Kategori: Genel

  • ..HAYAL VE KIRIKLIĞI..

    Hep bir karar vermeler, seçim yapmalar, sonuçlarına katlanmak zorunda kalmalar derken her şey için çok çabalıyoruz.. İşimizde, aşkımızda, arkadaşlıklarımızda, hayallerimizi kurarken, hedeflerimizi gerçekleştirmek için adımlar atarken..

    Beklentilerimiz, birbirimizi kandırmayalım en beklentisiz yaşadığını söyleyen bile bir noktada beklentiye girer, bizi yine en büyük hayal kırıklığına uğratan durumun beklentilerimiz olduğunu biliyoruz.. 

    Klavyenin başında öylece düşünüyorum. Ne yazsam beni, ruhumu, aklımı akıtabilirim bilmiyorum. İstediklerimin önündeki sis perdesi aralanmaya başladı.. İstemediklerimden arınmaya başladım.. Yeni bir işe başlayıp yeni bir başlangıç desem de aynı sektörün içinde yalpalayıp duruyorum aslında.. Başlangıcın bendeki etkisini görmek için kendime bir hafta vermiştim. Bugün o bir haftanın dolduğu gün. Geri kalan günlerin yeniden revize edilip planlanacağı ilk gün.. 

    İşe yeniden başladık, bu konuyla ilgili yazılacak bir şey yok şuan. Seçenekler arasında sebepleri göz ardı ederek ani bir kararla başlanmış bir iş.. Aşk konusunda da yazılacak şeyler pek iç açıcı değil şu sıralar.. Geri kalan kısmada pek vaktim kalmadı bu hafta açıkçası..

    Hayattan beklediğimiz, insanlardan beklediğimiz her ne varsa sonucunda bunu göremiyor olmak hayal kırıklığı yaratsa da hiçbir kırıklık insanın kendi kendine yarattığı hayal kırıklığının önüne geçemiyor.. Kendi potansiyelinizi, kendi kurallarınızla oynayacağınız oyunları, kendi dünyanızın orkestrasını yönetebileceğinizi biliyorken bundan ısrarla kaçmak ve bunu gerçekleştirmemek için bir şeyleri denememek sonucunda yaşayacağınız hayal kırıklığı ve kaybettiğiniz zamanın telafisini hiçbir şey geri veremeyecek. Yarattığınız küçük dünyanın zehrine öyle alışıyorsunuz ki bir zaman sonra sizi yavaş yavaş öldürüyor oluşunu fark edemiyorsunuz.. Ta ki küçük çaplı tokatlar yiyerek aydınlanmalar yaşayana ya da hayat zorla size farkındalıklar yaşatana kadar.. 

    Son dört yıl bu tokatların artışıyla geçse de ben inatla diğer yanağımı çevirip olanı yaşamayı sürdürdüm.. Bu son bir haftaysa tam bir felaket.. Yine ne demekten vazgeçmiyoruz, bazı kaoslar yaşanmalı ki yeni bir düzen gelsin. .

    Yaşadığım hayal kırıklarını toprağa bir zeytin ağacı gibi ekip yeni hayaller yeşertebilmek ümidiyle..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..İTİRAFLAR SİLSİLESİ..

    Verdiğiniz en büyük savaş ne? En cüretkar adımınız neydi? Gerçekleşmeyi bekleyen hayalleriniz var mı? En son neyi ertelediniz? Kaçtığınız bir korkunuz? 

    Soru sormayı cevap almaktan daha mı çok seviyorum bilmiyorum. Burada sorduğum her sorunun yanıtsız kalışı canımı sıkıyor mu, onu da bilmiyorum.. Neyse on binlere ulaşana kadar kendime bir şeyleri itiraf ederek devam edeceğim bugün..

    Başlangıç tarihi 2021 olsa gerek belki de 2020 tam hatırlamıyorum. Bipolar olduğumu öğrendiğim zamanlar işte. Verdiğim onca savaşın, yaptığım seçimlerin, kararsızlığımın ve fevriliğimin koç burcu oluşumdan kaynaklı olduğunu sanışlarım, kendimi dolaba saklayıp bunun dönemsel yorgunluktan ötürü olduğuna inanışlarımın üzerine şimşek gibi çakan gerçekle karşı karşıya kaldığım o yıl.. Kötü bir ayrılık, bitirilmesi gereken bir eğitim hayatı, sınanmalarla dolu arkadaşlıklar, kalmakla gitmek arasında sıkışılan bir dönem.. Uyanılamayan kabus gibi.. Bugünden o zamanlara bakıyorum da, zaten bugünlerden geçmişe bakmak hep daha kolay, asıl mesele yaşıyorken o anı bakabilmek ne olduğuna.. 

    Hayatımı masalların ve filmlerin pelerin takmış kahramanı gibi yaşanılacağına inandığım zamanlar dünyayı sevmek sanırım daha kolaydı.. Gerçi şuan da nefret ettiğim söylenemez, hatta maalesef nefret duygusuna sahip biri değilim. Olamadım pek.. 

    Hevesle başladığım çoğu şeyi, yazmak dışında, hemen bırakışlarım. Aşkın heyecanına kapılıp kısa zamanda sıkılışlarım, kaosun ve karmaşanın hazzına varınca şikayet edişlerim. Kararsızlıklarım. Odaklanma sorunum. Kim olduğumu bulamayışım. Kendi tevazuma yenik düşüşlerim, başa bela açmak konusundaki nokta atışlarım. Asla para biriktiremeyişim. İhtiyacım olanın dışındaki şeylere sahip olma çabalarım. Aklımdan şüphe duyuşlarım. Duygularıma ket vuramayışlarım. Zaaflarımın peşinden gidişlerim. Aklen dağınıklığım. Ruhen çoklu kişiliğe sahip oluşum. Hemen her şey olmalı arzum. Bazen gözümün önünde olup bitenleri gözden kaçırmalarım. Bana iyi gelecek olanı tercih edemeyişlerim. Çeneme mukayyet olamayışlarım. Dalgınlıklarım, dargınlıklarım. Potansiyelimi gerçekleştirmeliyim derken bile korkularıma teslim oluşum. Tabularımla yüzleşmelerim. Geçmişin hesabından sıkılmışlığım. Geleceğin kendisini beklemekten vazgeçişlerim. Hayır ve şerri ayırt etmekte zorlanışlarım. İnandığım şeylere sıkı sıkıya bağlanışlarım. Eğlenceye kendimi bırakışlarım… Hepsi tualimin derin bir parçası..

    Hastalanmak anlatmakta en çok güçlük çektiğim konu sanırım.. Hem en zayıf düştüğüm anlara sahip, hem de beni en çok güçlü kılan şey.. Her konuda iki yönlü düşünebiliyor olmak, empati yapabilmek, dünyayı anlamak daha doğrusu anlamaya çalışmak kendi dünyamı, uykudayken bile aktif olmak hayata karşı, siyahın beyazın derinine girebilmek, duyguların dilini konuşabilmek, düşüncelerin temeline inebilmek gibi çok yönlü bir yaşam sunduğu gibi bir o kadar da yorucu ve kırılgan biri haline dönüştürüyor insanı.. Anlıyorsun, anlaşılamıyorsun, bu anlaşılamama hali bile anlayışla karşılıyorsun. İşte bu durumda belirli seçenekler doğuyor, nazikçe anlayışsızlığa göğüs germek ya da seni anlıyorum maalesef sana rağmen seni anlıyorum ama bu bende yarattığın kırgınlığı değiştirmeyecek diyerek tepki göstermek. Ya da sadece anlamak ve tepkisiz kalmak. Anlamamazlıktan gelmekte seçenekler arasında fakat ben bunu uzun süre yaptım kimse gocunup gücenmesin ve aptal oluşuyla yüzleşmesin diye o zaman da işler pek eğlenceli olmuyor. Yine de kimileri için köşede duran bir seçenek.. 

