Yazar: yildizlaraltinda

  • ..BİR SIR, BİR HAYAL, BİR PLAN..

    Sonunda mağaranın girişine geldim.. Suyun içinde çırpınmayla geçen onca zamanın ardından karaya adım atar atmaz ilk iş nefesimi hissetmekti. Hissettim de. Kafamın yönünü gökyüzünden aşağı çevirmeden bir süre uzandım.. Neydi şimdi bu, bunca çırpınış ne içindi, geçmişin çabası çırpınması derken tüm bunlar vurgun yemek için miydi?

    Nefesim yavaş yavaş düzene girdiğinde zihnim daha da berraklaşmaya başladı.. Anlamakla kalmadım, iyice idrak ettim. Bedenimdeki izler, aklımdaki karmaşalar, ruhumdaki yaralar derken bir boğulmanın içinde bir hikaye aradım..

    Havanın renkleri değişim gösterse de ne güneş battı ne ay. Biri bir yanda diğeri diğer yanda.. Ne bir üstünlük çabası içerisindeler, ne de birbirleriyle yarış halindeler. Aralarında tuhaf bir ahenk vardı, onları öyle bırakıp ayağa kalktım.. Hiç bilmediğim bir yer, bilmediğim bir hava, bilmediğim bir toprağın üzerindeyim.. Su beni boğduğu halinden bağımsız bir sakinlik içerisinde. Su mu çok dalgalıydı, ben mi çırpındıkça dibe çekildim emin değilim. Yine de olan oldu. Buna takılı kalmanın bir önemi kalmadı. Yavaş yavaş ayağa kalkıp yürüdüm, sessizlik içerisinde. Zihnimin alışık olduğu kaygı hali devreye girmeye çalışsa da bir ses onu sakinleştirmeye yetecek kadar güç kazanmıştı.. Bu gücü suyun içerisindeyken mi kazandım yoksa sudan kıyaya doğru yediğim vurgunda dolayı mı ortaya çıktı henüz emin değilim.. Sanırım aklın bile bir denge meselesi var kendi içerisinde.. Ne kadar kaygı o kadar huzur karşılığında. Lakin hangi üstün gelir, hangisi kontrolü eline alır muamma. Bu konuda değişkenler oldukça fazla..

    Yürümeye devam ettim.. Ayaklarımın zaman zaman halsizliği durmama neden olsa da vazgeçmedim. Ne aradığımı bilmeden, nasıl bulacağımı bilmeden, tek bildiğim yürümek oldu.. Gün ne doğdu, ne battı. Su daha da durgunlaştı.. Rüzgar ara ara belirginleşti, ara ara varlığını unutturdu.. Bir süre sonra neden yürüdüğümü bile unutmuştum..

    Sanki yürüdükçe sebebe ihtiyacım kalmamış gibiydi, tek yapmam gereken yürümekmiş gibiydi.. Bunun bile önemi kalmamıştı.. İşte tam da o an çıktı karşıma o mağara. Bir büyüsü yoktu, bir çekiciliği de. Ama sanki tüm sırra vakıfmış gibi, evrenle bir oraya kurulmuş ve aramadan bulunacak gibi.. Üzerine çok düşünmedim, hatta neredeyse hiç düşünmedim. Sanki sadece yaklaşmalıymışım gibi. Yaklaştıkça ayaklarımın dermansızlığı azalmıştı sanki ya da yorgunluğu fark edemeyecek durumdaydım. Aslında her iki durumda da önemli olan tek şey yürümek isteğiydi ve yürüdüm.. Sonunda mağaranın girişine kadar geldim..

    Bir his, bir fısıltı, bir cılız ses belirmeye başladı. Lakin tam anlayamadığım bir lisan gibiydi.. Hem içine çeken, hem de olduğum yerde donup kalmama neden olan bir his belirdi peşinden.. Sadece durdum.. Bir anda geçmişin hikayeleri de, geleceğin olasılıkları da zihin kıvrımlarıma hücum etti sanki. Her şeyin bir düzene girmesi için önce tamamen dağılması gerekiyormuş. Kaos kendi düzenini kurmak için ortaya çıkmış.. Bir ağırlık çöktü üstüme, yine de durdum mağaranın girişinde öylece..

    Derinlere dalıp gitmek gibi bir zaafım var. Ve bu sefer bu durumun beni buradan yakalamasına izin vermeyecek kadar kendimdeyim.. Orada ne kadar durdum, fısıldamalar ne anlattı tam bilmiyorum. Tek bir his açığa çıkmaya başladı sadece içimde, başlamak hissi.. Neye, nasıl, niye, nereden bilmeden. Aslına bakarsak sorgulamadan da.. Yalanların dili belirginleşmeye başladı, yüzlerini henüz göremedim. Kırgınlıkların yükü hafiflemeye başladı, henüz tam olarak ağrıları geçmemiş olsa da. Aldatmacaların sesi yavaş yavaş duyulmaya başladı, henüz tam olarak kendini göstermese de. Yaraların irini akmaya başladı, henüz bir kısmı tam kabuk bağlamasa da.. Zihnimin kavgası ve kaygıları kendini gerçeğe açmaya ve teslim olmayı öğrenmeye başladı, henüz tam olarak kontrolü bırakamayacak kadar güvenmese de.. Korkuların ve travmaların etkisi yerini huzura ve anlaşılmaya bırakmaya başladı, henüz tam olarak emin olamasa da..

    Zihin kıvrımların ve köksüz medeniyetim, aklımın ve kalbimin krallığı.. Benim iki eşsiz vatanım.. Eskinin yıpranmaları yerini yeniliğin tazeliğine bırakıyor.. Eskinin aldatmaları ve yalanları yerini yeninin gerçeğine bırakıyor.. Eskinin oyunları yerini yeninin hikayesine bırakıyor.. Bıraktıkça bir hafiflik beliriyor. Bir hayal ortaya çıkıyor. Bir sırra vakıf oluyor yüreğim.. Şimdilik sesi cılız, şimdilik kimsecikler kraliçenin hamlesini bilmiyor, şimdilik bir sükunet hakim.. Zamanı geldiğinde yapılanların ve yapılmayanların anlatılacağı sahnenin ilk çivisi çakıldı.. Onların gizledikleri görünür olmaya başladı.. Şimdilik sadece izin ver, gerçeklerin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Sen gerçekleri anlatmaları için bir şans verdin, ortaya çıkana kadar masum olmalarına izin ver.. Eline bir şans verdim, şanslarının kıymetini bilecekler mi yoksa o şansı bir silaha mı dönüştürecekler, zamanı geldiğinde göreceksin.. Şimdi kendi gerçekliğini gözlemle..

    Sevgili kadim kral, sahip olduğun şansın kaybetmeden kıymetini bilmen dileğiyle..

    Ve sevgili köksüz medeniyetim, sevgili krallıklarım, aklımın ve kalbimin krallıkları zamanı geldiğinde görüşmek üzere..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BABA BEN AŞIK OLDUM..

    ”Bir hayal fısıldadı kalbime, inanmaya açtım kalbimi..”

    Şimdi şöyle yapıyoruz kaygılarımızı ve stresimizi birkaç dakikalığına sessize alıyoruz. En azından deniyoruz.. Ağustos sonu ve eylül başı beni biraz zorladı. Duygusal olarak çok daha derinden zorladı.. Kaygıların ve stresin üst üste geldiği, yürürken yalpaladığım, aşkta da işte de yönsüzlüğün arttığı bir zaman dilimiydi.. Bunların temeli elbette uzun zaman önce atılmamış adımlara, vazgeçtiklerime, seçimlerimdeki tedirginliğe kadar uzanıyor.. Buraya gelene kadar olan sürecin bir kısmı geçmiş hikayelerde anlatıldı.. Bugünse geleceğin yol haritasını ve o haritayı oluşturmanın yollarını birlikte bulalım istiyorum..

    İçimde dans etmeye aşık bir kız çocuğu var olmayı hiç bırakmadı. Kimi zaman yoruldu, kimi zaman müziği duyamadı, kimi zaman sahne korkusu duydu ve saklandı perdenin arkasına. İçimde bir ateş kimi zaman alev alev, kimi zamansa cılız bir köz halinde yandı durdu.. Herkesin özünde bir kimlik var, kendi gerçekliğiyle yaşamayı seçenlerin erişebildiği. Ve herkesin oluşturduğu bir kimlik var; öğrendikleriyle, ailesinden miras aldıklarıyla, büyürken gördükleriyle derken yavaş yavaş oluşan bir kimlik.. Ben oluşturduğum kimlikle olmayı arzuladığım kimlik arasında bir uçurumda Sisifos’un taşıdığı kaya gibi yuvarlandım durdum. Ne zaman çıksam zirveye hopp düştüm en dibe.. Ne büyürken edindiklerim bendim, ne aradıkça bulduklarım ben olabildim.. Her yol, her seçim hem parçalar kopardı ruhumdan, hem yeni şeyler ekledi özümü ya da keşfetmemi sağladı gerçekliğimi..

    Her şeye sıfırdan başlama noktasına geldiğim an kayanın düşü durdu, Sisifos’un cezası sonlandı sanki.. Dünya durdu, yer çekimi etkisini kaybetti. Kulaklarımda müthiş bir çınlama hissettim, vücudum bir tepkiye bürünme halinden sıyrıldı. Sözler etkisini yitirdi.. Eylül 12; geçen sene eylül bir adımla bırakmak demekti, bu sene eylül bir adım daha attım ve kabullenmeye başladım.. Ve bir sonraki eylül içinse yaşamayı seçeceğim hayatın hayallerini fısıldamaya başladı hayat..

    Tutunduğum hikayeleri özgür bırakmak yıllarımı aldı. Bırakabilmek korkularla dolu bir yola girmekti aslında.. Nasıl adım atılır, nereden başlanır, kimdim, kimim, kim olacağım sorular sorular sorular.. Bu hale gelmek yıllar sürdü, bu halden olma haline geçmek ise tek bir adım gerektirdi.. Karanlık ve korku dolu odalardan, aydınlık ve bilinmezlik dolu ormanlara.. Böyle bedenimde, aklımda, ruhumda izleri olan hikayeler varken hala tam olarak tereddütsüz adımlar atıyorum diyemem elbette..

    Hem tereddütlerden arınmak, hem yarına bilinçle başlamak, hem de bugünü huzurla kapatmak isteğiyle yazıyorum cümleleri.. Kendimi görebilmek, kendimi bilebilmek ve kendimi bulabilmek için..

    O dans eden kız çocuğunun yeniden müziği duyabilmesini istiyorum, o soğuk odalarda vazgeçmeden dans eden ve bunu hep yapacağını söyleyen kız çocuğunu hatırlıyorum bugün.. Ne tuhaftır ki ona her yaklaştığımı düşündüğümde daha derinlere gömülü kaldığını fark ettim. Bir odada yatağın altına saklanmış, elindeki oyuncağıyla, bedenindeki izlerle ve ruhunu yakan yaralarla sessizce sinmiş oraya ve yıllarca beklemiş el uzatılmasını. Yıllar boyu hatırlamaktan kilometrelerce uzak, sürekli arayan bir ben dönüp durmuşum… Bana yapılanlardan söz edeceğim zamanı geldiğinde derken bile saklanmışım dünyadan.. Hem istemişi, hem susmuşum.. Şimdilerde yıllarca süren o arayışın son adımındayım.. Meğer bir kurtarıcı beklemek, hikayemi kahramanlaştıracak bir yazar beklemek, sahneye bir davet beklemek yani kısaca sadece beklemek ve beklemek derken anladım bekleyenin ben değil o küçük kız çocuğu olduğunu ve bugün bir hikayenin daha sonuna geldim.. Bekleyen kahramanın elini uzatıyor o yatağın altına..

    Telaşlıyım biraz, korkularım da yok değil. Çünkü bu sefer daha sağlam bir sahne, daha gerçek bir orkestra ve daha usta bir maestro olmanın ilk günü.. Zaman yetmiyor ve aynı zamanda fazla geliyor. Okuduklarım yetmiyor ve aynı zamanda yenir bir sayfaya geçme heyecanı uyandırıyor. Hayal kurmak nasıl başlayacağım dedirtiyor ve umutlandırıyor aynı zamanda.. Küçük adımlar atmak sanki az gibi geliyor ve ilerletiyor da aynı zamanda..

    Önümüzü şuan göremiyorum küçük kızım.. Yolun gidişatını kestiremiyorum şuan.. Nasıl yapacağız inan ben de bilmiyorum şuan.. Lakin adım atmayı bırakmayacağız, bunu biliyorum..

