Yazar: yildizlaraltinda

  • ..KENDİNLE ARANI DÜZELTMEK..

    “Dünya sana kim olduğunu soracak ve bilmiyorsan senin yerine yanıt verecek..”

    Sonunda bir korkunun daha sonuna geldik, bir kaygıyı daha huzura eriştirdik.. Kendimle gurur duyduğum bir sabahtan, kendime bir sır fısıldadığım bir güne dönüşüm..

    Yıllarımın son 4 senesini oldukça yoğun duygular ve düşüncelerin eşiğinde kimi zaman düşe kalka, kimi zaman pes ederek, kimi zaman dans ederek, kimi zaman küserek, kimi zamansa anlayarak geçirdim.. Bir hayli aklımın içinde yaşadığım zamanlardı.. Dünyada dolanıyordum lakin hayata temas edemiyordum.. Sanki hayatla göbek bağım kesilmiş gibiydi.. Yemek yiyor, çalışıyor, arkadaşlarımla eğleniyor, uyuyup uyanıyor, kendimle vakit geçiyordum elbett lakin bunlar öyle otomatik bir hal almıştı ki günlük birer rutinin parçası gibiydi.. Araya giren depresyon, önce yıkımımın şimdilerdeyse parlama dönemime girişimin bileti oldu.. Evet gerçekten de bilet, öyle bir yolculuktu ki bu günü geldiğinde her detayına kadar dünyaya anlatılmayı bekleyen bir dizi hikayenin yolculuğu.. Günü geldiğinde bana yapılan her şeyden tek tek söz edeceğim merak etme sevgili dostum, zamanı bende saklı.. Şimdi gelelim 2025 yılının bitmesine üç buçuk ay kala, eylül ayının bana verdiği sonbahar aşkının yetkisiyle kendimle aramı düzeltme aşamasının son adımına..

    Bugüne öyle dümdüz yürüyerek gelmedik o yüzden bu hikayede pek lineer ilerlemeyecek.. Kahvemizden bir yudum, hayattan bir nefes alıyoruz ve başlıyoruz..

    Bu eylülün hikayesinin başlangıcı geçen sene 9 Eylül itibariyle başladı aslında.. Bir gecede 10 yıllık evimi, sokağımı, düzenimi, çevremi, rutinlerimi bırakıp eski bir köprüde veda ederek sessizce köpeğim ve kemanımla gittim misafir hissettiğim şehre.. Yeni şehir, yeni başlangıçlar, bir an verilen karar ne de heyecanlı değil mi, değil.. Kendisiyle kavgası süren için, aklında geçen zaman yaşamın tik taklarından fazla olan, ayağa kalkmaya çalıştıkça görünmez bir elin omuzlarından dibe gömüldüğü biri için değil.. Katarsisler, mana kayıpları, yendiğini düşündüğü her şeyin altında kalan biri için inan değil.. O zamanların sonuna, 2025 ocak ayının ilk gününe yaklaşırken küçük bir söz verdim kendime; yeni yıla dilek dileyerek girmek yok, yeni yaş gününde dilek dilemek yok, hayata bırak bu seneyi bırak o getirsin, kovalama.. Sabır ve teslimiyet hala daha öğrenmeye gayret ettiğim iki ana konu, ki oldukça başarılıyım çünkü bu hayatta ki en büyük rakibim dünkü ben.. Kendimi kimseyle kıyaslamadan, kimseyi rakip ya da düşman görmeden, başkasının sofrasına göz dikmeyip kendi önümdeki masayla ilgilenen ve kendimi birilerine kanıtlama ihtiyacı duymadan yaşamak hep en büyük gayretimdi.. Nitekim hala da öyle..

    Okuduklarım, araştırdıklarım, yazdıklarım, öğrendiklerim, yaşadıklarım, anlattıklarım, anlatamadıklarım öyle birikti ki sonunda bir şeyi yeni anlıyorum iş sadece bilmekte değil aynı zamanda yapabilmekte.. Hele de bilerek yapabilmeyi öğrenmek bir başka seviye.. Tabi bu motivasyon, harekete geçme becerisi gerektiren bir konu.. Benimse zihinsel olarak hormon düzeyimdeki düşüklük yani serotonin seviyesinin düşüklüğü, fiziksel hareketliliğimi oldukça etkiliyordu. Yani arkadaş öyle can sıkıntısıyla girelen bir depresyon lakırtısı değil, hem beynim hem bedenim tüm depolayı tüketmiş durumdayken başarabildiğim tek şey hayatta kalmaktı, başardım.. Tabi bunca zaman tek çaba hayatta kalmak olunca ne kariyer, ne eğitim ne de kişisel gelişim konusunda pek bir yatırım fırsatım olmadı. Olamadı daha doğrusu.. Bunlar aylarca süren bir iç yaşam savaşının sürecinin birkaç cümleye yansıması, yaşayan içinse yüzyıl savaşları kadar yıpratıcı.. İhtiyaçlar hiyerarşisinin en altından başlayamadım doğal olarak.. Şimdiyse kendimi piramidin en üstünde hissediyorum, çünkü ne merdiveni birilerinden miras aldım ne de tırmanırken ip uzatan oldu.. Buraya kadar geldik, şimdi sırada bilmeye ara verip yapabilmek var..

    Bugün defterime bir sır yazdım, sözlerimle bir söz mühürledim gelecek Eylül için.. Eylül 2026 için.. Kendimle aramı düzeltmekse bu sırrın ilk adımı.. Bugün bir sır ve yeni bir söz verdim kendime.. Geçen sene eylül ayında verilen kararın sebebi 2024 eylül öncesine dayanıyorken, bu senenin kararı geçen sene eylül ayına dayanıyor demiştim.. İlk kez bugünün reçetesini geçmişe yazmıyorum, çünkü yaşanması gereken bir kaderdi ve yaşandı..

    Son üç hafta oldukça zordu, bir hayli yalnızlık hissi, çıkış bulamamak, anlaşılamamak ve çabaların karşılıksız kaldığı bir üç hafta.. Dün iyileşmesi için bir adım attım, bu sabah gelmeyen mesaj gösterdi ki aslında konu ben değilim, konu benim dışımda olan lakin benim değer verip emek emek işlediğim şeylerin benim toprağımda büyümek ve çiçek açıp açmamayı kendisinin istemesi.. Ve anladım ki ne kadar özen gösterir, köksüz medeniyetimde ne kadar öncelik yaparsam yapayım kendini yeterli görmeyen, benim topraklarıma özen gösterip değer vermeyen bir tohumu çiçek açtıramam.. Oysa bir şeyi daha hatırladım; medeniyetimin topraklarının ne kadar verimli olduğunu, dünyada eşsiz bir temelinin olduğunu, bir umut ışığı ile nasıl da çiçek bahçeleri açabildiğini, bir özenli davranışla ne denli kıymetler üretebildiğini, sevgi dilinin bulunması zor anlaşılması kolay oluşunu. İşte tüm bunların ışığında anladım ki benimle arama giren şeyler en çokta kendi köksüz medeniyetimin kadim yapısına ve dokusuna zarar veriyor.. Benim medeniyetimde emek verilince teşekkür edilir, benim topraklarımda çaba onurlandırılır, benim krallığımda sevgi, sadakat, şeffaflık ve özverili olan tahtımın ve tacımın yegane sahibidir.. Çünkü ben bu imparatorluğu kalbimdeki sevgiyle, ruhumdaki canla ve zihin dehlizimdeki karanlığı bükerek ortaya çıkardığım ışıkla kurdum..

    Dünyaya karşı sınır çizebilir, insanların takdirini bekleyebilir, hayatındaki insanlara kendini kanıtlamaya çalışabilirsin, ailenden takdir görme çabasına girebilir, çevrendekilere kendini beğendirme arzusuna kapılabilirsin, koşulların meşguliyetini bahane edebilir, şartların uygun olmadığını da düşünebilirsin. Orası dünya, orada istediğin kimliğe bürünebilirsin.. Benim medeniyetimde buna yer yok, çünkü benim lisanımda seni sen yapan şey ailen, soyadın, başarıların, statün değil.. Dışarıya o kimlikle devam et, benim dünyamda gözlerinde gördüğüm gerçekten kaçarsan kendi yolunu bulamamışsın demektir, emek ve çaba yerine meşguliyet bahanen varsa önceliğin ben değilim demektir, benim için cesurca sorumluluk alıp beni dansa kaldırmıyorsan duyduğumuz müzik farklı demektir..

    Kendimle aramı düzelttim, elbette bazı konularda hala anlaşmazlıklar var, olmalı da, çünkü problem varsa çözüm de vardır..

    Kendi toprağımın ihtiyacını ve isteklerini daha net görüyorum artık. Kendi medeniyetimin sırrına vakıf olmama ise az kaldı hissediyorum.. Hissedebiliyorum çünkü, hayatın fısıltısını, bir park yeriyle bir yeşil ışıkla ya da sevdiğim birinin hayatına dair hislerimin doğruluğunu gösteren zamanın eşliği ile bu sırra da yaklaştığımı hissediyorum..

    O yüzden bugün ilk adımı kendimle sulh imzalayarak atıyorum. Çünkü en büyük başarım kendimle aramı düzeltmekti. Şimdiyse sırada bilmek eşiğinden geçip yapabilmek var..

    Yeni kanunlar, yeni kurallar ve köksüz medeniyetimin kadim krallığında yeşermesi için yeni tohumlar..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..09/09/2025 VE TAMAMLANMA..

    “VE BAŞARDIM, TEK BAŞINA..”

    Bugün tarih 9/9/2025 saatte 09.39, peki kızım yani bu ne demek.. Aslında tarihte 9/9/9 yani enerji, frekans, titreşim alanlarını az biraz biliyorsanız bu bir tamamlanma enerjisi taşır. Şuan misafir olduğum evin kapı numarası da 9.. Aslında önemsiz görülebilir bir şey, lakin benim dünyamda değil izin verin açıklayayım..

    Yaklaşık 2 haftadır yazdığım şeyleri takip eden biriyseniz yaşadığım; hayal kırıklıklarını, gönül yorgunluğumu, sevgimin nasıl da gün be gün yerle bir edilişini, kaygılarımın atak geçirmeme neden olacak kadar yükseldiğini, korkularımın ne denli üzerime yıkıldığını okumuşsunuzdur. Okumadıysanız da sorun yok bugün küçük bir özet, büyük bir kapanış yapacağız..

    Ama önce pazar gününden, dünden ve bugünden başlayalım.. Pazar gününe kadar üst üste yüklenen hayal kırıklığı, pazar günü en pik noktasına vardı. Bense yapılan her şeye rağmen, hissettirilenlere rağmen bırakmak yerine çırpınmayı seçtim, atak geçirmeme neden olan o birikmişlikti, inanır mısınız atak geçirirken ilk defa birine ulaşmaya çalıştım, sonuç, neyse eni sonu bir söz verildi bana ve ben inanmayı seçtim. Kalbim gerçeği gözlerinde görmesine rağmen, sözlerine inanmayı seçtim. Sonuç, hayal kırıklığı.. Gün boyu öyle zorluydu ki benim için tarif edemem.. Dünse küçük bir korkum olan diş olayının üzerine gittim, gözümü açtım, ağlaya ağlaya limon suyumu içtim ve gittim son çürük dişimle vedalaştım. Korkular bununla kalmadı elbette, diyorum ya yüzeye çıktılar bir kere beni devirene kadar ne kadar derin korkum varsa hepsi sırayla üstüme gelecek. İster balık tutulmasından deyin, ister kanlı ay yüzünden, ister haftalardır kendini kötü hisset diye elinden geleni yapan diliyle yaralayan yüzünden deyin, ister kendin seçtin deyin. Sonuç, korkularıyla ve kaygılarla bir başına kalan beni değiştirmiyor. Dün hem tüm vücudum kan kustu desem yeri. Akşam saatlerine kadar çakılı kaldım koltukta, o beni bir öpücükle hayata döndüren koltukta. Bana tutulmayacak sözlerin verildiği gün oturduğum koltukta.. Bir nefes aldım, güzel de bir duş aldım, çıktım bulduğum ilk kuaföre girdim, kızılla vedalaştım, kırıklarımı kestirdim. Sadece dişimdeki değil, saçımdaki yorgunlukları da attım gitti.. Kendime güzel bir bitki çayı ısmarladım, madem dedim korkular üzerime geliyor, sonuçların canı cehenneme.. Bu sabah erkenden kalkıp bir korkumun daha tepesine binmek için çıktım evden.. Tabi insan korku, kaygı kelimesini duyunca şatafatlı şeyler bekliyor da her zaman öyle olmuyor tabi.. Aslında sadece bunlar değil, bu sabah başka gerçeklere de uyandım..