    Yarın benim için yeni bir başlangıç. Bunun pazartesi olmasıyla ilgisi yok. Her şeye anlam yüklemeyi sevişimle ilgisi var.. Saçlarımı boyattım, evimi temizledim, yazımı yazıp kendime yeniden programlama yapacağım. Yeni bir yeni bir başlangıç diyerek.. 

    Son zamanlarda önüme hep keşfet videolarında kendini 6 ay kampa al değişimi gör, şunu yap değişimi gör, bu kadar çalış değişimi gör gibi videolar çıkıyor. Bu sosyal medyanın algoritmasıyla alakalı biliyorum, yine de ben evrenin mesaj gönderme ve enerji dağılımına inandığım için bunu matematik olarak kabul etsem de mesaj olarak görmeyi tercih ediyorum. Bir şeyin doğrusunu biliyor olmam, doğruyu seçeceğim anlamına gelmiyor sonuçta.. Bu itiraflar silsilesi yazısı aynı zamanda kendimi nazi kampına sokacağım bir manifest.. Her an gözlemlediğim duygu, düşünce ve davranışlarla bezeli yazıları yazmaya devam edecek olsam da kendimi zorunlu sokacağım kampın sonuçlarını da yazacağım.. Başarmış insanlar bize sadece sonuçlardan bahsediyor. Yatırım yap, kendini sev, kendine inan, hayal kur ve daha bir sürü zırva.. Herkes doğum sonunda bebeği olan aileyi tebrik eder ve güzelliklerinden bahseder. Kimse kaç kere çabaladığından ve başarısızlıklarından bahsetmez.. 

    Şimdilerde 29 yaşındayım, eğer 19 yaşımda yapmam gerektiğine inandıklarımın peşinden gitseydim bugün ne olurdum bilmiyorum. Ama bugün yapmam gerekenlerin peşine düştüğümde 39 yaşımda ne olacağımı biliyorum.. 

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BETERİ YOK USLANMAKTAN..

    Hatalarımdan ders almadan önce onların hata olup olmadığı konusunda emin olmak için birçok kez aynı hataları tekrarlarım.. İlkinde yoldan dönebilenleri tebrik ederim..

    Çoğu kez batırır, sonra hadi bakalım yeni gün derim ve hayata yeniden dönerim. Genellikle pazartesileri hariç. Bugünde o günlerden biri. Dün kafayı yemeye ramak kalacak kadar bunalıp her şeyi batırdım dibine kadar, güzel bir uyku çektim üzerine, sabah uyanıp yürüyüşümü yaptım, kahvemi içtim, buraya aklımı kustuktan sonra muhtemelen ya uyuyacağım ya da günü değerlendireceğim. Emin değilim saat daha 12.. 

    Aklımda her şeyi tamamlıyorum, eylemsel olarak yapmaksa sıkıcı geliyor şuan. Oturup oyun oynamayı yeğlerim aslında. Ne geldiyse başıma bu düşünceyi hayata geçirmekten geldi zaten.. 

    Bir zaman için eyleme geçmeme sebeplerini düşünüp konuşsak geçerli sebepler sunabilirdim size. Korktuğum için olabilir, kaçtığım için ya da depresyonun uzantısı diyebilirdim. Şimdiyse sadece canım istemiyor. Her an çaba her an hareket etmek, bir şeye sahip olmak için tırnak bilemek sıktı.. Kendiliğinden gelişen güzelliklere ihtiyacım var şu sıralar. Hele de pazartesi yeni bir işe başlayacak olmamı hesaba katarsak sıkılganlığım iyice artıyor.. Yeni iş, yeni düzen, yeni kaotik ortam.. 

    Kapı çalsa mucizeler dolu bir paket belirse, ben hazırım bence tam zamanı..

    Beynimin içi vahşi bir orman gibi karmakarışık ve zaman zaman ürkütücü olabiliyor.. Aynı an içerisinde; sohbet edip, müziğin ritmine eşlik edip, güzel olan bir manzaraya şaşırırken karar vermem gereken konuyla ilgili ne yapmam gerektiğinin tartışmasını yaparım kendimle, bu sırada kahvemin tadına bakar ve karşımdakini dinlerim. Bu beynin dizaynı bu şekildeyken nasıl olurda bir hatayı sadece bir kere yapıp ders alacak kadar odaklanabileyim..

    Tastamam 29 yaşımın ortasındayım ve hala küçük bir kız çocuğu gibi uslanmaz bir şekilde oyunlar oynuyorum. Son zamanlarda kendimle fazla baş başa kaldım. Ve sanıyorum kendimde en çok sevmeye başladığım gerçeklik bu oldu.. Her şey olmasa da, ki bence şu sıralar her şey, benim için oyundan ibaret.. Kendimle savaşıma kısa bir ara veriyorum bugün. En azından şimdilik. Yani kısa bir süreliğine.. Batıracak yeni şeyler için önce inşa etmem gerek. Bir süre yeniden başlamalar, düzen kurmalar, ara sıra hayal kurmalar, sıklıkla hatalar yapmalar gibi konularla meşgul olacağım.. Sonrasında savaşa devam ederim.. Ya da ders alır, kendimle barış imzalar ve bu sefer batırmadan daha da ileriye gidecek başarılar elde ederim. Tamamen bana ve bipolarlığıma kalmış bir karar..

    Güne şarkı söyleyerek devam edip sonrasında biraz aylaklık yapmak üzere burada ayrılıyorum..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..RE AMA DO GİBİ..

    Kararlar alıp uygulamıyor musun, bağımlılıklara yatkınlığın mı var, istediklerin olmuyor mu, sadece ihtiyacın olan kadarını hatta ihtiyacının artıklarını mı sunuyor hayat sana, bağlanma problemin mi var, neye elini atsan elinde mi kalıyor, evrenden işaretler bekleyerek mi geçiyor günlerin, karşı cinsten istediğini alamıyor musun, blokajlar ve tıkanıklıklar mı var enerji akışında.. Üzülme yalnız değilsin.. Hemen bir doktordan randevu al ve bir an önce terapiye başla, çünkü kimse kimsenin rehabilitasyon merkezi değil..

    Tonun la ama re’den söyleyeceğim diye dalağını patlatıyorsun gibi. Şekere alerjin var inatla tatlı yiyordun gibi. Susuzluktan kurmuşsun da inatla güneşleniyorsun gibi. Astıma kafa tutarak sigarayı zevkle içmek gibi. Daha fazla benzetmeye ihtiyacı olan hayal gücünü kullansın.. 

