Kategori: Genel

  • ..KAYGILI VS. KAÇINGAN..

    Güzel bir yolculuk, keyifli bir kahve sohbetinin ardından artık eşyalarımızı yerleştirmek için evimize geri dönebiliriz.. Öncelikle bugün en sevdiğim ve alışılagelmiş kahve mekanımda ve oturmayı hep sevdiğim masada kahvemi yavaş yudumlarla ve kokusunu alarak içmenin keyfini hissettim.. Şimdi gelelim bu örneğin altında yatan gerçeklere..

    Sonunu bildiğim filmler, sürekli aynı mekanlara ve mümkünse o mekanlardaki aynı masaya oturmamın kendimi güvendirme hissettirmesine dair inancım bir bilimsel gerçekle değişti.. Hemen değişmese de bakış yönümü etkiledi.. Anksiyetesi olan, kaygılı yapıya sahip kişilerin alışılagelmiş davranış kalıpları arasında en çok görülen şeyler arasında bildikleri dizi/filmi defalarca izlemek, aynı yerlerde bulunmak gibi alışkanlıkları gözlemlenmiş.. Buraya kadar tamam. Lakin ben kendi başına eğlence mekanlarına gidip kendisiyle dans edebilen, kendisine bazı günler kahvaltı ısmarlamayı seven, yani gelen olarak yalnız başına da etkinlikler gerçekleştirebilen biriyim. Dört yıl kadar önce aldığım tanılar yaşadığım sağlık sorunları bir takım konularda beni hareketsiz kılmış, zamanımı kendi içimde aklımdaki dünyamda geçirmeme neden olmuş olsa da bu alışkanlıklarımı anksiyetimin üzerine giderek geri kazandım zaman içerisinde.. Beni en çok yıpratan şey ilişki kurduğum insanların kendi olma alışkanlığını kıramayıp, geçmişteki kötü tecrübeleri dolayısıyla ördükleri duvarlarla ilişki kurmaları üzerine bir de ailevi sevgisizliklerinin ve görülmemişliklerinin aşılamamış olmasıydı.. Kaçıngan yapıda olduğunu anladığım, bunu açıkça konuştuğum kişinin durumu bilinçli bir şekilde ele alıp ilişki konusunda farkındalıklı davranışlar sergilemesini beklemekse tam bir fiyaskoyla sonuçlandı..

    Son 1 aydır yaşadığım duygu durum halime getirdiğim güncelleme sayesinde durumu iki taraflı ele alalım istediğim bir yazı bu.. Bunun ilk nedeni her şey zıttıyla mümkün diyen dualite evreni. İkinci nedeni hiçbir şey kendisi için var olmaz diyen felsefi yaklaşım. Ve üçüncü sebebiyse (ki 3 rakamını hep sevmişimdir, insana tuhaf bir huzur veriyor, bu yüzden üç nedende inceleyelim istedim) bütünü güzel kılan zıtlıklardır ve o zıtlıkların oluşturduğu uyumdur..

    Kaygılı, yaralı, travmatize olmuş insanları mıknatıs gibi çeken bir yanım hep vardı. Yıllar içinde bu durumun sebeplerini yara ala ala anlayacak olan ben bugünlerde anlamakla kalmayarak idrakını yaşayıp bu durumu köklü haliyle dönüştürme sürecine maruz bıraktım kendimi.. Çünkü hem yara almak, hem yıllar içinde kendime bu kadar dönmek, hem de her şeyi yavaş yavaş iyileştirirken yiten onca zamana karşın son yaşadığım bu kalp kırıklığı gösterdi ki daha derinlerde şifaya ihtiyacı olan bir küçük kız çocuğu saklı bir yatağın altında.. Dönelim bu yapının köküne, öncelikle yıllarca derinlemesine iyileşmiş duyguların, alışkanlıkların, bakış açılarının bir anda şak diye değişmesinin zor olduğunu ve kalıcı olmadığını anlamak gerek.. Lakin zaman içerisinde gerçekten o konuya alan açmanın ve irdelemenin köklü dönüşüm yarattığı gerçeğini de bilmek gerek.. Ha her travma iyileşmek zorunda mı elbette hayır, ben bu konularda olayları abartanlardan olduğum için ayrımını yapmam bile biraz zaman ve bir hayli yara almama neden oldu..