    Emek verdiğim, özlemle beklediğim, merak ettiğim, geleceğe dair hayaller kurduğum kişinin hayatındaki yerimi ve benim yerime kimi, neyi seçtiğini de öğrendim.. Sağlık olsun, ne sitem ediyorum, ne ah.. Ben burada kendi kendime yaşamış, kendi kendime beklemişim meğer, ben burada bir başıma savaşmış, bir başıma inanmışım.. Eskiden olsa delirir, duramazdım. Oysa görmeye ihtiyacım vardı, zor da olsa görmeye.. Sadakatimle, sevgimle, benliğimle, hayallerimle beklememin bir değeri var mıydı yoksa sadece oyalanması gereken biri miydim görmeye ihtiyacım vardı.. İnsan yıllar sonra bulup, köksüz medeniyetinin tahtını emanet edince gerçek bir kralın kraliçesi olacağına inanıyor, inanmak istiyor.. Oysa benim masalımdaki kral; benim ruhunu gören, kaygılarım ve korkularım da korkma ben varım diyen, bugüne kadar kendin halledebildin zaten artık dünyaya beraber kafa tutacağız cesaretini gösteren, benim için deniz kenara masa kurdurabilen, geçmişiyle yüzleşmiş, sorumluluk almaktan kaçmayan ve beni gülümsetmek için kendine bile kafa tutabilen bir kraldı..

    Dehlizlerimi açtığım, köprüme çıkardığım, en derin yaramı bir fısıltıyla söylediğim.. Kızmıyorum bugün, artık korkmuyorum da hayattan.. Bugün gerçekliğimi seçiyorum çünkü.. O küçük kız çocuğunun kim olduğunu biliyorum, kalbini biliyorum.. Kimseye ihanet etmedim, kimseye tutmayacağım sözler vermedim, belki kırgınlık ve kızgınlıkla kırdığım oldu da telafi edilebilir her yolu denedim, öyle egoymuş gururmuş değil sevgiymiş güvenmiş en değerlisi dedim. Ne sevgimden ne cebimden cimrilik yapmadım, sorumluluk almaktan kaçmadım, ara sıra fevriliğim olur e insanım yine de kimse de öyle derin yaralar açmadım, sırf travmalarım yüzünden kimseye bok gibi davranmadım, hep kendimi bildim, hep kalbimle baktım..

    Aslında biliyor musun, insanların bir süre sonra beni kaybedip pişman olmasının sebebini anlıyorum. Yani bana göre bir şeyin değeri kaybedilmeden anlaşılmalı o yüzden de merkezime sevdiklerimi almak konusunda fazla cüretkar ve aceleciyim, bu zaman zaman beni hayal kırıklığına uğratasa da, pişman olmuyorum. Zaman ve enerji kaybı yaşatsa da, sevmeyi ve önceliğim yapmayı seçiyorum.. Sadece her seferinde biraz daha öğreniyorum seçmem gerekeni.. Çünkü her şey,herkes benim sevgime layık değilmiş hayat öyle dedi.. En son bir arkadaşım (kalbimi açtığım) bana “sen ona özgüven vermişsin, sen onu cesaretlendirmiş, aslında şuan mutsuz olma sebebi bunu bulamayışı” dediğinde üzerine düşmedim, çünkü kimsenin mutsuzluğu beni mutlu etmez, kimsenin kaybı benim yaşadığım şeyleri düzeltmez dedim.. Oysa şimdi anlıyorum, kendimi yüceltmiyorum, kendimi üst düzey de görmüyorum, aksine kendimi bilerek konuşuyorum. Çünkü ben sadece korkularla değil, sadece dünyayla değil, kendimle de çok savaştım. Yaralarımla, geçmişimle, travmalarımla, oydum içimi en içime yani özüme ulaşabilmek için..

    Güven, sevgi, sadakat, saygı, şeffaflık, açık iletişim bunları lafta söylemedim bunların sorumluluğunu alarak seçtim her gün.. Bunları sadece karşımdaki insanlarda beklemedim, bunların ne denli pahalı olduğunu gördüm ve sundum sevdiğime.. Kendi yaralarımla değil, sevdiğimin yaralarıyla da uğraştım. Kendi yalnızlığımla değil sevdiğimin yalnızlığıyla da savaştım.. Yaptım da yaptım.. Her yapış bir şeyi öğretti aslında..

    Bugün 9 rakamının verdiği enerjiye dayanarak, dimdik bir şekilde haykırarak söylüyorum; ben kimsenin canlılığına zarar vermedim, hatta canlılığının azaldığı yere ışığımı ve neşemi sundum. Ben kimsenin yarasıyla alay etmedim, hatta kendi yaram bildim şifa olmaya çalıştım. Ben kimsenin hayallerine engel olmadım, hatta aksine kendimi o hayallere destek olacak kadar kendimden çok inandı.. Peki ya bana ne yapıldı?

    Olanı söyledim, ben az söyledim sevgili okur sen çok anla.. Ya da anlama.. Çünkü ben sadece sadakati canlı tutmak için dürüst ve şeffaf olmayı seçmedim, ben kendim olabilme cesaretini korumak için şeffaflığa ve dürüstlüğe önem verdim.. Kendinden bilir insan işi dedim, önce kendine dürüst ol.. Hayat yetince zor, insanlar yeterince bencil sen sen ol, onlarda olma dedim.. Kusursuzum demedim, kusurlarım var lakin aramızdaki fark benim kusurlarım kimsenin hayatına yara açmaz dedim..

    Dedim de dedim sevgili okur.. Dilerim gelecek Eylül; bugüne kadar kanamış yaralarımın artık iyileştiği, bir başına savaştığım kaygı ve korkularımın yerini huzur ve güvenin aldığı, vedalaştığım her şeyin yarattığı boşluğu güzellikle doldurduğu bir eylül olur..

    İnanıyorum ki evren boşlukları sevmez, doldurur. Ben bendeki yaraları, travmaları, hayal kırıklıklarını, korkuları, kaygıları, tek başınalığı, bana iyi gelmeyen savaşları, kursağımda kalan hevesleri, kurduğum hayallerin enkazını, kendi ayağıma taktığım çelmeleri, sağlıksız alışkanlıklarımı bugün tamamlıyorum ve bırakıyorum. Bunların yarattığı boşluğu; kalbime denk sevgiyle, ruhuma denk güvenle, aklıma denk huzurla, hayatıma denk başarıyla, ve köksüz medeniyetime denk yuvayla dolduracağına inanıyorum..

    Eylül; yorgunluk yerini neşeye, güvensizlik yerini derin bir bağa, anlaşılamamak yerini huzura, kaygılar yerini heyecana ve korkular yerini derin bir aşka bıraksın..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KANLI AY TUTULMASI VE BIRAKMAK..

    “Herkes bir gün evine döner..”

    7 Eylül balık burcu kanlı ay tutulmasıyla ilgili birçok şey okudum. Sadece kendi burcum ya da bana gösterdiği etkileri değil sevdikleriminde nasıl etki alacağına dair her şeyi.. Sadece burç yorumları değil, ay tutulmaları tarihte neler olmuş, enerji alanı nedir diyerek birçok okuma yaptım..

    Tabi bugün benim için kanlı ay tutulmasından daha kanlı başladı; regli oldum, dişim çekildi ve saatlerdir ağız içimde kan yumağıyla yaşıyorum. Anlayacağın sevgili okur bir yandan kan kaybediyorum diğer yandan kan tükürüyorum.. Sigara yasak, kahve yasak, yemek yemek kısıtlı, nazlanabileceğim insanlarla aramda kilometre ve meşguliyetler var, hava serin bir sıcak su torbası verenim yok, tatlı getirenim yok.. Bakma böyle dediğime sayın okur aslında kendi işimi kendim yapar, tatlıymış sıcak su torbasıymış kendim halleder kimseye de minnet etmem.. Lakin dedim ya insan her zaman yeni bir şey öğreniyor kendine dair hayata dair.. Meğer o kadar çok ben yaparım, ben hallederim demişim ki hayatın karşısında en çokta bunlar yük olmuş. Fazlaca alınan sorumluluklar, kendini yıpratırcasına yaptığım fedakarlıklar, kendimi hiçe saymalar, sonucunda yaşanılan hayal kırıklığı ve yorgunluklar.. Sonrasında “sen halledebilirsin biliyorum ama ben senin için halletmek istiyorum” cümlesinin hissettirdiği “evet ya bu dünyaya tek başıma meydan okumama gerek yokmuş” güveni.. Tabi başlarda bu his tanıdık olmadığı için gerek yoklar, güvenmekten kaçmalar derken burada da karşındakinin sevgiyle çabasını gördükçe nefes almaya başladığını anlayınca evet diyorsun evet bir şeyler öyle tek doğruyla yaşanmayacak kadar ağır ve hayat hafifletmek için de sana bir yol açabiliyor.. O hissi verenin daha da sert duvarlar örmeme neden olacak kadar kırması, boşuna inanmışım tek başıma zaten hallederdim niye sırtımı dayadım ki dedirten güven kırgınlıkları, yahu insan bir merak etmez mi bir nasılsın demez mi hissiyle yapayalnız bırakması ayrı bir ironi olsa da bir şeyi görmemi sağladı.. O kendi başınalık halinin bana iyi gelmemesi artık, ben hallederimlerin, ki hala hallederim her şeyi, aslında bir güç gösterisi değil de halletmek zorunda kalışların bir sonucu olduğunu öğrenmek.. Burada bir önemli konuda ince bir çizgi olması, ihtiyaç duyulduğu için değil ne istediğini artık daha net gördüğüm için..

    Bundan öncede yıllar öncesinden yaşanılan bir hayal kırıklığı sonucu kendimi nadasa bırakıp, ne doğru ne yanlış, ne istiyorum ne istemiyorum, ne verebilirim, neler sınırım neler için sınırlarımı açabilirim gibi gibi bir dolu sorgulama dönemi ardından eski kalıpları, bana dayatılanları, aile aktarımlarını ve daha nicesini ilmek ilmek işledim.. Aşkta, kariyerde, eğitimde, arkadaşlıkta, hayaller ve hedefler konusunda aylarca okudum, yazdım, çizdim, dinledim..

    Çokta güzel yaptım teoride, lakin artık pratiğe geçirmek için arenaya çıkmam gerekiyordu.. Aşkın seçimi olmaz onu hayata bırakmıştım, nitekim hayatta o konuda hiç çalışmadığım ve asla dediğim yerden çıktı karşıma. Kariyerde 10 yıllık emeğimden istifa etmiştim, tam olarak nasıl bir iş alanı olduğunu bilmesem de bir iş alanında ne istediğimi biliyordum artık, acele etmedim, günümü geçirmek için ani kararlar da almadım. Ve arkadaşlık konusu, ben öyle hadi bay diyerek gitmem ben sadece sessizce yoluma devam ederim çünkü hayat bana iyi gelmeyenleri kendiliğinden ayıklar derim nitekim öyle de olmuştu.. Çok büyük bir network ağım olmasına karşın kahve içtiğim, sohbet ettiğim kısaca enerjimi ve zamanımı ayırdığım kişiler oldukça azaldı..

    Yeni bir ben diye sayfalarca yazdım da iş arenaya çıkmaya gelince tabi rakibim hayat ve zamandı. Beni tetikleyeceği yerleri, yaralarımı nasıl kanatacağını, kimin zaafım olduğunu çok iyi bilen bir rakip.. Çalışmadığım yerlerden kroşe yediğim bir arena oldu.. Öyle böyle, düşme kalkma derken hocadan bir ara istedim, görüşüm bulanıklaştı ve gücüm azalmaya başlamıştı..