    Önce kökü çürümüş ne varsa buldum; dişlerim, arkadaşlıklarım, aile bağlarım, kariyer yatırımlarım, ilişki konusundaki seçimlerim derken.. Önce dişimi çektirdim hala sızlaması devam ediyor ve yara hala açık lakin o yara zamanla kapanacak ve yediğim yemekten zevk alacağım.. Sonra arkadaşlıklarda bir dolu temizleme yaptım elbette biraz hüzünlü gibi hissettirse de anladım ki herkesin masası başka ve benim masama oturabilmek için buna layık olunması gerek, çünkü ben başarılarıyla ve mutluluklarıyla gurur duyduğum insanların benim mutluluğumda (hele de zorluklara rağmen yarattığım mutlulukta) hep bir açık aradıklarını gördüm. Yalan söyleyenin, sevdiğine ihanet edebilenin, sürekli şikayetler ve eleştirilerle dolu bir dili olanın benim masamda yeri yok. Herkes kendi enerjisindekilerle kalmalı, kimseye kırılmaya da gerek yok. Aile bağlarımdaki küskünlüğü bitirdim, onlarda öğrendikleri kadarıyla ellerinden geleni yaparak emek verdi, nefes oldular bana, destekleri ve varlıkları için hep şükredeceğim. Kariyer konusunda artık neyi istemediğimi daha iyi biliyorum, 10 yılımı bir alana verip yerimde saymam ve emeklerimin zamanımın karşılıksız kalması biraz yıkıcı olsa da o trende yolculuk yaparak daha fazla kaybetmeye gerek yoktu, şimdi yeni deneyimler ve emeğimin karşılığının olacağına inandığım bir işim olacak, dedim ya artık ne istemediğimi biliyorum ve istediğimden daha iyisini bulacağım..

    Ve elbette ilişki konusu; yetersizlik, değersizlik, güven kayıpları, anlaşılamamak, ilgisizlik ve günün sonunda yalnız hissetme hisleriyle vedalaştım, hissettirenlerle de elbette. Çünkü ağız dolusu ”sana aşığım” diyebilen, meşguliyetine rağmen benim için zaman yaratabilen, uykusundan bile benimle uyanan, bana yalnız hissettirmeyen, güven veren ve sadakatinden şüphe ettirmeyen bir aşka evet diyeceğim demiştim. Hayat ilk sürprizini ”sen yaz kızım” dercesine klavyemle yaptı. İkinci sürprizini de ”bu dünyaya yalnız başına kafa tutmak zorunda değilsin, biliyorum sen halledebilirsin ama ben senin için halledebilirim, senin kırgın olmana izin veremem, geleceğimizi inşa ediyorum, görünce aklıma sen geldin içinden geldi bunu almak/yapma” diyen diyebilen, cesaretiyle elimi tutan, bir seçim yaptım ve bunun sorumluluğunu alıyorum diyen, hiçbir şey senin mutsuz olmana değmez diyen, hem sosyal hem sanal hayatta beni yücelten bir aşkla yaptı.. Tabi bazı iniş çıkışlar oldu, bazı kırgınlıklar yaşandı lakin daha da sağlamlaştırdı bağı.. Bana kendimi kraliçe gibi hissettiren, huzuruma sahip çıkan, dansa cesaretle davet eden bu aşk içinde şükrediyorum bugün..

    Hayat altın tepsiyle gelmeyecek belki, bazı şeyler beklediğim gibi de gitmeyecek, düşmeler yaşanacak, bazen kaygılarım artacak, bazense yine korkup o yatağın altına saklanmak isteyeceğim belki de.. Yarın ne getirecek bilmiyorum. Bu yolu daha da sağlamlaştırmak için neler yapmam gerek şuan onu da tam bilmiyorum. Lakin vazgeçmiyorum, adım atmaktan vazgeçmeyeceğim.. Umut dolu bir yazının, merak dolu bir yolculuğun, aşk dolu bir günün ilk saatlerden sesleniyorum..

    Birçok hayal fısıldıyor hayat ruhuma, ben adım atıyorum ve soruyorum; bugün daha güzel ne olabilir?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ANNE BEN BAŞARDIM..

    “İhtiyacımız olan şey biraz kahve, maceralarla dolu anılar ve güven dolu bir aşk..”

    Üzerimde tuhaf bir hissin tesiri var.. Yıllar içinde oluşmuş kimliğin tüm parçalarını dağıttığım, öğrendiğim sandıklarımla gerçekten öğrendiklerim arasında kurduğum köprüde tek tek her kavramı irdelediğim, ilişkiler konusunda aldığım dersleri sonunda verdiğim ve ilişki alanında mezun olmanın rahatlığının, kim olduğumla kim olmak istediğim arasında pinpon topu gibi sekerken sonunda başardım..

    Kabuğu kırdım, dehlizleri yaktım, köprüyü yıktım, kalıplaşmış inançları sildim, travmaları ezip geçtim, korkuların iliklerime kadar işlemişliğini tek tek ayıkladım, kaygılarımla temasımda yaşadığım her şeyi tek tek analiz ettim.. Derinlere dalmanın, yüzme bilmeden okyanusa girmenin, acıların yarattığı uyuşukluk halinden dolayı bir adım atamamanın, mahvoluşların içinde bir umut ışığı aramanın tek tek üzerine bastım..

    Yazarken ne kolay, sanki bir sihirli değnek dokunmuş tüm karanlık aydınlanmış gibi.. Zaten öyledir, başarı alkışlanır başarısızlık tek başına halletmen gereken bir meseledir.. Işığın göz alıcıdır, o ışığı parlatmak için maruz kaldığın karanlığı kimse fark etmez.. Zirvedeyken takdir edilirsin de dipteyken umursayan olmaz.. Acının içinden ya geçersin ya da saplanıp sürekli bir hüzün halinde ömrünü tüketirsin.. Kimi zaman bir fırsat ya da bir kurtarıcı belirir hikayenin belirli kısımlarında bu çok nadirdir lakin yine de belirir. Hazır değilsen kendini seçmeye, kaçma halindeysen kendi gerçekliğinden ne fırsat ne kurtarıcı kalıcı kalıp senin hazır olmanı beklemez.. Çünkü onların görevi hazır olana bir imkan vermektir, seni hazır hale getirmek değil.. İşte burası mühim, hele de benim gibi kendi hikayesini canla başla yazan birinin kendi elleriyle yakaladığı çoğu fırsatı yine kendi seçimleri yüzünden hayatında kaçıran biriyseniz daha da mühim.. Çünkü onca ses, onca hikaye, ve onca yaşanmışlık içinde hem yaratım hem yıkım gücümü en çokta kendi üstümde kullandığımı lakin günün sonunda hep yıkımı seçtiğimi anlamam 31 yaşıma denk geldi. Uyanmam için hayatın yarattığı yıkımları ise enkaz ve enkaz temizliği olarak görüp uykuda kalmam hayli uzun bir yoldu.. Uyandım..

    Potansiyel nedir, ben kimim, bunca şey niye yaşandı, niye bu kadar derinlerdeyim, yüzeysel olanlar mutlu ya ben niye mutsuzluğun gölgesinden ayrılamıyorum, hayallerim neydi, ne yapabilirim, nasıl başlayabilirim, kusurlarım görünür mü, geçmişim canımı yakar mı, geleceğim ne olacak, nasıl oldu da bu hale geldim, bana ne yaptınız, bana bunları niye yaptınız, yetersizliğim ve değersizliğim hep ayağımamı dolanacak, çok geç kaldım, her şey daha da zorlaştı, istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum, ah bi imkanım olsaydı neler yapardım, fırsata ihtiyacım var, bak deniyorum ben denedikçe olmuyor, travmalar ve kaygılar arasında boğuluyorum, iyiler ne zaman kazanmış ki zaten, al işte depresyonla mücadele ederken kayıp giden zamanım oldu, hayat bana hep onların mutluluğunu alkışlattı, peki ama benim zamanım hiç mi gelmeyecek, benden çalınanların hesabını kim verecek, niye hep seven kırılıyor, PEKİ AMA ŞİMDİ BEN NAPICAM!

    Çok tanıdık cümleler değil mi, hatırlıyorsun değil mi bu cümlelerin hangi hikayelerin girişi, hangisinin gelişimi ve hangisinin sonucu olduğunu.. Hatırlamaz mısın, ah senin şu dehlizlerle dolu zihnin, her odası öyle incelikle hazırlanmış ki sana eziyet etmek için seni aynı döngüde tutabilmek için gizli bir matematik üstadının hesaplarıyla ayarlanmış birer bulmaca misali.. Da vinci şifresi misali.. Çözdükçe yeni bir bilmece, açtıkça yeni bir dehliz ve içine daldıkça derinliği hesaplanamaz bir dip.. Ne hikayeydi ama, ne yolculuktu ama.. Kayıplar, sorgulamalar, kendini kaybetmeler, alınamayan cevaplar, ödenen bedeller, habire kanayan yaralar, yalnız bırakılmalar, tetiklenmeler derken neredeyse hiç bitmeyecek gibiydi.. Ve sonunda başardım.. Oyunu gördüm, hamleleri çözdüm, yedi bilinmeyenli denklemi bir ev ödevi misali inceledim..

    Depresyon sonrası her ayağa kalkışımı komadan uyanmaya benzetirdim; tüm vücudum uyuşuk, zihnimin donukluğu yavaş yavaş çözünecek ve ufak adımlarla yeniden ilerleyeceğim derdim. Sonra bir darbe, bir tetiklenme, zihin kıvrımlarımın kontrolü ele geçirmisi derken alın size hikayenin giriş, gelişme ve sonucu.. Aynı yerde dönüp durmadım elbette, her bir küçük adımla diğer seviyeye eriştim. Lakin hep eksiklik, hep bir düşüş ve aklın içinde kayboluş yaşandı.. Kan tahlillerim serotonin seviyesinin düşüklüğü gösterdi yine de inat ettim gülmeye. Vücudum kendini yatağa gömdü, inat ettim yürümeye. Aklım geçmişin karanlığına alışkanlığı yüzünden bugünle bağlantısını bulanıklaştırdı, yinede inat ettim zamanın bir köşesinden tutup bugünü yaşamaya.. Şimdi anlıyorum; zamanında hayatımın bir ucundan bana temas eden maestronun niye geldiğini, niye kalmadığını.. Şimdi anlıyorum; önüme çıkan fırsatların neden görünür bile olmadan kayboluşunu…

    “Başarı hazır olana gelir” sözünü şimdi anlıyorum.. Arşimet mesela suyun kaldırma kuvvetini bulduğunda bir hamamda yıkandığı söylenir, peki keramet hamamda mıydı, hayır! Newton mesela elmanın yuvarlanışıyla dünyaya ışık tutacak yasayı bulduğunda keramet elmada mıydı, hayır! Çünkü hazırlardı. Çünkü arıyorlardı. Çünkü bir gün bulacaklarını biliyorlardı.. Defalarca bir ağacın altında gölgelenip serinlemek için oturduğum günlerde gök itimiyle yer çekimi arasındaki çekişme beni gerçeği bulmaya değil de kaybolmaya maruz bıraktığında anlayamıyordum. Arınmak, rahatlamak için girdiğim duş gözyaşlarıyla biterken kimi zaman fark edemiyordum niyesini, sadece bir günü daha bitirmek yaşayarak bitirebilmek yetiyordu artık..

    Kendimle kavgam, hayattan alacağım var derken kör noktamın bizzat bunlar oluşunu anlıyorum artık.. Bu süreçte eğitimimi diplomalarla tamamlayamadım, bu süreçte sağlam bir kariyer inşa edemedim, bu süreçte geleceğim için bir düzen kuramadım, hatta çoğu hobilerimi bile yapacak gücü içimde bulamadım.. Ama vazgeçmedim de! Canım yanarken bile yürüdüm, yaram kanarken bile savaşmaya devam ettim, beynim uyuşmuşken bile aramaya çalıştım.. Her uyanış meğer bir sonraki rüyanın başlangıcıymış, her başlangıç bir sonraki sonun ilk adımıymış.. Önce bir şeyi netleştirdim, benim özüm bu; derinlere dalmak, sorgulayıp düşünmek ve sürekli yolda olup aramak. Aklımın potansiyeline eş değer seçimler yapmak yerine kendi geçmişimin hikayesini sürekli tekrarlayan seçimler yaptıkça da normal düzeyin daha altına, daha dibine batmam biraz da bu yüzdenmiş. Herkes gibi değilim, hiç olmadım, olamadım, olabilirim dediğim uyum sağlamaya çalıştığım bile oldu. Ruhumun sancısı diner belki diye toplumun ötekisi, kutunun dışındaki olmamalıyım dediğim de oldu.. Kendimi yüceltmek ayıp gibiydi, oysa fazla tevazu sadece vasatlık getirir, öğrendim..

    Bazı şeylere sondan başladım, bazı şeyleri tersten öğrendim. Bunun kusur olduğuna inandığım için hep eksik hissettim. Oysa şimdi asıl gücün bu olduğunu biliyorum.  Yaşamıma kağıt parçalarıyla dolu başarılar katmadım, o kağıt parçalarının katmayacağı şeyleri kazandım oysa.. Rüya içinde rüya hikayesinin başı ve sonu bu..

