Yazar: yildizlaraltinda

  • ..YAŞADIKLARINI YAZMAYI BIRAK, YAZDIKLARINI YAŞA..

    Bundan birkaç yıl kadar önce sesine ve sözüne değer verdiğim birinin sözüdür bu başlık aslında.. Hep yaşadıklarını yazıyorsun biraz da yazdıklarını yaşamaya dene demişti. Bugün en absürt, en ironik isteklerimizi sıralayıp geri kalan işi evrene bırakalım..

    Mesela ben bugün neşeyle kahkaha attıracak bir mucize bekliyorum. Elbette sadece beklemekle kalmamak gerek. Hayatı pencereden izlemeyi huy edindiğim bir dönem olmuştu ve inanın bana fırsatlar size en fazla sokağınızdaki kaldırım kadar yaklaşıyor bu durumda. Mucize çok geniş bir kelime olduğu için bunu biraz açalım; yarınımı düşündürtmeyecek bir bolluk gelsin bugün hayatımıza, sevdiklerimiz koşulsuz bir şekilde ben buradayım desin, sesimiz daha neşeli çıksın bugün, sorunlar değil çözümlerle dolu bir gün olsun bugün, sanatta ve aşkta fırsatlar çıksın karşımıza, sağlığımız parlatsın gözlerimizi..

    Hayallerin verdiği pembemsi huzur hayatın karanlığını aydınlatsın bugün. Kimsenin kahramanı değil, kimseye zorba değil, kendimize yaşam kaynağı olduğumuz bir gün olsun. Öyle bir gün olsun ki; ne merkür retrosu alsın götürsün bizden birilerini, ne ülke şartları bunaltsın ruhumuzu, ne düşmanlık yıldırsın aklımızı ne de duygular çürütsün içimizi.. 

    Bugün yasaklayalım hayata dair geç kaldığımız ne varsa, gururun önüne çiçekler geçsin mesela, bir markette bir kırtasiye de bir kafede öylece aylaklık ederken aa bu tam senlik dediğimiz hediyeler verebilelim birilerine mesela. Şiir okumak klişe olmaktan çıksın bugün, kahveler alelade sohbetlere meze olmasın, rakının adabı yerine getirilsin, yemekler doymak için değil hayatın tadını almak için yenilsin bugün.. Geçmişe sünger çekmeden hatasıyla sevabıyla kabul görsün, yapılır bazı eşeklikler denilebilsin bugün. Hani diyor ya şair, oysa tanrı biliyor ne güzel uyanmıştık bugün, diye işte o gün bugün olsun mesela.. 

    Ruhumuzun travmatik yırtıklarından içeriye şifa sızsın içeriye. Aklımızın köhne ücralarında hoş müzikler çalsın bugün. Tarih tekerrürden ibaret olmasından yeni bir gün yazsın bizim için. Sadece sevgilisi olanlar değil, ruhunda aşkı yaşayanlar dans etsin sokağın hapishanesi olmuş kaldırımlarında ve başkaldırsın o dans esarete sebep olan her şeye. Deli miyiz yoksa dahi mi önemsizleşsin bugün.. 

    Hani diyete başlamak günüdür ya pazartesi, ya da kendimizi kandırmayı sevdiğimiz sıradan bir gün. Hah işte bugün kendi hayatımızın maestrosu olabilme cesareti gösterdiğimiz bir gün olsun, korkuyorsak yaşamaktan ve bunun için varsa geçerli sebeplerimiz ya da kendimize sunduğumuz bahanelerimiz hepsini bir tiyatrocu selamıyla karşılayalım bugün..

    Etiketsiz yaşam neredeyse imkansız hale geldi biliyorum, sadece market reyonlarına has değil etiketler bunu da biliyorum. İmkansızı başarırız diyemesek bile bugün etiketlere güncellemeler getirelim bugün. Sözlerimiz banyo pembeliğinin huzurunu hissettirsin, davranışlarımız ”intihar mı etsem yoksa bir bardak kahve mi içsem” diyen Camus’u hayata yeniden inandırmaya ikna etsin.. Deneyelim be kötüyü yaşamakta yaşatmakta, ama bilerek ama bilmeyerek zaten mümkün. Peki iyi olanı?.

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KARAR VEREBİLME SANATI..

    Ne olmak istediğime karar verememekle kalmadım. Beni olduğum halime ulaştırabilecek her şeyi uykuya ve oyuna sattım. Hayatıma dokunmuş, hayatımdan gitmiş, hayatımın kenarında duran ve hayatımda olanları küçük küçük inceledim birkaç gündür. Durdum, düşündüm, baktım, aradım.. Seçimlerimi sorguladım. İçinde dönüp durduğum döngülerin bir haritasını çıkardım.. Şuan olduğum yerden içinde bulunduğum ruh halinden sıyrılmanın bir yolu olmalı desem bile içinde dolanıp durmaya devam ediyorum.. Her gün aynı yemeği yiyerek kabız olmak ve bu kabızlıktan sadece şikayet etmek benimkisi.. Yıllardır sağlığımın bile bozamadığı tek rutinim sabah uyanır uyanmaz yudumlamaya başladığım kahvem..

    Ara ara yürüyüşler yapardım, ara ara yoga yapardım, ara ara el işi hobileri yapardım. Diyorum ya ara ara. Bir elimde kalan tek şey kelimelerim işte. Durmaz yazarım, durmaz konuşurum.. Bu yol beni yıllar içinde nereye götürecek bilmiyorum. Ama yıllar içinde nereye getirdiğini biliyorum..

    Sahnede olma arzumun karşılığını çıkarmıştı karşıma hayat, bense aşkı seçip hayatı pencereden izlemeyi seçmiştim. Kendi işimin sahibi olma arzumun karşılığını çıkarmıştı hayat karşıma bense arkadaşlığı seçip hayatı balkondan izlemeye devam ettim. Kendi senaryomu yazmamın karşılığını çıkarmıştı hayat karşıma bense herkesin tersine işleyen bir saat diliminde çalışmayı seçip hayata yatağımla hasret gidererek devam etmiştim..