    Şimdi bir kararın eşeğine salıncak kurdum, ağzımın kan yumağıyla uyuşukluğuna, reglimin sancısına, gönül yorgunluğumun sızısına, tek başınalığın getirdiği bir hayal kırıklığına karşın öylece sallanıyorum.. Ne istediğimi biliyorum demekle kalma diyor hayat, bunu anlıyorum. Yazdın, çizdin, anladım demekle kalma diyor bunu anlıyorum. Göğüs kafesimde bir boşlukla uyandım bu sabah, dişimin ve karnımın acısıyla harmanlanmış bir boşluk.. Sen bugünü halledersin güzel kızım, lakin artık mola bitti, bitmeli daha doğrusu.. Unutma sen hakikati arayansın, hakikat sana gelmeden önce seni illüzyonla sınayacak. Satranç masasına oturduğun gün bunu biliyordun. Strateji yapmak yerine kendi hamlelerini seçmek senin tercihindi. Çünkü hakikati ararken gerçeklerle yüzleşeceğim diyerek ve gerçeklerle kuracağım kadim krallığını sözünü verdin kendine..

    Arenaya yeniden çıkmak zamanı, satrancı ehliyle oynamak zamanı, teoride maestro olduğun ne varsa pratikte de ustalaşma zamanı.. O masum halinle salıncağına oturduğun parktan, kendi gerçekliğine merhaba dediğin arenaya adım atma zamanı..

    Hakikati arayansın, hakikatin dilinin aşk olduğuna inansın, seni sen yapanın senden olmayan olduğunu öğrenensin..

    Bugün o yara pıhtılaşacak, yarın en çok korktuğun şeyin üstüne giderek bir korkunla daha vedalaşacaksın (tabi umarım sonucunda ihtiyacın olan tek şey vitamin olur da korkunun ne kadar yersiz olduğunu da görmüş olursun), bir sıcak su torbası bir tatlıyla kendine güzel bir jest yapacaksın, ve sen söz verip tutmayanlardan olmayacaksın..

    Dişlerdeki çürükler çekildi, geçmişin çürükleri oyula oyula söküldü, cehennemden geçerken durup bekleyemezsin.. Kalbini yıllar sonra açma cesareti gösterdin, korkmaya devam ettiğin şeylerin üstüne gitme cesareti gösterdin, aldığın yaralara rağmen inanma cesareti gösterdin.. Hayat cesaretini görüyor güzel kızım, bugünün tek başınalığı seni ürkütmesin, ürküp yine kadim krallığına dert duvarlar örmene sebep olmasın, çünkü hakikati kalbindeki aşkla arayansın hatırla.. Ve hayat önce yanılsamalar sunacak ki bakalım gözün anlık olanlarla boyanacak kadar kör mü, bir anlık hevesler uğruna kalıcı olana ihanet edecek misin, sadakatim baki demek yetmez bakalım önüne çıkan fırsatlar karşında da sakadati seçmeye devam edebilecek misin, değer veriyorum yetmez bakalım koşullar seni oyaladığında da meşguliyet bahanesiyle kıymetli olanı yok sayacak mısın…

    Kalbini açtın, kalbinle seçtin, kalbinle sahip çıktın.. İzin ver şimdi hayat kalbinin karşılığını sunsun.. Çünkü hayat boşlukları sevmez, o göğüs kafesindeki boşluğu illüzyonla değil hakikatle doldursun..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ZAMANIN TELAŞI VE BAHAR..

    “İnanmak kaybetmenin yarısıymış..”

    Ben kaybetmenin korkusu ve telaşıyla savrulurken tek başıma meğer önemli olan birçok şeyi de gözden kaçırmışım.. Bir panik atak haliyle ulaşmaya çalıştığım an açılmayan telefonla anladım..

    Ben kazanmak için çabalarken meğer zaten çoktan kaybetmişim.. Özen gösterilmeyi, bir soluk almayı, güvenle uykuya dalmayı, öncelikli olmayı, değerli hissetirilmesini ve o güven duygusunu ayakta tutacak olan sözün tutulmayışını.. Canım kendim, güzel kalbim ne de güzel seviyorsun sen öyle. Seviyorsun da bak haline.. Kırık dökük, şüphe dolu, yalnız..

    İki gün öncesinden korkudan yükselen nabzına bir soluk olur inancıyla, söyleyenen o “yorgunluğunda yanındayım, korkularında elini tutuyorum, ben buradayım” sözlerinin yarattığı illüzyona dayamak istedin sırtını peki noldu? Şimdi o korkularla sabaha gözünü tek başına açacaksın, yetmezmiş gibi tutulmayan sözlerin yarattığı hayal kırıklıklarını da heybene alacaksın..

    Sen bu değilsin, seni bu yapmışlar güzel kızım..

    Sen o huzuru hak ediyorsun, sen güvende hissetmeyi, şüphesiz sevgiyi, gerçeğin ne olduğunu bilmeyi fazlasıyla hak ediyorsun.. Verdiklerin bunlardan fazlayken hele de. Belki de dengeni bozan buydu.. Güvenin, sevginin, geleceğin ve gerçeğin fazlasını verdikçe azına mahkum edildin.. Bir ay tutulması var, bir zorlu çırpınma hali mevcut.. Sen fazlasını yaptın. Gerçeği verdin kimsenin yüreğine şüphe düşmesin diye, neşeyi verdin hayat zaten yeterince zor diye, öncelik verdin ailesi zaten görmezden gelmiş bir küçük çocuk diye..

    Verdikçe görmedin, senin heybenden azalanı.. Şimdi kendi gerçekliğini seçmek zamanı.. Güvenle, şeffaflıkla, onca kötülüğün içinde güzellikle, gözün dolduğunda gülümsetebilecek kadar sana değer verenle, bir atak geçirdiğin an ulaşabileceğinle..

    Çünkü hayat yeterince zor, insanlar yeterince ikiyüzlü ve zaman satın alınamayacak tek şey.. Sende olan güzellikleri gören varken, senin derdini yük değil paylaşma birliği gören varken, düştüğün an el uzatan varken, içini huzursuz edenlerin karşısında senin yanında duran varken ötesine ihtiyacın yok.. Yükünü bırak, kaygı ve korku dediğin yarın üstüne yürüyerek içinden sapasağlam çıkacağın bir eski köprü. Ve merak etme kalbinin ekmeğini yiyeceğin sofraya oturacaksın..

    Yeterince aç kaldın, günlerdir bir damla su diye çırpındın.. Şimdi aç kalbini yeniden, kaldır başını, sil yaşını.. Seni sen olarak seven, seni senden daha iyi bilendir.. Ve sen layık olduğun, değerli hissettiğin bahçeye çiçekler açtırıp bahar getirensin.. Ve bahar yeniden gelecek güzel kızım, az kaldı..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..2 EYLÜL, 150 GÜN, AY DÖNÜMÜ..

    “Her nasip vaktine esirmiş..”

    Düşünün aranızda kilometre ve saat farkı var yıllar içinde bu muhabbetinizi öyle sağlam kılıyor ki artık telefonları gülerek açıyorsunuz, saatlerce konuşuyorsunuz, kahvenize eşlik edeceği günü bekliyorsunuz tabi biliyorsunuz ki bu sadece yüzünü gülümseten bir hayal.. Yıllar sonra sizin bile tahmin edemeyeceğiniz bir şey oluyor; bir bilet, bir kavuşma, bir doğum günü, bir öpücük ve hayal etmeye çekindiğiniz bir bağ.. Sanki kader ve zaman öyle bir anlaşma yapmış ki sizin için inancınızı kaybettiğiniz her şeyi önünüze sunmuş gibi..

    2 Nisan, en güvendiğiniz yerden gelen o yuva hissi..

    7 Eylül, ormanın ortasında bir başınıza otururken yüzünüzdeki hüznü gören birinin durduk yere size yaklaşıp “sen gözyaşı akıtırken o bir esmerle keyfine bakıyor demesi..”

    Hayat sırları ortaya mı döküyor, benimle kafa mı buluyor, kalbim daha ne kadar kırılacak derken “boşuna sorgulama sana son zamanlarda davranışlarıyla anlatmış ne olduğunu, seven insan merak eder iletişimde kalır, seni bir köşeye itip hayatına bakabilen birini öyle yürekten sevmişsin ki karşılığında o ihaneti seçmiş” diye devam etmesi.. Hiç bir karşılık almadan, hiçbir soru sormadan biri masanıza oturuyor ve sizin kendi kendinize yaşadığınız karanlığa karşı bunu diyor..

    Sizi bilmiyorum, lakin ben hayata inanıyorum, mesela yolda müzik açmış keyifle dans ederken ardın sıra gelen yeşil ışıkların bana hayatın içinde yol verdiğini düşünmeyi seviyorum, her seferinde telaş etme en yakın yerden park yeri buluruz düşüncesiyle yaşarken yeri gelip denizin dibinde onca kalabalık içinde park yeri bulabildiğimiz onca sefer gülümseyerek diyorum ki bak bulduk. Hatta yanımdaki de hep der ki ne zaman seninle yola çıksam en iyi yerden park yeri buluyorum.. Sadece bunlar da değil kalpten bağlı olduğum adam iyi bilir işinde, eğitimde yaşadığı stresli süreçlerde söylediklerimin günün sonunda “haklısın sen söylemiştin stres yapmama gerek yokmuş” dedikleri de çoktur.. Düşünsenize hayatla böyle bir bağ kuruyorsunuz, kalpten, saf çocuksu duygularla.. Ve ormanın ortasında bir ses, hele de karşılık istemeden size seslenince alak bullak oluşunuzu.. Yine de diyorsunuz ki ben güvenmek istiyorum, arıyorsunuz soruyorsunuz muhatabınız ne hissettiğinizle sizi ne kadar derinden kırdığıyla ilgilenmeksizin üzerine bir de daha da güven ve sevgi kırıcı yaklaşıyor.. Oysa sizin tek beklediğiniz bir şey de, de ki bak ben güvenmeyi seçmek istiyorum. Hayat bu ya onun anlamadığı onca şeyi kendi dünyanızda yaşarken üzerine daha da kendini ele veren, sevgiye neler yaptığını gösteren davranışlar ve konuşmalar geçiyor..

    Sen beşinci ayınızı mum üflerken kutlamak için küçük tatlı jestler beklerken, büyük yıkıcı darbeler ve aşılmaz duvarlar çıkıyor önüne..

    Hikayenin burasına kadar nefesiniz kesilerek geldiyseniz tebrikler, sevmek güvenmek ve bunlara değer vermek konusunda hala inancınız var, umarım kalbinizin ekmeğini yersiniz..

    Gelelim dağınıklık yaratan günlerin diğer kısmına.. Dün kız arkadaşım bundan 4 yıl önce benimle birlikte şahit olduğu bir olayı hatırlattı bana “ayyy hatırlıyor musun, evlilik teklifini alkışlamak zorunda kalmıştık” hakikaten öyle olmuştu.. Yıllar önce birilerinin mutluluğunu alkışlatmıştı hayat. Geçti gitti lakin o zamanlardan sonra kendime dedim ki “bak kızım görüyor musun, hayat sen kırıldığında sana yol vermez, hatta yeri gelir filmlerde göreceğin sahnenin bizzat başrolü olursun.”

    Zor oldu ama silkelendim, ayağa kalktım, ne ah ettim ne mağduru bağladım. Kimsenin mutsuzluğu benim yaramı sarmaz, kaybettiğim zamanı ve neşemi bana vermez varsın herkes yolunda kalbinin ekmeğini yesin, dedim ve devam ettim. Ne istiyorum, ne istemiyorum diye ciddi konuşmalar yaptım, kimseyle sırf tatmin olmak için yüzeysel ilişkiler kurmadım, yalnızım diye kimseyi hayatıma almadım. Düştüm, kalktım, ışığımı kaybettim, karanlıklarda kaldım, lakin kimseye yükümü yüklemedim. Benim yolum, benim yaralarım, sadece devam edeceğim dedim.. Öyle de yaptım.. Ta ki 5 ay öncesine kadar..