    Hep bir kahraman bekliyoruz, yorulduğumuzda dinginlik sağlansın istiyoruz, batırdığımızda hemen toparlansın istiyoruz, nota kaçırmadan çalınsın sanat eserleri, detone olunmadan söylensin şarkılar, ilahi adalet hemen tecelli etsin, oyunu hemen kazanalım, hani pembemsi bir tatlılık olsun da siyahta hiç gitmesin istiyoruz.. Hayat öyle mi ama; ironisi gıcık, dersleri ağır, tecrübesi tatsız, sundukları heves kırıcı.. 

    Kendini eve kapatıyorsun hayat akıp gidiyor ve sadece izlemiş oluyorsun. Hadi diyorsun ne olursa olsun akışa bırakayım kendimi bu seferde kulaç atmana fırsat kalmadan akıntıya kapılıyorsun.. Yani cenk meydanındayken ne sokakta huzur var ne de evde.. Huzursuz muyum hayır, yine de olanların adına konuşmayı borç edindim. Zaten ben genel olarak üzerime vazife olmayan kahramanlıkları yapmayı pek bir severim, bu yetmez evimde kahvemi içerken birde üzerine düşmanlar falan edinirim. Neyse ara sıra kafa dağıtıcı etkileri olan birkaç aylaklık işte..

    Bugün uykusuzluğun verdiği yetkiye dayanarak kendimi ait olmadığım birkaç nota gibi hissediyorum, tınısı var da ses çıkmıyor. Hani böyle sözler akmış bitmiş ama hiçbir melodi tamamlamıyor gibi.. 

    Duygular, anlaşılabilir ama bir süreliğine gereksiz. Olayları olduğu gibi görmek gerekiyor olmasını istediğimiz gibi değil. İşte bugünkü penceremiz bu.. Güne ister re gibi başlayın ister do, şarkı söylemeye cesaret edemediğiniz ve kendinizi sakladığınız sürece hiçbir önemi olmayacak..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SERÇE MİSİN, ANKA MI?..

    ”Ey kör..! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg’u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam dünyanın kendisini hiç görebilir mi..?” İhsan Oktay Anar..

    Hepimizin hikayesinde dalgalı olan bir zaman dilimi vardır. Hatta durağanlıktan daha sıktır bu dalgalanmalar.. İş, aşk, arkadaşlık, aile dörtlüsü hayatın dört atlısı gibi. Biri çizginin üzerine doğru adım atarken diğeri aşağında kalır. Hepsinin nötrlenip aynı düzlemde olması duyguların yönlendirilebilmesi ve anda kalabilmeyi başarabildiğimiz anlarda mümkün olur. Kalbini yok sayıp hissizleşen aklına hükmeder diyenlere aldırış etmemeyi, bu durumu hayatıma uygulamaya çalışırken ne kadar zor bir çaba olduğunu gördüğümde fark ettim.. Duygularımız her ne kadar hükümdar olursa o kadar yorulur ve yıpranırız, bunda hem fikirim. Ama onları tamamen alaşağı etmek, yok saymak pekte akıllıca gelmiyor.. Duygular, yaşadığımız her anı sindire sindire kaydediyor hücrelerimize ve zamanı geldiğinde ya da bir durum karşısında ayyuka çıkıyor. Bunun temeli elbette bizi hayatta tutmak lakin bu bizi kötüye de maruz bırakabiliyor. Konfor alanı sadece huzurlu ve güzellikler içinde oluşturulmuyor sonuçta.. Aynı oranda düşünceler de pek güvenilir sayılmaz, lakin yine de yok saymak yine akıllıca gelmiyor..

    Duygusal ve düşünsel tutumumuz davranış ve seçimlerimizi oldukça derinden etkiliyor. Hayal kurduğumuz sahneyi, kime güvenip güvenmeyeceğimizi, yola çıkmalı mı evde kalmalı mı, beklentiye girmeli mi yoksa salıp geçmeli mi derken aslında hayatımızın yönünü etkileyen konularda küçük görünen büyük adımlar atmamızı sağlıyor..

    Aşkta hayal kırıklığı yaşadıysak günlük takılmalara yönelip kendimizi yeni insanlara kapatıyoruz mesela bu durum zararsız gibi görünse bile belki de sadece kalite arkadaşlık kurabileceğimiz insanları da harcatabiliyor. Aileden yaralıysak yaranın etrafında dolanacak insanları alabiliyoruz mesela hayatımıza bu da iyileşebilecek olan yanlarımızın kabuğuyla ara sıra oynayıp kanatarak oyalanmamıza neden olabiliyor bazen. Arkadaş kazığı yediysek mesela güven problemlerinin neden olacağı yeni maceralara atılmaktan korkabiliyoruz mesela..

    Kelebek küçük bir kanat çırpıyor ve o an hayatımızın kaotik dönemine giriş yapıyoruz..

    Her güne yorgun, şikayetçi, neşesiz, sorunlu uyanabiliriz. Bu günün geri kalanında böyle olmak zorunda değil. Her güne neşeli, enerjik, dans ederek başlayabiliriz. Bu böyle devam etmeyebilir. Tanrı burada neyi kastetmiştir? Hayat neden-sonuç ilişkisinin arasında kalan sürecin kendisi aslında. Güne başlarken domino taşına bir fiske vurur ve taşların devrilip ortaya çıkaracağı şeyi izleriz. Duygu ve düşünceler davranışlarımızı allayıp pullar ve bizi seçim yapmaya iter. Her an, her konuda.. Bugüne kadar yaşadıklarımızla yanıp kül olup anka kuşu olabilir, yanıp kül olduktan sonra doğarken serçeye dönüşebiliriz. Serçe gibi yaşarken başrolünde olduğumuz hikayenin devamını getirmek için kendimizi ateşe atabilir ve yakıcı seçimler yapabiliriz, sonunda da anka gibi doğabiliriz.. Tanrı benimle bir şey kastetmiyor olsa bile, ben eylemlerimle bir şey kastediyorum, koşullar ve seçimlerimiz bizi zaman zaman anka zaman zaman serçe olmaya itebilir her iki durumda da hayatın davetine evet diyecek kanatlarımız olduğunu unutmamak..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SOKAK AYNI, PEKİ YA HİKAYESİ?..

    Senesi dolacak işimden ayrıldım bugün, en azından ara verdim. Sektör senelerdir aynı olduğu için o konuya girmiyorum.. İşten çıkar çıkmaz, durdum, düşündüm, arkadaşlarla yemek yedim ve yürüyüşe çıktım. Senelerdir yürüdüğüm yollar, ayak bastığım kaldırımlar hala aynı. Peki benim her adımımda hikayesi aynı mı, işte şimdi onu konuşacağız..

    Tam 9 yıl.. Kampüsün her sokağında, kafesine, neredeyse her kafenin bir masasında anılar var. hangimizin yok ki.. İşte bugün bazılarını yad ettim.. Çamlık aynı çamlık, cadde aynı cadde.. Kimi zaman yapayalnız hissettiğim anlarda yorgun yürüyüş yaptığım çamlık, kimi zaman depresyonuma, kimi zaman yeniden başlangıçlarıma, kimi zaman arkadaşlarımla sohbetlerime, kimi zaman köpeğimle alelade yürüyüşlerime.. Kimi zaman hiç çıkmadım o caddeye, kimi zaman sadece orada yürüdüm.. Tartışmalarıma şahit olan bankta oturup bir sigara içmek geçmişin havasını ciğerine doldurur ya kimi zaman tam öyle bir andı işte.. Hayal kırıklıklarımı, heyecanımı, aşka ilk merhaba deyişimi, sırlarımı paylaşışımı duyan bir sokağın üzerinden vedalaşmak için geçtim bugün.. An an geçmişle, an an duygu ve düşüncelerimle..

