Yazar: yildizlaraltinda

  • ..BUGÜN AYNAYA BAK VE GÜLÜMSE..

    Bir yoğurt yiyorum ve günüm güzelleşiyor.. Dört gündür yatıyorum sadece kendime fayda sağladığım tek konu eğlence anlayışım. İzinli olmak iyi gelse de bazı anlarda beni olabildiğince sıktı.. Yarın gece İzmir’e gidiyorum. Çok durmayacak olsam da memleket havası iyi gelecek biliyorum..

    Bugün hayatın sağ tarafından kalktım.. Keyfimi kaçıracak her şeyi enerji alanımın dışına itiyorum bugün. Bugünün kazananı benim. İşte de sosyal yaşamımda da kazanmış olmanın tadına varıyorum.. 

    Canlın rüyalar görmem, işin stresi, bugün kesinlikle keyfimi kaçıramayacak.. Oyunun kazananı olarak uyanmış olmanın verdiği keyfi yaşamak için somut bir şeylere ihtiyaç duymaktan vazgeçtim bugün..

    Bazen yapana kadar taklit etmek gerekiyormuş hayatta.. ‘Mış gibi yapmak, yapabilmekte önemliymiş. Bir yoğurt buna sebep olabilir mi neden olmasın..

    Bazen kendini sadece bırakabilmek  gerekiyormuş. Nehre karşı yüzmek  anlamsız demiyorum, bazen kıyıya çıkabilmek ve dinlenmek gerekiyormuş..  Bir yoğurt işte buna yol açabilir. Bazen açamayadabilir. İşte ben yoğurttan bu beklentiyi çıkardım sadece, en azından bugün için..

    Bazen herkeste görüp istediğin  sana tezahür etmez, sana gelense başkalarında hoş görünmez..  İşte bugün bize teğet geçen şeyleri yok sayarak, bize dokunan şansı görerek devam edeceğiz..

    Lafın kısası; hayat kısa, gece uzun, eğlenelim bugünü ve bugünümüze eşlik edenleri kazanalım..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ANLARI HARCAMANIN 7 YOLU..

    Yapamam diyerek kendini hiçe saymak.. Kestirip atmak.. Dünün hesabını bugün ödemeye kalkışmak.. Konfor alanının alışkanlık zehrine bulanması.. İnsanlara oranla eğlence anlayışına ket vurmak ve yön vermeye çalışmak.. Hesaba katılmayan şeylerin yaşanması sonucu sadece o sonuçlara odaklanmak.. Kısaca kendini müziğe kaptırmak yerine, ay aman ben bu müziği sevmem deyip geçmek..

    Hepimizin bir telaşı var; iş, okul, sosyal çevre, hayaller, hedefler, ülke şartları derken başkalarının fısıltısı müziğin çığlına baskın gelebiliyor.. Biz de izin vermeye pek bir meyilliyiz canım.. Alışkanlıklarımızın bizi ele geçirmesine izin veriyoruz, insanların duygu ve düşüncelerimize hükmetmesine izin veriyoruz.. Kendimiz dışında ne varsa onların müdahalesine olabildiğince izin veriyoruz.. Elde koca bir saçmalık dışında pek bir şey kalmıyor. Anılar yorgunluklardan ve keşkelerden ibaret oluyor sadece..

    Geçmişi özlemek kıymetli olsun ya da olmasın, bugünümüzü inşa ettiğini gerçeğini değiştirmiyor. Takılı kalmak şu ana darbe vuruyor, yok saymaksa görmemiz gerekenleri engelliyor. Olabildiğince her şeyi oranlamakta fayda var..

    Yapmayı istedikleriniz üzerinde kendinize ket vurmaya kalkışmadan önce harekete geçin, zorlayarak. Baktınız keyif almıyorsunuz yapmayı bırakın, herkes hata yapar.. Sınırlarınız olsun elbette, lakin unutmayın bıçak ne kadar bilenikse sahibini kesmeye o kadar yatkın ve yakındır.. Dünün hesaplaşma günü kendiliğinden gelir ya da gelmeyebilir hatta bazen hesap size kalmaz bile o yüzden odak noktanızı buradan kurtarmaya çabalayın.. Konfor alanınız zehirlemiyorsa korkacak pek bir şey yok, uyuşturmaya başladıysa oradan hemen uzaklaşın.. Hepimizin dans etme hızı, yeri, ritim duygusu birbirinden başka olabilir bunu unutmayın insanlara göre şekil almayın, onların size göre şekil almasını beklemeyin kendi müziğinizi açın bırakın eşlik etmek isteyenler kendisi gelsin.. Hayat siz plan yaparken başınıza gelenlerdir, matematiğinize katılan faktörler değişebilir neden-sonuç ilişkinizi korumaya özen gösterin böylelikle telaşa kapılmak huyunu biraz terbiye edebilirsiniz.. Düşebilir, ritmi kaybedebilir, başkalarının şarkısına maruz kalabilirsiniz. Kendi orkestranızı kurana kadar en azından dans etmeyi deneyin, belki asıl cevher hiç duymadığınız bir melodide gizlidir..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..TECHNO’DAN ARABESK’E YA DA TAM TERSİ..

    Sevdiklerimiz, sövdüklerimiz, migrenimizi tetikleyenler, travmamıza yol açanlar, küstüklerimiz, güldüklerimiz, öğrendiklerimiz, yok saydıklarımız, kavramlarımız, anlamlarımız, davranış ve düşünce biçimimiz sürekli tazelenir. Biz istesek de istemesek de.. Seve seve ya da söke söke değişir. Her yaşın kendine has bir cehaleti var, öğrendikçe yeni level’e geçersin. Her biri daha mı zor tartışılır.. Her an anlayabilir miyiz, tartışılır..