    Kalp kırıklığıyla, güven kaybıyla, üzüntüyle yazmıyorum.. Yazıyorum çünkü bu hayatta sevgiye sahip çıkacak, güveni kırmayacak, sadakatin her gün yapılan bir seçim olduğunu anlayacak, yaraları olan kendini kendisi iyileştirmiş insana “seni iyileştirmek zorunda değilim” diyerek yaralamaya çalışmak yerine “anlat güzelim hallederiz sen anlat bana telaşlarını” diyebilecek olan, aşkı ve ilişki yükmüş gibi görmeyen, sizi kırmaktan tedirgin olan, değil kendisi yara açmak yaralarınıza temas etmemek için özen göster birileri var.. Yıllar önce inanmak konusunda kendini, aşk konusunda kalbini, güvenmek konusunda yüreğini kapatmış bir kadın olarak söylüyorum bunu. Yıllar sonra bir adam çıkageldi ve ben varım korkma dedi, kaçsam da, korksam da, kaygılarımı gördü, anlamaya çalıştı.. Kimse kimsenin kişisel psikoloğu değil o ayrı.. Lakin hepimizin bir hikayesi var; hayal kırıklığı, kayıplar, korkular, aile sorunları, iş ve kariyer meşguliyetleri yaşadığı bir hikayesi..

    Dünya zaten sınayıcı, hayat zaten zor, insanların çoğunun kalbi kapkaranlık o yüzden sizi gerçekten seveni yük olarak görmek yerine sıkı sıkı tutun elinizi, zar zor öğrendiği güvenini anlık hazlar için heba etmeyin, umudunu yıkamayın ya insanların..

    Aradan geçen 150 gün, araya giren mesafe ve saat farkları, ruhunuzu yıkıp yakan davranışlar, günden güne yitip giden güzellikler, alınmayan sorumluluklar ve nihayetinde koca bir hayal kırıklığı..

    Siz bir yanda hayata tutunmaya çalışırken, diğerleri bir yandan yıkıyorsa, siz korku ve kaygılarla mücadele ederken diğerleri ufacık bir nefes almanızı sağlayacak güzelliği size çok görüyorsa, siz bir cümleyle inanmayı seçerken diğerleri öbür yandan davranışlarıyla daha da karanlık yaratıyorsa anlayın artık.. Konu sizinle ilgili değil, yaptıkları yüzleşip pişman olur mu vicdanı nasıl rahat ki demeler. Ulan bu kadar kırdın da eline ne geçti diye düşünmeler. Siz çiçek tohumları ekmeye çalıştıkça baharınızı bahçenizi yerle bir edenler..

    Bak gördün mü hayat sana yine fısıldıyor, sen görmekten kaçtıkça masana kadar gelip duy diye anlatıyor, inanmamak için çabaladıkça davranışlarla kabul et be artık diyor..

    Hayat sana kırmızı ışık yakıyor güzel kızım.. Senin geleceğine dahil ederek dualar ettiğin ne varsa, ulan ihtimal vermezdim bir yuva kurmayı hayal edeceğimi teşekkür ederim bu hayal için dediğin ne varsa, araya giren binlerce ağaç mesafesini katetmenin yollarını aramak gücünü buldukça.. Hayat sana diyor ki başrol başka, hikaye başka.. Gör, duy, anla, kabullen.. Sana yuva hayali kurduran yuvasını başka yere kurmuş, sana gelecek hayali kurduran geleceği için başka hayaller kurmaya başlamış.. Senin olmadığın hikayeye kahraman olma çabana hayat kırmızı ışık yakıyor..

    Şimdi hayata bir kere daha dön bak, bugün öyle bir gün ki hayatın sana yeşil ışıklarını yakacağı konuları, yolları ve hayalleri göreceksin.. Bugün öyle bir gün ki kalbin kırılan yerlerinden ışık saçacak.. Bugün öyle bir gün ki aylarca inanmayı seçmek için zorladığın şeyler için hayat sana nefes aldıracak.. Hayata kaldır kafanı yeniden bak güzel kızım.. Kırmızı ışıkları yeterince gördün, bugün aylar önce hayal kurduran ve yalancı olan sarı ışığın yerino yeşil ışık alacak..

    Sen seni yeniden doğurdun, 2 nisan da bir öpücükle yeniden uyandın, 7 eylül de silkelenip herkesin söylediği o inanma aşka sevgiye gibi zırvalarına inat, güvenini inancını yakıp yıkana rağmen bugün hayata yeniden bak..

    Herkes er geç kalbinin ekmeğini yer. Hatırla; bir masada sana mali’min söylediğini “çok mutsuz, sana yaptığı haksızlığı yaşıyor, senin kalbini kırarak yaptığı ne varsa şuan yaşıyor” dediğinde senin verdiğin cevabı hatırla “kimsenin mutsuzluğu beni mutlu etmez, kimsenin düşmesi beni yüceltmez, ben kırıldım, yasımı tuttum, yoluma devam ettim, kalbimi kimse için karartmam” dediğin anları.. Hayat öyle ince örümcek ağlarıyla örülü ki sana Nisan baharını yaşatıp Eylül sonbaharını hissettirene de aldanıp küsme..

    Her nasip vaktine esirmiş ve herkes kalbinin ekmeğini yer..

    Cehennemden geçerken yürümeye devam etmezsen yanarsın. Sen ki ateşler içinde kül olarak doğurdun kendini bir anka kuşu edasıyla, hayat ki sana bir aşk öpücüğüyle heyecan getirdi yıllar sonra, şimdi kaldır kafanı, gözündeki hüznü gülümsemenle temizle, inan ve bugün hayata iyi bak çünkü bir kırmızı gül gelecek eline ve hayat sana yeniden yeşil ışık yaktığını gösterecek..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SUDA BOĞULAN DUYGULAR..

    “Seni kıran şey değil, onu saklandığın yer seni hasta eder..”

    “Benim olmayanı değil, beni yüceltecek olanı seçiyorum..”

    Bu gökyüzü olaylarından mıdır, zamanın getirdiği zorluklardan mıdır bilmem son birkaç hafta oldukça zordu.. Duygusal çırpınışlar, anlaşılmak için sözlükteki tüm kelimeleri seferber etmek, sanki bana ölüm yokmuş gibi zamanımı bekleyerek geçirmek derken hayli tek başınalık ve zorlayıcı bir süreçti.. Peki neyi gördüm; ben zamanımı sessizce ağlayarak bir köşede bekleyerek geçirirken bana değer verdiğini söyleyenin meğer zamanını yeni insanlarla tanışma heyecanı duyarak geçirdiğini ve beni çokta önemsemediğini, konuşmaya ihtiyaç duyduğum günlerde kimsenin benim için o kadar da müsait olmadığını, ihtiyacım var diyebilmeyi öğrenmişken dile getirdiğim ihtiyacımı yalnız karşılamak zorunda kalışımı, o dipsiz kuyuya kimsenin el uzatmayacağını..

    Aslında kızmalıyım, ben kendi stresime kendi yalnızlığıma rağmen elini tutmaya çabalarken beni niye bu kadar yalnız bıraktın demeliyim değer verdiğime.. Lakin anlıyorum. İşte bu anlama hali beni kızmaya enerji harcamaktan alıkoyuyor. Çünkü ben buyum, kendimi bile ikinci plana atacak kadar değer verir çabalarım sevdiğim için.. Aynısını beklemek değil niyetim, hiç olmadı da. Lakin insan sanıyor ki verdiği sevginin, gösterdiği sadakatin, ortaya koyduğu şeffaflığın, birini önceliği yapmış olmanın kıymeti bilinir. Hatta kıymetini bilmekle kalmaz, şöyle bir dönemde bu denli gerçek bir şeye sahip olmanın gücüne sahip çıkar ve göğsünü gere gere bunu dünyaya karşı korur.. Zamanın, koşulların, gelip geçici olanların peşinde heba etmez böyle güzellikleri.. İşte bunu tek başına idrak etmek hep yük hem de yük değil.. Çünkü teşekkür edecek kadar anlıyorum herkesi.. Ve bu tek başına bırakılma hali gösterdi ki bu dönemde, bu kadar ikiyüzlülük içinde parayla ya da diplomayla sahip olunamayacak bir hazine bu.. Bense bu hazineyi, köksüz medeniyetimde kadim gördüğüme ellerimle sunmuşum..

    Kızmıyorum bugün, kimseye gönül koymuyorum bugün. Çünkü artık anlamakla yetinmiyorum bugün.. Ne kadar anladıysam o kadar sorguladım neden diye, nasıl diye, yüreğini ortaya koyanı bu kadar kolay kırabilmek hak mıdır diye, sorguladım durdum da cevap gözümün önündeymiş aslında.. Herkes bir telaşın peşinde oradan oraya koşarken ben bir köşede durmuş izlemişim. Herkes bir meşguliyeti bahane ederken ben bir köşede bekleyip inanmışım.. Oysa hayat bana zorluklar sunarken, yaralarım kanarken, yolumu kaybetmiş bir ışık ararken kimse teğet bile geçmemiş benim kuytu köşelerimden.. Belki hayat denk getirmedi, belki de onlar benim yolumdan geçmek istemedi. Aslında bunun da cevabı aşikar da, diyorum ya bugün dünün hikayelerine kızmak günü değil..

    Bir insan en fazla kaç cephede savaşır, en fazla kaç şeyin karşısında kendi olarak kalabilmek için savaşabilir? Sizi bilmem, kendiminkini biliyorum ama.. Korkularım üzerime geldi, kaygılarım nefesimi kesti, yendiğimi sandığım her düşünce üzerime yıkıldı, elimdeki her şey sıfıra indi. Küçük bir su birikintisinin yanında, bir taşın üzerinde oturmuş öylece gökyüzüne bakarken bir ses duydum, bir ses “ben sana inanıyorum, her seferinde ayağa kalktın, yine kalkacaksın, ben sana inanıyorum..”

    “En dipteyken yanınızda olan kadın sizi zirveye taşır” sözünü iyice anlamak lazım.. Siz bir hiçken, anne babanız size beklediğiniz takdiri göstermezken, varsa abiniz ablanız sizi hep kendisiyle kıyaslarken, arkadaşlarınız neyi başardığınızı görsün diye sürekli kendinizi kanıtlamaya çalışırken hiçbir beklentiye girmeden sevgisiyle elinizi tutan bir kadın varsa dünyanın en şanslı insanısınız. Bunu size hayatınızdaki kadın söylediğinde kendini över sanırsınız o yüzden benden, hiç tanımadığınız bir kadından duymak belki size sahici gelir.. Eğer o kadını görmek yerine zamanınızı daha yeni tanıdıklarınıza ayırıyorsanız, onun tatlı tebessümüyle sizi yürekten takdir etmesini fark etmek yerine başkalarının takdiri için çabalıyorsanız, onunla olan anlarınız yerine başkalarına göstermek için anlık tatminlerinizi paylaşmayı seçiyorsanız, onun koşulsuz sevgisi yerine ilgiyi dışarıdan gelenlerden almaya çalışıyorsanız sizi tebrik ederim. Hayatınızda sahip olabileceğiniz tek gerçeği kaybetmek üzeresiniz ve muhtemelen bunun farkında bile değilsiniz..

    Bunda da kızacak bir şey yok aslında, yani çok şey var da kızmaya değer olduğunu düşündüğüm ve kızdığım çok zaman oldu, o zamanlarıda yapayalnız ve telafisi edilmez şekilde geçirince artık kızmayı da bırakmayı öğreniyor insan, çünkü bunu da anlıyorum. Herkes seçimlerinde özgür. Biri sizi merkezine alacak seçimi yaparken ne kadar özgürse, siz de aynı şekilde özgürsünüz. Fakat sonuç iki seçim için aynı olmayacaktır. O yüzden herkes seçimlerinin sonuçlarının sorumluluğunu alabilmeli..

    Kimsenin kimseye aynı kalma borcu yok bu hayatta. Alışkanlıklarımız değişebilir, mesela bir alışkanlığımız bize iyi gelmiyor ya da sevdiğimiz birini kırıyorsa şöyle bir bakıp bunu sevgi için değiştirebiliriz. Tabi değiştirmeyi istemek lazım, sevgiyi bu istemeye layık görmek lazım. Sevme şeklimiz değişebilir, mesela ailemizden mesafeli ve eleştirel bir sevgi dili öğrenmiş olabiliriz, yüzeysel bağların kalıcı olmadığını hatta yara açan şeylere sebep olduğunu deneyimlediysek sahip olduğumuz sevgiye daha kalıcı bağlarla yaklaşmayı öğrenebiliriz. Eğer bizi seven de sevgi dilini öğrenmiş ne istediğini bilen biriyse ohhh vallahi ne şanslısınız; travmalarınızmış, geçmişte aldığınız yaralarmış, ailenizin size sevgi ve takdir göstermemesiymiş pehhhh hiç önemi kalmaz.. Başarı dilimiz değişebilir; kimimiz eğitim ve kariyerinde kendini kanıtladıkça başarılı hisseder, kimimiz kendini geliştirdikçe, kimimiz yuvasıyla derken bunlar bize geçmişten mi öğretildi yoksa gerçekten böyle mi istiyorum dedikçe başarı dilimizde değişebilir..