    Ben iki kere doğdum; biri annemden, canım annem, o da beni saatlerce sancı çekerek, suni sancılar maruz kalarak doğurmuş, etinden et koparcasına.. İkincisiyse kendi kendimi doğurmam, kadınlar doğum konusunda annelerinin kaderini yaşıyor sanırım (umarım bir gün çocuğumu bu kadar sancı çekmeden bir avazda doğururum), kendi doğumumsa hayli sancılı oldu anlayacağın.. Rüya içinde rüya, oyun içinde oyun, dehliz içinde labirent dolu bir süreç.. Hayatıma her temas edenin bir hikayesi, her hikayenin bıraktığı bir iz, her izin bir manası vardı.. Her hücremi, zihnimin her kıvrımını, hayatımın rotasını belirleyen her alışkanlığı tek tek ayıkladım.. Sonunda.. Ve biliyorum ki evren boşlukları sevmez, ayıklanıp yeri boşalan her hücre, her kıvrım, her anlam ve mana yerine yenisinin geleceği bir boş alan şuan..

    Zamanında da belirli ölçülerde yaşamıştım bunu, mesela; bana yalanlar söyleyen, geleceği birlikte inşa edemeyeceğim, ruhuma huzur ve güven vermeyen ve elbette en güçlü inancım olan dünyaya birlikte kafa tutmak hikayesini yazamayacağım insanlarla aşk ve sevgi ilişkisi kurmaktan uzak durdum. O alanı boşalttım, çünkü ne istediğini bilen ve köksüz medeniyetine layık kadim bir kralı hak eden bir imparatoriçe olduğumu biliyordum. Evreninse bu alandaki boşluğu layığıyla dolduracağına inanıyordum, o yüzden yüzeysel ilişkiler ve sevgi yırtıklarıyla oyalanmadım..

    Parça parça oldu, o zamanki kadının gücü ona yetti diyelim.. Şimdi her şeyiyle baştan başlıyor, bu doğumun hikayesi.. Elbette nereden başlarım, nasıl yaparım, nasıl olacak şimdilik muamma. Lakin bir bebeğin havayla ilk teması gerçekleşir nefes alır, sonra emekler, yürüme adımları atar, kelime kelime konuşur. Dünya acele eder de, bebek hiçbiri için acele etmez, çünkü henüz öğrenmemiştir içi boş kavramları.. Kendi zamanında ve kendi nasibindedir.. Şimdi olan da bu.. Havayla ilk temas ciğerimi yaktı ve ağlayarak hayatta olduğumun tepkisini verdim.. Nasıl olacak, neler olacak bilmiyorum.. Lakin artık biliyorum ben emeklerken hayat elimden tutup artık yürü diyecek, ben gerçekliğimle yaşarken hayat illüzyondan arındırdığım boşlukları gerçeklerle dolduracak..

    Bugün bir rüyanın sonu, bir hikayenin başı diyerek başladığım güne “sen hep yaz, sen sadece adım atmaya devam et” dercesine ilk hediyesini verdi bile hayat..

    Yeni hikayenin ilk gününden..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..11/09/2025 VE KABULLENİŞ..

    Ana karakterin içten ve sevgi dolu bir sarılmaya ihtiyacı var..”

    Güne şöyle başladık; limonlu suyu iç, duygu ve şükür günlüğüne yaz, pembe defterine olanları yaz geleceğe not bırak, olanları düşün, hayata hakkını teslim et, gülümse ve blog yazısının başına geç..

    Günümüz insan ilişkileri bencil bir hal aldı; sadece ben anlaşılayım, benim değer yargılarım önemli olsun, benim isteklerim karşılansın. Kritik nokta şu; elbette önce kendi mutluluğumuz ve sağlığımız öncelikli. Uçakta bile olası bir panik anında önce siz iyi olun sonra yardım edin uyarısı verilme sebebi bu.. Ama bu noktaya dikkat; sadece kendinizi kurtarın denmez, önce siz devamında yanınızdaki denir.. İşte batı topluluklarının dayattığı bireyselcilik bize pazarlama olarak narsist eğilimli bireyler olma halini satmaya başladığından bu yana en çok bu noktada körelmeye başladık.. En azından çoğu insan bunu içtenlikle kanıksadı.. Bı savaşacağımız bir alandan ziyade bilinçli olmamız gereken bir alan haline geldi aslında.. Gelelim kendi hikayemizdeki yansımalarına..

    Benden buraya kadar.. Hepinize iyi niyetimi sunuyorum.. Karşılıksız kalan emeklerimin, değer görmeyen çabalarımın, dinlenmeyen kelimelerimin, sürekli görmezden gelinen niyetimin, anlaşılıp biraz empatiyle bulunacak orta yol yerine durumların sürekli yokuşa sürülmesinin, ya hakikaten gün boyu iyiydi acaba ben mi biraz fazla abarttım diyerek bir küçük adımla her şeyi düzeltmek varken sürekli suçlamalarla geçen anların ve daha nice hayal kırıklıklarımın, kursakta bırakılan heveslerimin, yalnız bırakıldığım halde şikayetle değil de anlayışla yaklaşmış olduğum anların hakkı yaradana, evrene emanet..

    Artık içim buruk bir halde güne başlamak istemiyorum, artık kırgın halde uyumama izin verilsin istemiyorum, artık tek başıma savaşmak istemiyorum.. Denedim, çabaladım, anlamaya gayret ettim. Her şeyi yaptım yaparken bir şeyi atladım.. Kendi hakkıma girmeme neden olacak kadar, kar elde etme beklentisi olmadan feda ettiğim neşemi, zamanımı, uykumu, sevgimi..

    Ben buradayım, ben kalbimle ve ruhumla tam da buradayım.. Artık sevgimin hırpalanmasına, güvenimin zedelenmesine, geleceğe dair kurduğum hayallerin parçalanmasına, bir gelecek inşa etmek isterken bugünümün zehir edilmesine izin verdiğim için kendimden özür diliyorum..

    Kızgın değilim lakin kırgınım, beklemiyorum lakin istiyorum artık, anlaşılayım demiyorum lakin anlatmayacağım artık, vazgeçemedim lakin çırpınmayacağım artık.. Kim hakkıma girmiş, kim anlamamış, kim bir küçük çabayı çok görmüş, kim yakıp yıkmış, kim suçluyor, kim sorumluluk almak yerine suçu omzuma yüklemeye kalkıyor tek tek gördüm.. Yeterince alan tanıdım, belki bir umut dedim.. Ben dedikçe ağzıma tıkılan kelimeler, ben bekledikçe üstüme gelinen anlar..

    Dün kendime bir sır yazdım, usulca bir hayal fısıldadım hayata.. Öyle sulu gözlü olamadım hayatım boyunca da arada bir gözyaşlarım aktığında kıyamayıp kıymeti bilinir sandım, ben sanarken dünyanın acısıyla kıyaslandı acım, darıldım o dargınlık bile anlam ifade etmedi..

    İşte günümüzün özeti biraz bu; insanlar kendini öncelik yapmakla sevdikleriyle derin bağ kurmak için çaba göstermek arasında köprü kurmak yerine sadece kendilerinin dünyası önemli olsun ister hale geldi.. Bir problem olduğunda takım çalışmasıyla çözmek yerine sorumluluk bir tarafa yıkıp sen bunları hallet ben çok meşgulümlerle ortak bir payda da buluşmayı yok sayar oldu.. Hep anlaşılmak istedi de anlamak bir yük oldu.. Olanlar hep oldu da oldurtulmak için bir adım olmadı.. Bazen de olmaz.. Bazen olur.. Artık olanlarla, olmayanlarla, dünyanın acısıyla, kendi anlık tatminlerini seçip derin bağ kurmaktan kaçanlarla değil yolum.. O yol beni bir başıma bıraktı, o yol beni önce yordu sonrada yorgunluğumdan şikayet ederek vurdu.. Ben kendi payıma düşeni aldım, dilerim kendi payına düşeni alanlar bir gün derin bağ kurmanın yüzeysel ilişkilerden daha kıymetli olduğunu anlar.. Kaybetmeden anlaşılmak, anlamak gerek derdim bazen de dediklerimin göbeğinde kendimle anlaşamaz oldum..

    Kimseye aynı kalma borcum yok, dünyanın da bana altın tepsilerle seçenekler sunma borcu yok.. Dün hata yaptıysam bugün telafi edecek özgüvenim var, dün anlamadıysam bugün anlama gayreti gösterecek farkındalığım var, dün sorumluluk alamadıysam bugün alacak cesaretim var.. Ben dünkü değilim, beni dünkü halimle görmeye devam edenlere bugünümü açıklayacak gücüm de hevesim de yok.. Ama anladım ki gün boyu güzellikler yapsan dahi görmek istemeyen görmez, anladım ki çabanı değerli bulmak istemeyen bulmaz.. Dün de hatalar, anlamamalar olsa da bir şeyi yapmadım kimseye yanlış yapmadım. Kimseyi yarı yolda da bırakmadım.. O yüzden kendi yolumda kalbimle bir bütün her gün yeni bir beni seçmeye cesaret ediyorum artık.. Bana da dünde çok kırgınlıklar yaşatıldı, bana da dünde yanlışlar yapıldı, düne dair ne varsa yaşadığım, maruz kaldığım, yarım bırakıldığım yapanın da vesile olanın da canı sağ olsun..

    Ben bugünümü seçiyorum, kendim olabilme cesaretimi seçiyorum, dünümle suçlayanları değil bugünümle barışanları seçiyorum, kendini görmeden yaptıklarının sorumluluğunu almak yerine sürekli suçlayanları değil yaşadıklarına ve öğrendiklerine rağmen bir özrü ve bir çabayı gösterebilecek cesareti olanı seçiyorum..

    Hepiniz kadar kendimi seçemem belki, öyle bencilce hep ben diyen olamam, batının insan ilişkilerinin yüzeyselliğiyle önce ben de diyemem, kaçıngan kaygı diyerek etiket yapıştırıp kendi köşeme geçemem, bir gün önce hayran değilim çünkü hayranlık benlik değil diyerek kırıp bir gün sonra böyle insanlara hayranım diyerek aslında karşındakine karşı kaba davranışımı görmezden gelemem çünkü.. Ben sizi çok iyi anladım, şeffaflıkla görmeye gayret ettim, yaralarınızı bildim, elinizi tuttum, kıyaslamadım kimseyle, hor görmedim halinizi, başarılarınızı içtenlikle kutladım, gözünüz dolduğunda duygularınızı yok saymadım, acınızı dünyayla kıyaslamadım, anne babanızın vermediklerine rağmen bir fazla sevmeye çalıştım.. Mükemmellik için yarışmadım, kusursuzluk narası atmadım, belki çoklu diplomam olmadı yine de olanları ayakta alkışladım, kendi acıma gömülüp sizi yok saymadım, kendi yalnızlığıma rağmen iyi misiniz diye merak etmekten vazgeçmedim…

    Neyse ne.. Bana yapılan güzelleri de yok saymıyorum, benim için yapılan fedakarlıkları da görmezden gelmiyorum, lakin bir kere yapıp hep yapıyormuş gibi takdir görme istediğinizi de görüyorum, beğenilme ve takdir arzunuzun sadakatinizin ve şeffaflığınız önüne nasıl geçtiğini de görüyorum.. Bana uzatılan eli de omzumdan bastıran eli de görüyorum, mutluluğumu önemseyen kalbi de ışığımı kısmaya çalışanı da görüyorum, niyetimin içtenliğini sahipleneni de niyetimi çarpıtanı da görüyorum.. Ben yeterince görüyorum, görülmesi dileğini de sizlere emanet ediyorum..

    Sevgi güzel lakin çaba ve emek ister, sevilmek güzel lakin sahip çıkmak ve sadakat ister.. Seçim sizin; işiniz için her gün gösterdiğiniz çabayı, aldığınız sorumluluğu, yaşadığınız strese rağmen çözüm yolları arayışınızı dilerim işiniz dışında olan, gerçekçi ve derin bağlar içinde yapabilirsiniz bir gün.. Ben biraz bu duruma sondan başlayanım önce kariyer, diploma demek yerine kendini büyütmek, sevmek, emek vermek gibi daha manevi yoldan geçenlerdenim. Yolumuzun başlangıcı farklı olsa dahi birbirine bağlanan yerlerinden sevgilerimi sunuyorum.. Sizin yolunuza saygı duyuyor, içtenlikle takdir ediyorum. Kendi yolumun ve yolculuğumunsa daha fazla hor görülmesine izin vermiyorum artık..

    Hepimiz başka aile yapılarına dinamiklerine, farklı travmalara, türlü yaralara, farklı bağlanma stillerine sahibiz.. Ben saygı duyuyorum, kalbimden geldiğince de sevgimle bu farklılığı bir mozaik gibi görüyorum. Dilerim yolumuz; sevgiyle, sadakatla, şeffaflıkla ve farklılıklarımız eşsiz bir sanat eserine dönüşmesiyle bir bütün olabilir..

