi.. Neden kırmızı şarap beyaz değil ya da tam tersi.. Saç renginizi neden bembeyaz yapmıyorsunuz ya da orijinal kalmasına müsaade etmiyorsunuz mesela.. Ve aşkla arkadaşlık.. Bağ kurduğumuz insanlar aslında kimin neyin yansıması mesela? Ailemizin, öğretmenlerimizin.. Kendimizin!

    Son dönemde freni patlamış soğan kamyonu gibiyim.. Oradan oraya savruluyorum. Aman ne hoş.. Güdülerimin kontrolsüzlüğü ve alışkanlıklarımın ipleri eline alması beni yine yarışta geriye düşürdü. Yaklaşık 5 ay gibi uzun bir sürede kurduğum düzeni yıkmam 2 hafta gibi kısa süremi aldı.. Yazarken bile sinirlerime hakim olmakta zorlanıyorum siz bir de yaşarken görün.. Aylaklığa olan düşkünlüğümden uzaklaşmak için elimden geleni yapmaya çalışsam da sonuç değişmedi. Bir anlık tökezledim ve toparlamak hayli zamanımı alacak, yine..

    Alışkanlıklarını değiştir demesi kolay. Diyorum ya koskoca 5 ay çabaladığımı yıkmak eski alışkanlığımın bir fısıltısına baktı. Demek ki neymiş kökü sağlam olmayan davranışların çığlığını köksüz medeniyet sahibi alışkanlıkların fısıltısı sarsabiliyor hatta yıkabiliyormuş.. 

    Aldığım zam mutlu etmeyebilir işimde mutlu değilsem, bana olan sevgi tatmin etmeyebilir çevremden hoşnut değilsem, hayranlıkla bakan bir çift göz aşkı hissettirmeyebilir eğer hazır değilsem. Her şey bir zincir halinde birbirini takip eder.. Okuma alışkanlığımı oyun oynamak gölgeledi, keman pratiğimi oyun oynamak gölgeledi, yoga ve meditasyon odağımı oyun oynamak gölgeledi. Bu gölge öyle büyüdü ki şuan geri toparlayabilmek için bir bağımlıya uygulanacak tarife neyse kendime onu uygulamak zorunda kalacağım. Başlarda yine odaklanamayacağım, sıkıldıkça kendimi oyuna vermek isteyeceğim sanki hayatta bir oyun değilmişçesine, kendimi tam olarak güdülerimin kontrolünden çıkarabilmek için önce zihnimi arındırmayı öğrenmem gerek. Yalnız bu sefer öğrenmek yetmez, bu kendime savaş açmak ve kazanabilmek için kaybedene kadar da savaşmak demek.. Hayat; duygu, düşünce ve davranışlarımızın toplamından ibaret. Bu toplamada eşitliğin karşısında alışkanlıklar yatıyor.. 

    Zor, puslu hatta kuduz olmuşçasına saldırganlığa sebep olacak kadar kendinizle inatlaşacağınız bir süreç alışkanlıkları değiştirmek. Ama o acı, kan, ter, gözyaşı sonunda her şey kendiliğinden güzelleşecek biliyorum..

    Güdülerimin, duygularımın, düşüncelerimin, davranışlarımın ve en nihayetinde alışkanlıklarımın kontrolü ele almasına karşı bir direniştir bu….

    SEVGİLERİMLE..

  • ..AŞKTA, SAVAŞTA VE KUMARDA..

    Bu aralar başlıkta yazan ne varsa hepsinde itinayla kaybediyorum.. Karalar bağlamadan, sineye çekerek, ara sırada insan olmanın verdiği sıradanlığı da atlamadan durumu anlamaya alışıyorum..

    Yeniden başlamak mümkün evet, de bu başlangıçlara varan kayıpların hepsiyle muhatap olmak beni biraz yormaya başladı.. 

    Bugün sadece yazmak için yazıyorum aslında. Neşem var yok değil, yazasım yok var diyemem, kemanla göz göze geliyoruz sürekli kendisi pek bir kızgın biraz gönlünü almak için hala bir adım atmadım.. Umarım geç kalmam..