    Yani anlayacağınız herkesin önce kendini seç demesinin karşılığını çıkaran hayata karşı ben hep kendim dışında olanı seçtim.. Disiplin, eser miktarda hırs ve istikrar üzerine düştüğünüz konuda size başarı getirecek asıl formül. Bunu bilmek beni farkındalığı olan biri yapar, bunu uygulamaksa bilge yapar. Bense sadece fark etmekle kalmayı seçtim..

    Saat 17.03, yaşım 29, 20223 bitmeye yaklaştı. Kemanım masada, klavyem kucağımda, kitaplarım karşımdaki kitaplıkta, yoga matım dolabın yanında. Hepsi benim onlarla temasa geçmemi bekliyor.. Aylardır onlarla güzel bir düzen kurmak için kafamın içinde düzenli bir plan yaptım. Evet kafamın içinde.. Her şeyi kendiliğim yaptım, geri kalanları da kendim yapacağım yanılgısının yorgunluğunu yaşıyorum.. Hayallerin ve arzuların yeşerdiği kafamın içindeki dünya gerçek dünyayla uyuşmadıkça yorgunluğum artıyor.. İnsanın kendine savaş açması ne kolay, o savaşı kazanabilmesi ne zor.. Kendimle savaşmayı bir zaman önce bıraktım yanlış anlaşılmasın, kendimi kazanmak ve kendimi seçmeyi öğrenmek için savaşıyorum..

    Mucizeler olsun, güzellikler kendiliğinden olsun diye sızlanıyorum bir süredir. Babam güzellik istiyorsan onu almak için çabalamalısın diyor, annem kendini biraz akışa bırak aklını serbest bırak diyor, kardeşim beklesen de yola çıksan da daima seninleyiz diyor, arkadaşlarım yapabileceğinden şüphemiz yok diyor, düşman olanlar bile ayakta durabiliyor olmama hayranlıkla bakıyor.. 

    Duygu karmaşamdan nefes alamadığım çok zaman oldu, düşüncelerimin akın akın saldırdığı anlarda evden çıkabilecek gücü bulamadığım çok zaman oldu, seçimlerimin sonuçlarına katlanacak gücü bulamadığım da çok zaman oldu.. Çoğu zaman ne yemek yemek istedi canım, ne yataktan çıkmak istedi, ne de hayata karışıp gitmeye hevesim vardı.. Birikim yapabildiğim tek şey insanlardı birçoğu iyikim.. Duş bile almaya elim gitmezdi öyle yılgın savaşlar verdim.. Tam şuan bulunduğum yerden baktığımda dikiz aynasına; hatalarıyla pişmiş, kendini anlatmak için çabalamış, anlamanın verdiği yakıcı gerçeklikle yaşamaya çalışmış, herkese iyi gelebilmek adına kendinden harcamış küçük bir kız çocuğunun bir köprü üzerinde ayaklarını sarkıtmış senelerdir aslında tek istediği bulmak ve bilmek için çabalayışını görüyorum..

    İhtiyaçlarıma bakmadan savrula savrula yaşamayı bırakmaya kararlıyım bugün. Hayatı pencereden izleyerek mucizeler beklemeyi bırakamaya kararlıyım bugün. Hakkım olan sahnede olmak yerine o sahneye çıkanları izlemekle yetinmeyi bırakmaya kararlıyım bugün..

    Hakkım olanı beklemeyi bırakmaya, tırnaklarımla almaya kararlıyım bugün..

    Duygu ve düşünceler mağlubiyet ordusuyla üzerime gelse de, insanların sahtesi çıksa da yoluma, hayat beni aceleyle ittirip kaktırmaya kalksa da, kararsızlıklarımın sonucu seçimlerim beni ”acaba onu seçseydim nerede olurdum” desem de zaman zaman.. Bütün parçalarımın toplamıyla, hatalarımla, geçmişimle, geleceğimle, düşüp kalkmalarımla, savaşlarımla, sevişlerimle, olumlu olumsuz diye adlandırılan duygularımla, zaman zaman sesini kısamadığım düşüncelerimle, neşemle ve öfkemle.. Bugün kendimi seçmeye kararlıyım..                        

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..AKLA SANSÜR YASAKLANMIŞ OLSA..

    Her şeyin başı düşünce değil mi bir noktada.. Duygularımızın bile altını mı çizeceğiz üstünü mü çizeceğiz yönünü tayin eden düşüncelerimiz değil mi..  Davranışlarımızın iplerini elinde tutan duygularımızın asıl kontrolcüsü değil mi düşünceler..

    Aklımıza giren her fikrin doğruluğuna inanmak bizi aptal sürüsünün kurbanı yapar. Gereken araştırmalar bunu ortaya koyuyor. Peki duygularımız?

    Yaşadıklarımızın reaksiyonu haline gelen duygularımıza ne kadar güvenebiliriz? Aslında asıl soru bunlardan tam olarak arınabilir miyiz, arındığımızda neye dönüşürüz? İşte bugün manifestimizi bunun üzerine yoğunlaştıracağız..

    Mesela öfke.. İnsan ilişkilerinde, oynadığım oyunlarda, çalışma alanımda çoğu zaman aynı hatayı yapıyorum ve farklı sonuç bekliyorum. Karşımda Einstein olsaydı o ünlü sözünü tokat olarak yüzümü yapıştırırdı.. Aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek sadece aptallıktır.. 

    Mesela heyecan.. Küçücük bir hediye, tatlı bir söz, minik bir not beni dünyanın en mutlu insanı haline dönüştürebiliyor. Hemen ani kararlar verdiriyor. Ve hemen önemsiyorum yapanı.. Halbuki her insanın arkada bahçesinde duygularını ya da ruhunu katlettiği birileri vardır. Hiç oraya bakmıyorum.. Hislerim bana bazen aksini söylese de inatla sevgi ve güven duygusuyla sarmalıyorum insanları..