    Köksüz medeniyetimin kadim maestrosu; bir sır ulaştı yüreğime, bir hayal çıktı yoluma, usulca ruhuma dokunan ve bana yeni bir eser heyecanının hevesini veren bir mana misali.. Geleceğin belirsizlikleri bitsin, farklılıklar zorluğa değil derin bir bağa dönüşsün, anlaşmazlıklar yerini anlama arzusuna bıraksın, kadim krallığımın toprağı eskisinden daha gür bir bahara hazır olsun, ektiğim tohumlar akan yaşlarla yeşerip yaşların yerini neşeye bıraksın..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KENDİNLE ARANI DÜZELTMEK..

    “Dünya sana kim olduğunu soracak ve bilmiyorsan senin yerine yanıt verecek..”

    Sonunda bir korkunun daha sonuna geldik, bir kaygıyı daha huzura eriştirdik.. Kendimle gurur duyduğum bir sabahtan, kendime bir sır fısıldadığım bir güne dönüşüm..

    Yıllarımın son 4 senesini oldukça yoğun duygular ve düşüncelerin eşiğinde kimi zaman düşe kalka, kimi zaman pes ederek, kimi zaman dans ederek, kimi zaman küserek, kimi zamansa anlayarak geçirdim.. Bir hayli aklımın içinde yaşadığım zamanlardı.. Dünyada dolanıyordum lakin hayata temas edemiyordum.. Sanki hayatla göbek bağım kesilmiş gibiydi.. Yemek yiyor, çalışıyor, arkadaşlarımla eğleniyor, uyuyup uyanıyor, kendimle vakit geçiyordum elbett lakin bunlar öyle otomatik bir hal almıştı ki günlük birer rutinin parçası gibiydi.. Araya giren depresyon, önce yıkımımın şimdilerdeyse parlama dönemime girişimin bileti oldu.. Evet gerçekten de bilet, öyle bir yolculuktu ki bu günü geldiğinde her detayına kadar dünyaya anlatılmayı bekleyen bir dizi hikayenin yolculuğu.. Günü geldiğinde bana yapılan her şeyden tek tek söz edeceğim merak etme sevgili dostum, zamanı bende saklı.. Şimdi gelelim 2025 yılının bitmesine üç buçuk ay kala, eylül ayının bana verdiği sonbahar aşkının yetkisiyle kendimle aramı düzeltme aşamasının son adımına..

    Bugüne öyle dümdüz yürüyerek gelmedik o yüzden bu hikayede pek lineer ilerlemeyecek.. Kahvemizden bir yudum, hayattan bir nefes alıyoruz ve başlıyoruz..

    Bu eylülün hikayesinin başlangıcı geçen sene 9 Eylül itibariyle başladı aslında.. Bir gecede 10 yıllık evimi, sokağımı, düzenimi, çevremi, rutinlerimi bırakıp eski bir köprüde veda ederek sessizce köpeğim ve kemanımla gittim misafir hissettiğim şehre.. Yeni şehir, yeni başlangıçlar, bir an verilen karar ne de heyecanlı değil mi, değil.. Kendisiyle kavgası süren için, aklında geçen zaman yaşamın tik taklarından fazla olan, ayağa kalkmaya çalıştıkça görünmez bir elin omuzlarından dibe gömüldüğü biri için değil.. Katarsisler, mana kayıpları, yendiğini düşündüğü her şeyin altında kalan biri için inan değil.. O zamanların sonuna, 2025 ocak ayının ilk gününe yaklaşırken küçük bir söz verdim kendime; yeni yıla dilek dileyerek girmek yok, yeni yaş gününde dilek dilemek yok, hayata bırak bu seneyi bırak o getirsin, kovalama.. Sabır ve teslimiyet hala daha öğrenmeye gayret ettiğim iki ana konu, ki oldukça başarılıyım çünkü bu hayatta ki en büyük rakibim dünkü ben.. Kendimi kimseyle kıyaslamadan, kimseyi rakip ya da düşman görmeden, başkasının sofrasına göz dikmeyip kendi önümdeki masayla ilgilenen ve kendimi birilerine kanıtlama ihtiyacı duymadan yaşamak hep en büyük gayretimdi.. Nitekim hala da öyle..

    Okuduklarım, araştırdıklarım, yazdıklarım, öğrendiklerim, yaşadıklarım, anlattıklarım, anlatamadıklarım öyle birikti ki sonunda bir şeyi yeni anlıyorum iş sadece bilmekte değil aynı zamanda yapabilmekte.. Hele de bilerek yapabilmeyi öğrenmek bir başka seviye.. Tabi bu motivasyon, harekete geçme becerisi gerektiren bir konu.. Benimse zihinsel olarak hormon düzeyimdeki düşüklük yani serotonin seviyesinin düşüklüğü, fiziksel hareketliliğimi oldukça etkiliyordu. Yani arkadaş öyle can sıkıntısıyla girelen bir depresyon lakırtısı değil, hem beynim hem bedenim tüm depolayı tüketmiş durumdayken başarabildiğim tek şey hayatta kalmaktı, başardım.. Tabi bunca zaman tek çaba hayatta kalmak olunca ne kariyer, ne eğitim ne de kişisel gelişim konusunda pek bir yatırım fırsatım olmadı. Olamadı daha doğrusu.. Bunlar aylarca süren bir iç yaşam savaşının sürecinin birkaç cümleye yansıması, yaşayan içinse yüzyıl savaşları kadar yıpratıcı.. İhtiyaçlar hiyerarşisinin en altından başlayamadım doğal olarak.. Şimdiyse kendimi piramidin en üstünde hissediyorum, çünkü ne merdiveni birilerinden miras aldım ne de tırmanırken ip uzatan oldu.. Buraya kadar geldik, şimdi sırada bilmeye ara verip yapabilmek var..

    Bugün defterime bir sır yazdım, sözlerimle bir söz mühürledim gelecek Eylül için.. Eylül 2026 için.. Kendimle aramı düzeltmekse bu sırrın ilk adımı.. Bugün bir sır ve yeni bir söz verdim kendime.. Geçen sene eylül ayında verilen kararın sebebi 2024 eylül öncesine dayanıyorken, bu senenin kararı geçen sene eylül ayına dayanıyor demiştim.. İlk kez bugünün reçetesini geçmişe yazmıyorum, çünkü yaşanması gereken bir kaderdi ve yaşandı..

    Son üç hafta oldukça zordu, bir hayli yalnızlık hissi, çıkış bulamamak, anlaşılamamak ve çabaların karşılıksız kaldığı bir üç hafta.. Dün iyileşmesi için bir adım attım, bu sabah gelmeyen mesaj gösterdi ki aslında konu ben değilim, konu benim dışımda olan lakin benim değer verip emek emek işlediğim şeylerin benim toprağımda büyümek ve çiçek açıp açmamayı kendisinin istemesi.. Ve anladım ki ne kadar özen gösterir, köksüz medeniyetimde ne kadar öncelik yaparsam yapayım kendini yeterli görmeyen, benim topraklarıma özen gösterip değer vermeyen bir tohumu çiçek açtıramam.. Oysa bir şeyi daha hatırladım; medeniyetimin topraklarının ne kadar verimli olduğunu, dünyada eşsiz bir temelinin olduğunu, bir umut ışığı ile nasıl da çiçek bahçeleri açabildiğini, bir özenli davranışla ne denli kıymetler üretebildiğini, sevgi dilinin bulunması zor anlaşılması kolay oluşunu. İşte tüm bunların ışığında anladım ki benimle arama giren şeyler en çokta kendi köksüz medeniyetimin kadim yapısına ve dokusuna zarar veriyor.. Benim medeniyetimde emek verilince teşekkür edilir, benim topraklarımda çaba onurlandırılır, benim krallığımda sevgi, sadakat, şeffaflık ve özverili olan tahtımın ve tacımın yegane sahibidir.. Çünkü ben bu imparatorluğu kalbimdeki sevgiyle, ruhumdaki canla ve zihin dehlizimdeki karanlığı bükerek ortaya çıkardığım ışıkla kurdum..

    Dünyaya karşı sınır çizebilir, insanların takdirini bekleyebilir, hayatındaki insanlara kendini kanıtlamaya çalışabilirsin, ailenden takdir görme çabasına girebilir, çevrendekilere kendini beğendirme arzusuna kapılabilirsin, koşulların meşguliyetini bahane edebilir, şartların uygun olmadığını da düşünebilirsin. Orası dünya, orada istediğin kimliğe bürünebilirsin.. Benim medeniyetimde buna yer yok, çünkü benim lisanımda seni sen yapan şey ailen, soyadın, başarıların, statün değil.. Dışarıya o kimlikle devam et, benim dünyamda gözlerinde gördüğüm gerçekten kaçarsan kendi yolunu bulamamışsın demektir, emek ve çaba yerine meşguliyet bahanen varsa önceliğin ben değilim demektir, benim için cesurca sorumluluk alıp beni dansa kaldırmıyorsan duyduğumuz müzik farklı demektir..

    Kendimle aramı düzelttim, elbette bazı konularda hala anlaşmazlıklar var, olmalı da, çünkü problem varsa çözüm de vardır..

    Kendi toprağımın ihtiyacını ve isteklerini daha net görüyorum artık. Kendi medeniyetimin sırrına vakıf olmama ise az kaldı hissediyorum.. Hissedebiliyorum çünkü, hayatın fısıltısını, bir park yeriyle bir yeşil ışıkla ya da sevdiğim birinin hayatına dair hislerimin doğruluğunu gösteren zamanın eşliği ile bu sırra da yaklaştığımı hissediyorum..

    O yüzden bugün ilk adımı kendimle sulh imzalayarak atıyorum. Çünkü en büyük başarım kendimle aramı düzeltmekti. Şimdiyse sırada bilmek eşiğinden geçip yapabilmek var..

    Yeni kanunlar, yeni kurallar ve köksüz medeniyetimin kadim krallığında yeşermesi için yeni tohumlar..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..09/09/2025 VE TAMAMLANMA..

    “VE BAŞARDIM, TEK BAŞINA..”

    Bugün tarih 9/9/2025 saatte 09.39, peki kızım yani bu ne demek.. Aslında tarihte 9/9/9 yani enerji, frekans, titreşim alanlarını az biraz biliyorsanız bu bir tamamlanma enerjisi taşır. Şuan misafir olduğum evin kapı numarası da 9.. Aslında önemsiz görülebilir bir şey, lakin benim dünyamda değil izin verin açıklayayım..

    Yaklaşık 2 haftadır yazdığım şeyleri takip eden biriyseniz yaşadığım; hayal kırıklıklarını, gönül yorgunluğumu, sevgimin nasıl da gün be gün yerle bir edilişini, kaygılarımın atak geçirmeme neden olacak kadar yükseldiğini, korkularımın ne denli üzerime yıkıldığını okumuşsunuzdur. Okumadıysanız da sorun yok bugün küçük bir özet, büyük bir kapanış yapacağız..

    Ama önce pazar gününden, dünden ve bugünden başlayalım.. Pazar gününe kadar üst üste yüklenen hayal kırıklığı, pazar günü en pik noktasına vardı. Bense yapılan her şeye rağmen, hissettirilenlere rağmen bırakmak yerine çırpınmayı seçtim, atak geçirmeme neden olan o birikmişlikti, inanır mısınız atak geçirirken ilk defa birine ulaşmaya çalıştım, sonuç, neyse eni sonu bir söz verildi bana ve ben inanmayı seçtim. Kalbim gerçeği gözlerinde görmesine rağmen, sözlerine inanmayı seçtim. Sonuç, hayal kırıklığı.. Gün boyu öyle zorluydu ki benim için tarif edemem.. Dünse küçük bir korkum olan diş olayının üzerine gittim, gözümü açtım, ağlaya ağlaya limon suyumu içtim ve gittim son çürük dişimle vedalaştım. Korkular bununla kalmadı elbette, diyorum ya yüzeye çıktılar bir kere beni devirene kadar ne kadar derin korkum varsa hepsi sırayla üstüme gelecek. İster balık tutulmasından deyin, ister kanlı ay yüzünden, ister haftalardır kendini kötü hisset diye elinden geleni yapan diliyle yaralayan yüzünden deyin, ister kendin seçtin deyin. Sonuç, korkularıyla ve kaygılarla bir başına kalan beni değiştirmiyor. Dün hem tüm vücudum kan kustu desem yeri. Akşam saatlerine kadar çakılı kaldım koltukta, o beni bir öpücükle hayata döndüren koltukta. Bana tutulmayacak sözlerin verildiği gün oturduğum koltukta.. Bir nefes aldım, güzel de bir duş aldım, çıktım bulduğum ilk kuaföre girdim, kızılla vedalaştım, kırıklarımı kestirdim. Sadece dişimdeki değil, saçımdaki yorgunlukları da attım gitti.. Kendime güzel bir bitki çayı ısmarladım, madem dedim korkular üzerime geliyor, sonuçların canı cehenneme.. Bu sabah erkenden kalkıp bir korkumun daha tepesine binmek için çıktım evden.. Tabi insan korku, kaygı kelimesini duyunca şatafatlı şeyler bekliyor da her zaman öyle olmuyor tabi.. Aslında sadece bunlar değil, bu sabah başka gerçeklere de uyandım..