    İşte bugün tam da böyle bir gün.. Ben en dipteyken yanımda bir annem vardı; kimse duymazken kırgınlığımın sesini, sessizce ve tek başına akarken gözyaşlarım, korkularım ve kaygılarım boğazıma yapışmış nefes alamazken, ben şimdi napacağım yetmedi mi bu kadar zorluk, bu kadar mücadele, emeklerim daha ne kadar boşa gidecek, kalbim daha kaç kere kanayacak derken içimden, dünyanın karşısında bir beni hezimete uğratmış hissiyle boğulurken..

    Bu hayatta kendine inanmak kimi zaman bazı şeylerin üstesinden gelmeni sağlasa bile insanın bazen de bir başkasının ona inanmasına ihtiyacı oluyor.. İşte ben hep orada olan oldum. Yere düşene el uzattım, derdim var diyene zamanımı hibe ettim, anlaşılmak isteyene zihin kıvrımlarımda yer verdim, gözyaşına omuz oldum, ailesi sevgisiz mi bırakmış bir fazla sevdim, dünya inanmamış mı hayallerine korkma ben varım dedim. Evimin kapısını söküp attım kimse çatısız kalmasın diye, soframdakini bi kendim için pişirmedim. Bir küçük çocuğun meraklı gözlerine neşeyle baktım, ürkek bir hayvana korkmasın diye usulca yaklaştım.. Dünya beni takdir etsin diye yapmadım bunu. En çok ben sevileyim diye de yapmadım..

    Yüreğimden geçen sevginin verdiği yetkiye dayanarak yaptım. Hayatın zorluğunu bahane etmeden, var olan stresin ve oyalayıcı koşulları öne sürüp kaçmadan, geçici şeylerin şatafatına kapılıp değerli şeyleri yok saymadan.. Dünya göz boyamak konusunda ne kadar ustaysa ben de kendim olarak kalmak konusunda o kadar savaşcıyım.. Dünya meziyetleriyle meşgul tutmak konusunda ne kadar sebep sunarsa sunsun ben de zamanı sevdiklerime ayıracak kadar değer veriyorum. Dünya nimetleriyle ne kadar kandırmaya çalışırsa çalışsın ben de o kadar dürüst olma konusunda şeffafım. Dünya kendi bildiği düzende dönmek konusunda ne kadar inatçıysa ben de gerçek sevginin kazanacağına o kadar inanıyorum (tabi sevgi sadece iyileşmek isteyene şifa olurmuş onu da sevgimi koşulsuzca hibe ettiklerimden öğrendim)..

    Sevgili Eylül, Teşekkür Ederim..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BU DA GEÇER YA HU..

    “Eylül rüzgarı fısıldadı; insanlar, seni sadece aynı yerden kırılınca anlar..”

    Bugün en büyük korkularımdan biri için daha adım attım. Henüz sonucuyla yüzleşmedim, salı gününden sonra belli olacak. Sağlığımla ilgili bir şeyler duymaktan öyle korkar oldum ki sürekli kaçtım. Sağlığım, ilişkim, hayat rotam derken.. Duyacaklarımdan, yaşayacaklarımdan kaçmak için elimden geleni yaptım. Aslında kötü şeyler duymamak için iyi şeylerden de kaçmak bu, biliyorum..

    Korkuyla, kaygıyla, telaşla, nede ağrısıyla, stresle uyandım. Yalnız hissetmenin, kaygı dolu hissetmenin yanı sıra yaşama ihtimalim olan kötü şeyler karşısında da yalnız kalmak düşüncesi beni iyice boğdu.. Baktım ki her şey yeterince dağılmış durumda, maddi ve manevi olarak en dibe vurmuş haldeyim.. Ya boğulmaya devam edeceğim, ya bir kurtarıcı bekleyeceğim ya da korkarak dahi olsa gerçeklerle yüzleşeceğim.. Bir kurtarıcı gelmeyecek, bu boğulma hissi bitmeyecek. Prensesin kendini kurtarmak dışında bir seçeneği kalmadı.. Belki de benim öğrenme yolum buydu. Hayat kıra döke yola getirecekti ya da yoldan çıkaracaktı. Biliyorum ki sonuçlarla ilgilenmez hayat, sürecine ve seçimlerine bakar..

    Ben korktukça üstüme gelmeye, ben kaçtıkça köşeye sıkıştırmaya devam edecek. En kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir, karar ver ve yap. Yüzleş kızım, yüzleş.. Farkındalık yaşadıkça aslında girdiğin suyun seviyesi yükseldi, sen yüzmekten korktukça su seviyesini düşürmeyecek ki. Sen çırpındıkça su sana dost olmayacak ki..

    KORKMA BEN VARIM.. Bugünlerin belirsizliği bitecek, karanlığa gömüldüğünü sanma belki de filizlenmek için ekilmişsindir.. Biliyorum korkuyorsun, biliyorum yoruldun fazlasıyla, biliyorum kırılacak yer kalmadı kalbinde, biliyorum kayboldun mana kaybının içinde.. İnan bana korkularının yerini huzur alacak, kaygılarının yerini neşe saracak, yorgunluğun dinecek, kırıldığın yerden ışıklar sızacak ruhuna, anlam kazanacak hayatın yeniden..

    İçindeki küçük kızın ayaklarını karnına çekmiş şekilde yatağın altına saklanışını fark et.. Kimse el uzatıp bulamadı onu, oysa kaybolmak için değil bulunmak için saklanmıştı oraya.. El uzat ona, sen sarıp sarmala, izin verme dünyadan korkmasına. Hatırlat ona; bıcır bıcır oyunlar oynadığı zamanları, çiçekleri ne kadar sevdiğini, konuşurken etrafa nasıl da neşe saçtığını, huzur veren bir özü olduğunu..

    Ve inanmasına yardım et; zorluklarla nasıl da baş edebilecek cesarete sahip olduğunu, kırıldığın yerlerden nasıl da sapasağlam yeniden ayağa kalktığını, kayboldukça aslında nasıl da yeni yollar bulduğunu anlat ona.. Anlat ve göster, sabırla anlat o küçük kıza, anlat ki bilsin nasıl da güzel bir kadın olduğunu.. Dünya ne kadar çirkinse o o kadar güzel kaldı, hayat ne kadar zorlarsa zorlasın o o kadar dik durdu, ve onca kötülüğün içinde her gün iyi kalabilmek için savaştı..

    Bugünler geçecek, savaşlar bitecek, bulanıklık dinecek.. O küçük kız, o muhteşem kadına dönüşme hikayesiyle gülümseyerek gurur duyacak..

    Kendine bir şans tanı, bugün beyaz papatyalar ve kahveyle başladığın güne bir şans tanı.. Belki de bunca korku sadece geçmişin gölgesidir, ve sana tutunmak için korkulu hikayeler anlatarak silinip gitmemek için seni o karanlıkta korku ve kaygılarla tutmaktan başka çaresi yoktur.. Yeni hikayeler için ilk adımı korkularının karşısında durmayı seçerek attın, ikinci adımın bunların sonucuyla yüzleşmek olacak.. Hayata derin bir nefes alarak bak, belki de korktuğun kadar kötü olmayacaktır sonucu.. Sağlığın yerindedir de, sadece biraz vitamin takviyesi alman gerekiyordur belki. Ruhun arınmıştır da, yeni bir rota belirlemen gerekiyordur belki..

    Bırak hayat sana, senden sana aksın, güzelliklerle..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SEVGİ EYLEM, GÜVEN KANIT, ÖZÜR DEĞİŞİM İSTER..

    “Kendim olabildiğim ortamların lunaparkıyım..”

    Sevmek gerek bu hayatta, bir şeyi de çok sevmek gerek. Ve korkmak gerek sevdiğin şeyi kaybetmekten, delicesine korkmak gerek. Öyle bağımlı hale gelircesine bir korkudan bahsetmiyorum çünkü bu çok yüzeysel, çok çabuk vazgeçilebilir bir şey. Ben daha derinden bir bağdan bahsediyorum, daha samimi bir yerden bağlanmaktan. Değerini çok az kişinin fark edebileceği güzellikleri keşfedebilmek, anlayabilmek, onun kıymetini kendinden bilmek aslında.. Öylece sevmek gerek yüreğini ortaya koyarak, her gün büyük küçük demeden eylemlerinle göstereceğin bir sevgi.. Çünkü sevgi eylem gerektirir..

    Güvenmek gerek, bu hayatta bir şeye kendini bırakacak kadar güvenmek gerek. Gözünü kapatıp, kendini boşluğa bıraktığında o boşluğa düşmeden seni tutacak bir şeye güvenmek.. Bu öyle birinin sana vereceği türden değil, bizzat senin seçiminle sonuçları göze alarak vereceğin bir karar olmalı. Yaşadığın travmalara rağmen, senden açılan ihanet yaralarına rağmen, doğduğun evde görülmemiş olmana rağmen dimdik durup sorumluluğunu alacağın bir seçim. Sadece seçmek değil o seçimi doğrulayacak davranışlarla kanıtlamakta gerekir. Çünkü güven kanıt ister..

    Ve özür dilemeyi gururun, egonun önüne koyabilmeyi öğrenmek gerek. Hata yaptığında, birini gerçekten kırdığında, kırdığını sen göremesen bile sana kırıldım diye savunmaya geçmek yerine bir durup düşünmek ve bir adım geri atmayı öğrenmek gerek. Tek başına özür yetmez elbette; değer verdiğin, sevdiğin, güven veren için o özrü bir çabayla taçlandırmak gerek. Kendi dünyanda koşullar seni hep meşgul tutabilir, içinde olduğun süreç sürekli streste yaratabilir lakin bunları öne sürerek kaçmak yerine bunların karşına geçip benim hayatım sizden ibaret değil diyebilme cesaretiyle gerçek sevgiye ve değerli olana 1 dakika ayırıp eyleme geçirilen küçük bir çaba göstermek belki de seni oyalan eğitiminden, kariyerinden ve bunlar aracılığıyla tanıştığın geçici insanlardan ziyade derin bağ kurduğunla kalıcı bir huzura adım atmanı sağlar. Çünkü özür değişim ister..

    Hayatımdaki insanı merkeze koyduğum için bir an bile pişman olmadım aslında. O merkezi defalarca sarstığında, uykularımı bölecek stresi ve kaygıyı yaşattığında, mideme kramp girdiğinde, kendimi zaman zaman yalnız hissettiğim anlarda bile şüphe etmedim seçimim yanlış mıydı diye.. Çünkü sevgi, güven, şeffaflık ve özür dörtlüsünü ortaya koymaktan vazgeçmeyecek kadar net bir ben koydum ortaya, gurur yapmadan, bomboş savunmalarla karşındakini geçiştirmeden, anlayarak kimi zaman anlamasam da en azından gayret ederek.. Denedim..

    Dün geceye kadar.. Huzursuzlukla ve zorla daldığım uykumdan mide ağrısıyla uyandığım gece yarısı baktım ki anlaşıldığıma dair, kırgınlıklarımın önemsendiğine dair en ufacık bir cümle kurulmamış ve bana ulaşılmak için küçücük bir adım atılmamış. Kendimi, midemi hiçe sayarak, bekleyerek zaman kaybetmek yerine yüzüme haksız yere kapatılan telefonu yine de arayarak bir gayret belki bir sevgi emaresi görme telaşıyla sarıldım telefona.. Haklı bulunduğum, sonrasında özen gösterileceğine kelimelerle ikna edilmeye çalıştığım ve elbette devamında suçlu ilan edildiğim bir konuşma sonrası anladım.. Gerçek sevgi eylem ister, gerçek anlayış akışkanlarına ve koşullarına bağlı olmadan gösterilir, gerçek özür karşındakinin alakası olmayan stresten ve onun sebep olmadığı sorunlardan arınarak kırdığın yeri telafi etme özrü davranışlarla gösterilir.. Peki bunlar gelecek inşa etmeye gönüllü insanların davranış ve sorumluluk almayı istemesidir. Zor değildir, dolaylı da değildir. Az, öz ve nettir. Peki başka şeyler için çabalayan, hiç tanımadığı insanların bile gereksiz sorunları çözmek için zaman ayıran, aslında birkaç dakika dönülmese sorun olmayacak şeylerde bile senin zamanından çalıp oraya yönelen sence sana davranışlarıyla seni nereye koyduğunu göstermiyor mu?

