
Sadakat, şeffaflık, dürüstlük ve sevgi.. Verdiğim buydu hep, haklı olarak beklediğimde buydu.. Verdiğim kadarını alamadığım çok ilişki yaşandı. E tabi terazide veren alamayınca da zamanla kırıldı kalem ve bitiş hükmü verildi her seferinde.. Sonrasındaysa dengeyi bulmak isteyen olmadı. Olduysa da açıkçası ben izin vermedim. Çünkü bende bir şey bir kere biter, çünkü ben bitti diyene kadar dibini sıyıranlardanım.. O yüzden bittiği an geri dönüşü olmaz, yakarım gemileri, yıkarım köprüleri ve limanları..
Buraya kadar normal. Sadakatliysem sadakatsizliği affetmem, sevgi veriyorsam ilgisizliğe tahammül etmemeye hakkım var.. Hırçın derler, fevri derler, yani kısaca bitenin arkasından içlerini rahatlatmak için her şeyi derler lakin aldattı ihanet etti diyemezler. Tabi dürüstlerse.. Buraya kadar da doğal..
Asıl gerçek, canımı asıl yakan gerçek doğum günümde önüme bir hediyeyle geldi.. Heyecanla açarken hediyeyi, üzerindeki notta “yeni yaşında; herkese bol keseden verdiğin sevgiyi, insanlara gösterdiğin anlayışı, her gün onlara gururla sunduğun sadakati kendine de vermeni, verebilmeni dilerim..”
Mumlar üfledim, beni sevenlerin sevgisiyle havalara uçtum, hediyelerin tadını çıkardım.. Ama bir şey gölge gibi takip etti beni gün boyu, o not.. Sanki benimle üfledi mumları, benimle birlikte dilek tuttu.. Gün gece yarısına döndü, doğum günüm bitti, yeni yaşımın ilk dakikaları başladı. Duramadım yerimde, oturamadım evimde, ceketimi kulaklığımı aldım fırladım sokağa.. Ah şu sokaklar, biliyor musunuz bebekken her ağladığımda babam sokağa indirir saatlerce yürürmüş ben uyuyayım diye. Bundan mıdır bilmem, sokakları hep evim gibi gördüm, ben en bilmediğim şehirlerin hiç görmediğim ülkelerin bile sokaklarında kaybolmam, o kadar eminimdir bu konuda kendimden..
Benim dehlizimin sırları dursun şimdilik bu kadarı yeterli, geri kalan kısmını kadim krallığımın kralına saklıyorum..😉
Notu düşündüm, yıllarca kendi zihin sırlarımı akıttığım defterleri düşündüm, buraya yazdığım hikayeleri düşündüm.. Yani kendi yaşanmışlığıma tanıklık ettim.. Fakat bu sefer baktığım yönü değiştirdim.. Tamam dostlarıma yalan söylemedim, aşık olduğum adamı aldatmadım, kedilerimi köpeklerimi yalnız bırakmadım, işimi hep hakkıyla yaptım, tanımadığım insanlara nezaketle gülümsedim.. Hatalarım da oldu, sevaplarımda. Vazgeçtiklerim de çok, peşinden koşarken ciğerimi yorduklarımda.. Peki ya ben, ya kendime olan tavrım!
İşte şimşek burada çaktı.. Aydınlatmak için mi yoksa beni korkuyla uyandırmak için mi bilmiyorum.. İhaneti affetmeyecek netlikteki ben, yalana alerjisi olan ben, sadakat konusunda keskin olan ben kendime yaptığım ihaneti nasıl affedecektim! Kendime söylediğim yalanı nasıl affedecektim! Kendimi yarı yolda bırakmış olmamı nasıl telafi edecektim!
Kalbimi kıranları bir tatlı söz bir küçük jestle affetmeyi bekleyen ben, beni kıranların pişman olup atacakları bir adımla telafi edişlerini bekleyen ben.. Onlara bu kadar yüce gönüllü olan ben, kendime kibirden bu duvarı inşa ederken ne kadar da cüretkarca davranmışım meğer.. Ve bir önemli konu ise şuydu; böyle miydim, buna mı evrildim? Çünkü burada yüzleşeceğim gerçek bana yürüyeceğim yolu da gösterecekti, o yolun zorluk seviyesini de belirleyecekti.. Durdum, vücudumdan elektrik akımı geçiyordu resmen. Donmuş bir enerji akımı sonunda vücudumdan akıp toprağa kavuşma yolunu bulmuştu ve bu fırsatı değerlendiriyordu resmen..