    Aşkın ruha verdiği çılgınlığı, savaşın akla verdiği adrenalini, kumarın kalbe verdiği zararı yaşadığım bir haftanın sonu bugün. Her ne kadar günlerden salı bile olsa, haftamın ne zaman başlayıp ne zaman bittiğine pazartesi karar vermiyor artık..

    Bugün izinliyim, kızlarımla deli dolu bir gün geçirip evime sarhoş dönmeyi planlıyorum.. Aşkta, savaşta ve kumarda kaybetmenin şerefine.. Benim gibiler dibin tadına varmadan zirveyi görmeyi pek beceremiyor. İlla kendimizi salakça sınavlara sokar, aptalca insanlarla muhatap eder daha sonra anlar kendinin kıymetini. Ama üzülmeyin eninde sonunda anlar.. Ben anlayıp anlamamazlıktan geldiğim bir dönemdeyim diyelim.. 

    Güdüleri kontrol edemeyen, hazcılığın sevimli bir kölesi haline gelir. Efendi olmak için ilmek ilmek işlediğim düzenimi bir çırpıda kaybederek  ellerimle teslim ettim güdülerime.. Bunalıyor gibi hissettiğim birkaç anı saymazsak, öyle çokta pişman sayılmam. Bir daha yapmam olur biter diyerek kendime dikte edebildiğim kontrolümü kaybetmemek için her türlü savaşı verebilecek kadar güçlendim çünkü.. 

    Bazen toparlayabilmek için daha çok dağıtmak gerekir derler. işlemin ilk bacağı gerçekleştirildi, şimdi sırada ikinci kısmı var..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BUGÜN, HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYOR?..

    Kendi düşüncelerimizle boğuşmak yetmezmiş gibi bir de üzerine kimin ne düşündüğünü önemsiyoruz, fazlaca. Bazen bile isteye bazense farkına bile varmadan.. Gönül isterdi sizlerin zihninden bunu tamamen silebilmeyi lakin kendim bile çoğu zaman zorlanıyorum.. 

    Fallardan medet umuyoruz, rüyalardan mesaj bekliyoruz, evrenin işi gücü yok gibi bize bir işaret çakmasını istiyoruz, insanların zihninden geçenleri duyabilmeyi arzuluyoruz.. Peki hepsi aynı anda olsa bu bizi delirtir mi, aydınlatır mı? Hangi mesajı nasıl aldığına bağlı olarak değişir.. Derinlere dalar, her şey de anlam ararsak gerçeklikten uzaklaşmamız kaçınılmaz olur, bu da aldığım mesajların yönünü yolunu saptırabilir.. Kafamızı kaldırıp etrafa bakmadan öylece gelip geçersek hayattan bu seferde verilenleri ve yolumuza çıkanları fark edemeyebiliriz.. Peki aradaki o ince ölçüyü nasıl belirleyeceğiz?