    Müzik zevkim sürekli evrim geçirmekle meşhur. Artık başımı ağrıtan tek bir tarz kalmadı. Hepsini dinleyebilirim, lakin özel olarak açtıklarım elbette ayrı.. Kimyam değişti; çabuk sever, zor bırakırdım, alışkanlıklarım hayatıma sürekli bir yön verme halindeydi, kaybetmemek için dişimi tırnağıma takar çabalardım daha çok kaybederdim. Matematiğim değişti; denklemin içinde sadece sevgi ve güven vardı, inanırdım hemen, sorgulamaz açıverirdim yüreğimi, oysa şimdi öyle mi, neden-sonuç ilişkisi arasında duygu ve düşüncelerimi yönlendirmeye çabalıyorum, denklemin girdisi çıktısı rakamsal olarak aynı da olsa kavramları değişti. Beslenme çantam değişti; alkolü bıraktım mesela eğlenmek için su içmem ve vücudumu serinletmem yeter, kahvaltımı muhakkak yaparım gün boyu yemesem bile olur, her koşul ve yerde kahve içerim, bir yerde kahveci varsa orada yaşayabilirim. Coğrafyam değişti; çantamı alıp gitmek istediğim şehre çiçekler ekmeye başladım, geçmişte ektileriminse ürünlerini toplamaya başladım. Hayat bilgim değişti; doğayla daha çok vakit geçirmeye başladım, köpeğimin zamanına daha çok ekleme yaptım, insanların davranışlarının sorumluluğunu almamaya başladım, düşüncelerine yön veremeyeceğim yerde susmayı öğrendim, vazgeçmekle savaşmak arasındaki değer yargımı yeniledim.. Beden eğitimim değişti; can isteğime bağlı olmaksızın yoga yapıyorum, şpagat açamamak mühim değil asıl önemli olan bedenime hak ettiği rahatlığı ve sağlığı sağlamak. Psikolojim ve sosyolojim değişti; depresyon tedavisi görmek beni çokta üzmemişti, çoğumuzun mustarip olduğu bir ruh hali olsa da bipolar olduğumu ehliyeti alacağım an öğrenmek soğuk suyla soğan kamyonunda duş aldırttı desem yeridir, depresyon ve anksiyetemin asıl sahip olduğum bipolarlığın ana hatlarını oluşturduğunu öğrenmek tokat etkisi yaratmıştı. Bocaladım, korktum, kaçtım, inanmak istemedim, her şeyden hastalığımı sorumlu tuttum, herkesten tiksindim beni tetikledikleri için, beni anlamayanlara duvar oldum hemen, ailemi suçladım genlerimle oynadıkları ve normal bir insan olamama sebep oldukları için.. 

    Normal insan olmak.. Halbuki çok yeni anlıyorum, ailemin genetik mirasının bana bir hazine bıraktığını; kendimi ve iyi insan oluşumu.. Bana hediyeleri bipolar olmak değilmiş; merhametmiş annemin mirası, dik durmak ve savaşabilmeyi bilmekmiş babamın mirası.. İnsanların yargılarına boyun eğmeden dans edebilmekmiş bana öğrettikleri. Ötekileştirdiklerine sevgiyle yaklaşabilmekmiş. Her canlıya aynı sevgi ve saygıyla yaklaşmamı sağlamakmış mirasları.. Potansiyelim dünyayı kurtarmak olabilir ya da olmayabilir deneyeceğiz, bugünse tek bir şeyden eminim normal olmak sikimde değil, sevgiyle köpeğimi iyileştirdim, beni seven dostlarım ve ailem sayesinde kendimi iyileştirdim, mahallemi çiçek bahçesi yaptım, güvenin ucuzluğuna başkaldırdım güven aşıladım, ben var ya bu kızı o mirasla büyüttüm..

    Bataklık ve çürümüş kalplerle dolu bu şehirde, sevgiyle bakabilmeyi başardım. Çocukluğunda kalbinden vurulmuş olanın yaralarına dokunmadan onlarla bir yürümek için elimden geleni yaptım, yoruldum, kırıldım, pes ettim, inanmaktan vazgeçtim, yorganı çektim kafama, ağlayarak çok geceler uykusuz kaldım, çektim bacaklarımı karnıma akıttım salyamı sümüğümü başaramıyorum diye, hastayım ulan ben dedim inandım kalbi kirli olanların dünyasına, duş almadım, yemek yemedim, gülmedim, ışığını kapattım kalbimdeki pavyonun. Bırakmadı ailem, dostlarım. Vazgeçmediler benden, bana inanmaktan. Başımı okşamaktan. Zamanında ektiğim her tohum hastalığımda yeşermiş meğer.. Onca çirkin yapının içinde başı dik bir sanat eseri gibi durdum, kendime uzak kaldım her yolu yeniden keşfettim..

    Şimdi aklımdaki müzik hiç durmuyor, maestro beni bırakmıyor, ayaklarım ritmini yeniden yakalıyor, Gözlerim ışığını kazanıyor yeniden.. Aylarımı, mevsimlerimi aldı belki. Yine de hem technoyla hem arabeskle dans etmeye yeniden başladım..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KALBİN SENİN GERÇEĞİNİ BİLİYOR..