    Her şey yeterince net. Hayat zaten zorluklarla dolu, günümüzde hangi ülkede olursanız olun insan ilişkileri zaten samimi değil, güven duymak zaten imkansız hale getirildi, koşullar zaten sürekli stres yaratacak. Sadece sana özel değil mi, hepimiz için geçerli. Hayat hepimize zorluklar veriyor, hepimizin stresini arttırabiliyor, insan her yerde insan. Emek verene, çaba harcayana, güven verene inci gibi davranmak yerine çöp gibi hissettirmek niye! Ben niyesini artık anlıyorum..

    Sevgimi kendimden çok merkezimdekine verdim, şeffaflığın lisansını öğreterek gün gün güven duygusuna yatırım yaptım, aman ulaşılmazı oynayayım diyerek kimsenin zamanını çalmadım onun yerine hep konuşulabilir olmayı seçtim. Burnumun dikiyle, koç burcunun yetkisiyle sahip olduğum inatla yaklaşmak yerine kendime bile parmak sallayacak kadar merkezimdekine öncelik verdim.. İşte bunlar hep kendime verdiğim değer ve merkezimdekine verdiğim öncelikle ilgiliydi..

    Şimdiyse anlıyorum, kendimi ve kendimdeki değeri. baktığında limandaki gemilerde güvendedir, ama gemiler limanlar için yapılmamıştır.. Ben bu dönemde kim olduğum konusunda daha netim. Ben neyi istemediğim konusunda daha netim. Eyleme geçecek cesaretim, ortaya koyduğum güvenim, geçiştirmeden emek emek gösterdiğim çabanın bulunması zor hazine olduğunu idrak edecek kadar netim..

    Biliyorum sevgili okur, bazen zor oluyor.. Anlama yorgunlukları, mana kayıpları, koşulların yarattığı stresler, bazen anlaşılamama hissi, bazen anlamamanın sebep olduğu iletişim kazaları derken ne gerçekten değerli ne sahte ayırt edemeyebiliyor insan.. Bir şeyi hatırla; gerçekten ruhunla sevip kalbinle çabaladıysan, bir de kendi değerini fark ettiysen günün sonunda hayatın hakikati olarak gördüğün aşk seni sarıp sarmalayacak..

    İnanmayı bıraktığın an karşına yeniden çıkan, asla istemiyorum benlik değil dediğin o sıcacık yuvanın hayalini kurmanı sağlayan, ben bana yeterimden aslında demek yerine bu kadar savaşı tek başıma vermeden de dünyaya kafa tutabilirmişim dedirten şeyin derin bir aşk olduğunu hatırladın bir kere.. Çünkü sen hayata, ben sıradan bir sevgi yumağı istemem dedin ve hayatta sana senin aşkı çocuksu bir heyecanla, evrenin dili olarak gördüğünü ve o büyülü masalların gerçek olabileceğini anladığını gösterdi. Bunu hiç kaybetmemen dileğiyle..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..FEEDBACK DEĞİL, FEEDFORWARD..

    “Aksiyonsuz vizyon halüsinasyondur..”

    Bir iç daralmasının göğüs kafesime baskı yapmasıyla başladığım 3 eylül sabahı.. Kelimeler, göğsümden klavyeye akreple yelkovanın tam 12.12’de buluşmasında akıyor. Komplike duruyor, anlamı yok gibi geliyor ya da deli saçması denilebilecek olsa bile 3 rakamının etkisine ve anlamına inanmayı seçiyorum.. İçimi daraltan anla onu akıtmayı seçtiğim zamanın denkliği arasında bir anlam var mı şuan için bilmiyorum.. Sadece yazmamın görmemi daha berrak bir hale getireceğine inanıyorum..

    Düşün, karar ver, taşın.. Bu denklemin ‘düşün’ kısmında bir hayli yol almanın verdiği tuhaf bir yorgunluk var. ‘Karar verme’ kısmında pinpon topu gibi sekiyorum. ‘Taşınma’ kısmını söylemiyorum bile.. Böyle sanki hem her şeyi yapacak, kanatları açacak yere bakmadan göğe çıkacak hissiyle yürüyorum kaldırımlarda. Hem de yorganı kafama çekip varacağım yere vardığım gün uyanmak istiyorum.. Çabala, yol al, tırmandım say, sonra bir bak varmayı arzuladığın yerle vardığın yerin arası kilometreleriyle, saat farklarıyla dolu.. Sadece sayılardan ibaret olsa aşılması gerek yol, ayak tabanını yaralayan ayakkabıyı değiştirir bir nefeslik soluklanır ve yürümeye devam ediler.. Aşılması gereken şeyler listesinde kendi kontrolümde olan kadar olmayanlar da var. Halbuki bu listeyi düşünerek, taşınarak, kararlar vererek, kimi zaman vazgeçerek, kimi zamansa değiştirerek oluşturmuştum..

    Bakıp umutsuzluk hissi yaratan uçurumla, denemene rağmen hissettiğin yetersizlikle, emeklerine rağmen ortaya çıkan boşa gitmişlikle dolu bir an.. İki yandan çekiştiren bir duygu ve düşünce çıkmazı.. Bir taraf yap diyor diğer taraf temkinli ol, bir taraf sadece adım at diyor diğer taraf yine aynı yerinde saymamaya dikkat et diyor, bir taraf önce taşın sonra düşün artık diyor diğer taraf bunu öncesinde yaptın şimdi ne değişecek ki diyor..

    Yaşama kabızlığı yaşıyorum resmen. Küçücük bir çıkış yolu bulsa birikmiş tüm kirlilik akacak ve bir rahatlık gelecek, lakin öyle bir tıkalılık hali var ki hem akıp gitmek için zorluyor, hem de sımsıkı durmuş çıkamıyor.. İşte o sıkışmışlık halinin verdiği ağrı bir yanda, bir kurtulsam ferahlayacağım umudu diğer yanda..

    Bir kurtarıcı el, bir umut ışığı, bir nefes aralığı, bir oh be şükür heyecanı lazım tam da şimdi.. Düştüğün yerden sürekli kendini kaldırmaya alışmış olmak elbette önemli de, insan bazen somut olmasa bile bir elin uzanışını hissetmek istiyor en azından..

    Her gecenin bir sabahı var, her yolun bir sonu, her düşüşün bir kalkışı.. Bazense o sabaha aynı kişi olmayarak uyanıyor insan, o yolun sonunda vazgeçmeye karar veriyor, o düşüşten ayağa kalkarken insanın gözü ilk olarak aldığı yaralara gidiyor..

    Derler ya kendine inan diye, yetmiyor bazen, insanın sadece kendine inanması yetmiyor bazen birinin birilerinin de sana inanmaya ihtiyacını duyuyorsun.. Tabi ailem ve birkaç dostum bu konuda bana bir yıldız edasıyla göz kırpıyor gökyüzünden, karanlığın içine düştüğümde.. Tabi bazen de senin desteğini birebir görmek istediğin birisi oluyor, bakıyorsun tam bir sessizlik sarıyor o tarafı. Olsun diyorsun yine de şanslıyım ya hiç kimse olmasaydı..

    Eylül için umudum derinden geliyor olmasına karşın yorgunluğumda bir o kadar derinden geliyor.. Belki dinlenmek gerek belki de yeterince dinlenmenin verdiği bir huzursuzluk, bilmiyorum.. Bir şeyi biliyorum, her ne yaşanıyorsa bitecek..

    Sadece yolumdayım.. Kimi zaman biraz yalpalasamda, kimi zaman hayalperestçe davransamda, kimi zaman kapana sıkışmış hissetsemde sadece yolumdayım.. Bir farkla, bugünleri bugünlerde yapılanları ve olanları ya da yanımda olmayanları hatırlayarak..

    Sürekli geri bildirim değil, biraz da yapıcı ve çözümcül davranışla yaklaşılmasının zamanı.. Öncelikler, verilen değerler, kurulan hayaller ve edinilen amaçlar yeniden rotası oluşturuluyor.. Varış noktasında görüşmek üzere..

    .. SEVGİLERİMLE..

  • ..VE EYLÜL 1, HOŞÇA GEL..

    ” 🧚🏻Bugün Manifestliyoruz🧚🏻 “

    Bugünün 11 yıl sonra ilk defa pazartesiye denk gelmesi oldukça huzurlu ve inanç tazeliyor benim için.. Pazartesi, 1 eylül, annemin doğum günü ve çürük dişimin birinden kurtuldum..

    Anlam vererek, yine de kendimi çok kaptırmadan hayatın akışını kabul ederek, çabalayarak, yine de zorlamadan, sabahları günü ve güneşi gülümseyerek karşılarken, yine de gözü kapalı bir hayalperest olmadan, ruhumu sonbaharda ilkbahar misali tazeleyerek, yine de sıfırdan başlamak yerine öğrendiklerimin ve tecrubelerimin üstüne koyarak yaşanacak bir Eylül 2025 ferahlığı..

    Bugün, dünü ya da yarını değil de olasılıklar alemine olmasını istediğimiz güzellikleri fısıldayalım istiyorum..

    Kimimizin aşk, kimimizin kariyer, kimimizin para, kimimizin aile, kimimizin eğitim derken aslında mutlu olmayı arzuladığımız birçok alan var hayatta.. Sahip olduğumuz an daha mutlu olacağımızı düşündüğümüz.. Bense bugün sahip olduğunuz şeylerle mutluluğu hissedip, sahip olma hayalini kurduğumuz güzellikleri düşleyelim istiyorum..

    Yılın bitmesine son 4 ay kala şöyle bir nefes alarak girelim..

    Mesela bugün dişimi çektirip güne böyle başlayınca aklıma bir fikir geldi. Sadece ağzımdaki çürük dişi çektirmekle kalmayıp aklımdan da çürük bir düşünceyi, hayatımdaki çürümüş bir alışkanlığı, özümde çürümüş bir travmayı, rutinimde çürümüş davranışı, sosyal çevremde çürümüş insan ilişkilerini çekip atmak gibi.. Bugün bunun ilk adımı.. Öyle ince eleyip sık dokumayla da yapılmayacak kadar basit bir söküp atma.. Mesela; düşünce olarak harekete geçmeme ket vuran kaygıyı, sağlığıma iyi gelmeyen yeme/içme alışkanlığını, kendime uyguladığım self sabotaj travmasını, sürekli ağırlık taşımama sebep olan davranışı, ha birde birbirimizin hayatına katkı sağlamadığımız insan ilişkilerini..

    Son 3-4 yıl öğretici geçse de bir hayli zorlayıcıydı da. Ağustos ise karar vermem konusunda daha net ve gerçekçi bir ay oldu. Sadece ne istediğimi bilmenin yetmeyeceğini, bildiğim şeyler konusunda emin olmam gerektiğini ve emin olduğum an harekete geçmemi öğretti.. Eylül bu hareketliliği desteklecek bir havayla geldi aslında.. İlk gününe pazartesiyle başlayarak diyet bozanlardan mı olacaksın yoksa diyetine istikrarlı devam edenlerden mi olacaksın dercesine..