    Mesela üzüntü, kaygı ve yorgunluk.. Niye üçünü bir ele aldığımı söyleyeyim, öyle bir tutkuyla bağlılar ki  birbirlerine üçü de biri diğerinin elinden sımsıkı tutuyor ve asla bırakmadan yanında taşıyor.. Hayal kırıklığının yaşattığı üzüntü, sarsıcı bir kaygıya yol açıyor o da uykulu, bunalmış ve usanmış bir yorgunluk doğuruyor.. Hazinem hayal kırıklıklarıyla dolu. Zaten yılgın, yalnız, içerlemiş bir hazinem olmasa neyi yazabilirdim.. Yine de bir yandan minnettar ve umutlu olup hayal kırıklıklarının beni bulmasına sebep inançlarım var..

    Mesela utanç ve huzur.. Oradan bakınca ne kadar zıt dursalar da birinin varlığı diğerinin yoldan çekilmesine neden olacak kadar güçlü aslında.. Kırgınlıklarımızın kırıklarını aldırsak hayatın altın makasıyla, dengemizi bozan teraziyi hep yaralarımızın ağırlığında tutan tarafı hafifleten bir duygu değil mi huzur.. Bizi tatminsiz birer hazcıya dönüştüren kısmımızdan arındırmaz mı sükunetli ve sakin olmak..

    Karşılanmış, karşılanmamış, karşılanmayı bekleyen daha nice duygunun kuklasıysak aslen seçimlerimiz gerçekten özgür irademizin bir sonucu mu gerçekleşiyor? Hiç sanmıyorum.. Evet, öfkeliyken ve neşeliyken fark etmeksizin kahvemi içerim ben desek bile içiş şeklimiz, kahveden aldığımız tat bambaşka oluyor. Hatta bitiriş hızımız bile değişiyor. Hız, zaman.. Takası yapılamayacak kadar kıymetli bir yapı.. Ve biz bu yapıyı duygu ve düşüncelerle bezeyip kontrol ettiğimizi sanacak kadar aylağız..

    Yazarken ve yaşarken kendime sansür uyguladığımı fark etmem hayli zaman aldı. Bunun için kendimle konuşurken haklı sebeplerim olduğuna kanaat getirdim kendimle.. Ama düşüncelerime sansür uygulamaya kalkışımın hiçbir haklı yanı yok. Sebepleri var, haklı yanı yok..

    Aklın dünyasında cennet ya da cehennem yok, iyi ya da kötü yok, ahlak yok. Yine de ket vurmak vicdansal bir mastürbasyondan öteye geçmese de sırf iyi hissettirmesi ve utanç duymamak için kendime yaşattığım bir yanılsama aslında.. İşte bugün bu yanılmayı yıkacak kadar cesur, gerçekliğiyle yüzleşecek kadar inatçıyım.. Aklı ve duy6guları kontrol eden hayatının ipini eline alır derler.. Ben sadece ipi elime almakla yetinecek biri değilim.. 

    Bir şeyleri yap demek, yapabilen ya da bir şeyleri gerçekleştiren için oldukça kolay. Kimse yürüdüğü yolun haritasını vermez başlangıç ve bitiş noktasını anlatır ve bitirir. Bizse haritayı yeniden oluşturanlardan olacağız.. Adım adım..

    İlk işimiz bugün yaşadığımız her olayda aklımızda canlanan düşüncelere ve vücudumuzun reaksiyon vermesine neden olan duygulara bakmak olacak. Şuan ne hissediyorum bilmiyorum demek serbest. Bu noktada sanki şu duyguya daha yakınım diyerek nedenini anlamakla başlayacağız.. Bugün izinliyim, yani iş yerinin kendiliğinden doğan stresinden ve gerginliğinden uzağım. Hayatın önüme çıkaracağı sürprizleriyle o sürprizlere göstereceğim davranışlarla baş başayım.. Saat uyanmayı beklediğimden ötede bu yüzden geç mi kaldım güne telaşına düşecek gibi de olsam kendime küçük bir hatırlatma; zaman sadece senin somut algının yansıması o yüzden talaşa kapılma güneş daha batmadı.. Kahvemi aldım, yapmayı ertelediğim ne varsa geç kaldım deyip sızlanmak yerine bugün bir kez daha yapmak için adım atabilmemin şerefine..

    ..SEVGİLERİMLE.. 

  • ..NEYİ İSTEDİĞİNİ BİLMEME SANATI..

    Savurulup gitmenin tek bir iyi noktası var, sorumluluklardan kaçabildiğini sanarak kendini kandırmak.. 

    Potansiyelini gerçekleştirme, kendini bulabilme, ne istediğini bilip neyi istemediğine karar verme konularına epeyce kafa yoruyorum. Epeyce olmasa da zaman zaman kafa yoruyorum..

    Yazılarımda buna doğru evriliyor. Gerçekleşene değil, gerçekleşme ihtimalinin ne olduğuna dair bir evrilme bu.. Kutsal bulduklarımı yıkmanın hazzı, kurallarımın çerçevesine muhteşem bir tablo gibi duruyor. Tabi bu bir sürelik bir bakış açısının gördüğü. Son birkaç haftadır ne istemediğimden daha da eminim. En azından en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir diyorum. Tabi iş karar vermeye gelince pek ortalarda göründüğüm söylenemez..

    Manifestler yaparak, planlamalar yazarak harekete geçebileceğimi düşündüm durdum. İşte olay da bu sadece düşündüm ve hep durdum.. Birçoğumuzun alışılagelmiş alışkanlıkları, gerçekleştirmeyi beklediği ama gerçekleşmese de çok koymayacağı hayalleri, uğruna hareket halinde kaldığı amaçları var. Birçoğumuz desem de ben o çoğunluk genelde karşısında kalanlardanım..

    Bugün güne güzel bir kahvaltı ve kahveyle başladım. Gerçi ben güne genelde hep kahveyle başlarım zaten.. Kendime verdiğim sözlerin gelişimine pek şahit olamayacak kadar disiplinsiz yaşantımı bugün burada sonlandırıyorum..