    Emek verdiğim, özlemle beklediğim, merak ettiğim, geleceğe dair hayaller kurduğum kişinin hayatındaki yerimi ve benim yerime kimi, neyi seçtiğini de öğrendim.. Sağlık olsun, ne sitem ediyorum, ne ah.. Ben burada kendi kendime yaşamış, kendi kendime beklemişim meğer, ben burada bir başıma savaşmış, bir başıma inanmışım.. Eskiden olsa delirir, duramazdım. Oysa görmeye ihtiyacım vardı, zor da olsa görmeye.. Sadakatimle, sevgimle, benliğimle, hayallerimle beklememin bir değeri var mıydı yoksa sadece oyalanması gereken biri miydim görmeye ihtiyacım vardı.. İnsan yıllar sonra bulup, köksüz medeniyetinin tahtını emanet edince gerçek bir kralın kraliçesi olacağına inanıyor, inanmak istiyor.. Oysa benim masalımdaki kral; benim ruhunu gören, kaygılarım ve korkularım da korkma ben varım diyen, bugüne kadar kendin halledebildin zaten artık dünyaya beraber kafa tutacağız cesaretini gösteren, benim için deniz kenara masa kurdurabilen, geçmişiyle yüzleşmiş, sorumluluk almaktan kaçmayan ve beni gülümsetmek için kendine bile kafa tutabilen bir kraldı..

    Dehlizlerimi açtığım, köprüme çıkardığım, en derin yaramı bir fısıltıyla söylediğim.. Kızmıyorum bugün, artık korkmuyorum da hayattan.. Bugün gerçekliğimi seçiyorum çünkü.. O küçük kız çocuğunun kim olduğunu biliyorum, kalbini biliyorum.. Kimseye ihanet etmedim, kimseye tutmayacağım sözler vermedim, belki kırgınlık ve kızgınlıkla kırdığım oldu da telafi edilebilir her yolu denedim, öyle egoymuş gururmuş değil sevgiymiş güvenmiş en değerlisi dedim. Ne sevgimden ne cebimden cimrilik yapmadım, sorumluluk almaktan kaçmadım, ara sıra fevriliğim olur e insanım yine de kimse de öyle derin yaralar açmadım, sırf travmalarım yüzünden kimseye bok gibi davranmadım, hep kendimi bildim, hep kalbimle baktım..

    Aslında biliyor musun, insanların bir süre sonra beni kaybedip pişman olmasının sebebini anlıyorum. Yani bana göre bir şeyin değeri kaybedilmeden anlaşılmalı o yüzden de merkezime sevdiklerimi almak konusunda fazla cüretkar ve aceleciyim, bu zaman zaman beni hayal kırıklığına uğratasa da, pişman olmuyorum. Zaman ve enerji kaybı yaşatsa da, sevmeyi ve önceliğim yapmayı seçiyorum.. Sadece her seferinde biraz daha öğreniyorum seçmem gerekeni.. Çünkü her şey,herkes benim sevgime layık değilmiş hayat öyle dedi.. En son bir arkadaşım (kalbimi açtığım) bana “sen ona özgüven vermişsin, sen onu cesaretlendirmiş, aslında şuan mutsuz olma sebebi bunu bulamayışı” dediğinde üzerine düşmedim, çünkü kimsenin mutsuzluğu beni mutlu etmez, kimsenin kaybı benim yaşadığım şeyleri düzeltmez dedim.. Oysa şimdi anlıyorum, kendimi yüceltmiyorum, kendimi üst düzey de görmüyorum, aksine kendimi bilerek konuşuyorum. Çünkü ben sadece korkularla değil, sadece dünyayla değil, kendimle de çok savaştım. Yaralarımla, geçmişimle, travmalarımla, oydum içimi en içime yani özüme ulaşabilmek için..

    Güven, sevgi, sadakat, saygı, şeffaflık, açık iletişim bunları lafta söylemedim bunların sorumluluğunu alarak seçtim her gün.. Bunları sadece karşımdaki insanlarda beklemedim, bunların ne denli pahalı olduğunu gördüm ve sundum sevdiğime.. Kendi yaralarımla değil, sevdiğimin yaralarıyla da uğraştım. Kendi yalnızlığımla değil sevdiğimin yalnızlığıyla da savaştım.. Yaptım da yaptım.. Her yapış bir şeyi öğretti aslında..

    Bugün 9 rakamının verdiği enerjiye dayanarak, dimdik bir şekilde haykırarak söylüyorum; ben kimsenin canlılığına zarar vermedim, hatta canlılığının azaldığı yere ışığımı ve neşemi sundum. Ben kimsenin yarasıyla alay etmedim, hatta kendi yaram bildim şifa olmaya çalıştım. Ben kimsenin hayallerine engel olmadım, hatta aksine kendimi o hayallere destek olacak kadar kendimden çok inandı.. Peki ya bana ne yapıldı?

    Olanı söyledim, ben az söyledim sevgili okur sen çok anla.. Ya da anlama.. Çünkü ben sadece sadakati canlı tutmak için dürüst ve şeffaf olmayı seçmedim, ben kendim olabilme cesaretini korumak için şeffaflığa ve dürüstlüğe önem verdim.. Kendinden bilir insan işi dedim, önce kendine dürüst ol.. Hayat yetince zor, insanlar yeterince bencil sen sen ol, onlarda olma dedim.. Kusursuzum demedim, kusurlarım var lakin aramızdaki fark benim kusurlarım kimsenin hayatına yara açmaz dedim..

    Dedim de dedim sevgili okur.. Dilerim gelecek Eylül; bugüne kadar kanamış yaralarımın artık iyileştiği, bir başına savaştığım kaygı ve korkularımın yerini huzur ve güvenin aldığı, vedalaştığım her şeyin yarattığı boşluğu güzellikle doldurduğu bir eylül olur..

    İnanıyorum ki evren boşlukları sevmez, doldurur. Ben bendeki yaraları, travmaları, hayal kırıklıklarını, korkuları, kaygıları, tek başınalığı, bana iyi gelmeyen savaşları, kursağımda kalan hevesleri, kurduğum hayallerin enkazını, kendi ayağıma taktığım çelmeleri, sağlıksız alışkanlıklarımı bugün tamamlıyorum ve bırakıyorum. Bunların yarattığı boşluğu; kalbime denk sevgiyle, ruhuma denk güvenle, aklıma denk huzurla, hayatıma denk başarıyla, ve köksüz medeniyetime denk yuvayla dolduracağına inanıyorum..

    Eylül; yorgunluk yerini neşeye, güvensizlik yerini derin bir bağa, anlaşılamamak yerini huzura, kaygılar yerini heyecana ve korkular yerini derin bir aşka bıraksın..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KANLI AY TUTULMASI VE BIRAKMAK..

    “Herkes bir gün evine döner..”

    7 Eylül balık burcu kanlı ay tutulmasıyla ilgili birçok şey okudum. Sadece kendi burcum ya da bana gösterdiği etkileri değil sevdikleriminde nasıl etki alacağına dair her şeyi.. Sadece burç yorumları değil, ay tutulmaları tarihte neler olmuş, enerji alanı nedir diyerek birçok okuma yaptım..

    Tabi bugün benim için kanlı ay tutulmasından daha kanlı başladı; regli oldum, dişim çekildi ve saatlerdir ağız içimde kan yumağıyla yaşıyorum. Anlayacağın sevgili okur bir yandan kan kaybediyorum diğer yandan kan tükürüyorum.. Sigara yasak, kahve yasak, yemek yemek kısıtlı, nazlanabileceğim insanlarla aramda kilometre ve meşguliyetler var, hava serin bir sıcak su torbası verenim yok, tatlı getirenim yok.. Bakma böyle dediğime sayın okur aslında kendi işimi kendim yapar, tatlıymış sıcak su torbasıymış kendim halleder kimseye de minnet etmem.. Lakin dedim ya insan her zaman yeni bir şey öğreniyor kendine dair hayata dair.. Meğer o kadar çok ben yaparım, ben hallederim demişim ki hayatın karşısında en çokta bunlar yük olmuş. Fazlaca alınan sorumluluklar, kendini yıpratırcasına yaptığım fedakarlıklar, kendimi hiçe saymalar, sonucunda yaşanılan hayal kırıklığı ve yorgunluklar.. Sonrasında “sen halledebilirsin biliyorum ama ben senin için halletmek istiyorum” cümlesinin hissettirdiği “evet ya bu dünyaya tek başıma meydan okumama gerek yokmuş” güveni.. Tabi başlarda bu his tanıdık olmadığı için gerek yoklar, güvenmekten kaçmalar derken burada da karşındakinin sevgiyle çabasını gördükçe nefes almaya başladığını anlayınca evet diyorsun evet bir şeyler öyle tek doğruyla yaşanmayacak kadar ağır ve hayat hafifletmek için de sana bir yol açabiliyor.. O hissi verenin daha da sert duvarlar örmeme neden olacak kadar kırması, boşuna inanmışım tek başıma zaten hallederdim niye sırtımı dayadım ki dedirten güven kırgınlıkları, yahu insan bir merak etmez mi bir nasılsın demez mi hissiyle yapayalnız bırakması ayrı bir ironi olsa da bir şeyi görmemi sağladı.. O kendi başınalık halinin bana iyi gelmemesi artık, ben hallederimlerin, ki hala hallederim her şeyi, aslında bir güç gösterisi değil de halletmek zorunda kalışların bir sonucu olduğunu öğrenmek.. Burada bir önemli konuda ince bir çizgi olması, ihtiyaç duyulduğu için değil ne istediğini artık daha net gördüğüm için..

    Bundan öncede yıllar öncesinden yaşanılan bir hayal kırıklığı sonucu kendimi nadasa bırakıp, ne doğru ne yanlış, ne istiyorum ne istemiyorum, ne verebilirim, neler sınırım neler için sınırlarımı açabilirim gibi gibi bir dolu sorgulama dönemi ardından eski kalıpları, bana dayatılanları, aile aktarımlarını ve daha nicesini ilmek ilmek işledim.. Aşkta, kariyerde, eğitimde, arkadaşlıkta, hayaller ve hedefler konusunda aylarca okudum, yazdım, çizdim, dinledim..

    Çokta güzel yaptım teoride, lakin artık pratiğe geçirmek için arenaya çıkmam gerekiyordu.. Aşkın seçimi olmaz onu hayata bırakmıştım, nitekim hayatta o konuda hiç çalışmadığım ve asla dediğim yerden çıktı karşıma. Kariyerde 10 yıllık emeğimden istifa etmiştim, tam olarak nasıl bir iş alanı olduğunu bilmesem de bir iş alanında ne istediğimi biliyordum artık, acele etmedim, günümü geçirmek için ani kararlar da almadım. Ve arkadaşlık konusu, ben öyle hadi bay diyerek gitmem ben sadece sessizce yoluma devam ederim çünkü hayat bana iyi gelmeyenleri kendiliğinden ayıklar derim nitekim öyle de olmuştu.. Çok büyük bir network ağım olmasına karşın kahve içtiğim, sohbet ettiğim kısaca enerjimi ve zamanımı ayırdığım kişiler oldukça azaldı..

    Yeni bir ben diye sayfalarca yazdım da iş arenaya çıkmaya gelince tabi rakibim hayat ve zamandı. Beni tetikleyeceği yerleri, yaralarımı nasıl kanatacağını, kimin zaafım olduğunu çok iyi bilen bir rakip.. Çalışmadığım yerlerden kroşe yediğim bir arena oldu.. Öyle böyle, düşme kalkma derken hocadan bir ara istedim, görüşüm bulanıklaştı ve gücüm azalmaya başlamıştı..

    Şimdi bir kararın eşeğine salıncak kurdum, ağzımın kan yumağıyla uyuşukluğuna, reglimin sancısına, gönül yorgunluğumun sızısına, tek başınalığın getirdiği bir hayal kırıklığına karşın öylece sallanıyorum.. Ne istediğimi biliyorum demekle kalma diyor hayat, bunu anlıyorum. Yazdın, çizdin, anladım demekle kalma diyor bunu anlıyorum. Göğüs kafesimde bir boşlukla uyandım bu sabah, dişimin ve karnımın acısıyla harmanlanmış bir boşluk.. Sen bugünü halledersin güzel kızım, lakin artık mola bitti, bitmeli daha doğrusu.. Unutma sen hakikati arayansın, hakikat sana gelmeden önce seni illüzyonla sınayacak. Satranç masasına oturduğun gün bunu biliyordun. Strateji yapmak yerine kendi hamlelerini seçmek senin tercihindi. Çünkü hakikati ararken gerçeklerle yüzleşeceğim diyerek ve gerçeklerle kuracağım kadim krallığını sözünü verdin kendine..

    Arenaya yeniden çıkmak zamanı, satrancı ehliyle oynamak zamanı, teoride maestro olduğun ne varsa pratikte de ustalaşma zamanı.. O masum halinle salıncağına oturduğun parktan, kendi gerçekliğine merhaba dediğin arenaya adım atma zamanı..