    Bu şehre küçük bir kız çocuğu olarak geldim, şimdi bir kadın olarak yeniden kararlar vermek zorundayım.. Güzel insanlar, değerli hikayeler biriktirdim. Birçok güzelliğin parçası oldum; okuldayken, dernekteyken, çalışırken. Mezun oldum giderim dedim yeniden başlamak için, gidemedim. İttire ittire biriktirmeye devam ettim.. Zorlandığım her an gitmek istiyorum demelerim ne kadar artsa da gidebildiğim tek yer, aynı sokağın iki yan apartmanı ve bir semt ötesindeki işim oldu..

    Ait olmak konusunda sorunlarım var sanıyordum, asıl sorun vedalaşmaktaymış.. Hemen ait hissedip, benimsemek ata sporumken bırakmak ve gidebilmek en büyük sorunummuş.. Aklımda olanı gerçekleştirene kadar sonunu düşünmeden koşturup durmuşum etrafta. Hatalar, seçimler ve sonuçları, kırgınlıklar hiçbir şeyin önüne geçemez hepsi dünde kaldı diye diye kendimi çoğu zaman daha çıkmaza sokmuşum..

    Onca insan, onlarla paylaşılmış onca an hepsini olmasa da bir kısmını sindire sindire yürüdüm o caddeyi boydan boya. Tek bir veda her şeyi çözebilirdi belki de, bense her şeyde olduğu gibi bunda da sündüre sündüre anlamlandırarak öylece yürüdüm geçtim. Belki de vedalara bu kadar anlam yüklememek gerek. Belki de bu kadar keskin değildir nefes aldığımız sürece ettiğimiz vedalar.. Tekrar merhabası vardır belki de..

    Sahi bir ömre kaç yaşam sığar, kaç hikaye, kaç veda, kaç başlangıç, kaç hayal kırıklığı, kaç umut, kaç insan, kaç anlam.. Herkes böyle zorlanıyor mu diyorum, gidenlere bakıyorum kalanlara bakıyorum. Evet.. Ama yine gidebiliyorlar, veda edebiliyorlar, başlayabiliyorlar ve geliyor arkası.. Bense hayatın ipi sıkı sıkıya tutmaya öyle meyilli öyle bağımlıyım ki onun acısına inatlaşıyorum hiç kazanamayacağımı bilmeme rağmen.. Ama işte ben biraz da böyleyimdir, merak ederim ya sonu değişirse diye. Bir kumarbaz yanılgısıdır bu, her kaybedişte bir kere daha ümitle yatırır ve kazanan yine kasadır..

    Herkesin hikayesinin başlangıcını gördüm 9 yıl içinde devamını da.. Şimdi sızısını dindiremediğim bir kırgınlıkla yürüyorum, belki bir gün barışırız bu vedalarla.. Ne yazarsam yazayım, yaşadıklarımı anlatamayacak ve hep bir eksik kalacak o yüzden hikayeme eşlik eden herkese teşekkürler..

    En orijinal halimi yeniden inşa etmek için..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SEVGİLİ KIZLARIMA, SEVGİLERİMLE..

    Hepimizi zorlayan bir sürecin göbeğinde duruyoruz sevgili kızlarım.. Gönül işleri, iş yeri mobingleri, arkadaşlık konuları ve en önemlisi kendimizle olan savaşımız..

    Kimimiz ormanın aslanı, kimimiz evinin prensesi, kimimiz sokağın mültecisi, kimimiz kendini arayan bir gezgin. Yaşımız aklımızın erdiği andan itibaren kaç olursa olsun kendimizi tam anlamıyla anlayana kadar hepimiz aynı konulardan sınavlara giriyoruz. Kimimiz kimimizin yurdu olurken kimimiz kurdu olmayı seçiyor.. Gecenin sonunda kim tarafından anlaşılması beklersek bekleyelim en çok birbirimizde nefes alıyoruz aslında.. 

    Hikayelerinizi duydum, kimine şahit oldum, içine kendi yaşadıklarımı da ekledim. Öyle yalnızlıklar paylaşılıyor ki kadının dünyasında çoğu zaman kimse fark etmiyor yanında yürüyen kütüphaneyi, gizemli denizi..

    Hepimiz en temelde aynı şeyleri bekliyoruz; bir tutam ilgi, bir ölçek heyecan, eser miktarda saygı ve sunumu hazır etmek için gereken sevgi.. Kimimiz anne babasının yarasını taşıyor gönlünde, kimimiz aşkımızın sızısını hatırlıyor aklında. Kimimiz şimdilerde kendini tanıma ve geçindirmenin derdinde, kimimiz sevgi yırtıklarına bile tamam demek üzere. Neyiz, neredeyiz, neye layığız, nelere sınır çekmeliyiz, neleri başarırız diyemiyoruz çoğu zaman. Öyle bir maraton bizim yarışımız.. Doğduğumuz andan bu yana hepimizin rolleri belirlenmiş sanki, günümüzde bunların kalıbına tükürüp bu kalıpları yıkmak için savaşanlarımız da var, inatla bu etiketlerle yaşayanlarımız da.. 

    Kimilerimiz annelerinin kaderini yaşamaktan kaçarken, kimileri babalarının rollerini hayatlarında oynayan adamlara kaptırıyor kendini. Kimisi ucuz eğlencelerin peşinde harcıyor hayatını, kimisi hayatın pahalı yerinde tutunmaya çalışıyor yaşama.. 

    Öyle kolay tetiklenecek yaralara sahibiz ki görün diye çırpınanlarımız bile kendini görmezden geliyor kimi zaman. Neye elimizi atsak orada çiçek açtıracak potansiyele sahibiz biliyorum, yine de inatla bataklıkta yaşamayı evimiz sanıyoruz.. 

    Her şeyi yapabilmekle kalmıyoruz, her şeyin en özelini de yapabiliyoruz. Batırırsak bile hakkını veriyoruz elbette.. Bazılarımız güzelliğin, bazılarımız huzurun, bazılarımız kaosun, bazılarımız estetiğin, bazılarımızda hayatın tam anlamını temsil ediyoruz insanlar için.. Anlam yüklüyüz de anlayabilen var mı sahiden tartışılır.. Kendimize her gün nelerin sözünü veriyor, kendimizden her gün ne parçalar eksiltiyoruz yine en iyi biz biliyoruz. Kimimiz Lilly ve Marshall aşkını yaşamak istiyor, kimimiz Ted gibi bir arayışta, kimimizse Barney’nin eğlencesinde.. 

    Hepimiz bir sokağın kaldırımında dans ediyor, kimi zaman ağlıyor, kimi zaman dalgın dalgın yürüyor, kimi zamansa savaşlar veriyor.. Bugün birileri seviliyor, birileri üzülüyor, birileri mücadele ediyor, birileri tatilde, birileri de depresyonda.. Yine de duymaya ihtiyacı olanlar için bir kaç sözüm var..