    Gerçi benim hikayelerimin gelişi ve girişi güzel olsa da finali hep zayıf kalırdı. İşte bugün buna da son veriyorum.. Kemana, yazmaya, kitap okumaya, yogaya ne zaman başlasam ve zorluk derecesinin ortasına gelsem her an bir sebep çıkar ortaya ve gelişimini engellerdi. İşte buna da son veriyorum..

    Kaslarım tam esneyecekken bıraktığım yogaya, ufkum tam genişleyecekken bıraktığım okumaya, aklıma ket vurmaya kalkıştığım düşüncelerimi sansürsüzce yazmaya, parmaklarım tam nasır bağlayacakken çalmayı bıraktığım enstrümanıma, hayatın sırrına tam erişecekken yaşadığım kayboluşlara bir vedadır bu..

    Düşmanlık güdenlerin mahallesinden uzağa, müziği duymayanların sahnesinden uzağa, dans edenlere deliymişçesine bakan gözlerden uzağa, iyiliğin art niyetçe kullanılmaya çalışılmasından uzağa, sevginin yoksunluğundan doğan nefretten uzağa, anlaşılmayanın dilini çözmeye çalışmaktan uzağa, anlamaya çalışanı hor görenlerden uzağa.. 

    Dostluğun sırt dayanağı olduğu yerin yakınına, müziğin hiç susmadığı yerin yakınına, hayatın dans etmeye kaldırdığı sahnenin tam ortasına, kalpten yapılanın samimiyetine teslim olunan yerin yakınına çıplak ayaklarla toprağa kendini bırakabilmeye, anlamaya, anlaşılmaya en yakın yere doğru..

    Neyi istediğim yaşadığım çevreye, travmaların gün yüzüne çıkışına, tetiklenen zihnime, yediğim yemeğe, içtiğim kahveye, sohbet ettiğim masaya göre değişecek belki. Hep.. Ama artık neyi istemediğimi bildiğim bir sahnenin maestrosuyum.. 

    Her şeyin birazına, bir şeyin her şeyine sahip olmaya doğru..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..MAĞDUR EDEBİYATININ SON TÜKETİM TARİHİ..

    Alışılagelmiş alışkanlıklarımız, öğrendiğimiz kısa yollarımız, miras olarak aldığımız genetiğimiz sayesinde hayatın içinde yuvarlanıp gidiyoruz.. Kimi zaman dönüşüp değişiyor, kimi zaman direnç gösteriyoruz değişime..

    Sanırım benim en çok direnç gösterdiğim konu vedalar.. Vedalaşmayı, son hoşça kal cümlelerini bir türlü sevemedim. Sevdiremedim aklıma da kalbime de..

    Her gün, her an kendimizin bir parçasına ya da bir prensibine veda ediyor olduğumuzu unutuyoruz aslında. Yine de daha somut olana veda etmek soyuttan kopmaktan daha zor.. Kendimin savrulan versiyonunda en iyi haline geldim.. Kendime verdiğim sözlerden caydım, zorla edinmeye kalkıştığım alışkanlıkları bir çırpıda bıraktım, birikimleri bir saniyede yedim attım, aylarca verdiğim mücadelenin zaferini değil harabelerini kucakladım. İşte dedim, işte savrulmanın hakkını verdim.. Her an bir yerlerden başladım, doruğa varmadan bıraktım. Şimdi başlarda lanetim olan bilmiyorumların enlerindeyim.. Bir şeyler yapmalıyımdan bir şeyler olmalıyıma transfer olduğum savaşın sonunda, yine göğsümde bir mağlubiyet ordusuyla yapayalnızım.. 

    Nefes aldığımız sürece bir yerlerden dönebilir, hayatın keskin virajlarını alabiliriz gibi geliyor çoğu zaman. Son demlerin kelimeleri umut ve inanç koksa da bu yazıyı buruk bir tondan yazıyorum.. Kahvemi içmeyi bırakamadım, çayın devrim yaratacak gerçekliğine ulaşamadım henüz.. Aklım, ruhum teslimiyetin kıyısında aylaklarını sarkıtmış öylece manzarayı izliyor. Kanatlarına güvenip atlamalı mı, yoksa yakıp atmalı mı kanatlarını bilmiyorum. Bedenim günlük 20 saat mesainin yorgunluğuna kendini bırakıverdi.. 

    Sizi ayakta tutan şey ne ya; aileniz, dostlarınız, aşkınız, idealleriniz, hayalleriniz, yaralarınız, duygularınız, aklınız.. Tam olarak harekete geçiren potansiyelinize iten şey ne.. Onca video izliyorum, konuşma dinliyorum, sohbetler ediyorum Yine de kendimde o hırsı göremiyorum. Diş biliyorum hayata pazartesileri sonra da aman diyorum salıları kim bunca kızgınlığın peşinden koşturacak.. Hayaller kuruyorum geceleri; içinde gerilim var, hır gür var, şiddet gırla, başarı namına bir şey olmayan şeyler sonra sabaha kadar terleyerek uykumda atıyorum o öfkeyi aklımdan.. 

    Biliyor musunuz 29 yaşındayım ve aslında ne denli sevildiğimi ve sayıldığımı yeni yeni öğreniyorum. Hani drama üçgeninde mağdur, kahraman ve kurtarıcı rolünden bahseder ve hepimiz hayatımızın bir döneminde birilerine karşı bu üçünü de oynarız.. Beynim ne kadar serotonin salgılamamak için inat etse de ben de inatla salgılatmak için çabalıyorum.. Tabi şu son 1 yıldır.. Küçük yüzleşmeler yaşıyorum mesela..  Herkesin kurtarıcısı olmaya çabalarken kendime hep mağduru oynamışım.. Bir tatlı misafirle geçirdiğimiz birkaç saatlik sohbete en sert tokattı buydu sanırım.. Evet artık dolabın içine saklanıp dünyanın beni fark etmesini beklemiyorum belki ama yine de bir gözüm hep o dolaba saklanmak için bakınıp fırsat kolluyor.. 