    Son dönemlerde birkaç kitap bu konuda neden aynı yerden evrensel bir çekim içinde olduğumu anlamamı bilimsel olarak sağlasa da insan yaşarken bir hayli zorlanıyor.. Bilmekle yapabilmek arasındaki fark bu, nitekim beyin yapabilmekle ilgili bir organken ve ben bunun bilincindeyken yine de bilmeyi yapabilmeye tercih ettiğim bir konudan ibaret olmuştu bu durum.. Tamam istemediklerimden emindim, yönümü istediklerime çevirmem gerektiğini de öğrendim, ardından istediklerimi düşünmeye ve bu konuda net çizgiler çekmeye başladım. E hayatta karşıma kalbime denk birini çıkarınca sandım ki bildiklerim ve yaşadıklarım yaşayacaklarıma ışık olacak tecrübelerden ibaret artık. Nitekim sanma hali olma halimi ezdi geçti..

    Her düştüğümde kendimi kaldırmama karşı, yaralarımı her açtığımda bana silah olarak kullanılmasına karşı, yetmezmiş gibi kendi kendini iyileştirmiş biri olmama karşı karşımda tam da olmaması gereken kişiyi seçmiş olmam gösterdi ki hala zihnim bilmekle ilgileniyor. Çünkü yapabilmekle ilgilenmeye başlasaydım bana ”seni ben iyileştiremem” deme cüreti gösterene ”ben hasta değilim, olursam da kendi kendini iyileştirecek kadar kendinden emin biriyim” der onu bunu öfkeyle söylemiştir diyerek aklamazdım. Yapabilseydim eğer sadakata, şeffaflığa, güvene, rutinler oluşturmaya önem veren ben bunları veremeyecek kadar kendinden, sevgisinden emin olmayan, sadakat veremeyecek kadar kendine güvenmeyen biriyle yola devam edebilmek için onun anlamasını beklemezdim. Yapabilseydim eğer bağlanma stillerinden, yaralara kadar her halimle ve her haliyle empati kuran ve her zaman destek olmak için orada duran ben her önüne çıkanın ilgisine kapılacak kadar ilgi düşkünü birinin sadakati seçeceğine inanmaya çalışarak kendimi yormazdım. Yapabilseydim eğer anlarken, destek olurken, kendi hayatımdaki belirsizliklere rağmen ona kalbimi açarken sürekli yalnız bırakan, her seferinde ilk beni gözden çıkaran, ilişkiyi bir yük olarak gören, konu işi ailesi olunca sorgusuz hareket edip konu ben olunca bir güzel cümleyi kurmakta zorlanan biri için çırpınıp durmazdım..

    Kaygılı insanların ortak noktası bu işte vermek, çırpınmak. Şanslı olanlar varsa bu durumu anlayan bununla empati yapan, sevgisiyle destek olan kişilerle sevgiyle huzurlu bir hayat inşa edebiliyor.. Benim gibilerse sevdiği için çırpınırken kendisi tükeniyor, sonra karşısındaki çaldığı enerji ve sevgiyle hiçbir şey olmamış gibi devam ederken tükenen tarafta kalanlarsa kendisini sessizce iyileştirmeye, yeniden inanmak için kendini toparlamaya çalışarak geçirir zamanını..

    Gerçi benim için bilme hali bu süreci idrak edebilmem de eskiye nazaran daha net anlamamı ve görmemi sağlıyor.. Ama artık sığamıyorum olduğum yere, kalamıyorum oturduğum yerde, yapabilmek haline adım atmak istiyor artık ruhum.. Kırıldığı yerden daha da sağlam inanarak devam etmek zamanı diyor içim.. Biliyor musunuz hayatınızda arkadaş ya da sevgili olarak kaygılı insanlar varsa evren size bir nimet göndermiş demektir. Tabi kıymetini bilirseniz, ilmeyenler için ilişki çıkmaza girer ve en büyük zararı kaçıngandan çok kaygılı olan alır.. Aslında bu son yaşadığım kalp kırgınlığı birkaç şeyi de net görmemi sağladı.. Birincisi; benim gibi insanlar en ufacık detayları net görür, bunun temelinde bir tehlike var mı dürtüsü yatıyor yani zaten bilimsel olarak baktığınızda bu konuda size daha net fikirler verecek, kısaca kibrinize yenik düşmek yerine ve hemen ay ben mükemmelim diyor ya demek yerine bu durumun temelini anlayanlardan olursanız daha açık bir zihin yapısı geliştirirsiniz karşınızdaki insan için.. Ha tabi ama bu kaygı durumunu yönetebilirsem dünyamı mükemmelleştirmek için bir yol inşa edebilirim demek o da ayrı bir konu. En ufacık detayları görmek, sürekli sormak ve bilmeyi isteyerek aslında temel de güvende hissetmek isteriz mesela. Ki ilişkilerinizde şeffafsanız, kaygılı insanlar genel de öyledir, bu size güzel anlar da yaratabilir mesela bir örnek vereyim.