    Bizi biz yapan, bizden olmayandır. Duyduğum en iyi anlamlardan biri olabilir. Peki bizi yapan tam olarak ne? Örf ve adetler, coğrafya, genetik aktarım, kurallar, kimya, aile, çevre, matematik, müzik, öğrendiklerimiz, öğrenemediklerimiz, deneyimlerimiz, okuduklarımız, beslenme çantamız.. Her şey bir bütünün parçası aslında. Hayatımıza aldığımız insanları seçerken amigdalamızın kararını tüm faktörler bir araya gelerek etkiliyor. Yeme alışkanlığımız, aşka bakışımız, dostluk kavramımız, ahlak yasalarımız. Hepsini tek bir şeyden sıyrılıp her şeyin etkiliyor olması, kontrolün bizde olmadığını aynı zamanda da kontrolü ele alma şansımızın olduğunu gösteriyor..

    Ders almak, kabullenmek ve alışmak üçgeni arasında hayatın acı mizacını öğreniyoruz ve direksiyonu hayatın ellerine bırakıyoruz.. İnsanın kendini gerçekleştirmesi oldukça distopik bir durum haline geliyor. Potansiyelimiz belki sandığımızdan daha fazla yine de bir noktada durmak ve başka şeylere yetişmek zorunda kalabiliyoruz. Anı yaşamak sandalı okyanusa bırakmak sanılsa da tam aksine, akıntıya kapılmadan okyanusta ilerlerken sadece manzaranın tadını çıkarmaktan ibaret oluyor çoğu zaman.. Ya da seçim sizin salın gitsin sandalın ipini de dümenini de..

    Yorgun bir yolculuğun sonunda dinlenme gerektiğini anladığım depresyon çoktan direksiyonu ele almıştı. Karakterim, seçimlerim, yaşatılanlar, yaşatmak yeşertmek istediklerim, kavramlarım, kurallarım, anladıklarım, anladığımı sandıklarım, kaybettiklerim, küçük zaferlerim.. En son kaosla dansımda ayaklarım ritmini kaybetmişti sonrası tam bir enkaz.. Ne sahneye çıkabildim, ne de dans edebildim.. 

    Artık kaybedilen zamanın önemi olmadığı için, şu kadar ay şu kadar gün demeye gerek görmüyorum.. O süreçte hissedilenler, anlanmaya çalışılanlar, yaşanılanlar, şahit olunanlar bir ömür için fazla gibi.. Bugün ruhumu sıkan bazı yanlışlar yapıyorum, hemen vazgeçebilirdim. Vazgeçmedim.. Ruhumu daha da sıktı. Dün vazgeçtim, sadece geçmiş bir hata olarak kalması umuduyla..

    Kalbim benim gerçeğimi ve potansiyelimi aklımdan daha iyi biliyor. Yine de aklım kalbimin her daim yol gösterici olmak istiyor. Aklım kardeşim gibi; gayet mantıklı, kuralcı, disiplinli, istediğini almak için tutkusuna sahip çıkan. Kalbimse aynı ben; küçük dünyasında mutlu olmaya çalışan, doğruyu yanlışı ayırt etmeye çabalayan, sınırlarını kendine çizen tatlı, huysuz bir aylak..

    Depresyon yüzünden, diye başlayan çok cümlem olmuştu. Her şeyi onun yüzünden kaybettim gibi gelmişti. Şimdi diyorum ki depresyon sayesinde, kendimi kazanmaya başladım.. Sadece nasıl baktığın önemli değil, gördüklerini anlamak için. Aynı zamanda dilini nasıl kullandığında önemli, anladıklarını anlatabilmek için.. 

    Konu ne olursa olsun bir parçam hep o konu ve konularda tam bir potansiyele sahip olacak. Çünkü bambaşka alanlarda çok şey yaptım. Ama artık ilgimi çekmesi ve tutkumu heyecanlandırması gerek ki başarmak için istikrarlı olayım..

    Kalbim beni hep biliyordu, ben yeni tanışıyorum. Bir gün kalbinizin sesinin, aklınızla anlaşabilmesi dileğiyle..

    .. SEVGİLERİMLE..

  • ..BUGÜN NEYİ ANLATAYIM?..

    Her konuda bilge olamam pek mümkün değil, en azından şuan için. Onca sınavın ve zorluğun üstesinden gelişime baktığımda bir çok yapıyı değiştirdim elbette. Yine de mustarip olduğum tek bir konu var, çenemi tutamamak.. Aslında iki sınav beni çok yoruyor; susmayı bilmek, sabredebilmek..

    Kendimi derinlemesine parçalıyorum, her parçada dönüştürülecek binlerce duygu ve düşünce kırıntısı buluyorum. Buldukça dönüşüyorum. Dönüştükçe bulmaya devam ediyorum.. Dünü unutmadım, unutamam tek bir farkla dünü yaşatıyorum hayatımda ders almak ve yön bulmak için.. Bunu niye yaptımlar bitmeye başladı, keşke yapmasaydım demeler azalmaya başladı, yine mi aynı hatalar neredeyse bitti. Şimdi sırada, bugün ne yapacağım, ne yapıyorum, nasıl yapıyorum, nasıl yapacağımlar var..

    Bugün sakin bir adımla dünkü yapmadıklarımı yapıp güne işe giderek ve sorgulamalarla devam edeceğim gibi duruyor. Bazı rahatsız edici davranışlar dönüştürülmeyi bekleyecek bugün. Düşünceler serbest kalmayı bekleyecek. Artık beklemekle kalmayacak ortaya dökülecek ve düzeltilecek.. İnsan kendine ihanet ederse kimseye dürüst olmazmış. Verdiğim sözlerin arkasında dimdik durmam yetmez, harekete geçip ihanete meyil vermemem de lazım..