    Kimi yaraların zaman zaman kanayacak ben buradayım demek için ya da içindeki irini atmak için o an izin ver kanasın belki de bir ağrının iyileşmesi için gerekli olan budur o an.. Kimi düşüncelerin sana yanlışlar yaptıracak korkma, belki de yıldızlara bakmayı öğrenmek için karanlığın yolundan geçmen gerekiyor.. İnsanlar etiketlerle bezeyecek seni kimi zaman, hemen inanma bir bak hangisi sensin hangisi senin uzaklaşman gerekenin eliyle yapıştırıldı.. Kimi zaman aşkı bulacaksın, kimi zaman dostluğu.. Güçlüsün diyenleri desteklercesine kan ter içinde kalmak için zorlama kendini, bazen en zayıf yanın senin en parlak yıldızın oluverir, izin ver.. Zaman zaman sürekli doğruyu yapmak zorunda hissedeceksin, hata yapma lüksün yokmuş gibi, bir bak etrafına hangimiz bembeyaz bir kağıt parçasıyız, hangimizin üzeri çizilmiş cümleleri yok hayatta.. 

    Hepimiz çiçeğiz demiyorum, dikenimiz olan da var, çamura bulanmış olan da var yaşamın içinde.. Kahraman olan da var zorba olan da, aramızda.. Herkes için iyi niyetle dileklerde bulunmuyorum. Kendini arama cesareti gösteren, kadın kadının yurdudur diyen, hayatın elinden tutan, hata yapmaktan korkmayan, özür dilemeyi bilen, yeniden başlayan, Atlas misali yükleri omzuna sırtlanan her kadın için iyi niyetli dileklerim var diyorum..

    İyi ve kötü diye adlandırılan duyguları tecrübe ettiğinde, kargaşa ortasından yapayalnız kaldığında, günahlarının ve sevaplarının toplamında seçimler yaparken, kimi zaman şeytandan yaratılsan bile meleklerin safından savaşırken yorulduğunda, anlaşılmayı beklerken anlaşılamayışında, sevgisiz hissettiğinde, güvenin yerle bir olduğunda, hayallerin suya düştüğünde nereden başlaman gerektiğini bulamadığında, annenin yaralarını sarmaya kalkıp daha da yaralandığında, pes etmeden önce dur ve bu yazıyı hatırla.. O an kimse olmasa bile buralarda bir yerde sana inanan birisi var..

    ..SEVGİLERİMLE.. 

  • ..SAHİ, NE ZAMAN VAZGEÇER İNSAN?..

    Olmaktan haz almayacağım birine dönüştüm. Peki ne zaman ve nasıl? Bizi sevdiğimiz şeylerden alıkoyan, eskiden neşelendiren şeylerden artık keyif aldırmayan, kimi zaman yılgın, kimiz zaman geri dönüşü olmayan yollara sokan tam olarak nedir? Büyümek mi, öğrendiklerimiz mi, kaçtıklarımız mı, ata aktarımlarımız mı, yoksa hepsinin bir sonucu mu? 

    Kendimle yola çıktığımdan bu yana savaşlarım daha sertleşti. İnsanın kendinden kaçmamak için verdiği savaş meğer ne de zormuş. Sevdiğin şeyleri yeniden öğrenmek, sevmediklerinin nedenini anlamak, yanlışlarda ısrar edişlerin temelini bulmak, bu ben bu döngüyü biliyorum ya diyerek o döngüden kendini uzaklaştırmaya çalışmak, yeni bir kimlik kazanmak. Her biri için müthiş bir dirayet ve sabır gerekliymiş meğer..

    Onca sorgulama ve yüzleşme arasında sıkışıp kalmışken, belki de asıl sormam gereken bazı soruları es geçmişim. Bunu da dün öylesine bir konuşmanın göbeğinde derin derin nefesler alırken anladım.. Yapmaktan keyif aldığım şeyler var mıydı, her yaşımda. Beni heyecanlandıran şeyler var mıydı, zaman zaman. Peki sonra ne oldu da yavaş yavaş hepsi çürüyüp yok oldu?

    Kronolojik gitmek alfabetik gitmekten daha çok iş görecek sanırım.. Birçoğumuzun üniversite için hayalleri vardır, benimki pek somut şeyler değildi. İyi bir insan olmanın her yönünü tatmak be öğrenmek önemliydi. Sadece iyi niyetli, yardımsever ve dürüst olmak, olmaya çalışmakla kalmadım elbette. Kimi zaman yanlış ilişkiler kurdum, kimi zaman ilişkilerde yanlışlar yaptım. Aslına bakarsanız insan ilişkilerim dışında herhangi bir şeye yatırım yapmadım demek daha doğru olur..

    Olmayı umduğumla, olduğum insan arasındaki uçurum git gide açılmış. Gölge yanlarım aydınlanmak istedikçe onları karanlığa tıkmak konusunda baya bir çaba harcamışım. Bu çaba enerjimin tüketiminde hayli rol oynamış.. Biliyor musun bu bastırmaların sonu kaçınılmaz; ani öfke patlamaları, duygusal yıkıntılar, ani tetiklenmeler, mevsimden hızlı değişen ruh halleri, bağımlılıklara yatkınlık, iyi gelenden uzaklaşmalar, karar mekanizmasının zayıflaması gibi yan etkileri var..

    Peki ama onca şey yazdım ve yaşadım bu savaşı kaybedecek körlüğe neden olan neydi? Neyden vazgeçtim de hırslar ve hayaller defterini okuyamaz hale geldim? 

    Son bir aydır kendimle yoğun bir yüzleşme yaşadığım konusunda hem fikiriz. Lakin bu bazı şeylerden hala kaçtığım gerçeğini değiştirmiyor. Buna hakkım var, olmalı. Sonuçta bir alim ya da bilge değilim bir insanım ve her şeyi anladığım ölçüde doğru yapmak zorunluluğum yok. öyle mi gerçekten? 

    Hayata gelmiş her canlının bir amacı olduğuna inanan biriyim. İşte çelişki burada başlıyor.. Kimim ve neyim sorusuyla kendimi oyalamak, kim olduğumu bulmak için yola çıkmaktan daha kolay. Kolay gibi görünüyor. Sorgular bitmez, yollarsa bir yerde tükenir ya yenisine başlarsın ya da oturup biraz dinlenirsin. Beyin kimyamı değiştirebilirim lakin yapısı aynı kalacak. Sorgulamak benim ata sporum evet, neyi sorgulayacağımsa benim seçimim.. 

    Bir türkü tutturmuşum aylaklanıyorum. Kendim savaştım kendim yenildim, yanlış.. Bana inan bir ailem, sevgisinden şüphe duydurtmayan dostlarım, koşulsuz seven köpeklerim var. Bir yerde hep ışık ve ses oldular hayatımda. Ben kabul etsem de etmesem de. Evet kendim savaştım, kendim yenildi, doğru. Ama hiç yalnız olmadım.. Güçlü olan insan temalı konuşmalar, başarıya gidenin yalnızlığıyla ilgili hikayeler sosyal medyada cirit atıyor. Tamamen yanlışlar diyemem elbette, ben de kaybettim insanlar çoğu seçimlerimde.. Ama hepsini değil.. 

    Hastalığın en karanlık anlarında başımı yorgandan çıkarmadan yaşamaya yeminli gibiyken kapıma kahve gönderen bir ailem, evden asla çıkmadığım dönemlerde sokağımda adımı seslen dostlarım, yere kapaklanarak ağlama krizlerine girdiğimde yüzümü yalayıp ben buradayım diyen sevgili köpeğim.. O dönemlere tekrar dönerek sebepleri arayacak olursak bu yazı manas destanına dönüşür. Bizimse bir kahvelik vaktimiz var bugün..