    Derler ya gizem yarat her halini paylaşma kısaca taktik yap hah işte bu durum hiç benlik olmadı, mesela ben ilişkimde yaptığımı yazar uyanır uyanmaz hemen arar ya da mesaj atardım, ara sıra sevgilimde kahve içtiğim yere sürprizler yapmaya gelirdi ve bunu çok mutlu ederdi. Burada iki şeyi görüyoruz şeffaflık dürüstlükten önemlidir ve ilişkilerde sürpriz yapabilmenizi dolayısıyla birbirinizle anılar üretebilmenizi sağlar. Tabi bu bencesi, benim için şeffaflığın bir diğer güzel yanı aslında, bu olayı oyuna da dönüştürmek.. Elbette burada önemli bir konuda sadakat, birbirine sadakat sunan iki insan zaten şeffaf olabilmekte zorlanmaz, bu önemli çizgiyi de unutmamak gerek.. Gelelim ikincisine; duygularını ve düşüncelerini yönetmeyi öğrenmek hayli zor olabilir benim gibi insanlar için, zihin dağınıklığı ya da hiç beklenmeyen anda tetiklenmeyle yaşanan atak geçirme hali derken zaman zaman zorluklar olabiliyor. Benim gibi uzun süre kendisi üzerinde uğraşanlar bu atak hallerini kontrol altına almayı öğrense de bazen hayatınızdaki insanın bu konuda zorlanabileceğini göz önüne almalısınız. Mesela ben uzun zaman sonra son ilişkimde tetiklenmeler sonucu atak geçirirken karşımdaki kişinin ”amma duygusalsın, çok duygusal tepki veriyorsun” demeleri çokta yardımcı olmayan hatta aksine o an daha da kendimi daha da kötü hissetmeme neden olmuştu..

    Halbuki hatırlıyorum ona bir gün mutfakta otururken demiştim ki ”bak ben kendiyle yaşamaya alışkın biriyim sana duygusal olarak açılırken, yaralarımı gösterirken amacım travmayla yaralarla ve geçmişin kırgınlıklarıyla yüklü bir ilişkinin dışında seninle yeniden ikimize ait bir sevgi dili kurmak ama karşımda bir duvara toslayınca bu sefer bende iki düşünce oluşuyor ya daha sert duvar örmek ya da tamamen kendimi kapatmak, çünkü bir kere açınca kendini artık eskiye dönemez insan” demiştim. Aslında anlatmak istediğim şey çok netti; hepimiz ilişkiler konusunda iyi ya da kötü tecrübeler ediniyoruz, aileden aldıklarımızı ekliyoruz üzerine ve bodoslama yaşıyoruz ben istiyorum ki bunları fark ederek birbirimizi kanatmadan aksine sevgiyle sarmalayarak bir ilişki inşa edelim.. Lakin sonuç şu ki bunu iki tarafta istemeyince bir taraf çırpınır diğeri çırpınanın enerjisi bitene kadar ilişkinin konforunda kalır, çırpınan tükenerek bitince beslenen rahatlıkla gider ve hikaye biter.. Tabi şimdi kaygılıyı övdük kaçınganı gömdük gibi oldu, hemen dengeyi sağlamak için gelelim anladığım üçüncü şeye. Kendimde en sevdiğim huylardan birisi de bu olabilir, yazar benim kalem benim elimde yine de hüküm verip ahkam kesmektense hikayeyi olduğu gibi anlatmayı seçiyorum, canım kendim.. Bu arada şimdi sadakat, güven ve sevgi temelli ilişkilerden bahsettiğimi belirtmekte fayda var çünkü bunları seçmeyen biri kim olursa olsun saygı görmeyi hak etmeyecek kadar değersiz benim dünyamda.. Gelelim üçüncüye; kaçınganların sevgi almayı tam olarak bilememeleri, geçmişlerinde de hayal kırıklığı yaşadığı bir ilişki de varsa bu konuda tamamen duvar örme hallerinin olduğunu, ailesinin mesafeyle sevdiklerini anlamamı da yine son ilişkim öğretti. Çünkü okumakla yaşamak ve birebir görmek hayli fark yaratıyor.. Karşımda arkadaşlık ve partnerlik ilişkilerinde hep yüzeysel ilişkiler kurmuş birisi varken bunu anlayabilmem hayli zordu. Çünkü ben yalan söyleyen, çıkarı için yanında duran ne bileyim içten içe kıyaslamalar yapan birileriyle arkadaşlıktan imtina ederken sırf aileler tanışıyor ya da uzun zamandır arkadaşız gibi savunmalar (bahaneler) bana mantıklı gelmiyordu.