    1. Küçük bir adım, büyük planın en önemli parçasıdır.
    2. Seni mutlu eden küçük rutinleri her gün uygulamaya özen göster.
    3. Senin değer verdiğin şeylere kendi çizgileri dışında kalsa bile değer verenleri yakınında tut, çünkü önemsedikleri şey senin mutluluğundur, kendi kuralları değil.
    4. Plana sadık kal, motivasyona değil.
    5. İşler yolda değişebilir, hayatın çekirdeklerini ayıklayamazsın.
    6. Koşulların seçimlerinin önüne geçmesine izin verme, seçimlerinle koşullarını oluşturacak bir özün var, hatırla.
    7. Gözlemle, paylaş, sahip çık. Hayatı kadere teslim ederek senden çalmasına izin verme.
    8. Ve sev.. Bu hayatta en çokta sevmek ruhunu doyuracak, sevilmek güzel lakin bu hayatta sadece kendi sevginden emin olabilirsin.
    9. Sana söylenenlerden çok sana nasıl davranıldığına bak, gerçekler kelimelerden çok davranışlarda gizlidir..

    Yaşanılması gereken yaşandı. Yaşanılacak olansa gizemini koruyor. Bu gizemin tadını çıkar.. İş, beklentilerini karşılayacak kadar hatta fazlasını sunacak kadar iyi seçeneklerle gelecek. Eğitim, kendine katkı sağlamayı ve iyi gelmeyi seçtiğin anlarlada büyümeni sağlayacak. Arkadaşlık, sosyalliğini ve keyfini destekleyecek. Aile, güvende hissettiğin en temel çatı. Ve elbette aşk; seni sadece büyütmeyecek aynı zamanda ruhunu besleyecek, beklediğinin dışında sürprizlerle seni çevreleyecek, değer verdiklerine anlam katacak, huzurunu çoğaltacak, sadakatin anlamını baştan yazacak, ışığını görünür kılacak, o büyülü masallardakinden daha gerçek bir hikayeye bürünecek..

    Hayalperestlikle gerçeklik arasında bir köprüde, ayaklarımı uzatmış çekilen dişim dolayısıyla içtiğim ılık kahveden tat almaya çalışırken düşlüyorum her bir şeyi.. Ruhumu düşlerin sıcaklığı sarıyor, ayaklarımsa gerçekliğin dans ritmini yavaş yavaş hissetmeye başlıyor..

    Hikaye nelerle devam eder bilinmez lakin artık nelerle yazılmasını istediğim görünür olmaya başladı..

    Ve sevgili Eylül, hoşça gel.. Heveslerim kursağımda kalmadan, hayal ettiklerime ket vurmadan, neşemi ve ışığımı çoğaltarak gel. Ve şükür dedirterek git..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..HEP BEN DEĞİL, BİR KERE DE BİZ..

    “Anladım sandım, anlaşılmayı beklerken anlamayı unutmuşum..”

    Neyse ki artık eskisi gibi idrak etme konusunda zamanımı tüketecek kadar bol keseden harcama yapmıyorum.. Aslında tatlı dille anlatılınca anında kavrayan zihnim işin içine tartışma ve anlaşılamama duygusu girince açıklamalarla ve anlatma çabasıyla boğulurken anlama işini erteliyor..

    Önceleri anlamaya zaman harcamakla kalmaz, hep bir suç ve suçlu da arardım. Çünkü yaptığımın doğruluğundan eminsem hakkım olanı almalıydım.. Oysa durum pekte öyle değilmiş, haklı olmak değil mutlu ve huzurlu olmakmış asıl mesele.. Bana yapılanlar kadar, kendi yaptıklarımı da açık yüreklilikle anlamaktan hiç gocunmadım. Çünkü asıl istediğim gerçeği bulmak oldu. Bunun yoluysa dürüstlükten geçiyordu, en çokta kendine dürüst olmaktan.. Elbette kalem kimdeyse onun haklı, kahraman ya da ne bileyim mağdur olması pekte kaçınılmaz. Sonuçta kendini deşmiş, yüzleşmiş, ilmek ilmek ortaya bir eser koymuşsun kendini gururlandırman hakkın..

    Lakin bu sefer kalem benim elimde olsa da kahraman başkası.. Çünkü ben inatla bir  pencereden bakmaya çalışırken bana kadim krallığımı ne denli ihmal ettiğimi gösterdi. Acıtarak belki, hatta kanatarak kimi zaman. Lakin kraliçe kendini çekerse imparatorluk çöker, deyişini ben duymayınca o da başka yol bulamamış..

    Her sözünde beni suçlandığını sanarak savunma yapmalarım, bak ben bu olanlara ses çıkarmadım derken beni yargılandığını düşündüğüm için aslında ‘ses çıkarmadım çünkü sana güveniyorum’ demesini bir an için anlayamayışım, beni duymuyorsun deyişindeki kırgınlığı pekte fark edemeyişim.. Ah be kızım tamam haklısın kırıldın, haklısın bir takım sarsıntılar yaşadın, haklısın anlaşılamadığını hissettiğin için daha da çırpınarak anlatmaya çalıştı, harbiden haklısın.. Yahu tamam haklısın, haklısın da, eeee!

    Baksana şu hale. Baksana kırgınlığa sıkı sıkıya tutuntukça daha da keskinleşmene. Keskinleştikçe kesip kanayan yerlere.. Kan kaybediyorsun. Kan kaybettikçe görüşün bulanık bir hal alıyor. Dur lütfen, anlaşılmak kadar anlamak önemli değil miydi.. Tamam kırıldın, beklemekle mi geçecek bu. Tamam kızdın, bağırarak çözülecek bu. Hem sen sahip olduğun hiçbir şeyi altın tepsiyle almadın ki. Neşen, ışığın, enerjin, anlayışın, hayatın yoluna çıkardığı kırmızı ışıklara anlam yükleyişin, yeşil ışığa gülümseyerek ‘bak hayat bize yol veriyor’ demelerin, gecikiyorsak zamanında orada olacağız diye inanışların derken hepsini ilmek ilmek kazandın.. Oluyor mu böyle..

    Sen sabah gülümsemeyle uyanır tatlı tatlı kahvaltıyla uyandırırdın, sen şarkıları açar klip çekecesine dans ederdin, bir tatlı sözle gönlün hemen alınırdı, bir küçük hediyeye dünyaya sahip olmuş gibi sevinirdin..

    Bak şimdi kendine de yüklenme çünkü sen bu değildin seni biraz da bu yaptılar. O yüzden öyle tek başına yükü omuzlamak yok, zaten bunu yapacaksan o yükten arındıktan sonra kimseye de gerek yok.. Ben gardını al, tek başına baş et, fedakarlıklarla kendine yüklen demiyorum.. Zaten kendimize bunların sözünü de vermedik mi. Anlaşıldığımız yerde mutluyuz lakin anlamalıyız da, güvende hissettiğimiz yerde huzurluyuz lakin güveni canlı tutmalıyız da, doğrudan iletişim kurdukça sağlıklı ilişkiler kuracağız lakin muhatap alanlarla..

    Bak bu senin en önemli adımın. Anladın, anlıyorsun da bu sefer anlamakla kalmayacağının sözü bu adım.. Lakin hatırlayacaksın da..

    Sürekli sorgulayarak güvenmeye çalışmaktan vazgeç, güven veren zaten kendi isteğiyle şeffaf olacaktır hatırla. Gününü merak ettiğin ve sorularından dolayı sıkılanı değil ‘beni merak ediyor mutluluğu’ yaşayana harca merakını. Kırıldığında telafi edilmesini bekleme anlat, bırak ve gözlemle değer veren zaten önce kırgınlığını telafi eder köşeye geçip beklemez. Ha bu sadece senin için geçerli değil en çok ben kırıldım, önce ben telafi edilmeliyim demek yok çünkü bu sadece yoracak. Hepimizin en temel ihtiyacı anlaşılmak yine de anlaşılmayı beklemekle sevgiyi ertelemekten vazgeç, unutma sevgi kendi içinde en çokta çırpınmaya gerek duyulmadan anlaşılır kılar ruhu. Ve yine hatırla sevilmeyi istemek güzel, sevmek daha güzel o yüzden anlamaktan vazgeçme.. Senin kaygıların kadar başkasının da korkuları olabileceğini hatırla. Senin ihtiyacım var demeyi yeni öğrenmen gibi bu ihtiyacına nasıl karşılık verileceğinin de yeni öğrenilebileceğini hatırla.. Sen onca yolu mücadele ederek geldim diye herkesin aynı yerden görmesini bekleme, kim bilir belki onlarda başka yerin savaşından gelmiştir belki oraya.. Ha birde sevme şeklin güzel kızım sen kırılan kalbine rağmen bir cesaret yine sevmeyi seçtin diye, sen cüretkar bir şekilde sokakta aşkınla dans etmeyi seçtin diye karşındakinin de aynı şekilde gelmesini bekleme. Belki de o da seninle öğrenecektir dans etmeyi, izin ver sadece. Seninle dans etmeye varım demekte onun sevgi lisanında büyük bir cesaret adımıdır belki, bunu gör.. Sen mutluluğu ve aşkın her yerde ve herkesle paylaşmayı sevecen bulabilirsin, belki de bu karşındakinin kaygılarını arttırıyordur, orada iyi bak seni mi gizliyor yoksa başkalarının tepkisi mi onu geriyor bunu iyi anla, çünkü seni gizlemesi sana değer vermediğinden ha seni gizlemiyorsa ona zaman tanı belki de onu strese sokacak kadar büyük değildir biz diye bağırması lakin bunu kendisinin istemesine izin ver.. Ha bir de şu öncelik meselesi var, yahu tamam sen merkezine aşkı koyuyorsun da bak gönyen nasıl kayıyor ufacık bir çelmede.. Gözlemle, belki de gerçekten onun önceliği de sensindir, sadece bunu kendi öğrendiği sevme şekliyle yapıyordur, bunu gör bunu anla.. Merakını tatlı bulan, sorularına gülümseyerek yanıt veren, çırpınmana gerek kalmadan anlayan, niyetini sorgulamayan, desteğin ve takdirini kıymetli bulan, şu dönemde en çokta güven ve sadakat konusunda gözü aç olmayan, sana şarkılar söyleten, dans ederek mutfağa giren, senin çoğu insana tuhaf gelen ritüellerini tatlı bulan bir aşk.. İlişki sorumluluk ister tatlı kızım ve bu sorumluluğu bir kişi almaz..

    Sen sevginin iyileştireceğine inanansın.. Sevmekten vazgeçme.. Sevginin nelere sahip olması gerektiğini bilensin, bunları hatırla.. Hem geçtiğimiz yıllarda neyi öğrendik çırpındıkça batarsın, gerçek sevgi çırpınmayla var olmaz.. Emekle, çabayla, anlamakla, anlaşılmakla, güvenle yani tek tek inşa ederek olur.. Kaygılar olacak, korkular da, zaman zaman kırgınlıklar.. Bunları masaya koyarak afiyetle yemek yemeyi bekleme.. Anladın, anlam yorgunluğun anlaşılamama yalnızlığına terk etti seni.. Şimdi anlamakla kalmıyorsun, anladığını göstermek zamanı.. Herkesi kendi sevgi dilinle sev, seniyse sevmelerini istediğin gibi bekleme. Kim bilir belki de beklediğinden daha güzeli gelecek.. Kim bilir belki de senin öğrendiğin, senin kendi yolunda inşa ettiğin şekilden daha büyülü bir sevilme hali vardır.. Anladım diyerek, bekleyerek değil gerçekten anladığını ortaya koyarak hayata bir adım daha at..

    Ve ben seninle gurur duyuyorum, vazgeçmeyişinle, her gün yeniden öğrenme çabalanla.. Sadece artık anla; hayat seni iki kere boğdu ilkinde kafanı yüzeye çıkarmayı başardın, ikincisinde sudan çıkmayı başardın. Bu üçüncü boğma hissi, uyandın. Şimdiyse sadece farkındalıkla, anlamakla, anlaşılmayı beklemekle kısmını yüzeye çıktığın kara parçasına bırak.. O göle gir, yüzmeyi öğrenmek istiyorsan yüzmeyi öğrenmeyi istemek yetmez, hatta yüzmekle ilgili okumak dinlemek izlemekte yetmez.. Suya girmeli, kendini teslim edecek cesareti göstermelisin..

    Kadim krallığının sevgili kraliçesi, imparatorluğunu yeniden yeşertmek istiyorsan, istemekle ve anlamakla yetinmemelisin..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..YOLUNU KAYBETTİYSEN, IŞIĞI AÇIK BIRAKACAĞIM..