    Hayatta her şey bizimle ilgili değil. Doğanın planına güven ve bencillikten sıyrıl. Hiçbir şey kendisi için var olmaz, her şey dualitesini yaratır. Güneşin kendini ısıtamaması gibi.. Eylemlerimiz kadar varız. Söz büyüdür, buna fazlasıyla inandığım için yazıyorum. Lakin sadece söylemek yetmez. Aşık olduğunuzu, güvenilir olduğunuzu, sempatik olduğunuzu, dost olduğunuzu söyleyedurun eylemleriniz sözlerinizi desteklemedikçe kendi çelişkisini yaratır. Ne kadar önyargılıysan o kadar yargılayıcı bir dille konuşur beynin ve kendinle sürekli öfkeli bir ruh haliyle vakit geçirirsin. Bu öyle yazıldığı kadar anlık ve basitte değil, insanların senin hakkında hep yargılayıcı olduğuna inanırsın.. İki zıtlık aynı anda bir ortamda bulunmaz, neyi sularsan onu büyütürsün.. Ruhun aydınlıksa aklın karanlık kalamaz mesela. Kalbin karanlık ve kibir doluysa ruhun kimseye saf sevgiyle yaklaşamaz, hep bir şüphe duyar.. Gelelim eylemlerimiz ve sonuçlarına. Kolay kolay kimse kötünün sorumluluğunu almak istemez; ağzına geleni söylemeyi dürüstlük sanıp gönül kırmayı marifet olarak görür ve iş gönül almaya gelince en ufak çaba göstermez, aklında 40 tilkiyle dolaşan tavşanın çayırlarının havasını suyunu göremez görse de anlayamaz ne kadar kıymetli bir manzara olduğunu.. İyi ve kötü yoktur, olaylar ve olgular vardır. Dün nefretle baktığınız şeylere bugün sevgiyle ya da nötr bir bakış açısıyla bakabilirsiniz. Şartlar değişir, insanlar dönüşür. Ne mutlu kendini aşabilme cesareti gösterenlere.. Karşımızdaki insanların bizi nasıl gördüğü onun gönlü ve aklı arasındaki bağlantıyla doğru orantılıdır, elbette bizim etkimiz de var kendi yaptıklarımızın ya da yapmadıklarımızın sorumluluğunu almamız gerek demiştim, yine de büyük çoğunluğu bakan gözlerle ilgilidir.. 

    Önyargılara yenilebilir, aklımızın oyunlarından dolayı bitap düşebiliriz. Sorun değil, yeniden başlamak mümkün.. Sadece kendi arka bahçesini merak eden, başkasının çoraklığında yitip gitmez, unutma.. Her konuda zekice davranıp oyunu kazanamayız, zaten bazen de kazanmamak gerekir. Çünkü bazen kaybetmek hem kendini, hem oyunu kimlerle ne şartlar altında oynadığını görebilmeni sağlar.. Başkasının penceresinden dünyaya bakan, bakmaya çalışan kendi manzarasına geç kalabilir. Bu durum empatiyle ilgili değil bu arada. Empati kurabilmekle, başkasının bakış açısında saplanıp kalmak başka şeyler. Biri hissedip anlamanızı sağlar yeni yollar hikayeler bulmanızı sağlar diğeriyse sizi sizden uzaklaştırabilir, hatta sizi size kırdırabilir.. Kendi pencereni inşa edemediysen korkma, belki, de pencereye ihtiyacın olmayan bir ormandasındır da yapman gereken tek şey kafanı göğe kaldırmaktır.. Sıradan ve tekdüze yaşayan ve aptallıklarını göremeyen insanlardan daha çok şaşırdığım tek şey bunu görenlerin durumu kabullenip bir şeyler yapmıyor oluşu.. Bir köşede bekleyenlerden olma. Olacaksan da bu yazılarda sana göre bir hikaye yok. Vasatlığın ortamında yer almaktan rahatsız olmayanlar, doğruyu ve dürüstlüğü kötülük olarak görür, işte bu hiçbir zaman seninle alaka olamaz tek ortak noktan inatla o ortamda bulunmak olur.. Bir anlığına cesaret bulursan kırılganlığına sarılıp onu dünyaya aç, potansiyelin o kırılganlığın altında gizlidir belki de..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KENDİNİ BULABİLME SANATI..

    Etrafımız uyaranlardan yürünmeyecek yoğunlukta.. Çeşit çeşit oyunlar, bambaşka eğlence şekilleri, susmak bilmez insanlar, sızlayan travmalar, göz alıcı ışıklar, öğrendiğimiz sınırlar, içinde kaybolduğumuz döngüler derken arayıp bulduklarımızın bazen aradıklarımızla pek bir ilgisinin olmadığını görüyoruz..