    Her ne kadar değişim ve dönüşüme eskisi kadar direnç göstermiyorum desem de yaralarıma baskı uygulayan alışkanlıklarıma inatla tutunabiliyorum. İnatla 9 senedir yalpaladığım bu şehirde kalıyorum, inatla her sabah ciğerlerime baskı uygulaması için nikotinimi eksik etmiyorum, inatla sevdiğim sevildiğim kalbine aklına güvendiğim insanlarla değil beni anlık yoranlarla vakit geçiyorum. Kalıcı olacak, rutine dönecek güzelliklere tedirginlikle yaklaşırken beni savurmaya devam edecek yoracak anlık hazların peşinden gidiyorum.. 

    Potansiyelimin ne olduğunu bulamadım belki, ama artık bu dünyadan ne diye anılarak göçüp gitmek istediğimden eminim.. Hatta her şeye hata payı bırakıp, yüzde yüz eminlik olamaz bu hayatta fikrimin tam ortasında çelişki yaratacak tek eminliğim bu olabilir..

    Onca savaşın ortasında bir sanat eseri gibi dimdik, onca çirkinliğin içinde iyi bir insan olarak kalabilmek.. İşte ben buna gerçek delilik, sonsuz cesaret ve uğruna savaşmaya değer bir amaç derim..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ÇAY KOY YENİDEN BAŞLIYORUZ..

    Yaşanılan enkazın üzerine bir gayret düzen kurmuş ve bunu pamuk ipliğine bağlamıştım. Yaklaşık 5 ay bir şekilde bu düzeni kordum, kolladım. Ta ki beni tekrar sıfıra düşürecek hamleler yapana kadar..

    İşte benim çetrefilli hayat döngümün ana dili bu.. Ne zaman dağın zirvesine varsam kendimi boşluğa bırakıyorum. Dağa ulaşana kadar verdiğim çabanın, nefes nefes kalışlarımın, iş bileyişlerimin hiç değeri yokmuşçasına bırakıveriyorum kendimi..

    Mental ve fiziksel olarak yorgunluğum, savaştığım dönemlerden daha fazla. İsteksizliğim yoğun. Tek bir fark var mücadeleyi bırakmıyor oluşum.. Birkaç gündür kaybettiklerimi, başarmaktan vazgeçtiklerimi, yarım bıraktıklarımı, yaşımı düşünüyorum. Şimdi nereden başlasam ne yapsam olmaz ki diyor bir yanım. Diğer yanım başlasan da başlamasan da biyolojik yaşın ilerlemeye devam edecek diyor..

    Vakit ve nakit yanılgısı hepimizin bir nokta laneti, haklısınız..  Kendime bilmiyorumlardan birçok krallık inşa etmiştim.. Ne istediğimi bilmiyorumlar, ne yapmalıyımı bilmiyorumlarla geçen bir dolu zaman diliminin esiri gibi hissediyordum.. Neşe ve heyecan dolu bir yerden yazmıyorum bu yazıyı, aksine kırgın ve kızgın bir yerin tam göğüs kafesinden yazıyorum.. Ya o kafeste kendimi esir etmeye devam edeceğim ya da kanatlarımı yakıp özgürlüğümü yeniden inşa edeceğim..

    Arşa çıkmayı beklene kelimler, söylenmeyi bekleyen şarkılar, çalınmayı bekleyen notalar, çözülmeyi bekleyen bulmacalar, yaşanmayı bekleyen aşklar, keşfedilmeyi bekleyen topraklar arzularını dile getirdi bu gece.. İyileşmemi görmeyi bekleyen doktorlarıma, desteğini esirgemeyen aileme, inancını yitirmeyen dostlarıma sağlam bir teşekkür bu yazı.. Yapayalnız hayatta kalma mücadelesi verirken elini uzatan, ışığı yaratan ailem ve dostlarımın ”hiç yalnız olmadın biz hep buralardaydık” fısıltısı karanlığın eşsiz müziğine kapılıp gitmeme engel oldu.. Onca yaranın, sınıfsız travmanın, geri dönüşü olmayan kayıplar, yitirilen zamanın yanılgısından sıyrılmanın tam zamanı..

    Çay demlenmek üzere, kahvenin dertli masasından çayın devrim yaratacak sahnesine doğru bu ilk doğru..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ÇOK GEÇ KALMADAN..

    Hayatın akışında kalmak, duyguların kontrolünde yaşayanların en büyük sınavı haline gelebiliyor.. 

    Tam olarak 29 yaşımın yarısını bitirmek üzereyim. Yıllarca verdiğim savaşların, kazanılıp kaybedilenlerin peşinden koşup giden bir 29 sene.. Hala öğreniyorum, bu sefer sandığımdan daha derinleri keşfediyorum. Yaşanılan travma kökenini çocukluğumda bulup sorunu kökten çözmek için oralara kadar indim. Sorun sadece geçmiş dediğimiz bugünün katili olmaya meyilli zaman dilimde değilmiş.. Yarınımı inşa etmek için kaçtığım bugünün gerçeklerindeymiş biraz da..

    Hayatımda hiç birikim yapmadım, yapamadım. Hiçbir gönül ilişkimi tam anlamıyla sağlıklı yaşamadım, dolu dolu arkadaşlıkların sığ hatıralarıyla avundum. Birikim hesabımın maddi ve manevi yönü olabildiğince eksik.. Şimdi soruyorum kendime başlamak birikim yapmaya mümkün mü yeniden?

    Son 2 yılım tedavi, terapi, aydınlanma, farkındalık, öğrenme yoluyla ilerlese de şu son bir haftadır asıl gerçekliğin gün yüzüne çıkışıyla bocalamalar yaşıyorum. Yetersizlik duygusu, çaresizlik hissi, inadına savaşma hali arasında pinpon topu gibi sekiyorum.. Duygu durum bozukluğum direksiyonu ele aldı. Düşüncelerim savurgan bir hal aldı. Davranışlarım fiziksel yorgunluktan bitap düşmüş durumda.. Bir duş alıp bir kahve yapıp kendime gelmeden önce aklımın iltihabını akıtmam gerek..