    Hakikati arayansın, hakikatin dilinin aşk olduğuna inansın, seni sen yapanın senden olmayan olduğunu öğrenensin..

    Bugün o yara pıhtılaşacak, yarın en çok korktuğun şeyin üstüne giderek bir korkunla daha vedalaşacaksın (tabi umarım sonucunda ihtiyacın olan tek şey vitamin olur da korkunun ne kadar yersiz olduğunu da görmüş olursun), bir sıcak su torbası bir tatlıyla kendine güzel bir jest yapacaksın, ve sen söz verip tutmayanlardan olmayacaksın..

    Dişlerdeki çürükler çekildi, geçmişin çürükleri oyula oyula söküldü, cehennemden geçerken durup bekleyemezsin.. Kalbini yıllar sonra açma cesareti gösterdin, korkmaya devam ettiğin şeylerin üstüne gitme cesareti gösterdin, aldığın yaralara rağmen inanma cesareti gösterdin.. Hayat cesaretini görüyor güzel kızım, bugünün tek başınalığı seni ürkütmesin, ürküp yine kadim krallığına dert duvarlar örmene sebep olmasın, çünkü hakikati kalbindeki aşkla arayansın hatırla.. Ve hayat önce yanılsamalar sunacak ki bakalım gözün anlık olanlarla boyanacak kadar kör mü, bir anlık hevesler uğruna kalıcı olana ihanet edecek misin, sadakatim baki demek yetmez bakalım önüne çıkan fırsatlar karşında da sakadati seçmeye devam edebilecek misin, değer veriyorum yetmez bakalım koşullar seni oyaladığında da meşguliyet bahanesiyle kıymetli olanı yok sayacak mısın…

    Kalbini açtın, kalbinle seçtin, kalbinle sahip çıktın.. İzin ver şimdi hayat kalbinin karşılığını sunsun.. Çünkü hayat boşlukları sevmez, o göğüs kafesindeki boşluğu illüzyonla değil hakikatle doldursun..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ZAMANIN TELAŞI VE BAHAR..

    “İnanmak kaybetmenin yarısıymış..”

    Ben kaybetmenin korkusu ve telaşıyla savrulurken tek başıma meğer önemli olan birçok şeyi de gözden kaçırmışım.. Bir panik atak haliyle ulaşmaya çalıştığım an açılmayan telefonla anladım..

    Ben kazanmak için çabalarken meğer zaten çoktan kaybetmişim.. Özen gösterilmeyi, bir soluk almayı, güvenle uykuya dalmayı, öncelikli olmayı, değerli hissetirilmesini ve o güven duygusunu ayakta tutacak olan sözün tutulmayışını.. Canım kendim, güzel kalbim ne de güzel seviyorsun sen öyle. Seviyorsun da bak haline.. Kırık dökük, şüphe dolu, yalnız..

    İki gün öncesinden korkudan yükselen nabzına bir soluk olur inancıyla, söyleyenen o “yorgunluğunda yanındayım, korkularında elini tutuyorum, ben buradayım” sözlerinin yarattığı illüzyona dayamak istedin sırtını peki noldu? Şimdi o korkularla sabaha gözünü tek başına açacaksın, yetmezmiş gibi tutulmayan sözlerin yarattığı hayal kırıklıklarını da heybene alacaksın..

    Sen bu değilsin, seni bu yapmışlar güzel kızım..

    Sen o huzuru hak ediyorsun, sen güvende hissetmeyi, şüphesiz sevgiyi, gerçeğin ne olduğunu bilmeyi fazlasıyla hak ediyorsun.. Verdiklerin bunlardan fazlayken hele de. Belki de dengeni bozan buydu.. Güvenin, sevginin, geleceğin ve gerçeğin fazlasını verdikçe azına mahkum edildin.. Bir ay tutulması var, bir zorlu çırpınma hali mevcut.. Sen fazlasını yaptın. Gerçeği verdin kimsenin yüreğine şüphe düşmesin diye, neşeyi verdin hayat zaten yeterince zor diye, öncelik verdin ailesi zaten görmezden gelmiş bir küçük çocuk diye..

    Verdikçe görmedin, senin heybenden azalanı.. Şimdi kendi gerçekliğini seçmek zamanı.. Güvenle, şeffaflıkla, onca kötülüğün içinde güzellikle, gözün dolduğunda gülümsetebilecek kadar sana değer verenle, bir atak geçirdiğin an ulaşabileceğinle..

    Çünkü hayat yeterince zor, insanlar yeterince ikiyüzlü ve zaman satın alınamayacak tek şey.. Sende olan güzellikleri gören varken, senin derdini yük değil paylaşma birliği gören varken, düştüğün an el uzatan varken, içini huzursuz edenlerin karşısında senin yanında duran varken ötesine ihtiyacın yok.. Yükünü bırak, kaygı ve korku dediğin yarın üstüne yürüyerek içinden sapasağlam çıkacağın bir eski köprü. Ve merak etme kalbinin ekmeğini yiyeceğin sofraya oturacaksın..

    Yeterince aç kaldın, günlerdir bir damla su diye çırpındın.. Şimdi aç kalbini yeniden, kaldır başını, sil yaşını.. Seni sen olarak seven, seni senden daha iyi bilendir.. Ve sen layık olduğun, değerli hissettiğin bahçeye çiçekler açtırıp bahar getirensin.. Ve bahar yeniden gelecek güzel kızım, az kaldı..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..2 EYLÜL, 150 GÜN, AY DÖNÜMÜ..

    “Her nasip vaktine esirmiş..”

    Düşünün aranızda kilometre ve saat farkı var yıllar içinde bu muhabbetinizi öyle sağlam kılıyor ki artık telefonları gülerek açıyorsunuz, saatlerce konuşuyorsunuz, kahvenize eşlik edeceği günü bekliyorsunuz tabi biliyorsunuz ki bu sadece yüzünü gülümseten bir hayal.. Yıllar sonra sizin bile tahmin edemeyeceğiniz bir şey oluyor; bir bilet, bir kavuşma, bir doğum günü, bir öpücük ve hayal etmeye çekindiğiniz bir bağ.. Sanki kader ve zaman öyle bir anlaşma yapmış ki sizin için inancınızı kaybettiğiniz her şeyi önünüze sunmuş gibi..

    2 Nisan, en güvendiğiniz yerden gelen o yuva hissi..

    7 Eylül, ormanın ortasında bir başınıza otururken yüzünüzdeki hüznü gören birinin durduk yere size yaklaşıp “sen gözyaşı akıtırken o bir esmerle keyfine bakıyor demesi..”

    Hayat sırları ortaya mı döküyor, benimle kafa mı buluyor, kalbim daha ne kadar kırılacak derken “boşuna sorgulama sana son zamanlarda davranışlarıyla anlatmış ne olduğunu, seven insan merak eder iletişimde kalır, seni bir köşeye itip hayatına bakabilen birini öyle yürekten sevmişsin ki karşılığında o ihaneti seçmiş” diye devam etmesi.. Hiç bir karşılık almadan, hiçbir soru sormadan biri masanıza oturuyor ve sizin kendi kendinize yaşadığınız karanlığa karşı bunu diyor..

    Sizi bilmiyorum, lakin ben hayata inanıyorum, mesela yolda müzik açmış keyifle dans ederken ardın sıra gelen yeşil ışıkların bana hayatın içinde yol verdiğini düşünmeyi seviyorum, her seferinde telaş etme en yakın yerden park yeri buluruz düşüncesiyle yaşarken yeri gelip denizin dibinde onca kalabalık içinde park yeri bulabildiğimiz onca sefer gülümseyerek diyorum ki bak bulduk. Hatta yanımdaki de hep der ki ne zaman seninle yola çıksam en iyi yerden park yeri buluyorum.. Sadece bunlar da değil kalpten bağlı olduğum adam iyi bilir işinde, eğitimde yaşadığı stresli süreçlerde söylediklerimin günün sonunda “haklısın sen söylemiştin stres yapmama gerek yokmuş” dedikleri de çoktur.. Düşünsenize hayatla böyle bir bağ kuruyorsunuz, kalpten, saf çocuksu duygularla.. Ve ormanın ortasında bir ses, hele de karşılık istemeden size seslenince alak bullak oluşunuzu.. Yine de diyorsunuz ki ben güvenmek istiyorum, arıyorsunuz soruyorsunuz muhatabınız ne hissettiğinizle sizi ne kadar derinden kırdığıyla ilgilenmeksizin üzerine bir de daha da güven ve sevgi kırıcı yaklaşıyor.. Oysa sizin tek beklediğiniz bir şey de, de ki bak ben güvenmeyi seçmek istiyorum. Hayat bu ya onun anlamadığı onca şeyi kendi dünyanızda yaşarken üzerine daha da kendini ele veren, sevgiye neler yaptığını gösteren davranışlar ve konuşmalar geçiyor..

    Sen beşinci ayınızı mum üflerken kutlamak için küçük tatlı jestler beklerken, büyük yıkıcı darbeler ve aşılmaz duvarlar çıkıyor önüne..

    Hikayenin burasına kadar nefesiniz kesilerek geldiyseniz tebrikler, sevmek güvenmek ve bunlara değer vermek konusunda hala inancınız var, umarım kalbinizin ekmeğini yersiniz..

    Gelelim dağınıklık yaratan günlerin diğer kısmına.. Dün kız arkadaşım bundan 4 yıl önce benimle birlikte şahit olduğu bir olayı hatırlattı bana “ayyy hatırlıyor musun, evlilik teklifini alkışlamak zorunda kalmıştık” hakikaten öyle olmuştu.. Yıllar önce birilerinin mutluluğunu alkışlatmıştı hayat. Geçti gitti lakin o zamanlardan sonra kendime dedim ki “bak kızım görüyor musun, hayat sen kırıldığında sana yol vermez, hatta yeri gelir filmlerde göreceğin sahnenin bizzat başrolü olursun.”

    Zor oldu ama silkelendim, ayağa kalktım, ne ah ettim ne mağduru bağladım. Kimsenin mutsuzluğu benim yaramı sarmaz, kaybettiğim zamanı ve neşemi bana vermez varsın herkes yolunda kalbinin ekmeğini yesin, dedim ve devam ettim. Ne istiyorum, ne istemiyorum diye ciddi konuşmalar yaptım, kimseyle sırf tatmin olmak için yüzeysel ilişkiler kurmadım, yalnızım diye kimseyi hayatıma almadım. Düştüm, kalktım, ışığımı kaybettim, karanlıklarda kaldım, lakin kimseye yükümü yüklemedim. Benim yolum, benim yaralarım, sadece devam edeceğim dedim.. Öyle de yaptım.. Ta ki 5 ay öncesine kadar..

    Kalp kırıklığıyla, güven kaybıyla, üzüntüyle yazmıyorum.. Yazıyorum çünkü bu hayatta sevgiye sahip çıkacak, güveni kırmayacak, sadakatin her gün yapılan bir seçim olduğunu anlayacak, yaraları olan kendini kendisi iyileştirmiş insana “seni iyileştirmek zorunda değilim” diyerek yaralamaya çalışmak yerine “anlat güzelim hallederiz sen anlat bana telaşlarını” diyebilecek olan, aşkı ve ilişki yükmüş gibi görmeyen, sizi kırmaktan tedirgin olan, değil kendisi yara açmak yaralarınıza temas etmemek için özen göster birileri var.. Yıllar önce inanmak konusunda kendini, aşk konusunda kalbini, güvenmek konusunda yüreğini kapatmış bir kadın olarak söylüyorum bunu. Yıllar sonra bir adam çıkageldi ve ben varım korkma dedi, kaçsam da, korksam da, kaygılarımı gördü, anlamaya çalıştı.. Kimse kimsenin kişisel psikoloğu değil o ayrı.. Lakin hepimizin bir hikayesi var; hayal kırıklığı, kayıplar, korkular, aile sorunları, iş ve kariyer meşguliyetleri yaşadığı bir hikayesi..

    Dünya zaten sınayıcı, hayat zaten zor, insanların çoğunun kalbi kapkaranlık o yüzden sizi gerçekten seveni yük olarak görmek yerine sıkı sıkı tutun elinizi, zar zor öğrendiği güvenini anlık hazlar için heba etmeyin, umudunu yıkamayın ya insanların..

    Aradan geçen 150 gün, araya giren mesafe ve saat farkları, ruhunuzu yıkıp yakan davranışlar, günden güne yitip giden güzellikler, alınmayan sorumluluklar ve nihayetinde koca bir hayal kırıklığı..

    Siz bir yanda hayata tutunmaya çalışırken, diğerleri bir yandan yıkıyorsa, siz korku ve kaygılarla mücadele ederken diğerleri ufacık bir nefes almanızı sağlayacak güzelliği size çok görüyorsa, siz bir cümleyle inanmayı seçerken diğerleri öbür yandan davranışlarıyla daha da karanlık yaratıyorsa anlayın artık.. Konu sizinle ilgili değil, yaptıkları yüzleşip pişman olur mu vicdanı nasıl rahat ki demeler. Ulan bu kadar kırdın da eline ne geçti diye düşünmeler. Siz çiçek tohumları ekmeye çalıştıkça baharınızı bahçenizi yerle bir edenler..