    Kadın aynadır, erkek ne verirse onu yansıtır. Gördüğüm bu söz aşk ve ilişkiler üzerine yazma isteği uyandırsa da içimde aslında daha derini yazmayı, derinden anlatmayı seven kız çocuğu alacak bugün eline kalemi.. Kadınlar karar verene kadar, erkeklerse anlayana kadar ömür bitiyor demiş Ruhi Mücerret. Bu sözün her sene farklı versiyonunu gören ve her seferinde bu cümlenin gerçekliğini yaşayan biri olarak kesinlikle katılıyorum.. İstisnalar var elbette, bu cümleyi oluşturan sınırları aşmış insanlar da var.. Onlara selam olsun..

    Zihinsel ve ruhsal gelişimime yatırım yapmanın beni taşıdığı yerden memnunum, lakin bu memnuniyet evrilmek istediğini içsel sancıyla ve ruhsal varoluş acısıyla kendini gösterdiğinden beri hayli zorlanıyorum.. Artık daha net görüyorum kendimi, daha net duyuyorum ruhumu. Mesela yaralarımın kanamalarını, kaygılarımı nelerin tetiklediğini, gerçekten neyin beni mutlu edip neyin sadece öğrenilmiş bir edinim oluşunu, mesela neyi ne niyetle yaptığım konusunda emin oluşum eskisi gibi manipülasyon oyunlarına gelmemi engelliyor. Elbette kolay olmadı hatta yıllarımı aldı, sadece zamanımı da değil neşemi, enerjimi, inandığım şeyleri derken birçok şey dağıldı ortalığa.. Üzerime yıkılan enkazsa kaldırması en güç şeydi.. Bir bahar temizliği edasıyla geldim bugüne demek isterdim lakin öyle olmadı, ben ne kadar anlatırsam anlatayım cehennemden geçmeyen ateşin sadece yakacağını tahmin eder, ne kadar yaktığını ve ne derece sıcak olacağını istese de bilemez.. Bana kalırsa bilmesin de isterim, öyle sancılı bir yol çünkü.. Sadece kendini iyileştirmek değil mesela, ya da ihtişamlı bir yıkılış da değil. Bu öyle bir yol ki çoğu şeyden de mahrum kalıyor insan; eğitimlerden, hayatın eğlencesinden, kendini geliştireceğin hobilerden, belki yeni yerler keşfetmek ya da farklı diller öğrenmek derken hayatın içinde olan ne varsa işte.. Şimdi ben size zor desem ne fayda ki. Bir yandan kendini iyileştir, diğer yandan hayatta kalmaya çalış, öbür yandan da hayata geç kal.. Hiçbir şey için geç değil zırvalarını bırakalım, elbette her gün bir adım atarak başlanabilir bu doğru, lakin iş sizle ve kendinizi disiplinli biri kılmakla bitmiyor ki, hayat siz yaralarınızı sarıp kendinizi iyi ediyorsunuz diye beklemiyor. Değişiyor, dönüşüyor, dün mümkün olanlar bugün zor oluyor derken tam bir Meksika Çıkmazı..

    Ne büyük ironi, kendin yaratmadığın travmaları ve kendin açmadığın yaraları tek başına aşmak ve iyileştirmek zorunda olmak.. Hayatın tuhaf bir ikirciliği var. Artık bunu görebiliyorum, anlayabiliyorum. Bu da beni bahanelerin arkasına saklanmaktan, koşulları bahane ederek sorumluluk alma işinden kaçmaktan alıkoyuyor..

    Velhasıl bugüne kadar geldim.. Sınırlarım olmadığını anlayınca yavaş yavaş sağlıklı sınırlar çizmeyi öğrendim, dostluk ve arkadaşlık konusunda herkesi sever güvenirim kızı olmakla birlikte daha net tavırlar ve hak ediş olduğunu anladım, aile konusunda zorunluluk değil gerçek bağlılık ve sınırlar konusunu fark ettim, aşk konusunda hiç sormadığım sorular sorup gerçekten ne istediğimi anladım.. Peki bunca farkındalık ne işe yaradı? İnsan farkındalık yaşayınca hayatı gül bahçesi olacak sanıyor, evrenin sırrına vakıf olmaya başlayınca dans edercesine yaşayacağına inanıyorsun bir an.. Aslında pekte öyle olmuyor, hatta içsel sıkıntılar ve ruhsal sancılar daha da artıyor. Çünkü önceden otomatikleşen seçimler ve tepkiler yerini sebebini anladığın bir açıklığa, karşındakileri daha çıplak görmeye başlamak tam bir lanet. Çünkü hem anlıyorsun hem acısı katlanıyor.. İşte tam bu noktada ikinci aşama başlıyor; sevmek, minnet duymak, anlamak, empati yapmak kıymetli evet lakin bunları hak edene vereceksin. Otomatik pilota geçen alışkanlıklar hayatına hizmet etmiyorsa koleksiyoncu gibi sahip çıkmak yerine yerine yenisini koyacaksın, sınırlarına saygı duymayanı kendi çemberinde bırakacaksın, elbette anlatacaksın paylaşacaksın baktın karşında muhatap yok tatlı bir gülümsemeyle sessizce uzaklaşacaksın.. Bunlar ailemle olan bağımı sağlamlaştırırken, dostluk konusunda daha güvenli ilişkiler kurarken hop bir boğulma hissi ortaya çıkıyor. Yetmiyor, bitmiyor, ne kadar ben oldum dersen de o kadar eksiksin diyor hayat.. Artık geriye de dönemezsin o boş mutluluk getiren aptallık sınırını geçmişsin çünkü. Hayatta akmaya devam etmiş.. İnsan ne yaşadığını biliyor da yazarken bile boğuluyor..

    O eksiklik vurdukça yüzeye yine bir seçim zamanı diyor özü insanın.. İşte geçen eylül çokta düşünürek sayılmaz lakin o seçimi yapıp hayatmış, emekmiş, yıllar geçmişmiş, hayata geç kalmışmışım demeden yapılan o seçim.. Akabinde yüzeye çıkan katarsisler, hareketsizlik hali, kararsızlıklar, başlamayı bilmediğin yollar.. Lakin suya atılan taş dibe çöktüğünde, suyun bulanıklığı azalmaya başladığında tamam diyorsun yeniden güneş belirmeye başladı.. Hakikaten de öyleydi biliyor musunuz..

    Emeğimin karşılığı olmayan işimden istifa etmiştim, dostluk konusunda kaliteli vakit geçirdiklerimle sohbet ederken tasrif etmediklerimle arkadaş sınırında kalıyor, misafiri olduklarımda bile samimiyet dozumu çizgimi bozmadan ayarlıyordum, bunların dışında iyi gelmeyenlerle zaten yolları ayırmıştım. Hiç inancım yok diyerek kafamı bile çevirmediğim, arayışımın olmadığı ve ne istediğimi bildiğim aşk konusundaysa hayat son dakika golünü atıp bana yeni yaşımın en büyülü hediyesini vermişti.. Tabi benim kendini hemen bırakmayan, yeniden yara almamak için güzel şeyleri bile görmekten korkan, hiç kimsenin kaygılarımı tetiklemesine izin vermeyeceğim dediğim canım kendim.. Başlarda biraz savaşan, aman yaralarımı görmesin diye, kendim hallederim diye güç gösterisi yapmaya alışmış, kontrolü elden bırakınca yeniden düşeceğini düşünen içimdeki o tatlı kız çocuğu.. Yavaş yavaş güvenmeyi de, aşka inanmayı da, kendini açmayı da, kontrolü bırakmayı da nasıl da zorlu ve sıkışarak öğrendin.. Tam da ruhum şarkı söyleyemeye başlamıştı, kimi zaman slow kimi zaman 9/8’lik lakin hep bir müzik çalıyordu.. Tam dedim ki sanırım bu sefer oldu, bu sefer hakikaten değdi..

    Hayat yeniden boğazıma sarılana kadar, sadece uyuyormuşum aslında.. Uyku tatlı, rüya büyüleyici olunca uyanmayı öyle istememişim ki nefessiz kalana kadar sıkmış hayat boğazımı.. Büyük bir kalp çarpıntısıyla uyandım, elim boğazımda, gözlerim dolu, nefes alabilmenin gücünü ciğerlerime hissettirene kadar burnumdan soluyup durdum..

    Kontrol ettim önce o ana kadar emek emek, ince ince işlediğim her şeyi.. Aile konusunda tamam, dostluk tamam, iş konusu hala emeğime değecek bir adım atılması gerekiyor, ve aşk işte buldum.. Nefesim düzene girene kadar bir buçuk hafta kadar geçti. Bağırıp sesimi duyurmaya çalıştığım da oldu, sükunete sığınıp anlaşılmayı beklediğimde. Görüyordum geçmişinin yaraları, bugünün stresini, seçtiği hayatın içindeki öncelikleri derken görüyordum.. Konuştum, küstüm, ağladım, kızdım yani denedim.. Şimdiyse emin olduğum şey artık; çözüm ararken savuşturulan savunmaların, yaptıklarımı eleştirmenin, kaygılarımı bile isteye tetikleyişinin, yaralayıcı ve yargılayıcı cümlelerin karşısında suçlu hissettirme çabalarının benimle ilgisi olmayışının.. Şöyle elbette insanım hatalar yaparım, kırıcı konuşurum bende etten kemikten ama aramızda kocaman bir fark var! Ben yargılamam, ben suçlu hissedilsin diye kırıp dökmem, yaptıklarımda vicdanım rahattır çünkü ihanet etmem, haklı çıkmak için karşımdakini darmaduman etmeye kalkmam..

    Mükemmel miyim hayır, olmayı ister miyim, hayır. Kusurlarımla varım! Bu beni eksik yapmaz, bu beni suçlu yapmaz, bu beni nitelendirmeye etiket koymaya çalıştığın kişi de yapmaz.. Kendini kabul eden birinin karşında en çokta kendini olduğu gibi kabul edişi, hatalarını telafi etmek çabası ve her şeye sevgiyle bakma arzusu sende öfke uyandırıyorsa o seninle ilgili bir problem.. Zaten hep böyleymiş, insanların şeffaflığına önem vermem de bu yüzdenmiş..

    Yüce gönüllü, aziz, kutsal bir alim olma çabam yok.. Hiç olmadı! Bir sevgiye inancım var her yarayı sarışına inanıyorum, çünkü nerede yara görsem benden bilip gerekirse kendimden sakındığım sevgimi çıkarıp heybemden sunuyorum.. Bir güvene inancım var, kimsenin kalbine şüphe ekmemek için kendimi sokakta bırakacak kadar tedirginlikle davrandığım, bir sadakate inancım şöyle bir dönemde bulmasının en pahalı şey olduğuna şahit olduğum..

    Kusura bakmayın.. Kendimle savaşırken yanınızda olma çabam eksik kaldıysa, kusura bakmayın yaralarımla depresyonumla baş etmeye çabalarken diplomalarıma yenilerini ekleyemediğim için, kusura bakmayın böyle bir dünyada kendim olma savaşı verirken sizi anlamakta bazen zorlandığım için ve kusura bakmayın bunca şeyi tek başıma yaşarken bekletimin pahalı hediyeler, para, pul, statü, ev, araba olmasını istemediğim için..

    Ve kusura bakın.. Sevgiyle yaklaştığımda canımı bile isteye yaktığınız için, kusura bakın bu beni üzüyor dediğim şeyleri tekrar etmenize ses çıkarmadıkça kendinize bunu hak gördüğünüz için, kusura bakın kaygılarımı sesli anlatacak kadar güvendiğim halde bile isteye oradan vurduğunuz için ve kusura bakın en kıymet verdiğim şeyleri sevgiyi, sadakati ve güveni gözünüzü kırpmadan yerle bir edecek cesaretiniz olduğu için..

    Bugün biter. Eylül gelir yeniden. Ben kusuruna bakanla kusurlarını görmezden geleni ve telafi etmek için emek verenle yerle bir etmek için çabalayanı tüm gerçekliği ve çıplaklığıyla görürüm elbet.. İşte o an, dünden farklı olacak çünkü artık neşesiyle, zamanıyla, enerjisiyle bedel ödeyen olmayacağım.. Savaşarak kazandığım ışığımı hak edenler için, onların kayboluşunda yolunu bulması için harcayacağım..

    ..SEVGİLERİMLE..