    Üzerine yaşadığı ilişkiyi böylelerine seçememek hiç mantıklı gelmiyordu. Ailenin ablasına gösterdiği onay ve imkanları ona sunmamaları derken anlayacağınız onun sevmek ve sevilmek konusunda derin bağlar kuramayış sebebini görsem de, onun anlattıklarını anlasam da kendi bilincimde hep ”e bak ben seviyorum, yanındayım, destek oluyorum” bunlar yetmiyor mu düşüncesi yankılanıyordu.. Aslına bakarsanız kendi içsel dünyamı anlamasını beklerken ben de onun bu alanını anlamakta hayli zorlanmışım.. Sorun olunca kaçması, ilişki konusunda sorumluluk almayışı hele de hayatında aldığı sorumluluklar konusunda istikrarlı biri olunca bana beni sevmediği için bunları yapıyor gibi geliyordu. Benim elimi tutup bir seçim yaptım sorumluluğunu alacağım derken aramıza diğer insanların varlığını o varlıklarının endişesini sokmasını bana değer vermiyor olarak düşünüyordum. Sessizliğinde güvenim sarsılıyordu mesela. Karşımdakine alan tanımak konusunda zorlandığım için iş Gordion Düğümü haline geldi, hayatta sonunda İskender’in kılıcıyla bir darbe indirdi aslında..

    İşin özü şu karşılıklı sevgi, sadakat, yineliyorum şeffaflık, güven varsa çözülemeyecek hiçbir şey yok zaman içinde.. Herkesin bir bağlanma stili var, hepimizin derin yaraları, travmatize olduğu bir dolu an var.. Kimsenin travması başkasına bok gibi davranma hakkı tanımıyor.. Benim gibiyseniz size hayattan bir aşk diliyorum, sizi gören duyan bilen ve anlayan.. Değilseniz ve zaten bulduysanız o aşkı dilerim hiç dinmez bir heyecan ve neşe dolar hayatınıza.. Yıllar evvel ne istiyorum, ne istemiyorum dedim. Kendimi bildim, buldum dedim. O zaman başka kırılmış, kırılmakla kalmamış yoğun tetiklenmeler sonucu bedensel ve zihinsel bir çöküş yaşamıştım. Pes etmedim, kendi kendimi iyileştirdim ve inşa ettim. Depresyonumun en yoğun olduğu dönemde almıştım ehliyetimi, yemek yemeye bile halim yokken almıştım diplomamı.. O zamanlar zordu, yine de başardım kalbimi bozmadan kimseye gık demeden, ihanet etmeden kendimi inşa etmeyi.. Şimdi bir kırgınlık haliyle yine düştüm, lakin yine kalkacağım.. Bu sefer sadece ne istediğimi biliyorum demekle yetinmeyeceğim. Dedim ya bilmek başka yapabilmek başka.. Ben yeterince bildim; haddimi, kalbimi, yaralarımı, yaptıklarımı, bana yapılanları..