    Sıkılmak iyidir, insana olması gerektiği yerden uzaklaştığını hatırlatır aslında demişti bir yazar. Bakış açısı ne kıymetli bir erdem. İlaçlar kontrolsüz bırakılmamalı demişti kardeşim ne önemli bir yardım. Kaçma, savaşmak zorunda değilsin elbette ama kaçarsan kaybedersin demişti dostum ne kıymetli bir öğüt.. 

    Nerede kayboldum biliyor musun; kendime yeni eve çıkınca bir düzen kuracağıma dair söz vermiştim, hatta bu şehirde bu son denemem demiştim, sözümü de tutarcasına yeni kurallar belirledim ve denemeye başlamıştım. İlk aylar her şey yolunda gibi olsa da önce kendime verdiğim sözlerden uzaklaştım, sonra bana iyi gelecek gerçek arkadaşlıklarımdan uzaklaştım, sonra uykunun sağlıklı saatlerinden ve sağlıklı beslenmekten uzaklaştım. Zar zor toparlamaya başladığım sağlığımla büyük bir kumar oynadım. Sonuç, kasa daima kazanır.. 

    Yaş 27, kendime sarılmam gerektiğini anlamaya başlamışken seçimlerimi yeniden revize etmişken vazgeçtim. Yaş 29, ya daha da kaybedeceğim benliğimi ya da yeniden başlayacağım seçimlerimi revize etmeye.. Nerede kaybettim neşemi, enerjimi, heyecanımı, hayallerimi biliyorum. Kendinden kaçan, yine kendini aramak için döner durur kendi etrafında ama bilerek ama bilmeyerek..

    Ve ben bugün yeniden anlıyorum neye ihtiyacım olduğunu ve kim olmak istediğimi.. Şanışer’in dediği gibi ”umudum iyi biri olarak anılmak bir gün, tek isteğim eve dönmek ve anneme sarılmak şuan..”

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..YAŞADIKLARINI YAZMAYI BIRAK, YAZDIKLARINI YAŞA..

    Bundan birkaç yıl kadar önce sesine ve sözüne değer verdiğim birinin sözüdür bu başlık aslında.. Hep yaşadıklarını yazıyorsun biraz da yazdıklarını yaşamaya dene demişti. Bugün en absürt, en ironik isteklerimizi sıralayıp geri kalan işi evrene bırakalım..

    Mesela ben bugün neşeyle kahkaha attıracak bir mucize bekliyorum. Elbette sadece beklemekle kalmamak gerek. Hayatı pencereden izlemeyi huy edindiğim bir dönem olmuştu ve inanın bana fırsatlar size en fazla sokağınızdaki kaldırım kadar yaklaşıyor bu durumda. Mucize çok geniş bir kelime olduğu için bunu biraz açalım; yarınımı düşündürtmeyecek bir bolluk gelsin bugün hayatımıza, sevdiklerimiz koşulsuz bir şekilde ben buradayım desin, sesimiz daha neşeli çıksın bugün, sorunlar değil çözümlerle dolu bir gün olsun bugün, sanatta ve aşkta fırsatlar çıksın karşımıza, sağlığımız parlatsın gözlerimizi..

    Hayallerin verdiği pembemsi huzur hayatın karanlığını aydınlatsın bugün. Kimsenin kahramanı değil, kimseye zorba değil, kendimize yaşam kaynağı olduğumuz bir gün olsun. Öyle bir gün olsun ki; ne merkür retrosu alsın götürsün bizden birilerini, ne ülke şartları bunaltsın ruhumuzu, ne düşmanlık yıldırsın aklımızı ne de duygular çürütsün içimizi.. 

    Bugün yasaklayalım hayata dair geç kaldığımız ne varsa, gururun önüne çiçekler geçsin mesela, bir markette bir kırtasiye de bir kafede öylece aylaklık ederken aa bu tam senlik dediğimiz hediyeler verebilelim birilerine mesela. Şiir okumak klişe olmaktan çıksın bugün, kahveler alelade sohbetlere meze olmasın, rakının adabı yerine getirilsin, yemekler doymak için değil hayatın tadını almak için yenilsin bugün.. Geçmişe sünger çekmeden hatasıyla sevabıyla kabul görsün, yapılır bazı eşeklikler denilebilsin bugün. Hani diyor ya şair, oysa tanrı biliyor ne güzel uyanmıştık bugün, diye işte o gün bugün olsun mesela.. 

    Ruhumuzun travmatik yırtıklarından içeriye şifa sızsın içeriye. Aklımızın köhne ücralarında hoş müzikler çalsın bugün. Tarih tekerrürden ibaret olmasından yeni bir gün yazsın bizim için. Sadece sevgilisi olanlar değil, ruhunda aşkı yaşayanlar dans etsin sokağın hapishanesi olmuş kaldırımlarında ve başkaldırsın o dans esarete sebep olan her şeye. Deli miyiz yoksa dahi mi önemsizleşsin bugün.. 

    Hani diyete başlamak günüdür ya pazartesi, ya da kendimizi kandırmayı sevdiğimiz sıradan bir gün. Hah işte bugün kendi hayatımızın maestrosu olabilme cesareti gösterdiğimiz bir gün olsun, korkuyorsak yaşamaktan ve bunun için varsa geçerli sebeplerimiz ya da kendimize sunduğumuz bahanelerimiz hepsini bir tiyatrocu selamıyla karşılayalım bugün..

    Etiketsiz yaşam neredeyse imkansız hale geldi biliyorum, sadece market reyonlarına has değil etiketler bunu da biliyorum. İmkansızı başarırız diyemesek bile bugün etiketlere güncellemeler getirelim bugün. Sözlerimiz banyo pembeliğinin huzurunu hissettirsin, davranışlarımız ”intihar mı etsem yoksa bir bardak kahve mi içsem” diyen Camus’u hayata yeniden inandırmaya ikna etsin.. Deneyelim be kötüyü yaşamakta yaşatmakta, ama bilerek ama bilmeyerek zaten mümkün. Peki iyi olanı?.

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KARAR VEREBİLME SANATI..

    Ne olmak istediğime karar verememekle kalmadım. Beni olduğum halime ulaştırabilecek her şeyi uykuya ve oyuna sattım. Hayatıma dokunmuş, hayatımdan gitmiş, hayatımın kenarında duran ve hayatımda olanları küçük küçük inceledim birkaç gündür. Durdum, düşündüm, baktım, aradım.. Seçimlerimi sorguladım. İçinde dönüp durduğum döngülerin bir haritasını çıkardım.. Şuan olduğum yerden içinde bulunduğum ruh halinden sıyrılmanın bir yolu olmalı desem bile içinde dolanıp durmaya devam ediyorum.. Her gün aynı yemeği yiyerek kabız olmak ve bu kabızlıktan sadece şikayet etmek benimkisi.. Yıllardır sağlığımın bile bozamadığı tek rutinim sabah uyanır uyanmaz yudumlamaya başladığım kahvem..

    Ara ara yürüyüşler yapardım, ara ara yoga yapardım, ara ara el işi hobileri yapardım. Diyorum ya ara ara. Bir elimde kalan tek şey kelimelerim işte. Durmaz yazarım, durmaz konuşurum.. Bu yol beni yıllar içinde nereye götürecek bilmiyorum. Ama yıllar içinde nereye getirdiğini biliyorum..