    Şu sıralar beni şaşırtan nadir şeylerden birisi de meditasyon yapan insanların odaklanma şekilleri. Zihinlerini nasıl susturabiliyorlar, nasıl odaklanabiliyorlar hayretle izliyorum. Ne zaman meditasyona ve yogaya başlasam bir hafta demeden bırakıyorum. Odaklanmak sorunu şöyle dursun, kendimi disipline etmekte de çok zorlanıyorum.. 

    Disiplin! Hayatımın en büyük sınavı. Sürekli sınansam, kendimi sınasam bile sonuç hiç değişmiyor. İstikrar sağladığım konular genel olarak fayda sağlamayan konular. Ödüm kopuyor kendime yararım olacak diye.. Bu aralar çevresel uyaranlar hayatıma yön vermeye başladı. Buna izin verecek kadar zayıf mıyım, yoksa sadece hazcı oluşumun kurbanı mıyım bilmiyorum. Bilsem de sonuç değişmedikçe nedeni bulmaya çabalamak sadece zaman kaybı gibi geliyor..

    İstesek bile kendimizi soyutlama şansımız pek yok; sosyal canlılarız ve birlerine ihtiyaç duyabiliyoruz, çalışmak zorunda kalıyoruz, bazense zorunluluk hali olmasa bile kendimizi akışa bırakma adı altında kaybetmeyi seçiyoruz.. Her an manifesto yapacak kadar diş bileyen bir öfkeye sahip olsam da eyleme geçme konusunda bu aralar pek bir isteksizim.. 

    Kendimi arındırsam; kafamdaki gürültüden, çevremdeki kalabalıktan, sızlayan yaralardan, beni kuklaya çeviren duygulardan, gerçekten kim olduğumu bulabilir miydim yine de?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • .. ARTIK NE FARK EDER..

    Tolstoy’un 80 yaşında bisiklet binmeyi öğrenmesi ibretlik bir ”her şeyi başarabilirim, geç kalmadım” dersi gibi dursa da aslında tam olarak öyle değil. Tabi hedefiniz sadece bisiklet binmeyi öğrenmekse başka, geç kalmış sayılmazsınız ama iyi bir yarışmacı olmak için biraz geç sayılır.. Zaman algımızı rakamların ötesine geçirerek düşünüp konuşalım..

    En klişe örnektir; hayattayken çiçek almadığınız biri öldükten sonra mezarına çiçek götürmek sadece içinizi rahatlatmak için bencilliğinizden ötürü gerçekleştirdiğiniz bir zihinsel mastürbasyon örneğidir.. Her anı mükemmel kılma şansımız elbette yok. Elbette bazı şeylerin kıymeti kaybedildikten sonra anlaşılır. Geceyle gündüz, iyiyle kötü, güzelle çirkin gibi her şeyin kendi dualitesini yaratabilmesi için birinin doğup diğerinin ölmesi gerekir.. Sevgi gibi, dostluk gibi, aile gibi, sağlık gibi bizi hayata bağlayan ve ayakta tutan şeylerin kıymetini nefes aldığımız süre içerisinde sürekli el üstünde tutamayabiliyoruz.. Bu da bizi aciz kılan en insani yanımız.. Çoğu zaman telefi edebilme şansımız oluyor.. Kimi zamansa elden pek bir şey gelmiyor.. Burada olay sadece çiçeğin solması, yaşamın bitmesi değil.. Mesela birinin gönlünü almak ne kadar kolay; bir çiçek al, lunaparka götür, bir kahve iç ona vakit yarat, bir güzel not yaz bırak seni hemen affetsin. Gönlünü kırılan sizden vazgeçtiyse geçmiş olsun. Zamanında değeri bilinmeyenin solup gitmesi ne acı.. 

    Geç kaldığımı düşündüğüm birkaç şey var aslında; virtüözlüğüm ve sağlığım.. Tam şuan sağlıklı beslenmek, spora geri başlamak işleri ne kadar düzeltir bilmiyorum. Tam şuan kemana kendimi teslim etmek bizi ne kadar yakınlaştırır onu da bilmiyorum.. Elbette başlamak sonuca beni götürecek yolu oluşturacak, potansiyelim her neyse başlamadan keşfedemeyecek oluşumu biliyorum, hem sağlığım için hem aşık olduğum müzik için.. 