    Sırf inandığım için yaralarımı açtığım kişinin seni iyileştiremem yaftası beni hasta yapmaz ama onun yaralarını bile göremeyecek kadar kör biri olduğunu anlamamı sağladı. Sırf sevgimden gurur murur tanımam ben taktik falan da yapmam dümdüz severim sevdiğim için de sonuna kadar giderim dediğim halde karşımda her fırsatta ilk yaptığı elimi bırakmak olan kişi benim sevgimi hak etmediğini, sevilmeyi taşıyamadığını gösterir işte bunu anladım.. Ben kimliğimi ifşa edecek cesaretteyken sırf öfkesine yenik düşerek beni olduğum halimle vurmaya çalışan kişinin derdi ben değilmişim de kibrine boyun eğen biriymiş olduğunu anladım. Bir valiz için kilometreler gidip kendi hayatını erteleyen birinin ilişkiyi yuva olarak değil de yük olarak görmesinin benimle ilgili değil de onun işine gelmeyen şeylerden kolaylıkla kaçabilen biri olduğunu gördüm.. Kısaca bildiklerim ve bugüne kadar yaşadıklarım hayata yetmemiş olacak ki yeni bir hayal kırıklığıyla bana bilmekle yetinmemem gerektiğini gösterdiğini anladım..

    Suç yok, suçlu da yok.. Kendi oyuncaklarıyla parka ebeveynleriyle gelmiş iki çocuk vardı. Ben; oyuncaklarımı onunla paylaşmaya, evcilik oynamaya ve onun dışında kimseyle ilgilenmemeye çalışandım. O; oyun esnasından onu parka getiren ailesinin onu görüp görmediğini kontrol edip, parka yeni gelenlerin ilgisini çekmeye çalışıp, yoldan geçen eski arkadaşlarının o iyi oyun oynuyor mu oynamıyor mu diye kıyaslamalar yaparken beni göremeyendi.. Bazen doğru oyun arkadaşları buluruz, bazense bizi salıncaktan düşürenler sayesinde yeni ve daha büyük bir park keşfederiz.. Bir çocuk hiçbir zaman oyun oynamaya küstürülmemeli.. Kim bilir belki de hayatında kendini evinde hissettiği tek yer o parktır.. Siz siz olun, küstüren olmayın, kalbini kıran olmayın.. Küçük bir kız çocuğunun yarasına sebep olmayın..

    Siz, siz olun. Tabi kendinizle yüzleşebilme cesaretiniz varsa..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..GERÇEKTEN NE İSTİYORUZ ?..

    Lacan diyor ya; hayaller gerçek dışı olmalı, sadece gelecekteki halimizi düşündükçe mutlu oluyoruz.. Matematikteki asimptot kavramı gibi, sonuçmaz, a eğrisi b eğrisine yaklaşabilir ama birleşemez.. İnsan olmanın dayanılmaz çelişkisi.. Büyülü bir aşk, anlaşıldığımız derin bir bağ hayaliyle yanıp tutuşuyoruz sonra ellerimizle sahip olduğumuzu bir enkaza dönüştürüyoruz. Kariyerimizde en ulaşılmaz olmak istiyor bunun için bize iyi gelen şeyleri bile feda ediyoruz gece yatağa girdiğimizde bir tatminsizlik yaşıyoruz.. Yani hem inşa ediyoruz, hem yıkımını izliyoruz.. Peki neden?

    Şu kuantum fiziği, enerji, frekans konusunda bunun bir karşılığı var. O da olmaz halinin yaydığı titreşim ve o titreşimin olma haline çektiği faktörler.. Bunu ilimde de diyor aslında; neysen onu çekler, zıttın ile imtihan olursun.. Çünkü ilimde bilimde tek bir noktaya odaklanıyor denge.. Geceyle gündüzün birbiri için oluşmadığı gibi, birbiriyle kavuşmaması mesela. Yine de biri diğerinin tamamlayıcısı.. Gecenin verdiği dinlenme haliyle gündüzü hareketlilikle tamamlıyoruz. Gecenin sisinde kaybolanı gündüz buluyoruz.. Peki gece ve gündüz kadar farklı olduklarımızla bu uyumu yakalamakta neden zayıfız? Hem çok arzulayıp hem de o arzuyu yaşadığımız da ne oluyor işler rayından çıkıyor?