    Sahnede olma arzumun karşılığını çıkarmıştı karşıma hayat, bense aşkı seçip hayatı pencereden izlemeyi seçmiştim. Kendi işimin sahibi olma arzumun karşılığını çıkarmıştı hayat karşıma bense arkadaşlığı seçip hayatı balkondan izlemeye devam ettim. Kendi senaryomu yazmamın karşılığını çıkarmıştı hayat karşıma bense herkesin tersine işleyen bir saat diliminde çalışmayı seçip hayata yatağımla hasret gidererek devam etmiştim..

    Yani anlayacağınız herkesin önce kendini seç demesinin karşılığını çıkaran hayata karşı ben hep kendim dışında olanı seçtim.. Disiplin, eser miktarda hırs ve istikrar üzerine düştüğünüz konuda size başarı getirecek asıl formül. Bunu bilmek beni farkındalığı olan biri yapar, bunu uygulamaksa bilge yapar. Bense sadece fark etmekle kalmayı seçtim..

    Saat 17.03, yaşım 29, 20223 bitmeye yaklaştı. Kemanım masada, klavyem kucağımda, kitaplarım karşımdaki kitaplıkta, yoga matım dolabın yanında. Hepsi benim onlarla temasa geçmemi bekliyor.. Aylardır onlarla güzel bir düzen kurmak için kafamın içinde düzenli bir plan yaptım. Evet kafamın içinde.. Her şeyi kendiliğim yaptım, geri kalanları da kendim yapacağım yanılgısının yorgunluğunu yaşıyorum.. Hayallerin ve arzuların yeşerdiği kafamın içindeki dünya gerçek dünyayla uyuşmadıkça yorgunluğum artıyor.. İnsanın kendine savaş açması ne kolay, o savaşı kazanabilmesi ne zor.. Kendimle savaşmayı bir zaman önce bıraktım yanlış anlaşılmasın, kendimi kazanmak ve kendimi seçmeyi öğrenmek için savaşıyorum..

    Mucizeler olsun, güzellikler kendiliğinden olsun diye sızlanıyorum bir süredir. Babam güzellik istiyorsan onu almak için çabalamalısın diyor, annem kendini biraz akışa bırak aklını serbest bırak diyor, kardeşim beklesen de yola çıksan da daima seninleyiz diyor, arkadaşlarım yapabileceğinden şüphemiz yok diyor, düşman olanlar bile ayakta durabiliyor olmama hayranlıkla bakıyor.. 

    Duygu karmaşamdan nefes alamadığım çok zaman oldu, düşüncelerimin akın akın saldırdığı anlarda evden çıkabilecek gücü bulamadığım çok zaman oldu, seçimlerimin sonuçlarına katlanacak gücü bulamadığım da çok zaman oldu.. Çoğu zaman ne yemek yemek istedi canım, ne yataktan çıkmak istedi, ne de hayata karışıp gitmeye hevesim vardı.. Birikim yapabildiğim tek şey insanlardı birçoğu iyikim.. Duş bile almaya elim gitmezdi öyle yılgın savaşlar verdim.. Tam şuan bulunduğum yerden baktığımda dikiz aynasına; hatalarıyla pişmiş, kendini anlatmak için çabalamış, anlamanın verdiği yakıcı gerçeklikle yaşamaya çalışmış, herkese iyi gelebilmek adına kendinden harcamış küçük bir kız çocuğunun bir köprü üzerinde ayaklarını sarkıtmış senelerdir aslında tek istediği bulmak ve bilmek için çabalayışını görüyorum..

    İhtiyaçlarıma bakmadan savrula savrula yaşamayı bırakmaya kararlıyım bugün. Hayatı pencereden izleyerek mucizeler beklemeyi bırakamaya kararlıyım bugün. Hakkım olan sahnede olmak yerine o sahneye çıkanları izlemekle yetinmeyi bırakmaya kararlıyım bugün..

    Hakkım olanı beklemeyi bırakmaya, tırnaklarımla almaya kararlıyım bugün..

    Duygu ve düşünceler mağlubiyet ordusuyla üzerime gelse de, insanların sahtesi çıksa da yoluma, hayat beni aceleyle ittirip kaktırmaya kalksa da, kararsızlıklarımın sonucu seçimlerim beni ”acaba onu seçseydim nerede olurdum” desem de zaman zaman.. Bütün parçalarımın toplamıyla, hatalarımla, geçmişimle, geleceğimle, düşüp kalkmalarımla, savaşlarımla, sevişlerimle, olumlu olumsuz diye adlandırılan duygularımla, zaman zaman sesini kısamadığım düşüncelerimle, neşemle ve öfkemle.. Bugün kendimi seçmeye kararlıyım..                        

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..AKLA SANSÜR YASAKLANMIŞ OLSA..

    Her şeyin başı düşünce değil mi bir noktada.. Duygularımızın bile altını mı çizeceğiz üstünü mü çizeceğiz yönünü tayin eden düşüncelerimiz değil mi..  Davranışlarımızın iplerini elinde tutan duygularımızın asıl kontrolcüsü değil mi düşünceler..

    Aklımıza giren her fikrin doğruluğuna inanmak bizi aptal sürüsünün kurbanı yapar. Gereken araştırmalar bunu ortaya koyuyor. Peki duygularımız?

    Yaşadıklarımızın reaksiyonu haline gelen duygularımıza ne kadar güvenebiliriz? Aslında asıl soru bunlardan tam olarak arınabilir miyiz, arındığımızda neye dönüşürüz? İşte bugün manifestimizi bunun üzerine yoğunlaştıracağız..

    Mesela öfke.. İnsan ilişkilerinde, oynadığım oyunlarda, çalışma alanımda çoğu zaman aynı hatayı yapıyorum ve farklı sonuç bekliyorum. Karşımda Einstein olsaydı o ünlü sözünü tokat olarak yüzümü yapıştırırdı.. Aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek sadece aptallıktır.. 

    Mesela heyecan.. Küçücük bir hediye, tatlı bir söz, minik bir not beni dünyanın en mutlu insanı haline dönüştürebiliyor. Hemen ani kararlar verdiriyor. Ve hemen önemsiyorum yapanı.. Halbuki her insanın arkada bahçesinde duygularını ya da ruhunu katlettiği birileri vardır. Hiç oraya bakmıyorum.. Hislerim bana bazen aksini söylese de inatla sevgi ve güven duygusuyla sarmalıyorum insanları..

    Mesela üzüntü, kaygı ve yorgunluk.. Niye üçünü bir ele aldığımı söyleyeyim, öyle bir tutkuyla bağlılar ki  birbirlerine üçü de biri diğerinin elinden sımsıkı tutuyor ve asla bırakmadan yanında taşıyor.. Hayal kırıklığının yaşattığı üzüntü, sarsıcı bir kaygıya yol açıyor o da uykulu, bunalmış ve usanmış bir yorgunluk doğuruyor.. Hazinem hayal kırıklıklarıyla dolu. Zaten yılgın, yalnız, içerlemiş bir hazinem olmasa neyi yazabilirdim.. Yine de bir yandan minnettar ve umutlu olup hayal kırıklıklarının beni bulmasına sebep inançlarım var..