    Tedavi sürecimin öncesi bilmiyorumlarla dolu günlerin ardında, tedavimin ilerleyen süreçlerinde bir şeyler olmalı demeye başladım, şimdilerdeyse bir şeyler olmalıyım demeler yankılanıyor aklımda.. Bir buhran silsilesinin tam ortasında, göğsümde mağlubiyet ordusuyla karşılıklı kahve içiyorum.. 

    Tolstoy gibi 80 yaşında bisiklet binmeyi öğrenmiş olmak neyin başarısı olur? Sadece bir şeyi yapmış olmanın hazzını yaşamak mı başarmış olduğumu hissettirir, peki ya o yaşa kadar denememiş olmanın ıstırabı?

    Yapmayı istediğim şeylerle, yapmaya mecbur hissettiğim şeyler arasındaki köprüdeyim. Karmaşa beni iki tarafa yürütmeyecek kadar baskılıyor.. İşte bugün bu iltihabın akışında bir şey fark ediyorum, belki de asıl cesarete iki taraftan biri seçmek değil de o köprüyü yakabilmektir..

    Sahi çok geç kalmadan mümkün müdür bazı köprüleri yakıp yıkabilmek?..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BAHAR ALERJİSİ VE AĞRILAR..

    Türlü enkazın altından bir şekilde çıkmayı başarmış, çıkmak için çabalamış herkese..

    Aylardır pamuk ipliğine bağlı olarak kurmuş olduğum düzeni bir haz peşinde yerle yeksan etmenin verdiği bunalım yetmezmiş gibi bir de üzerine bahar alerjisi eklendi.. Hayatta iyi de kötü de aynı düzeyde eşlik eder hayatımıza. Birisi üzerinize gelirken diğeri kenara çekilir ve sessizce sırasını bekler.. Bende tam 2 aydır puslu havanın tesiri var.. Her şey birbirini zincirleme olarak yok etti. Hayatımın altı da üstü de oldukça berbat bir haldeymiş, bahar temizliği gerekiyormuş. Ben bunalımın peşinde sürüklenmeyi seçtim, kısmen.. Bir zaman öncesine kadar pes etmek, kaçmak, hatalarımla bir lanet okumak doğru bildiğim tek seçenekti. Farkındalık, elinizden bu tarz basit ve yıkıcı seçenekleri alıyor.. Hatalardan ders çıkarmak ya da daha beterini yapmak, sonucunda neden sonuç ilişkisini kurup kabullenmek ya da savrulmaya devam etmek kalıyor elinizde..

    Yarın pazar. Savrulmaların, alt üst olmuş düzenin, puslu havaların son günü.. Bahar da, bayram da şenlik havasında gelecek. İstesin ya da istemesin…

    Bunca ödenen bedelin, uykusuz kalınan günlerin, tatilsiz yazların, aşksız günlerin bir anlamı ve değeri olmalı.. Hayat sunmuyorsa pencere ya da yeni bir kapı, inşa edilmeli bahçeler.. Aylarca içinde dönüp durduğum çıkmazın, mideme zulüm eden ilaçların, kayıpların, yorgunlukların, akan gözyaşlarının hayat vermese de hakkını kendim verme zamanı..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..İSTEKLER VE İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİ..

    Sanırım bu dönem herkesin sınandığı birçok konu var.. Yalnız hissettiği, pes etmek üzere olduğu, görülmek istendiği, kaçmak istediği, mücadelesini verip sonucunun fiyasko olduğu konular..

    Yaklaşık iki haftadır iki işte birden çalışıyorum. Haftada bir kere arkadaşlarımı görüyor olsam bile yetmiyor. İçmek, deli dolu eğlenmek, etrafa güneşten daha çok enerji saçmak istiyorum. İsteklerim bunlarla sınırlı değil elbette. Düşünmeden hareket edebilmek, sevmeye sevilmeye vakit harcamak, kendimi kazandığım yerden başarmak, kaybettiklerimin sızısını değil keyfini sürmek, sağlığıma kavuşmak ve anıların ileride yüz güldüreceği tatillerle dolu bir döneme girmek istiyorum..

    Evimin kirasını ödemek, karnımı doyurmak, sevdiklerime destek olmak ve bunlar için yorgunluğa ve uykusuzluğa kafa tutan bir çalışma sürecinde olmak zorundayım..

    İsteklerimin peşinden giderek kaybettiklerimi, ihtiyaçlarımın farkına vararak kazanmaya çabalıyorum. Hayatın tekdüze olmayışı, kendi mizah anlayışının sertliği her ne kadar üzerime gelse de eskisinden artı bir fark var artık.. Akıllandığımı söyleyemem, durulmaksa hamurumda yok yani büyüyünce olgunlaşmış olmam gereken ne kadar konu varsa hepsinden sınıfta kalırım.. Sorun değil..

    Önceden anlık isteklerimin genel ihtiyaçlarım olduğuna inanırdım ve seçimleri düşünüp taşınmadan yapardım. Şimdi de pek aklı selim davrandığım söylenemez, sorun değil.. 

    Elimde bir liste var; geçmişte diş bilediğim, pes ettiğim, kaçtığım, görmekten gocunduğum gerçeklerle dolu.. Elimde bir liste var; bugünümde yaşamak istediklerim, başarmayı hak gördüğüm, sahip olmaya layık olduğum, bedelini ödediğim gerçeklerle dolu..

    Hayallerimin arzusu, gerçeklerin acı fısıltısına ne kadar kulak verirse o kadar iyi dost oldular.. Elimde bir liste var; yaşanmışlıkların şerefine kaldırılacak kadehlerle dolu.. 

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ALIŞKANLIKLARIN ZAFERİ..