    Peki şu son dönemde hiç kendine sordun mu, ben kime neye geç kalmış hissediyorum ya da geç kalmış hissediyor muyum diye? 

    Şahsen ben özür dilemekten gocunmayan, affetmekten çekinmeyen, beklemekten vazgeçmeyen biri olduğum için kendim dışımda geç kaldığım hiçbir şey olmadığından eminim artık.. Herkese yetişirken kendime epey bir gecikmişim. Nefes alıyorum, belki hala yetişmeye hakkım ve şansım vardır desem de bu aralar ciğerlerim benden pek memnun değil ve koşturamayacak kadar yorgun.. İşte ilk geç kalmışlığım, yine de telafi edebileceğime inandığım yer burası.. Aklımın strese girdiği ne varsa, kalbimle eleyip savuşturmayı öğreniyorum artık. Ruhumu daraltan ne varsa aklımla üstesinden gelmeyi öğreniyorum.. Ruhumu, bedenimi ve aklımı aynı frekansta buluşturmayı öğrenmek için geç değil.. İşte asıl hayatta tutan bu, beni..

    Yeniden sevebilir miyim, yeniden affedebilir miyim, yeniden vazgeçebilir miyim bilmiyorum. Ama başlayabilirim yeniden, işte bunu biliyorum.. Bana geç kalınanla, benim geç kaldıklarım arasında bir köprü kurdum ve şimdi o köprüyü dinamitlerle doldurup patlatma zamanı. Böylelikle yeni yollar için yön belirleyip, çiçeklerden bahçeler yaratabileceğim.. Denemek neyi kaybettirir bilmiyorum, ama kendimi kazandıracağını biliyorum. Alın size mükemmel bir motivasyon..

    Bir şeyleri yapmak yazmak kadar kolay olsa keşke, Şıklatsak parmağımızı dursa zaman, harekete geçebilsek, sağlımızı geri kazanabilsek mesela, sarılabilsek kaybettiklerimize.. Bir şeyler için çabalamadan mucizelere şahit olsak mesela. Evimizden çıkmadan serilse gül bahçesi ayaklarımızın altına.. Sürekli mücadele ederek hayatını kazananların bir noktada hep istediğinin bu olduğunu bilsem de bunun mümkün olmadığını bilecek kadar yaşadım..

    O göt o koltuktan kalkacak, o özür dilenecek, o gurur ve kibir kırılacak, o ego yıkılacak.. Eğer aciz yalnızlığının karanlık dehlizlerinde çürüyüp gitsin istemiyorsak ruhumuzun, o adım atılacak o kahve içilecek o şarkılar söylenerek o serenatlar yapılacak.. Korktuğun her neyse bir saniyeliğine yaşanacak olan güzellikleri düşün ve korkuyla bile olsa o adımı at.. Kim bilir belki de seni bekleyen orkestra ve sohbet masası görmekten korktuğun yönde seni bekliyordur.. Kim bilir belki de korktuğun tek şey, kendini alıştırdığın kör ve kokuşmuş düzenden çıkmaktır sadece.. Kokusuna alıştığın için belki de bataklıkta yaşamaya yabancı hissetmiyorsundur.. Bak bir etrafına, kaldır kafanı ve düşün; kim çiçek ekiyor bahçene, kim ket vuruyor şarkına?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BENİMLE EĞLENİR MİSİN 2 ?..

    Hepimizin bir eğlence bir de kendini huzura teslim etme şekilleri birbirinden farklı olabiliyor. Kimimiz yüksek ses ve alkolle, kimimiz doğanın içinde kahvesiyle kitabıyla, kimimiz arkada ortamında sohbetle, kimimiz yalnız kalmakla eğleniyoruz.. Bazen her biri keyifli gelirken bazen hiçbiri tam doyuma ulaştırmıyor.. Hazcı oluşumuz kendisini tekrar eden alışkanlıkların kökünü suluyor aslında..