    Her paragraf kendi içinde bir başlangıç ve bitiş oluşturuyor bugün. Kafam kadar dalgın ve dağınık aslında. Her birini toparlamak için gram salise beklemiyorum. Yazarken beni durduran tek şey kahveden yudum almak. Onun dışında hiçbir şey akan giden düşüncelerime pranga vuramıyorum bugün.. Düşünceler gelip geçmesiyle ünlü olsa da akıp gitmesine izin verilmeyen her düşünce kendini gerçekleştirmek için orada sinsice bekliyor aslında. Bugün rest çekmek yok, bugün manifesto yok, bugün sadece akıp gitmesine izin vermeler var..

    Sonuçlarına kendimizin katlandığımız hiçbir şeyin hesabını hayata vermek için çabalamayın, sadece yorulursunuz. Kendinize hesap verebilecek şeyleriniz varsa ne şanslısınız hem düzelir ya da rutine bağlanır. Kendinize hesap veremezseniz de ne şanslı en azından yüzleşmeyi öğrenebiliyorsunuz.. Kendine yaslanan en fazla yalpalar, yıkılmaz hiç..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SANA DEĞER YA DA DEĞMEZ, SANA BAĞLI..

    İliklerime kadar rahatsız oluyorum kendimden. Sebebi şimdilik bende gizli kalsın, her karanlığımı da açmayıvereyim.. İnsan kendini ne uğruna parçalar; şan, şöhret, para, onur, gurur, insanlar, olaylar, gelecek, geçmiş hatalar.. Etiketimizde rakamlar yazılı mı gerçekten, hepimizin bir fiyatı var mıdır?

    Neyi istediğimi bilmediğim koca bir iki yıl geçirdim, ondan öncesinde de biliyor muydum hayır sadece yaşıyordum. Şimdi ne istediğimi bulmak için küçük küçük adımlarla deniyorum. Hatta bir rutin bile oluşturdum diyebiliriz. Çok sıkılıyorum bu aralar, her şeyden. Yoga, nefes egzersizi, çalışmak, insanlarla vakit geçirmek kesmiyor artık. Kendimle baş başa kalmayı öyle seviyorum ki herkesin varlığı kalabalık bir gürültüden ibaret geliyor.. Zamanında doktorum, sosyal varlıklar olduğumuz için yalnız olamayacağımızı bunun benim gibi biri için alışkanlık oluşturursa insanları yok sayma ihtimalimden dolayı yok tehlikeli bir alışkanlık olabileceğini söylemişti.. Değişim dönüşüm, arafta yaşamaya alışmış beynimi oldukça zorluyor.. 

    Bugün kendimize söz verelim, siz vermeseniz bile ben veriyorum.. Sadece hayır diyebilmeyi öğrenmek yetmez, bazen keskin sınırlarımızda olmalı diye inanıyorum artık.. Hamurumda olmayanı sırf deneyerek teyit etmeme gerek yok. Yokmuş.. Kendimize neyi layık görüyorsak, görmüyorsak ya da onu yaşıyor ve yaşatıyoruz çoğu zaman.. Nezaketi ve tevazuyu abartmış olmak tam tersini yaşatıyor şuan.. 

    Yaşadığım hayatı, seçimleri ve sonuçlarını yüzleşme ve kabullenme olarak hayatıma entegre etmeye başladım. Beni rahatsız eden şeylerden artık yavaş yavaş eminim. Şimdi bu rahatsızlık yaratanları yoldan süpürme günü. Bundan sonra diye cümleye başladığım ne varsa cümlesel olarak kaldı. Şimdi demeden, söylemeden yapmak zamanı.. Önce rahatsızlık verenler listesi çıkaracağız, tik ata ata gideceğiz. Yolun uzunluğu nefes kesiyor. Aceleci, fevri, beklemekten keyif almayan biri için en zor aşama şimdilik sabır..

    Kendine layık gördüklerini söylemekten, talep etmekten çekinme istemediklerini sırf yalnız kalmamak ya da başka bir sebepten dolayı yaşamaktan vazgeç kızım. Bugün bu yılın ikinci manifestosu olsun bu.. Değer mi değmez mi, layık mısın yoksa kendini mi kandırıyorsun görmek için bu son kurşunun olsun..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..DOLAŞMAK, EĞLENCENİN KIYISINDA..

    Bugün dilekler özgür, istekler prangasız.. Barış, huzur, dünya barışı, mutluluk gibi klişe ve yüzeysel istekler hepimizin toplumda kabul görmek için ortaya attığı istekler. Bunlar benim umurumda değil. Ben karanlığınızdaki dilekleri ve arzuları bilmek istiyorum.. Her zamanki gibi önce benimkilerden bahsedeceğiz, sizse okurken kendinizdekilerle yüzleşeceksiniz..

    Elbette huzur, bolluk, bereket, şan, şöhret herkes kadar benimde kendime layık gördüğüm şeyler.. Ben istiyorum ki yaşayan herkese empati sınavı ve deneyleri yapılsın, sınavı geçemeyenler belli bölgelerdi kendi ırklarıyla yaşamaya mahkum edilsin istiyorum. Kağıt parçasının statüyü belirlediği bir sistemin kesinlikle kalkmasını isterdim mesela. Entelektüel seviye belirleme sınavı olmalı ve statüyü o belirlemeliydi. Yalancılar yakılsın demeyeceğim elbette, lakin bize yalana itebilecek her şeyin yönü yolu arınsın arınmalara rağmen yalan söyleyenler hayatı boyunca gerçeklerden mahrum kalsın isterdim.. Hepimizin bir eğlence anlayışı var; kimimiz alkolü, kimimiz kahve ve çayı seviyor, kimimiz yüksek ses teknoyu kimimiz plakta çalan bir Ahmet Kaya türküsünü seviyor. Eğlenmeyi seven ve bilen herkes kabulüm olduğu için isterdim ki herkesin tam ruhuna uygun mekanlar yasal olarak zorunlu haline gelsin. Hatta terapi merkezi sayılsın.. ikiyüzlülük, riyakarlık, güç zehirlenmesi, yalakalık ve kindar davranışlar direkt toplumdan men edilmeli ve toplumdan dışlanmalı..