    Hayatımızın efendisi tam olarak kim? Kendimiz, genlerimiz, öğrendiklerimiz.. Tam olarak seçimlerimizi neye ve kime göre yapıyoruz mesela? Benim kahve saatimle başkasının şarap saatinin aynı olması lakin kana karışan maddenin farklılığına yön veren şey tam olarak ne?

    Alışkanlıklarımız..

    Peki bu alışkanlıklarımızın kararına kim varıyor? Biz.. Hiç sanmıyorum.. Büyüdüğünüz ortamı düşünün, ilk sigarayı neden içtiğinizi, ilk alkolü yudumlarken ne hissettiğiniz, kahvenizin ne olacağını seçerken diğer kahvelerden neden vazgeçtiğinizi hatırlıyor musunuz mesela. Neden sütlü değil de sade ya da tam tersi.. Neden kırmızı şarap beyaz değil ya da tam tersi.. Saç renginizi neden bembeyaz yapmıyorsunuz ya da orijinal kalmasına müsaade etmiyorsunuz mesela.. Ve aşkla arkadaşlık.. Bağ kurduğumuz insanlar aslında kimin neyin yansıması mesela? Ailemizin, öğretmenlerimizin.. Kendimizin!

    Son dönemde freni patlamış soğan kamyonu gibiyim.. Oradan oraya savruluyorum. Aman ne hoş.. Güdülerimin kontrolsüzlüğü ve alışkanlıklarımın ipleri eline alması beni yine yarışta geriye düşürdü. Yaklaşık 5 ay gibi uzun bir sürede kurduğum düzeni yıkmam 2 hafta gibi kısa süremi aldı.. Yazarken bile sinirlerime hakim olmakta zorlanıyorum siz bir de yaşarken görün.. Aylaklığa olan düşkünlüğümden uzaklaşmak için elimden geleni yapmaya çalışsam da sonuç değişmedi. Bir anlık tökezledim ve toparlamak hayli zamanımı alacak, yine..

    Alışkanlıklarını değiştir demesi kolay. Diyorum ya koskoca 5 ay çabaladığımı yıkmak eski alışkanlığımın bir fısıltısına baktı. Demek ki neymiş kökü sağlam olmayan davranışların çığlığını köksüz medeniyet sahibi alışkanlıkların fısıltısı sarsabiliyor hatta yıkabiliyormuş.. 

    Aldığım zam mutlu etmeyebilir işimde mutlu değilsem, bana olan sevgi tatmin etmeyebilir çevremden hoşnut değilsem, hayranlıkla bakan bir çift göz aşkı hissettirmeyebilir eğer hazır değilsem. Her şey bir zincir halinde birbirini takip eder.. Okuma alışkanlığımı oyun oynamak gölgeledi, keman pratiğimi oyun oynamak gölgeledi, yoga ve meditasyon odağımı oyun oynamak gölgeledi. Bu gölge öyle büyüdü ki şuan geri toparlayabilmek için bir bağımlıya uygulanacak tarife neyse kendime onu uygulamak zorunda kalacağım. Başlarda yine odaklanamayacağım, sıkıldıkça kendimi oyuna vermek isteyeceğim sanki hayatta bir oyun değilmişçesine, kendimi tam olarak güdülerimin kontrolünden çıkarabilmek için önce zihnimi arındırmayı öğrenmem gerek. Yalnız bu sefer öğrenmek yetmez, bu kendime savaş açmak ve kazanabilmek için kaybedene kadar da savaşmak demek.. Hayat; duygu, düşünce ve davranışlarımızın toplamından ibaret. Bu toplamada eşitliğin karşısında alışkanlıklar yatıyor.. 

    Zor, puslu hatta kuduz olmuşçasına saldırganlığa sebep olacak kadar kendinizle inatlaşacağınız bir süreç alışkanlıkları değiştirmek. Ama o acı, kan, ter, gözyaşı sonunda her şey kendiliğinden güzelleşecek biliyorum..

    Güdülerimin, duygularımın, düşüncelerimin, davranışlarımın ve en nihayetinde alışkanlıklarımın kontrolü ele almasına karşı bir direniştir bu….

    SEVGİLERİMLE..

  • ..AŞKTA, SAVAŞTA VE KUMARDA..

    Bu aralar başlıkta yazan ne varsa hepsinde itinayla kaybediyorum.. Karalar bağlamadan, sineye çekerek, ara sırada insan olmanın verdiği sıradanlığı da atlamadan durumu anlamaya alışıyorum..

    Yeniden başlamak mümkün evet, de bu başlangıçlara varan kayıpların hepsiyle muhatap olmak beni biraz yormaya başladı.. 

    Bugün sadece yazmak için yazıyorum aslında. Neşem var yok değil, yazasım yok var diyemem, kemanla göz göze geliyoruz sürekli kendisi pek bir kızgın biraz gönlünü almak için hala bir adım atmadım.. Umarım geç kalmam..

    Aşkın ruha verdiği çılgınlığı, savaşın akla verdiği adrenalini, kumarın kalbe verdiği zararı yaşadığım bir haftanın sonu bugün. Her ne kadar günlerden salı bile olsa, haftamın ne zaman başlayıp ne zaman bittiğine pazartesi karar vermiyor artık..

    Bugün izinliyim, kızlarımla deli dolu bir gün geçirip evime sarhoş dönmeyi planlıyorum.. Aşkta, savaşta ve kumarda kaybetmenin şerefine.. Benim gibiler dibin tadına varmadan zirveyi görmeyi pek beceremiyor. İlla kendimizi salakça sınavlara sokar, aptalca insanlarla muhatap eder daha sonra anlar kendinin kıymetini. Ama üzülmeyin eninde sonunda anlar.. Ben anlayıp anlamamazlıktan geldiğim bir dönemdeyim diyelim.. 