    Son dönemde sadece yazma dilim değişmedi. Hayatın tadına varış şeklim, sevgi anlayışım, eğlenme biçimim, sohbetten keyif alma şeklim baştan sona yenilendi.. Yine de tam olarak aradığım hazzın doruk noktasına varamıyorum. Belli ki doruk noktasının çıtası da değişmiş.. 

    Kendimle vakit geçirmeyi seviyorum, hep sevdim. Arkadaşlarımla sohbet etmeyi seviyorum, hep sevdim. Dans etmeyi seviyorum, hep sevdim.. Kahve içmekten keyif alıyorum, alıyordum. Şimdilerde bir bardak içerken bile midem bulanıyor. Dans etmeye çıkışımda ne kadar eğlenmek istersem isteyeyim eve dönüp gitme fikri daha huzurlu geliyor..

    Dönüşüm kaçınılmaz, değişim şart.. Peki bizi buna iten tam olarak ne? Hazcı oluşumuz mu? Haz almıyor oluşumuz mu? 

    Sadece bireyin değil, toplumunda dili her geçen gün değişiyor, ayak uydurarak revize ediyoruz biraz da, alışkanlıklarımızı. Belki de bu yüzden tam doyum noktasına ulaşmak mümkün değil.. Sadece kendi isteklerimizin yarattığı eğlence anlayışında yalnız kalacak oluşumuzun korkusu, isteklerimizin dışında alışkanlıklar edinmemizi sağlıyor. Bu da bizi bize yakınlaştıran etmenler kadar uzakta kılıyor.. 

    Yazmayı seviyorum, ama her yazım acıdan geçerse kim kalır umutlanarak okuyan. Dans etmeyi seviyorum, her dansım hızlı ve yüksek olursa bedenimde enerji yenilenmesi, kalır mı. Okumayı seviyorum, hep aynı yazarı okursam dünyaya kendi penceremi nasıl açabilirim. Yürümeyi seviyorum, hep aynı yoldan yürürsem nasıl keşfederim sokağımın ayrıntılarını.. Mantıya bayılırım, ama sürekli mantı yersem nasıl neye alerjim olup olmadığını nasıl öğrenebilirim.. 

    Çoğu zaman sevmek ve istemek yetmez, anlayış ve yaşayış şeklimizi oluşturmak için. Görmek, anlamak, empati kurabilmek, dinlemek, öğrenmek, adapte olabilmekte gerekir.. her şey bir bütünü oluşturmak için eline geçer. Bir şey, her şeyin bir yapı taşı olur..

    Peki kendimizle eğlenmeyi öğrenmek yeter mi, sanmıyorum. Ortak payda da buluşabilmek, kavramsal yollar çizebilmek, müzik aynı olmasa da eşlik edebilmek dansa, bazen sadece sevdiklerimiz için katlanmak ve tadına varmaya çabalamak anın, birbirimizle eğlenmeyi de öğrenmek gerek.. Sadece ben diyen dilden sakınmak gerek mesela, bizli diller oluşturmayı öğrenmek gerek.. 

    Bugün eğlenmek için ne yaptın?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ÇİÇEK EKEN VAR SAKSIMA BİR DE..

    Bipolar bir haftayı geride bıraktık, şimdi sırada daha şizofrenik bir hafta var.. Her duyguyu coşkuyla ve yüksekte yaşadık hepimiz, ne tarafta olduğumuzun önemi olmadan. Siyasetle midemi yeterince bulandırdım, bugün hayatımıza kasteden ya da tam tersi çiçek eken insanlara değinelim biraz..

    İzmir’den ayağımın tozunu sürüyerek geldim, iner inmez ilk işim doktora gitmek oldu. Malum başlara dönme korkumu hepimiz biliyoruz. Lakin birçok insandan daha normal olmam sonucu ilaçlarıma hatırı sayılır bir ekleme yapıldı ve evime geldim. Biliyor musun, hayatıma bulanıklık yaratan da çiçekler saçan da bana bugünü armağan etmiş aslında.. Kendimi bulabilmem için beni benden çalmışlar, iyi ki de yapmışlar..