    Hepimiz pembenin gücü adına sevgi pıtırcığı olalım, demiyorum. İnsan olalım, anlamını yitirmesin iyi insan olma kavramı diyorum.. Hayvanları sevebiliyorken, doğayı her mevsimiyle kabul edebiliyorken, her insana empatiyle yaklaşmaya çabalıyorken bizim gibilerde elbette öfkesine yenik düşebiliyor, yanlış yapabiliyor, kötü düşünceler barındırabiliyor zihin kıvrımlarında, hatta ileriye gidiyor zihinsel ve fiziksel zarar vermek isteyebiliyor, bu bizi kötü biri yapar mı sorusu zaten tam bir paradoks.. Bizi biz yapan sözlerimiz değil davranışlarımızdır, demiş Platon. Zihnin karanlık, karamsar ve çirkin düşüncelerine rağmen davranışlarına çekidüzen veren her kim varsa benden ona bir dal papatya.. Kendi zihnine hükmedip eğip bükmeye çalışan kim var, ona iki dal papatya. Gecenin deminde kaybolsa bile yolunu bulmak için cesurca savaşan kim varsa benden ona bir papatya tarlası..

    Korkularımız kadar cesurca davrandığımız yerler var, aydınlığa boyun eğdiğimiz kadar karanlığa kafa tuttuğumuz zamanlar var, batırdığımız işler kadar eğlenmeye yön vermişliğimiz var, kalp kırıklarımız kadar aşka yeniden inananlarımız var, hayal kırıklığına rağmen inatla hayal kurduğumuz konular var, hayatımızın gidişatını mecburiyetlere mahkum edenler kadar yeniden umut aşılayanlar var, kadının kurdu kadar yurdu olanlar var, erkeğin dik durmasına neden olanlar kadar gözyaşlarını silmek için orada duranlar var.. Var arkadaşlar var; yeniden sevmek için umut, yeniden başlamak için güven, yeniden yol bulmak yol yapabilmek için aydınlık var.. İstediklerimiz, hayallerimiz sadece kendimiz tatmin edecek kadar sınırlıysa kusura bakmayın kendi bencilliğinizde boğulmaya mahkumsunuz, ya da bir zahmet bakın kusura kusurunuza.. Davranışlarınızı, düşüncelerinizi, duygularınızı sadece kendinizi mutlu edecek benmerkezcilikte belirliyorsanız, bakın kusurunuza. Hayatla sizin aranızdaki boşluk empatiyle dolacak kadar büyük mü yoksa empatinin köprü kurabileceği kadar kısa mı? İşte ben isterim, o köprüyü elbirliğiyle kurabilme cesareti ve özveriyi gösterebilelim..

    Eğer toplum sizi dışlamayacak olsa, saçmalama demeyecek olsa, hastasın sen diye gömlek giydirmeyecek olsa siz neyi ne şekilde değiştirmek isterdiniz?

    ..SEVGİLERİMLE..- 

  • ..AYILMA VE TANIŞMA KAHVESİ..

    Kahvem 1 saattir gelmedi, öylece bekliyorum.. Her sabah bu rutini gerçekleştirmeden güne başlayamıyorum.. Uyanamamak değil mevzu, bir rutinimin olması.. Kahve benim için her şeyin başlangıcı aslında.. Aşkın, yalnızlığın, keyifli sohbetlerini dertleşmenin, tanışmanın, tartışmanın, güne başlamanın, günü keyifli geçirmenin.. 

    Günlük rutinlerim 2 haftadır tam olarak şöyle; uyan, kahve iç, yazını yaz, yoganı yap, yürüyüşe çık, kemana dokun, işe git, işten çık uyu.. İşteyken kahve iç, işe giderken iç, işteyken görüşmeyi özlediklerime kahve teklifi yap derken ben aslında ben değilim, kocaman bir kafeinim..

    Kimisinin birası viskisi, kimisinin sinema tiyatrosu, kimisinin liseli arkadaşlarıyla vakit geçirmesi, benim de kahvem..

    Ve kahvem geldi.. Bugün, iki haftanın sonunda ilk kez bu kadar geç uyanıyorum. Aslında uyandım ama yataktan pek bir çıkmayı istemedim.. Bugün hiç gitmediğim bir yere gitmek ve orayı keşfetmek istiyorum. Bugün kendimle tanışmak, kahve içmek ve elbette beni bir de benden dinlemek istiyorum.. Suya ve dağa hasretim, elbette bir de aileme ve yakın dostlarıma..