    Güdüleri kontrol edemeyen, hazcılığın sevimli bir kölesi haline gelir. Efendi olmak için ilmek ilmek işlediğim düzenimi bir çırpıda kaybederek  ellerimle teslim ettim güdülerime.. Bunalıyor gibi hissettiğim birkaç anı saymazsak, öyle çokta pişman sayılmam. Bir daha yapmam olur biter diyerek kendime dikte edebildiğim kontrolümü kaybetmemek için her türlü savaşı verebilecek kadar güçlendim çünkü.. 

    Bazen toparlayabilmek için daha çok dağıtmak gerekir derler. işlemin ilk bacağı gerçekleştirildi, şimdi sırada ikinci kısmı var..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BUGÜN, HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYOR?..

    Kendi düşüncelerimizle boğuşmak yetmezmiş gibi bir de üzerine kimin ne düşündüğünü önemsiyoruz, fazlaca. Bazen bile isteye bazense farkına bile varmadan.. Gönül isterdi sizlerin zihninden bunu tamamen silebilmeyi lakin kendim bile çoğu zaman zorlanıyorum.. 

    Fallardan medet umuyoruz, rüyalardan mesaj bekliyoruz, evrenin işi gücü yok gibi bize bir işaret çakmasını istiyoruz, insanların zihninden geçenleri duyabilmeyi arzuluyoruz.. Peki hepsi aynı anda olsa bu bizi delirtir mi, aydınlatır mı? Hangi mesajı nasıl aldığına bağlı olarak değişir.. Derinlere dalar, her şey de anlam ararsak gerçeklikten uzaklaşmamız kaçınılmaz olur, bu da aldığım mesajların yönünü yolunu saptırabilir.. Kafamızı kaldırıp etrafa bakmadan öylece gelip geçersek hayattan bu seferde verilenleri ve yolumuza çıkanları fark edemeyebiliriz.. Peki aradaki o ince ölçüyü nasıl belirleyeceğiz?

    Hayatta her şey bizimle ilgili değil. Doğanın planına güven ve bencillikten sıyrıl. Hiçbir şey kendisi için var olmaz, her şey dualitesini yaratır. Güneşin kendini ısıtamaması gibi.. Eylemlerimiz kadar varız. Söz büyüdür, buna fazlasıyla inandığım için yazıyorum. Lakin sadece söylemek yetmez. Aşık olduğunuzu, güvenilir olduğunuzu, sempatik olduğunuzu, dost olduğunuzu söyleyedurun eylemleriniz sözlerinizi desteklemedikçe kendi çelişkisini yaratır. Ne kadar önyargılıysan o kadar yargılayıcı bir dille konuşur beynin ve kendinle sürekli öfkeli bir ruh haliyle vakit geçirirsin. Bu öyle yazıldığı kadar anlık ve basitte değil, insanların senin hakkında hep yargılayıcı olduğuna inanırsın.. İki zıtlık aynı anda bir ortamda bulunmaz, neyi sularsan onu büyütürsün.. Ruhun aydınlıksa aklın karanlık kalamaz mesela. Kalbin karanlık ve kibir doluysa ruhun kimseye saf sevgiyle yaklaşamaz, hep bir şüphe duyar.. Gelelim eylemlerimiz ve sonuçlarına. Kolay kolay kimse kötünün sorumluluğunu almak istemez; ağzına geleni söylemeyi dürüstlük sanıp gönül kırmayı marifet olarak görür ve iş gönül almaya gelince en ufak çaba göstermez, aklında 40 tilkiyle dolaşan tavşanın çayırlarının havasını suyunu göremez görse de anlayamaz ne kadar kıymetli bir manzara olduğunu.. İyi ve kötü yoktur, olaylar ve olgular vardır. Dün nefretle baktığınız şeylere bugün sevgiyle ya da nötr bir bakış açısıyla bakabilirsiniz. Şartlar değişir, insanlar dönüşür. Ne mutlu kendini aşabilme cesareti gösterenlere.. Karşımızdaki insanların bizi nasıl gördüğü onun gönlü ve aklı arasındaki bağlantıyla doğru orantılıdır, elbette bizim etkimiz de var kendi yaptıklarımızın ya da yapmadıklarımızın sorumluluğunu almamız gerek demiştim, yine de büyük çoğunluğu bakan gözlerle ilgilidir.. 

    Önyargılara yenilebilir, aklımızın oyunlarından dolayı bitap düşebiliriz. Sorun değil, yeniden başlamak mümkün.. Sadece kendi arka bahçesini merak eden, başkasının çoraklığında yitip gitmez, unutma.. Her konuda zekice davranıp oyunu kazanamayız, zaten bazen de kazanmamak gerekir. Çünkü bazen kaybetmek hem kendini, hem oyunu kimlerle ne şartlar altında oynadığını görebilmeni sağlar.. Başkasının penceresinden dünyaya bakan, bakmaya çalışan kendi manzarasına geç kalabilir. Bu durum empatiyle ilgili değil bu arada. Empati kurabilmekle, başkasının bakış açısında saplanıp kalmak başka şeyler. Biri hissedip anlamanızı sağlar yeni yollar hikayeler bulmanızı sağlar diğeriyse sizi sizden uzaklaştırabilir, hatta sizi size kırdırabilir.. Kendi pencereni inşa edemediysen korkma, belki, de pencereye ihtiyacın olmayan bir ormandasındır da yapman gereken tek şey kafanı göğe kaldırmaktır.. Sıradan ve tekdüze yaşayan ve aptallıklarını göremeyen insanlardan daha çok şaşırdığım tek şey bunu görenlerin durumu kabullenip bir şeyler yapmıyor oluşu.. Bir köşede bekleyenlerden olma. Olacaksan da bu yazılarda sana göre bir hikaye yok. Vasatlığın ortamında yer almaktan rahatsız olmayanlar, doğruyu ve dürüstlüğü kötülük olarak görür, işte bu hiçbir zaman seninle alaka olamaz tek ortak noktan inatla o ortamda bulunmak olur.. Bir anlığına cesaret bulursan kırılganlığına sarılıp onu dünyaya aç, potansiyelin o kırılganlığın altında gizlidir belki de..

    ..SEVGİLERİMLE..