    Güdüleriyle hareket eden hayvandan tek farkım düşüncelerimle güdülerimi destekleyerek hareket etmem.. Vallahi on numara item.. Kendinin farkında olmak yetmez çocuk, kendinin en pislik yanını da görüp anlaman lazım. Ben gördüm. O derinlik ve karanlık dehlizde ne kirli çamaşırlar var aman allahım. Hayatıma bir saniyelik merhaba diyen de, hala hayatımda olanlar da hep tetikleyici olmuş o karanlığın ortaya çıkmasında.. Korkularımı tanımlamayı öğrendim hala öğreniyorum. Yüzleşmekten kaçtıklarımın ne olduğunu gördüm, hala görmeye çalışıyorum. İyi insan olmak kavramı altında zincire vurduğum şeytanlarımı serbest bıraktım, bırakmaktan korktuklarım hala var.. Hazcılık ilkemin temellerine baktım, pek bir sağlam maşallah.. Elimde olmayanları ortaya koymamın sebeplerine baktım, mükemmel bir genetik mirasçıyım. Bana katılanları alma konusunda hiç tereddüt etmiyorum, bana hizmet etmeyenleri de hayatımdan çıkarmak konusunda eper direnç gösteriyorum. Ay bu zihnimin kıvrımları temizle temizle arınmıyor.. Ama kaosla dans etmeyi özlemişim çocuk..

    Dans demişken, kendimi göstermekten hep sakındım. Görsünler istedim, istiyorum o ayrı. Yine de ortaya koymak kendimi çekindiğim bir konu haline bürünmüş.. Bugün İzmir’den aklımın karmaşasıyla döndüm; potansiyel, amaç, birikim, kayıplar, kazançlar, ahlak yasaları, etiksel davranış biçimleri, duygusal düşünceler hepsi iç içe geçmiş durumdaydı. Yazmaya başlayana kadar.. Yazdıkça görüyorum; kaotik dansın içinde nasıl da heyecanlı oluşumu, kaybetmekten korkmadığımı aksine kaybetmeye meyilim olduğunu, yakıp yıkmanın ezici üstünlüğüne sahip oluşumu ve hamurumu şeytanın yoğurmuş oluşunu..

    Sevgili yaralı aşklarım, bıçaklayan dostlarım, mağdur olan ailem ve elbette kahraman olmaya çabalarken zorba olan sevgili kendim; düştün, kalktın, koştun, durdun, kahkaha attın, ağladın, borçlandın, kazandın, savaştın, kaçtın, sessizliğe gömüldün, coşkuyla anlattın, bağın bahçende oldu, elinde kuru bir kalemle bir başına kalışında, sahnede şarkı da söyledin, bir tiyatro oyununda atakta geçirdin, yanlış gelen ilişkiler de kurdun, doğru insanı da kaybettin, asla dediklerini yapmışlığında var, yaparım diye gaza gelip vazgeçmişliğinde, sevgiyle sarıp sarmalayışında var, öfkeyle yakıp yıkışlarında.. Her şeyinle ve elbette hiçliğinle, ying yang misali kendi dualiteni yarattın.. Karanlığını da gördün, aydınlığına da göz attın.. 

    Bugün bu eve sıfırla girdin. Şimdi yeniden seçim yapacaksın. Ya daha dibe girip tanıdığın karanlıkta yalpalayacaksın, ya da aydınlığının sınırlarını genişleteceksin. Tam şuan sıfır noktasındasın.. Her anlamda; dostluklar, ilişkiler, kariyer, birikimler, davranış biçimlerin ve düşünme şeklin konusunda.. Şimdi onca yıkımın üzerinde duruyorsun elinde iki seçeneğin var sevgili çocuk; yeniden mi inşa edeceğiz, enkaza mı gömüleceğiz?

    ..SEVGİLERİMLE..