    Mesela utanç ve huzur.. Oradan bakınca ne kadar zıt dursalar da birinin varlığı diğerinin yoldan çekilmesine neden olacak kadar güçlü aslında.. Kırgınlıklarımızın kırıklarını aldırsak hayatın altın makasıyla, dengemizi bozan teraziyi hep yaralarımızın ağırlığında tutan tarafı hafifleten bir duygu değil mi huzur.. Bizi tatminsiz birer hazcıya dönüştüren kısmımızdan arındırmaz mı sükunetli ve sakin olmak..

    Karşılanmış, karşılanmamış, karşılanmayı bekleyen daha nice duygunun kuklasıysak aslen seçimlerimiz gerçekten özgür irademizin bir sonucu mu gerçekleşiyor? Hiç sanmıyorum.. Evet, öfkeliyken ve neşeliyken fark etmeksizin kahvemi içerim ben desek bile içiş şeklimiz, kahveden aldığımız tat bambaşka oluyor. Hatta bitiriş hızımız bile değişiyor. Hız, zaman.. Takası yapılamayacak kadar kıymetli bir yapı.. Ve biz bu yapıyı duygu ve düşüncelerle bezeyip kontrol ettiğimizi sanacak kadar aylağız..

    Yazarken ve yaşarken kendime sansür uyguladığımı fark etmem hayli zaman aldı. Bunun için kendimle konuşurken haklı sebeplerim olduğuna kanaat getirdim kendimle.. Ama düşüncelerime sansür uygulamaya kalkışımın hiçbir haklı yanı yok. Sebepleri var, haklı yanı yok..

    Aklın dünyasında cennet ya da cehennem yok, iyi ya da kötü yok, ahlak yok. Yine de ket vurmak vicdansal bir mastürbasyondan öteye geçmese de sırf iyi hissettirmesi ve utanç duymamak için kendime yaşattığım bir yanılsama aslında.. İşte bugün bu yanılmayı yıkacak kadar cesur, gerçekliğiyle yüzleşecek kadar inatçıyım.. Aklı ve duy6guları kontrol eden hayatının ipini eline alır derler.. Ben sadece ipi elime almakla yetinecek biri değilim.. 

    Bir şeyleri yap demek, yapabilen ya da bir şeyleri gerçekleştiren için oldukça kolay. Kimse yürüdüğü yolun haritasını vermez başlangıç ve bitiş noktasını anlatır ve bitirir. Bizse haritayı yeniden oluşturanlardan olacağız.. Adım adım..

    İlk işimiz bugün yaşadığımız her olayda aklımızda canlanan düşüncelere ve vücudumuzun reaksiyon vermesine neden olan duygulara bakmak olacak. Şuan ne hissediyorum bilmiyorum demek serbest. Bu noktada sanki şu duyguya daha yakınım diyerek nedenini anlamakla başlayacağız.. Bugün izinliyim, yani iş yerinin kendiliğinden doğan stresinden ve gerginliğinden uzağım. Hayatın önüme çıkaracağı sürprizleriyle o sürprizlere göstereceğim davranışlarla baş başayım.. Saat uyanmayı beklediğimden ötede bu yüzden geç mi kaldım güne telaşına düşecek gibi de olsam kendime küçük bir hatırlatma; zaman sadece senin somut algının yansıması o yüzden talaşa kapılma güneş daha batmadı.. Kahvemi aldım, yapmayı ertelediğim ne varsa geç kaldım deyip sızlanmak yerine bugün bir kez daha yapmak için adım atabilmemin şerefine..

    ..SEVGİLERİMLE.. 

  • ..NEYİ İSTEDİĞİNİ BİLMEME SANATI..

    Savurulup gitmenin tek bir iyi noktası var, sorumluluklardan kaçabildiğini sanarak kendini kandırmak.. 

    Potansiyelini gerçekleştirme, kendini bulabilme, ne istediğini bilip neyi istemediğine karar verme konularına epeyce kafa yoruyorum. Epeyce olmasa da zaman zaman kafa yoruyorum..

    Yazılarımda buna doğru evriliyor. Gerçekleşene değil, gerçekleşme ihtimalinin ne olduğuna dair bir evrilme bu.. Kutsal bulduklarımı yıkmanın hazzı, kurallarımın çerçevesine muhteşem bir tablo gibi duruyor. Tabi bu bir sürelik bir bakış açısının gördüğü. Son birkaç haftadır ne istemediğimden daha da eminim. En azından en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir diyorum. Tabi iş karar vermeye gelince pek ortalarda göründüğüm söylenemez..

    Manifestler yaparak, planlamalar yazarak harekete geçebileceğimi düşündüm durdum. İşte olay da bu sadece düşündüm ve hep durdum.. Birçoğumuzun alışılagelmiş alışkanlıkları, gerçekleştirmeyi beklediği ama gerçekleşmese de çok koymayacağı hayalleri, uğruna hareket halinde kaldığı amaçları var. Birçoğumuz desem de ben o çoğunluk genelde karşısında kalanlardanım..

    Bugün güne güzel bir kahvaltı ve kahveyle başladım. Gerçi ben güne genelde hep kahveyle başlarım zaten.. Kendime verdiğim sözlerin gelişimine pek şahit olamayacak kadar disiplinsiz yaşantımı bugün burada sonlandırıyorum..

    Gerçi benim hikayelerimin gelişi ve girişi güzel olsa da finali hep zayıf kalırdı. İşte bugün buna da son veriyorum.. Kemana, yazmaya, kitap okumaya, yogaya ne zaman başlasam ve zorluk derecesinin ortasına gelsem her an bir sebep çıkar ortaya ve gelişimini engellerdi. İşte buna da son veriyorum..

    Kaslarım tam esneyecekken bıraktığım yogaya, ufkum tam genişleyecekken bıraktığım okumaya, aklıma ket vurmaya kalkıştığım düşüncelerimi sansürsüzce yazmaya, parmaklarım tam nasır bağlayacakken çalmayı bıraktığım enstrümanıma, hayatın sırrına tam erişecekken yaşadığım kayboluşlara bir vedadır bu..

    Düşmanlık güdenlerin mahallesinden uzağa, müziği duymayanların sahnesinden uzağa, dans edenlere deliymişçesine bakan gözlerden uzağa, iyiliğin art niyetçe kullanılmaya çalışılmasından uzağa, sevginin yoksunluğundan doğan nefretten uzağa, anlaşılmayanın dilini çözmeye çalışmaktan uzağa, anlamaya çalışanı hor görenlerden uzağa.. 

    Dostluğun sırt dayanağı olduğu yerin yakınına, müziğin hiç susmadığı yerin yakınına, hayatın dans etmeye kaldırdığı sahnenin tam ortasına, kalpten yapılanın samimiyetine teslim olunan yerin yakınına çıplak ayaklarla toprağa kendini bırakabilmeye, anlamaya, anlaşılmaya en yakın yere doğru..

    Neyi istediğim yaşadığım çevreye, travmaların gün yüzüne çıkışına, tetiklenen zihnime, yediğim yemeğe, içtiğim kahveye, sohbet ettiğim masaya göre değişecek belki. Hep.. Ama artık neyi istemediğimi bildiğim bir sahnenin maestrosuyum.. 

    Her şeyin birazına, bir şeyin her şeyine sahip olmaya doğru..

    ..SEVGİLERİMLE..