    Benim bu hayatta rayından çıkmamış tek konum sağlık şuan, o da böyle devam edersem raydan çıkmaya meyil edecek gibi.. İş konusunda, kariyer konusunda hala bilinmezlik içinde bir duraksama yaşıyorum. Aşkta kırık bir kalple kendimi yeniden birine açmış olmanın, yıllarca kendimi uzakta tuttuğum ilişki konusunda kendimi açmış olmanın bırakmış olmanın enkazını yaşıyorum. Yeni bir düzen diye valizimi alıp geldiğim evde yerleştiremediğim fotoğraflar, açamadığım eşyaların düzensizliği derken her şey sanki beni bekliyor da benim bir fazla nefes almaya mecalim yok gibi.. Arkadaşlarımın bazıları önce aşkını buldu o aşkın gücüyle geleceğini inşa etmişti, kimisi de önce işini buldu aşkını oradan bulmuştu. Hatırlıyorum da anneme demiştim ki bir yıl öncesinde bak bir yerden hayat ellerinden tutunca ayağa kalkıp her yerden güçlendiler. Benim aşkta, kariyerde yıkılmış olmamın bence bir yükselişi olacak. Tabi bunu 2021 sonra yaşadığım ağır depresyon, maddi kayıplar ve üzerine havale geçirip ölümden mucizevi şekilde dönmem sonucu söyleyince annem hayli mutlu olmuştu..

    İnanır mısınız bu sene aşk kalbime o öpücüğü kondurunca dedim ki herhalde benim yolumu aydınlatacak ilk adım aşkla gelecek.. Annemin de çok sevdiği biriydi, ben ilişkilerde kendimi kapattığım dönem; annemin ilk çocuğuyum kimsenin seçeneği olamam, annem kalbimi 9 ayda emek emek oluşturdu artık kimse kıramaz demelerle meşguldüm.. Gelen adamın yaralarıyla değil de yaralarının altında görülmeyi bekleyen o küçük erkek çocuğunun masumiyetini gördüğümde dedim ki bir iyi bir oyun arkadaşı olacağız.. Gerçekten de başlarda öyle hissettim.. Ne kadar korkarsam korkayım korkma ben varım diyen, ben hallederim demelerimin karşılığında biliyorum halledebilirsin ama ben senin için halletmek istiyorum diyen.. Tamam dedim tamam, aşk ruhumu beslerken kendi neşemi daha derinden keşfedeceğim, ne kadar kaygım ne kadar korkum olursa olsun bu sefer boğulmadan öğreneceğim nefes almayı..

    En büyük zaafım haline geldiği için mi, hayat seveni kalpten kırar bu bir sınavdır denildiği için mi, yoksa en basit haliyle sevmek istemedi ve bitti demek mi gerekli inanın bilmiyorum.. Günlerce sadece bekledim, eskisi gibi tamamen kapanarak ya da ben çok sadakatli sevgi doluydum neden o da öyle olmadı demeden bekledim bu sefer. Çünkü o fısıltı hiç susmadı.. Kaybetmeyeceksiniz, iki yaralı çocuk sadece şuan farklı parklarda kendi haliyle oynuyor ve o yeniden seninle ilk oturduğu parka dönüp seni bulacak.. Ne büyük romantizm ama.. O filmlerde izlediklerim, o hayalini kurduğum tutkulu aşkın gerçekler tarafından yaralaması gün geçtikçe kanattı…