    Sigarayı biraz abarttım. Kahveyi istesem de abartmış görmüyorum. Kalçalarım sevdiğim halini terk etti, göğüslerim dargın ve sıkışmış hissediyor.. Flörtler gece gelip konuşma taraftarı gündüzünü ayıran yok. O zaman gecemizi ayırmaya gerekte kalmadı. Çevremde elektriğini hissettiğim zararlı enerjiler var kimden neyden yayıldığını öğrenmek üzereyim, umarım geç kalmam.. İki gündür özellikle sağ bacağımı yaralamadığım yeri kalmadı; kalçamdan köpek ısırdı, bileğim çiviye takıldı, dizimi sandalyeye vurdum. Sol tarafım ketum; yogada esnememek için kendini tutuyor, bir yere çarpılmamak için temkinli davranıyor, çivilerden kaçıyor.. Sağ bacağım annem gibi; sempatik, heyecanlı, ortamlarda neşeli, hemen nazara geliyor. Sol bacağım babam gibi; hemen güvenmeyen, ortamı izleyen, temkinli, kendini sakınan.. Vücuduma sinyaller gönderen sinir uçlarım kardeşim gibi; soğuk duran, hemen kaynaşmayan, tuttuğuna tutunan ve bağlanan hemen, akılcı, derinleri gizlide yaşayan ve güneşe çıkarmayan fikirlerini.. Bedenimin kontrolü uyumsuz, davranışlarımsa aynı beni temsil ediyor; heyheyli, hemen parlayan, ışık saçan ama bir o kadar da sönmeye müsait, tutarsız, isteklerini gölgeleyen, kararlarına sahip çıkmak yerine hemencecik karar değiştiren..

    Ahh sevgili kafein, gelmenle bekletmen arasında işte böyle bir fark var.. Kanımla temasa girdiğinde kelimler kendini saçmaya hazır mermi gibi. Yokluğunda korkak bir burjuva gibi.. Peki siz, sizin merminiz ve burjuvazi yanınız tam olarak neyle etkileşime giriyor?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ALTER EGONUN SELAMI VAR..

    En gölge yanınızı sorsam, ne olduğunu bulabilmek marifet olsa bile, asıl marifetin onunla yüzleşmek olduğunu biliyorken, bunu itiraf edebilir miydiniz?

    Ben sizin yerinize edeyim, herkes gibi olmak ve herkes gibi ölmek. Hele de yaşıyorum sanıyorken. Tabi yazar burada herkes gibi derken ne demek istiyor; standart maaşla ayı kurtardığın bir iş, kitap okumayı hobi sanarak ara sıra okuyup geçmek, arkadaşlarla sıradan sohbetler eşliğinde kahve içmek, ailenin sınırlarıyla yaşamak, hatalar ve yanlışlardan kaçmak, sabah kalkan akşam yatan olmak, düşünmeden anlamadan hatta ve hatta anlamaya çalışmaktan korkarak yaşamak.. 

    Yavuz Çetin’in dediği gibi ”benden sizden biri yaratmayı nasıl başardınız” sözlerini yaşamaktan, demekten korkuyorum. Korkumla yüzleştim. Az kalsın başarılı oluyordunuz. Tam olarak sizden olmayan bizleri; sizin sınırlarınızla, kurallarınızla, ahlakçılığınızla, ücretlerinizle, çalışma saatlerinizle, samimiyetsiz sevgi gösterilerinizle, güvensiz ilişkilerinizle yaşayacak birine dönüştürecektiniz. Az kalmıştı başarmanıza, aklımdan şüphe ettirerek. Ahh şüpheee! İnsana abdest bozduruyor, şükür ki ibadetin abdestten öte olduğuna inanan bizlerinse, şüphe tek gerçeği haline dönüşüyor..

    Aklımın sınırlarını hastalığım sayesinde yıkmaya başladım. Ruhumun prangalarını insafsızlığınızın kerpeteniyle sökmeye başladım. Kalbimin pasını sevgisizliğinizin kırıntılarını reddettikten sonra atmaya başladım.. Her şey planın parçası, her şey planın kendisi.. Hiçliğin her şey, her şeyin hiçbir şey oluşuna dönüşmesini sağlıyorum.. Her ilişkim bir projeydi, projeymiş. Hepsinde neleri kaybedeceğimi gördüm. Şimdiki en kıymetli projemin ana teması kazanmak. Ve bu projenin en önemli parçası kendimim. Ruhumun nelerden tiksindiğini biliyorum artık, ahlak sınırlarım tam olarak nerede başlıyor nerede bitiyor biliyorum, aklımın neye delirdiğini anlamaya başladım, kalbimi kıran neyse artık biliyorum.. Bütün datalar oluşturuldu, veriler incelendi. Proje hayata geçirilmek için hazır.. Geriye tek bir şey kaldı.. Bütün kaslarımı yırtarak yeni bir enerji akımı oluşturmak ve frekansımı değiştirmek..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..HADİ DANS ET KALBİMİN ÜSTÜNDE..

    Düşünce gücünü değiştir, dünyan değişsin derler. Demek ne kolay. Aşık olabilirsin, olmak ne kolay. İhanet edebilir, ihanete uğrayabilirsin, yapmak ne kolay. Yeniden başlayabilirsin, başlamak ne kolay..

    Kolay olanı seçmek ne zor. Zor olandan vazgeçmek daha da zor.. Bugüne kadar vazgeçtiğimiz çoğu şeyin bize iyi gelen yanlarımız olmasının olasılığı, bize zarar verenlerden uzaklaşma olasılığımızdan daha yüksek oluşu ne üzücü.. Nefes aldığımız sürece yeniden başlamak mümkün, sevmek yeniden mümkün, dürüst olabilmek mümkün..

    Kendini bilen, bilir dünyanın sırrını. Kendini bulan, bulur Süleyman’ın hazinesi. Kendini kaybeden, kaybeder yolunun haritasını. Yolculuk aslında kendinde başlar, kendini bulmakla başlar. Bitmez, nefes alışın son bulana kadar. Kendin olabilmek bir delilik yolculuğu ve cesaret isteyen bir savaştır, bu bir başladı mı bitmez bir daha.. Siz bu yolculuğun tam olarak neresindesiniz peki? 