    Bak gördün mü hayat sana yine fısıldıyor, sen görmekten kaçtıkça masana kadar gelip duy diye anlatıyor, inanmamak için çabaladıkça davranışlarla kabul et be artık diyor..

    Hayat sana kırmızı ışık yakıyor güzel kızım.. Senin geleceğine dahil ederek dualar ettiğin ne varsa, ulan ihtimal vermezdim bir yuva kurmayı hayal edeceğimi teşekkür ederim bu hayal için dediğin ne varsa, araya giren binlerce ağaç mesafesini katetmenin yollarını aramak gücünü buldukça.. Hayat sana diyor ki başrol başka, hikaye başka.. Gör, duy, anla, kabullen.. Sana yuva hayali kurduran yuvasını başka yere kurmuş, sana gelecek hayali kurduran geleceği için başka hayaller kurmaya başlamış.. Senin olmadığın hikayeye kahraman olma çabana hayat kırmızı ışık yakıyor..

    Şimdi hayata bir kere daha dön bak, bugün öyle bir gün ki hayatın sana yeşil ışıklarını yakacağı konuları, yolları ve hayalleri göreceksin.. Bugün öyle bir gün ki kalbin kırılan yerlerinden ışık saçacak.. Bugün öyle bir gün ki aylarca inanmayı seçmek için zorladığın şeyler için hayat sana nefes aldıracak.. Hayata kaldır kafanı yeniden bak güzel kızım.. Kırmızı ışıkları yeterince gördün, bugün aylar önce hayal kurduran ve yalancı olan sarı ışığın yerino yeşil ışık alacak..

    Sen seni yeniden doğurdun, 2 nisan da bir öpücükle yeniden uyandın, 7 eylül de silkelenip herkesin söylediği o inanma aşka sevgiye gibi zırvalarına inat, güvenini inancını yakıp yıkana rağmen bugün hayata yeniden bak..

    Herkes er geç kalbinin ekmeğini yer. Hatırla; bir masada sana mali’min söylediğini “çok mutsuz, sana yaptığı haksızlığı yaşıyor, senin kalbini kırarak yaptığı ne varsa şuan yaşıyor” dediğinde senin verdiğin cevabı hatırla “kimsenin mutsuzluğu beni mutlu etmez, kimsenin düşmesi beni yüceltmez, ben kırıldım, yasımı tuttum, yoluma devam ettim, kalbimi kimse için karartmam” dediğin anları.. Hayat öyle ince örümcek ağlarıyla örülü ki sana Nisan baharını yaşatıp Eylül sonbaharını hissettirene de aldanıp küsme..

    Her nasip vaktine esirmiş ve herkes kalbinin ekmeğini yer..

    Cehennemden geçerken yürümeye devam etmezsen yanarsın. Sen ki ateşler içinde kül olarak doğurdun kendini bir anka kuşu edasıyla, hayat ki sana bir aşk öpücüğüyle heyecan getirdi yıllar sonra, şimdi kaldır kafanı, gözündeki hüznü gülümsemenle temizle, inan ve bugün hayata iyi bak çünkü bir kırmızı gül gelecek eline ve hayat sana yeniden yeşil ışık yaktığını gösterecek..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SUDA BOĞULAN DUYGULAR..

    “Seni kıran şey değil, onu saklandığın yer seni hasta eder..”

    “Benim olmayanı değil, beni yüceltecek olanı seçiyorum..”

    Bu gökyüzü olaylarından mıdır, zamanın getirdiği zorluklardan mıdır bilmem son birkaç hafta oldukça zordu.. Duygusal çırpınışlar, anlaşılmak için sözlükteki tüm kelimeleri seferber etmek, sanki bana ölüm yokmuş gibi zamanımı bekleyerek geçirmek derken hayli tek başınalık ve zorlayıcı bir süreçti.. Peki neyi gördüm; ben zamanımı sessizce ağlayarak bir köşede bekleyerek geçirirken bana değer verdiğini söyleyenin meğer zamanını yeni insanlarla tanışma heyecanı duyarak geçirdiğini ve beni çokta önemsemediğini, konuşmaya ihtiyaç duyduğum günlerde kimsenin benim için o kadar da müsait olmadığını, ihtiyacım var diyebilmeyi öğrenmişken dile getirdiğim ihtiyacımı yalnız karşılamak zorunda kalışımı, o dipsiz kuyuya kimsenin el uzatmayacağını..

    Aslında kızmalıyım, ben kendi stresime kendi yalnızlığıma rağmen elini tutmaya çabalarken beni niye bu kadar yalnız bıraktın demeliyim değer verdiğime.. Lakin anlıyorum. İşte bu anlama hali beni kızmaya enerji harcamaktan alıkoyuyor. Çünkü ben buyum, kendimi bile ikinci plana atacak kadar değer verir çabalarım sevdiğim için.. Aynısını beklemek değil niyetim, hiç olmadı da. Lakin insan sanıyor ki verdiği sevginin, gösterdiği sadakatin, ortaya koyduğu şeffaflığın, birini önceliği yapmış olmanın kıymeti bilinir. Hatta kıymetini bilmekle kalmaz, şöyle bir dönemde bu denli gerçek bir şeye sahip olmanın gücüne sahip çıkar ve göğsünü gere gere bunu dünyaya karşı korur.. Zamanın, koşulların, gelip geçici olanların peşinde heba etmez böyle güzellikleri.. İşte bunu tek başına idrak etmek hep yük hem de yük değil.. Çünkü teşekkür edecek kadar anlıyorum herkesi.. Ve bu tek başına bırakılma hali gösterdi ki bu dönemde, bu kadar ikiyüzlülük içinde parayla ya da diplomayla sahip olunamayacak bir hazine bu.. Bense bu hazineyi, köksüz medeniyetimde kadim gördüğüme ellerimle sunmuşum..

    Kızmıyorum bugün, kimseye gönül koymuyorum bugün. Çünkü artık anlamakla yetinmiyorum bugün.. Ne kadar anladıysam o kadar sorguladım neden diye, nasıl diye, yüreğini ortaya koyanı bu kadar kolay kırabilmek hak mıdır diye, sorguladım durdum da cevap gözümün önündeymiş aslında.. Herkes bir telaşın peşinde oradan oraya koşarken ben bir köşede durmuş izlemişim. Herkes bir meşguliyeti bahane ederken ben bir köşede bekleyip inanmışım.. Oysa hayat bana zorluklar sunarken, yaralarım kanarken, yolumu kaybetmiş bir ışık ararken kimse teğet bile geçmemiş benim kuytu köşelerimden.. Belki hayat denk getirmedi, belki de onlar benim yolumdan geçmek istemedi. Aslında bunun da cevabı aşikar da, diyorum ya bugün dünün hikayelerine kızmak günü değil..

    Bir insan en fazla kaç cephede savaşır, en fazla kaç şeyin karşısında kendi olarak kalabilmek için savaşabilir? Sizi bilmem, kendiminkini biliyorum ama.. Korkularım üzerime geldi, kaygılarım nefesimi kesti, yendiğimi sandığım her düşünce üzerime yıkıldı, elimdeki her şey sıfıra indi. Küçük bir su birikintisinin yanında, bir taşın üzerinde oturmuş öylece gökyüzüne bakarken bir ses duydum, bir ses “ben sana inanıyorum, her seferinde ayağa kalktın, yine kalkacaksın, ben sana inanıyorum..”

    “En dipteyken yanınızda olan kadın sizi zirveye taşır” sözünü iyice anlamak lazım.. Siz bir hiçken, anne babanız size beklediğiniz takdiri göstermezken, varsa abiniz ablanız sizi hep kendisiyle kıyaslarken, arkadaşlarınız neyi başardığınızı görsün diye sürekli kendinizi kanıtlamaya çalışırken hiçbir beklentiye girmeden sevgisiyle elinizi tutan bir kadın varsa dünyanın en şanslı insanısınız. Bunu size hayatınızdaki kadın söylediğinde kendini över sanırsınız o yüzden benden, hiç tanımadığınız bir kadından duymak belki size sahici gelir.. Eğer o kadını görmek yerine zamanınızı daha yeni tanıdıklarınıza ayırıyorsanız, onun tatlı tebessümüyle sizi yürekten takdir etmesini fark etmek yerine başkalarının takdiri için çabalıyorsanız, onunla olan anlarınız yerine başkalarına göstermek için anlık tatminlerinizi paylaşmayı seçiyorsanız, onun koşulsuz sevgisi yerine ilgiyi dışarıdan gelenlerden almaya çalışıyorsanız sizi tebrik ederim. Hayatınızda sahip olabileceğiniz tek gerçeği kaybetmek üzeresiniz ve muhtemelen bunun farkında bile değilsiniz..

    Bunda da kızacak bir şey yok aslında, yani çok şey var da kızmaya değer olduğunu düşündüğüm ve kızdığım çok zaman oldu, o zamanlarıda yapayalnız ve telafisi edilmez şekilde geçirince artık kızmayı da bırakmayı öğreniyor insan, çünkü bunu da anlıyorum. Herkes seçimlerinde özgür. Biri sizi merkezine alacak seçimi yaparken ne kadar özgürse, siz de aynı şekilde özgürsünüz. Fakat sonuç iki seçim için aynı olmayacaktır. O yüzden herkes seçimlerinin sonuçlarının sorumluluğunu alabilmeli..

    Kimsenin kimseye aynı kalma borcu yok bu hayatta. Alışkanlıklarımız değişebilir, mesela bir alışkanlığımız bize iyi gelmiyor ya da sevdiğimiz birini kırıyorsa şöyle bir bakıp bunu sevgi için değiştirebiliriz. Tabi değiştirmeyi istemek lazım, sevgiyi bu istemeye layık görmek lazım. Sevme şeklimiz değişebilir, mesela ailemizden mesafeli ve eleştirel bir sevgi dili öğrenmiş olabiliriz, yüzeysel bağların kalıcı olmadığını hatta yara açan şeylere sebep olduğunu deneyimlediysek sahip olduğumuz sevgiye daha kalıcı bağlarla yaklaşmayı öğrenebiliriz. Eğer bizi seven de sevgi dilini öğrenmiş ne istediğini bilen biriyse ohhh vallahi ne şanslısınız; travmalarınızmış, geçmişte aldığınız yaralarmış, ailenizin size sevgi ve takdir göstermemesiymiş pehhhh hiç önemi kalmaz.. Başarı dilimiz değişebilir; kimimiz eğitim ve kariyerinde kendini kanıtladıkça başarılı hisseder, kimimiz kendini geliştirdikçe, kimimiz yuvasıyla derken bunlar bize geçmişten mi öğretildi yoksa gerçekten böyle mi istiyorum dedikçe başarı dilimizde değişebilir..

    İşte bugün tam da böyle bir gün.. Ben en dipteyken yanımda bir annem vardı; kimse duymazken kırgınlığımın sesini, sessizce ve tek başına akarken gözyaşlarım, korkularım ve kaygılarım boğazıma yapışmış nefes alamazken, ben şimdi napacağım yetmedi mi bu kadar zorluk, bu kadar mücadele, emeklerim daha ne kadar boşa gidecek, kalbim daha kaç kere kanayacak derken içimden, dünyanın karşısında bir beni hezimete uğratmış hissiyle boğulurken..

    Bu hayatta kendine inanmak kimi zaman bazı şeylerin üstesinden gelmeni sağlasa bile insanın bazen de bir başkasının ona inanmasına ihtiyacı oluyor.. İşte ben hep orada olan oldum. Yere düşene el uzattım, derdim var diyene zamanımı hibe ettim, anlaşılmak isteyene zihin kıvrımlarımda yer verdim, gözyaşına omuz oldum, ailesi sevgisiz mi bırakmış bir fazla sevdim, dünya inanmamış mı hayallerine korkma ben varım dedim. Evimin kapısını söküp attım kimse çatısız kalmasın diye, soframdakini bi kendim için pişirmedim. Bir küçük çocuğun meraklı gözlerine neşeyle baktım, ürkek bir hayvana korkmasın diye usulca yaklaştım.. Dünya beni takdir etsin diye yapmadım bunu. En çok ben sevileyim diye de yapmadım..

    Yüreğimden geçen sevginin verdiği yetkiye dayanarak yaptım. Hayatın zorluğunu bahane etmeden, var olan stresin ve oyalayıcı koşulları öne sürüp kaçmadan, geçici şeylerin şatafatına kapılıp değerli şeyleri yok saymadan.. Dünya göz boyamak konusunda ne kadar ustaysa ben de kendim olarak kalmak konusunda o kadar savaşcıyım.. Dünya meziyetleriyle meşgul tutmak konusunda ne kadar sebep sunarsa sunsun ben de zamanı sevdiklerime ayıracak kadar değer veriyorum. Dünya nimetleriyle ne kadar kandırmaya çalışırsa çalışsın ben de o kadar dürüst olma konusunda şeffafım. Dünya kendi bildiği düzende dönmek konusunda ne kadar inatçıysa ben de gerçek sevginin kazanacağına o kadar inanıyorum (tabi sevgi sadece iyileşmek isteyene şifa olurmuş onu da sevgimi koşulsuzca hibe ettiklerimden öğrendim)..