    Hem büyülü bir aşk istemek, hem de o aşkın getirdiği zorluklardan korunmak istiyorum artık.. Sürekli kendime dönmek kendimi bulmaktan yoruldum. O yatağın altında karnını göbeğine çekmiş küçük kız çocuğunu sürekli kendi çabamla oradan çıkarmaya ikna etmekten de yoruldum. Kendini sev, kendini bul, derdi kendiyle olan başarıya ulaşır derler ya vallahi sıkıldım bundan da.. Yeterince inmedim mi ya derine, yerince oyulmadı mı ya yaralarım, yeterince bulmadım mı kendi ışığımı.. Bulmuştum, her seferinde bulmuştum.. Yine yeniden neşemi bul, ışığımı keşfet, kendini bil, ne istediğinden emin ol olaylarından da sıkıldım.. Bak mesela evlilikmiş, yuva kurmakmış, ihtiyacım var demekmiş benim net şekilde istemiyorum dediğim, kendim hallederim dediğim bir konuydu.. Mesela bu aşkla birlikte aslında birisi de benim için bir şey yapabilirmiş bu öyle zayıflık değilmişim öğrendim. Ya tamam ben öğreniyorum keskin köşelerimi de benimle birlikte karşımdakinin de öğrendikleri olmuyor mu.. Neden benimle öğrenen gidip başkasına çiçek bahçeleri sunuyor mesela.. Eyvallah herkes herkesin hikayesinde ömür boyu olmaz, olmamalı, son yazıda da konuştuk mesela 4 yıl önceki ilişkim iyi ki devam etmemiş dedirtti hatta son ilişkimdeki kişinin anlattıklarından sonra kişi benim eski sevgilim bile olarak anılmasın istedim öyle bir iyi ki kurtulmuşum demek anlayacağınız.. Ama her seferinde bu mu olmalı, neyi istemediğimi biliyorum, yıllar içinde de net öğrendim. Bir şeyi daha öğrenmiştim, istemediklerine odaklanıp biliyorum dedikçe istediklerini bulamıyorsun.. O yüzden istediklerimi düşünmeye başlamıştım.. Buldukça da o istediklerimin olmadığı hiçbir yerde, hiçbir yüzeysel ilişki de olmadım.. Tamam dedim bu nadas süreci böyle olsun, gelip geçici olanla vakit geçirmek istemiyorum çünkü..

    Ben istediğimi biliyorum dedikçe hayat buna hizmet mi etti, elbette.. Öyle bir hizmet ki bu gece gündüz şükür ettim günlerce.. Ne istiyorum biliyorum.. Artık daha keskin bir yerden biliyorum hem de.. İş konusunda kendime ayıracağım zamandan çalmayacak, beni olduğumdan daha iyi bir yere getirecek. Eğitim konusunda bildiklerimden farklı bir alanda bana yeni merak alanları açacak. Aşktaysa zaten istediklerim konusunda nettim, şimdi listeye şunlarda eklendi; dimdik yarımda durabilen, elimi gururla şevkle tutan, insanlarmış koşullarmış gülerek kapımızın dışında tuttuğumuz, sorunları çözebildiğimiz, kaygılarımı bilmesine rağmen inatla tetikleyen değil kendi kaçınganlığına rağmen orada durmayı ve sakinleştirmeyi seçen, birlikte büyüdüğüm eğlendiğim bir oyun arkadaşı, hani şu dünyaya kafa tutabileceğim birisi demiştim ya hah işte onun da bunu gösterecek cesarette olduğunu gördüğüm, beni ben olarak seven ve buna hayranlıkla bakan bir aşk..

    Ne istiyoruz, nasıl istiyoruz, hayatın yolumuzu kesiştirdikleriyle yaşadıklarımızın sonunda kim olmayı seçiyoruz? Bazen her gün, bazen zaman zaman, ama eni sonu biri olmayı seçtiğimiz koşulların içindeyiz.. Kimimizin derdi kendiyle, kimimizin derdi kendini kanıtlamaya çalıştığı eski çevresiyle, kimisin derdi ailesinde görmediği takdir ve sevgiyle.. Ben yeteri kadar bana döndüm, ben her seferinde o yatağın altındaki küçük kız çocuğuna el uzattım.. O küçük kız dünyaya her inanışında daha da kırıldı. Bu o0nu güçlendirse de artık o gücü istemiyor, o gücün arkasındaki hikayenin görülmesini, duyulmasını ve anlaşılmasını istiyor.. Kursağında hevesler kalmasın, heyecanı hayallerde kalmasın istiyor.. O kız çocuğu yaralı neşesiyle, kırgın ışığıyla kendini her buluşunda onun o kırgın gülüşündeki yalnızlığının sesi artık duyulsun istiyor..

    Sizin ne istediğinizi bilmiyorum lakin ben artık; ruhumun neşesi, kalbimin sevgisi, seçimlerimin sadakati, yaralarımdan sızın ışık değer görsün istiyorum.. Elbette kariyer, eğitim, hayat inşa etmekte var işin içinde lakin bunlar yapılması mümkün şeyler ben daha derindeki sevginin, şeffaflığın, sadakatin değerini bilenle köksüz medeniyetimin kadim krallığına layık bir aşk hikayesi istiyorum..