    Hayatım, 29 yaşımın ortasında üç evreye ayrılmış vaziyette.. Geçmiş, geçmişin tortusu ve bugün.. Geleceği yazmak içinse bir 6 ayım var.. Her şeyi planladım.. Sis kaybolmaya başladı.. Ne istediğimi biliyorum, sıra ne yapmam gerektiğinde.. Yaklaşık iki haftadır bir rutin oluşturdum, zor ve benlik olmayan bir alışkanlık olan erken uyanmak bunun en önemli yapı taşı.. Gece geç saatlere kadar çalışan, sabahın yedisinde eve gelen biri için öğlen bir gibi uyanmak mükemmel bir alışkanlık bense bunu sabah on yaptım.. Yemek yemeyen, sigara ve kahveye bağımlı olan biri için kuru fasulye yemek nen kadar önemli bir bilseniz, yiyebilmek.. Duş almadığı için saçları keçe gibi olan, zayıflıktan kemikleri sayılan, yorgan ve yastığın yoldaşı olan biri için saçlarını boyatmak, kendi şampuanını seçmeye başlamak bir devrimdir mesela.. Kendini izole etmiş birinin, tek başına tiyatro ve konsere gitmesi var olan hükümeti yıkıp yeni bir cumhuriyet kurmasıdır mesela.. En kötü ve en mucizevi kısmına geliyoruz; hayatını insanların içinde geçiren, sosyal bir kelebek olan, tut ve heyecanlı yapıya sahip olan biri için bunları yapmak kolay denilse de zor kısmı yapamama halini yaşamak. Hep geçmişe tutunup ama ben yapabiliyordum şimdi ne oldu derken, aynadaki yansımada gözlerinin içindeki ışığın söndüğünü görmek ne demek bilir misiniz, sanmıyorum.. Asıl zorluk buydu, asıl mucize ise yeniden başlayabilmek oldu..

    Bir kere bu kalbin pavyonlarını aydınlattın mı, onu söndürebilene aşk olsun.. Kendine yaslandın mı seni, yıkabilene aşk olsun. Kahkahanı keşfettin mi, sesini kesebilene aşk olsun.. Aşk olsun da nasıl olursa olsun demeyin, aşk bunu yaptırmaz, yaptırmazmış yani.. Dans edemeyen birine ritim duygusu aşılarmış aşk, hayvanlardan korkana başlarını okşama cesareti verirmiş aşk, doğaya alerjisi olanın ağaca sarılmasını sağlarmış aşk, nodülü olana inatla şarkı söyletirmiş aşk.. Onca acıklı şarkı, yaralı hikaye de aşka dahil mi demeyin, elbette her güzel şeyin iyi ya da yaralı bir sonu olmalı. Olmalı ki yenilerin başlamaya yüzü olsun hayatımızda..

    Spot ışıklarının altında; yeniden heyecan ve tutkuyla aşık olabilmeniz, cesurca adım atabilmeniz, dans etmekten ve dansa kaldırmaktan çekinmediğiniz, kendinize ve var olan her şeye yeniden inanabilmeniz, savaşmaktan korkmadığınız nice yeni başlangıçlar yapabilmeniz dileğiyle..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BİR ÖZÜR YETER Mİ, AFFETMEYE?..

    Bu şehirden gitmek istemiştim, gitmesem olur mu?

    Dünün bir kısmı yok, o derece kafam güzeldi. İyi ki içmişim diyecek kadar eğlendim. Yine de uzun bir süre bunu tekrarlayacağımı sanmıyorum.. 

    Biliyor musun sadece karşımda duran televizyonu, dinlediğim şarkıyı, masada duran Atatürk portresini, yanımda yatan köpeğimi yazasım var. Fazlasını akıtasım yok, eksik bırakasım var.. Sadece eğlenmiş olmanın keyfine varmak yerine, gece sonu sızmış olmanın hüznü çöreklenecek gibi üzerime.. Şimdi yazımı yazacağım, kıçımı kaldırıp yoga pratiği yapacağım, kemanımla zaman geçireceğim, köpeğimle çamlığa çıkıp kitap okuyacağım ve saat daha 11..

    Hani günlerdir yazdıklarım var ya hepsini tek kelimeyle silip atıyorum şuan.. Alter egoma hoş geldiniz..

    Toplumun kurallarına aykırı olmak bile kendine kurallar koyarak oluşuyor. Ne gerek var, kaybedecek bir şeyi olmayanın özgürlüğünü yaşamak varken.. Her şey bitebilir, herkes gidebilir, her konu başarıyla ya da tam tersiyle sonuçlanabilir. Kendimi buldum, geri kalan her şey kaybedilebilir.. 

    Hayatım bir çeyrek asrı geçti, özrü kabul eden biri olamadım. Bana göre bir şey yapan ya özür dilememeli yaptığının arkasında durup davranışlarıyla telafi edebilmeli durumu, ya da hiç yapmamalı.. Ama şimdi ilk kez tüm samimiyetimle karşınızda kendimden özür diliyorum.. Boktan kurallarla, çürümüş düşüncelerle, yıpranmış duygularla kendime eziyet ettiğim için.. Kabullendiğim birkaç gerçek var elbette; depresyona kafama göre girip çıkmak gibi bir şansım olmadığı gibi, terk edilme dürtümden dolayı beni terk edecek adamlarımı seçmem gibi, yapacağım dediğim şeylerin lafta kalmasının eyleme geçmekten daha kolay gelmesi gibi, yaralı insanları bulup iyileşmeleri için götümü yırttıktan sonra aslında bana zarar verecek düşmanlar yetiştirmiş olmak gibi, şarkı söylemeyi sevsem bile sesimi mahveden sigarayı asla bırakamamış olmak gibi..  