    Sevgili Eylül, Teşekkür Ederim..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BU DA GEÇER YA HU..

    “Eylül rüzgarı fısıldadı; insanlar, seni sadece aynı yerden kırılınca anlar..”

    Bugün en büyük korkularımdan biri için daha adım attım. Henüz sonucuyla yüzleşmedim, salı gününden sonra belli olacak. Sağlığımla ilgili bir şeyler duymaktan öyle korkar oldum ki sürekli kaçtım. Sağlığım, ilişkim, hayat rotam derken.. Duyacaklarımdan, yaşayacaklarımdan kaçmak için elimden geleni yaptım. Aslında kötü şeyler duymamak için iyi şeylerden de kaçmak bu, biliyorum..

    Korkuyla, kaygıyla, telaşla, nede ağrısıyla, stresle uyandım. Yalnız hissetmenin, kaygı dolu hissetmenin yanı sıra yaşama ihtimalim olan kötü şeyler karşısında da yalnız kalmak düşüncesi beni iyice boğdu.. Baktım ki her şey yeterince dağılmış durumda, maddi ve manevi olarak en dibe vurmuş haldeyim.. Ya boğulmaya devam edeceğim, ya bir kurtarıcı bekleyeceğim ya da korkarak dahi olsa gerçeklerle yüzleşeceğim.. Bir kurtarıcı gelmeyecek, bu boğulma hissi bitmeyecek. Prensesin kendini kurtarmak dışında bir seçeneği kalmadı.. Belki de benim öğrenme yolum buydu. Hayat kıra döke yola getirecekti ya da yoldan çıkaracaktı. Biliyorum ki sonuçlarla ilgilenmez hayat, sürecine ve seçimlerine bakar..

    Ben korktukça üstüme gelmeye, ben kaçtıkça köşeye sıkıştırmaya devam edecek. En kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir, karar ver ve yap. Yüzleş kızım, yüzleş.. Farkındalık yaşadıkça aslında girdiğin suyun seviyesi yükseldi, sen yüzmekten korktukça su seviyesini düşürmeyecek ki. Sen çırpındıkça su sana dost olmayacak ki..

    KORKMA BEN VARIM.. Bugünlerin belirsizliği bitecek, karanlığa gömüldüğünü sanma belki de filizlenmek için ekilmişsindir.. Biliyorum korkuyorsun, biliyorum yoruldun fazlasıyla, biliyorum kırılacak yer kalmadı kalbinde, biliyorum kayboldun mana kaybının içinde.. İnan bana korkularının yerini huzur alacak, kaygılarının yerini neşe saracak, yorgunluğun dinecek, kırıldığın yerden ışıklar sızacak ruhuna, anlam kazanacak hayatın yeniden..

    İçindeki küçük kızın ayaklarını karnına çekmiş şekilde yatağın altına saklanışını fark et.. Kimse el uzatıp bulamadı onu, oysa kaybolmak için değil bulunmak için saklanmıştı oraya.. El uzat ona, sen sarıp sarmala, izin verme dünyadan korkmasına. Hatırlat ona; bıcır bıcır oyunlar oynadığı zamanları, çiçekleri ne kadar sevdiğini, konuşurken etrafa nasıl da neşe saçtığını, huzur veren bir özü olduğunu..

    Ve inanmasına yardım et; zorluklarla nasıl da baş edebilecek cesarete sahip olduğunu, kırıldığın yerlerden nasıl da sapasağlam yeniden ayağa kalktığını, kayboldukça aslında nasıl da yeni yollar bulduğunu anlat ona.. Anlat ve göster, sabırla anlat o küçük kıza, anlat ki bilsin nasıl da güzel bir kadın olduğunu.. Dünya ne kadar çirkinse o o kadar güzel kaldı, hayat ne kadar zorlarsa zorlasın o o kadar dik durdu, ve onca kötülüğün içinde her gün iyi kalabilmek için savaştı..

    Bugünler geçecek, savaşlar bitecek, bulanıklık dinecek.. O küçük kız, o muhteşem kadına dönüşme hikayesiyle gülümseyerek gurur duyacak..

    Kendine bir şans tanı, bugün beyaz papatyalar ve kahveyle başladığın güne bir şans tanı.. Belki de bunca korku sadece geçmişin gölgesidir, ve sana tutunmak için korkulu hikayeler anlatarak silinip gitmemek için seni o karanlıkta korku ve kaygılarla tutmaktan başka çaresi yoktur.. Yeni hikayeler için ilk adımı korkularının karşısında durmayı seçerek attın, ikinci adımın bunların sonucuyla yüzleşmek olacak.. Hayata derin bir nefes alarak bak, belki de korktuğun kadar kötü olmayacaktır sonucu.. Sağlığın yerindedir de, sadece biraz vitamin takviyesi alman gerekiyordur belki. Ruhun arınmıştır da, yeni bir rota belirlemen gerekiyordur belki..

    Bırak hayat sana, senden sana aksın, güzelliklerle..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SEVGİ EYLEM, GÜVEN KANIT, ÖZÜR DEĞİŞİM İSTER..

    “Kendim olabildiğim ortamların lunaparkıyım..”

    Sevmek gerek bu hayatta, bir şeyi de çok sevmek gerek. Ve korkmak gerek sevdiğin şeyi kaybetmekten, delicesine korkmak gerek. Öyle bağımlı hale gelircesine bir korkudan bahsetmiyorum çünkü bu çok yüzeysel, çok çabuk vazgeçilebilir bir şey. Ben daha derinden bir bağdan bahsediyorum, daha samimi bir yerden bağlanmaktan. Değerini çok az kişinin fark edebileceği güzellikleri keşfedebilmek, anlayabilmek, onun kıymetini kendinden bilmek aslında.. Öylece sevmek gerek yüreğini ortaya koyarak, her gün büyük küçük demeden eylemlerinle göstereceğin bir sevgi.. Çünkü sevgi eylem gerektirir..

    Güvenmek gerek, bu hayatta bir şeye kendini bırakacak kadar güvenmek gerek. Gözünü kapatıp, kendini boşluğa bıraktığında o boşluğa düşmeden seni tutacak bir şeye güvenmek.. Bu öyle birinin sana vereceği türden değil, bizzat senin seçiminle sonuçları göze alarak vereceğin bir karar olmalı. Yaşadığın travmalara rağmen, senden açılan ihanet yaralarına rağmen, doğduğun evde görülmemiş olmana rağmen dimdik durup sorumluluğunu alacağın bir seçim. Sadece seçmek değil o seçimi doğrulayacak davranışlarla kanıtlamakta gerekir. Çünkü güven kanıt ister..

    Ve özür dilemeyi gururun, egonun önüne koyabilmeyi öğrenmek gerek. Hata yaptığında, birini gerçekten kırdığında, kırdığını sen göremesen bile sana kırıldım diye savunmaya geçmek yerine bir durup düşünmek ve bir adım geri atmayı öğrenmek gerek. Tek başına özür yetmez elbette; değer verdiğin, sevdiğin, güven veren için o özrü bir çabayla taçlandırmak gerek. Kendi dünyanda koşullar seni hep meşgul tutabilir, içinde olduğun süreç sürekli streste yaratabilir lakin bunları öne sürerek kaçmak yerine bunların karşına geçip benim hayatım sizden ibaret değil diyebilme cesaretiyle gerçek sevgiye ve değerli olana 1 dakika ayırıp eyleme geçirilen küçük bir çaba göstermek belki de seni oyalan eğitiminden, kariyerinden ve bunlar aracılığıyla tanıştığın geçici insanlardan ziyade derin bağ kurduğunla kalıcı bir huzura adım atmanı sağlar. Çünkü özür değişim ister..

    Hayatımdaki insanı merkeze koyduğum için bir an bile pişman olmadım aslında. O merkezi defalarca sarstığında, uykularımı bölecek stresi ve kaygıyı yaşattığında, mideme kramp girdiğinde, kendimi zaman zaman yalnız hissettiğim anlarda bile şüphe etmedim seçimim yanlış mıydı diye.. Çünkü sevgi, güven, şeffaflık ve özür dörtlüsünü ortaya koymaktan vazgeçmeyecek kadar net bir ben koydum ortaya, gurur yapmadan, bomboş savunmalarla karşındakini geçiştirmeden, anlayarak kimi zaman anlamasam da en azından gayret ederek.. Denedim..

    Dün geceye kadar.. Huzursuzlukla ve zorla daldığım uykumdan mide ağrısıyla uyandığım gece yarısı baktım ki anlaşıldığıma dair, kırgınlıklarımın önemsendiğine dair en ufacık bir cümle kurulmamış ve bana ulaşılmak için küçücük bir adım atılmamış. Kendimi, midemi hiçe sayarak, bekleyerek zaman kaybetmek yerine yüzüme haksız yere kapatılan telefonu yine de arayarak bir gayret belki bir sevgi emaresi görme telaşıyla sarıldım telefona.. Haklı bulunduğum, sonrasında özen gösterileceğine kelimelerle ikna edilmeye çalıştığım ve elbette devamında suçlu ilan edildiğim bir konuşma sonrası anladım.. Gerçek sevgi eylem ister, gerçek anlayış akışkanlarına ve koşullarına bağlı olmadan gösterilir, gerçek özür karşındakinin alakası olmayan stresten ve onun sebep olmadığı sorunlardan arınarak kırdığın yeri telafi etme özrü davranışlarla gösterilir.. Peki bunlar gelecek inşa etmeye gönüllü insanların davranış ve sorumluluk almayı istemesidir. Zor değildir, dolaylı da değildir. Az, öz ve nettir. Peki başka şeyler için çabalayan, hiç tanımadığı insanların bile gereksiz sorunları çözmek için zaman ayıran, aslında birkaç dakika dönülmese sorun olmayacak şeylerde bile senin zamanından çalıp oraya yönelen sence sana davranışlarıyla seni nereye koyduğunu göstermiyor mu?

    Her şey yeterince net. Hayat zaten zorluklarla dolu, günümüzde hangi ülkede olursanız olun insan ilişkileri zaten samimi değil, güven duymak zaten imkansız hale getirildi, koşullar zaten sürekli stres yaratacak. Sadece sana özel değil mi, hepimiz için geçerli. Hayat hepimize zorluklar veriyor, hepimizin stresini arttırabiliyor, insan her yerde insan. Emek verene, çaba harcayana, güven verene inci gibi davranmak yerine çöp gibi hissettirmek niye! Ben niyesini artık anlıyorum..

    Sevgimi kendimden çok merkezimdekine verdim, şeffaflığın lisansını öğreterek gün gün güven duygusuna yatırım yaptım, aman ulaşılmazı oynayayım diyerek kimsenin zamanını çalmadım onun yerine hep konuşulabilir olmayı seçtim. Burnumun dikiyle, koç burcunun yetkisiyle sahip olduğum inatla yaklaşmak yerine kendime bile parmak sallayacak kadar merkezimdekine öncelik verdim.. İşte bunlar hep kendime verdiğim değer ve merkezimdekine verdiğim öncelikle ilgiliydi..

    Şimdiyse anlıyorum, kendimi ve kendimdeki değeri. baktığında limandaki gemilerde güvendedir, ama gemiler limanlar için yapılmamıştır.. Ben bu dönemde kim olduğum konusunda daha netim. Ben neyi istemediğim konusunda daha netim. Eyleme geçecek cesaretim, ortaya koyduğum güvenim, geçiştirmeden emek emek gösterdiğim çabanın bulunması zor hazine olduğunu idrak edecek kadar netim..

    Biliyorum sevgili okur, bazen zor oluyor.. Anlama yorgunlukları, mana kayıpları, koşulların yarattığı stresler, bazen anlaşılamama hissi, bazen anlamamanın sebep olduğu iletişim kazaları derken ne gerçekten değerli ne sahte ayırt edemeyebiliyor insan.. Bir şeyi hatırla; gerçekten ruhunla sevip kalbinle çabaladıysan, bir de kendi değerini fark ettiysen günün sonunda hayatın hakikati olarak gördüğün aşk seni sarıp sarmalayacak..

    İnanmayı bıraktığın an karşına yeniden çıkan, asla istemiyorum benlik değil dediğin o sıcacık yuvanın hayalini kurmanı sağlayan, ben bana yeterimden aslında demek yerine bu kadar savaşı tek başıma vermeden de dünyaya kafa tutabilirmişim dedirten şeyin derin bir aşk olduğunu hatırladın bir kere.. Çünkü sen hayata, ben sıradan bir sevgi yumağı istemem dedin ve hayatta sana senin aşkı çocuksu bir heyecanla, evrenin dili olarak gördüğünü ve o büyülü masalların gerçek olabileceğini anladığını gösterdi. Bunu hiç kaybetmemen dileğiyle..

    ..SEVGİLERİMLE..