Aşk, tabi ya.. Eğer sen kırmasaydın kalbimi acımasaydı canım, kalbimin incisine ulaşabilir miydim, bilmiyorum.. Derinimdeki inciye ulaşma yolları çoktur elbette lakin yaşanılanlar olmasaydı bulabilir miydim, bilmiyorum.. Ama bir şeyi öğrendim, artık önemli olan inciyi bulmuş olmam.. Gözümün önüne aniden bir sahne geldi..
Yüzme bilmeyen biri olarak suya girmeyi, ayağımı suya sokmayı cesaret sanırdım. Oysa sen bana yüzmeyi öğrenebileceğim ihtimalini hatırlatmışsın.. “Hadi dalgaların üstünden atlatayım seni, hadi takla attırayım sana” işte bu sahne. Yüzmeyi bilmemekten şikayet etmezdim belki, ben yine ayaklarımı sokardım suya da takla atabileceğimi öğrenemezdim.. Hatta öyle ki aklıma bile gelmezmiş suda takla atabileceğim. Ve ben cesaret etmem gereken bir konunun daha belirivereceğini öğrenemezmişim..
Ve yanmasaymışım kendi cehennemimde, doğamazmışım bir anka kuşu gibi.. Kolumdaki dövme bir dövme olarak kalırmış belki de.. Yıllar evvel her dövmemin hikayesi var niyetiyle yaptırsam da dövmelerimi, meğer her biri geleceğim için bir anahtarmış..
Tesadüflere hayatım boyunca inanmadım. Kimi zaman bilim koştu imdadıma, kimi zaman ilim. Kısaca hep bir nedeni var dedim, kimi zaman aradım buldum, kimi zamansa kayboldum durdum..
Şimdi bu sahne, bu an ne alaka diyecek olsam da aslında çok alaka.. Çünkü sevgi benim fıtratımın varlık sebebi.. Ve ben aylarca, yıllar önce yaşam savaşı verdiğim o karanlık günlerden bugünlere hayatta kalmayı kendime öğretirken bir şeyi daha öğretmişim bilmeden, hayatta kalmak istiyorsan bir daha sakın düşme!.. Düşmeyi, yara almayı bile çok görmüşüm kendime, öyle ki en ufacık yaralayıcı sözde hırçınlığımın devreye girmiş. Kalbimi kırana herkes yolunda sağ olsun diyebilen kadından, ne olur kırma bak çok yoruldum diyerek kaygıların içinde boğulan kadına dönüşmüş..
Sevdikleri için pijamasıyla hayata meydan okuyan, bir an da çantasını alıp otostopla yola çıkan o kadını ehlileştirmeye kalkmışım.. Korkmuşum aslında, o karanlık acı dolu ayları yaşamaktan korkmuşum.. Oysa 5 yıl geçti üzerinden bak yıllar sonra hala nefes alıyorsun, kalbin atıyor hatta aşık bile oldun, suya girdin ve o karanlık dolu yollardan aylardan sapasağlam çıktın güzel kızım..
Affet kendini, kılıcını bırak al kalemini, çıkar kemanını tozunu sil, sadakatini göstermen gereken asıl kahraman aynada gözümüzün içine bakıyor.. Sen bu yolları çok güzel yürüdün güzel kızım.. Ve bu yolda sana birçok güzellik eşlik etti..
Sen ehlileşmeye gelmedin dünyaya, doğana aykırı bu.. Sen evcilleşmeye gelmedin dünyaya fıtratına aykırı.. Sen izleyen olmaya gelmedin bu dünyaya, hikayene aykırı..
Sokaklar dansını, mürekkepler yeni hikayelerini, şehirler ülkeler keşfetme merakını, gerçek aşk sevme cesaretini, dostların neşeli kahkahalarını, ailen burnunun dikine giden küçük kızlarını bekliyor..
Elinde bir terazi, göğsünde yaralı bir asi ve önünde koskoca bir mazi.. Ve bir yol ayrımının daha önünde duruyorum.. İlk kez kararsızlıktan dolayı değil, merhabaları ve vedaları hakkı olanlara teslim etmek için duruyorum.. Çünkü bu sefer, ilerleyeceğim yönün ve yürüyeceğim yolun hikayesi başka biliyorum..
Ve ben gökyüzünün altında kendime bir söz veriyorum; olduğum kişiyi hatırlayarak kendi yolumda kadim krallığımın sahip olduğu sadakatli, sevgi dolu, neşeli bir ortak olmaya..
..SEVGİLERİMLE..