    Sürekli sınırlarımızın içinde kıvranıp, sonra da neden başaramadık diye sızlanıyoruz.. Daire içine alınan karıncalar gibiyiz. Bizim dairelerimizinse kalemi genelde bizim elimizde, ne ironik.. Yalpalaya yalpalaya daireden çıkmaya çabaladım aylarca. Öncesindeyse içinde bulunduğum daireyi mümkün olduğunca küçülttüm durdum.. Şimdi anlıyorum, yeni daire çizmek değil olay, daireyi komple silip atmak..

    Huzurunuzda kendimden bir kere daha özür diliyorum; ne düşünülür, nasıl anlaşılır, ne doğru, ne yanlış, aman açıklayayım, aman yanlış yapmamış olayım, aman ya yakalanırsam, aman bana göre değil, aman savaşamam, aman ya başaramazsam, aman ya utanırsam diye diye daire oldu mu sana nokta kadar.. Kalıpların canı cehenneme, ne olacaksa olacak zaten, en rezil durumun içinden aydınlığa çıkmasını da bilir ve bir yolunu bulur insanoğlu.. Tanrılar yaratıyoruz, küçük insanlardan.. Onlara iman etmek için travmalarımız ve amigdalamız bize müthiş bir kokteyl hazırlıyor. O kokteylden shot attım defalarca, şimdi kusmak zamanı.. Kusup yeni kokteyller deneme zamanı..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KARA MAMBA MANTALİTESİ..

    Hayat motivasyonunuz tam olarak ne? Neyi amaçlayarak hayata diş biliyorsunuz, ya da biliyor musunuz? Rutinleriniz neler mesela?

    Benim son 2 haftam; flört ilişkilerinden kaçarak, yoga yaparak, yazarak ve çalışarak geçmeye başladı. Bu benim yeni rutinim mi bilmiyorum. Keyif almadığımı söyleyemem..

    Her gün aynı yemek yenmez, aynı rutinler yapılamaz, aynı yerde sürekli oturulamaz. Bunun ışığındaysa alışkanlıklarımız da sürekli aynı kalamaz. Mesela benim iki sene öncesine kadar rutinim; birinden etkilen, hayatını yıkmasına izin ver, çalış, eğlen, hayatı bol keseden harca, terk edil, depresyon ve kapanış olarak geçerdi.. Mesela 4 yıl öncesine kadar; aniden otostop çek ve kampa git, kafayı dağıt, çalış, dernek ve toplulukların projesine koştur, mezun olmaya çalış, hayaller kur ama vakit ayırma kendine olarak geçerdi.. Mesela 10 yıl öncesinde; abartmaya gerek yok o kadar geçmişe gömülüp neyi bulacağız..

    Şimdilerde sadece deniyorum. Aslında yapılacak listesi kabarık, senelerdir değişmeyen tek rutinim çalışmak olduğu için bir tek ona göre hayatımı şekillendirmek zorunda kalıyorum.. Hatalar yapıyorum, neyi isteyip neyi istemediğimi düşünerek değil davranışların sonucuna bakarak seçiyorum, seçmeye çalışıyorum. Bedenimin ve zihnimin sesini duymaya çalışarak ruhumu sakin ve huzurlu tutmayı öğreniyorum.. 

    Yapılacak listesi kabarık olsa bile her şeye yetişmem mümkün değil, bunu kabul etmek hayli zor.. Yine de öncelikler belirledim ve artık onları deneyip elemeler yapıyorum.. Mesela sağlıklı beden için önce yeme alışkanlığımı değiştirmeye çabaladım pek olmadı, yogaya başladım hemen, bir düzen tutsun yemeye de zaman ayıracağım.. Akıl sakinliğim için kemana geri döndüm, onun nazı niyazı zorlayıcı olsa da çekilmeye değer.. Sadece eğlenmek için vakit geçirilecek insanlarla, her şeyi yapabileceğim insanlar arasında ayrım yapmayı öğreniyorum mesela, ben herkesle her şeyi yapabilirim diye inanmak istesem bile çoğu insan aksini kanıtlamakta pek bir ustaydı.. Eğlence anlayışımın çevreyle kısıtlı kaldığını anladığımda önce kızdım kendime nasıl olur da insanlara göre yaşarsın diye, a su bulunduğu kabın şeklini alırı dikkatle dinlemek lazım, öyleyse dedim okyanusa doğru sız sessizce.. Ayy bu sessizlik ve sakinlik ne zor.. Yine de en başarılı olduğum konular haline gelmeye başladı.. Akıllıca delirmek hayatın bana en güzel hediyesi olmuş aslında..

    Sigara ve kahveye olan bağım beni bazen yoruyor, geriye onlarla vedalaşmanın kendimce yolunu bulmak kaldı.. Hayatımdaki kimseye veda etmeyi beceremedim, terk edilmek acı da olsa en kolayı, ama bu kerataların beni terk etmeye pek niyeti yok gibi.. Neyse şu seçim geçsin, onlarla da güzelce vedalaşacağız, inanıyorum..

    Her salise anda kalmaya çalışmayın, her öğün sağlıklı beslenme adı altında kendinize zulüm etmeyin, her dakika aynı şarkıyı dinlemeyin.. Bunların dışında kalan ne varsa size iyi gelecek olan maalesef ki cevabı sizde saklı, bir de oy pusulasında.. Hayat lineer ilerlemiyor, dümdüz bir yolculuk beklemeyin.. Yiyin, için, sevişin, eğlenin, anlamaya çalışın, bir hayvanla dertlenin, bir insanla aşkı yaşayın, bir dostun gözlerinin içine bakın, ailenize sarılın.. Kendinizi bulmak için, bazen kaybolmak gerektiğini unutmayın..

    ..SEVGİLERİMLE..