    Hayatın matematiği a eğrisiyle b eğrisini birbirine kavuşturmaz belki lakin aşkın matematiği yaraları ve kırgınlıkları teğet geçip iki kalbi birbirine karıştırabilir belki, kim bilir..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..2025 BİTMEDEN YENİDEN BAŞLAMAK..

    Ah benim şu tatlı kalp kırıklığım, hala nasıl da güzel sızlıyor.. Lakin bugünün konusu dünün kırgınlıkları değil, yarına nasıl uyanmak istediğimizle alakalı biraz..

    Kabul ediyorum 2025 hiçte beklediğim gibi olmadı; sakin başladı, aşkla tanıştırdı, kırgınlıkla sonbaharı yaşattı ve zorlu bir 3 haftanın sonunda yeniden kalemi elime almaya karar verdirdi..

    Bugün günler sonra ilk kez aşkı hissederek uyandım. Durun hemen heyecan yapmayın, öyle kalp kırıklığının hemen arkasına mucizevi bir aşk yaşamadım elbette. Hatta ironiktir ki kalbimi kıran adama olan aşkımın heyecanını hissettim yeniden. Peki neden, nasıl, onunla ilgili bir gelişme olduğu için değil elbette.. Sanki beni o ilk öptüğü 2 nisan gününde yaşadığım o heyecanı hatırladım, güne bunun heyecanıyla başladığım için de o hissi kaybetmeden hemen oturdum klavye başına..

    Son bir ay sanki ruhum çekildi, kalbim öyle derinden kırıldı ki ne yazarsam yazayım tam olarak anlatamadım yaşadığımı, hep bir eksik kaldı yazdıklarım yaşadığım kırgınlığın yanında.. Çok bekledim, çok ağladım, kaygılarım sağ olsun onlarda peşimi bırakıp şu kızı bir rahat bırakayım demek yerine hep sorgulamaya itti beni.. Hayatımın belirsizliği, yendiğimi sandığım her şeyin üzerime yıkılışı, sevgiyle elimi tutmasını beklediğim tek adamınsa ben dışında herkese her şeye müsait oluşunun karanlığı içinde öylece kalmıştım..

    Sürekli bir şeylerin farkına varmaya çalışmak, travmalarla yüzleşmek, insanların yaptıkları karşısında tetiklenen kimliğimi anlamaya çalışmak derken Junior Jung olma yolunda ilerledim.. Bir süreliğine bu duruma rest çekiyorum, gerçi bu kafanın dizaynı böyle lakin bende de bir inat damarı var bir konuda meydan okuduğumda o şey kaslarımı yırtsa da sonunu görene kadar durmam.. Mesela yeni bir karar aldım; artık farkındalık düzeyi yüksek, kendisiyle ve yaralarıyla yüzleşme cesareti gösterebilen, birbirimize aynalama yaptığımızda ben kadar ya da ben kadar olmasa da hakikaten bir saniye durup bunu anlayabilen insanlarla tanışana kadar artık kimsenin yarası, travması, iyi olsun yeter ki demeleri bir kenara kaldırıyorum. Ben kadar sevgiyi, sadakati, güveni ve şeffaflığı önemseyen birisi olmadığı sürece karşımdakinden onda zaten olmayan bu uyguları yeşertme girişimlerini de bir kenara bırakıyorum.. Böyle yazmak kadar kolay mı, elbette değil, neyse ki çocukluğumdan bu yana hayatın öyle sert yüzleriyle tek başıma kaldım ki zorluklar benim anavatan dilim haline geldi.. En büyük zaafımsa kendi kendini hayatımdan imha ettiğine göre yeniden ve bu sefer daha net sertliklerle arenaya dönme zamanı diyelim.. Vurulacak bir zaafımın kalmaması yaşadığım kalp kırıklığının bana bir armağanı oldu.. Birini merkezime aldım, ona sahip olmaktan kaçtığı sevgiyi, geçmişinde hiç sahip olmadığı sadakati verdim, ona bir taht sundum.. Kendi kalemi krallığımı kendi elimle işgale açtım, benim için bu bir işgal değildi, köksüz medeniyetimin kök salacağına inanmaktı. Neyse ki uyandım..

    Eskiden kendimi kapatır özür beklerdim, ne özür gelirdi ne kalbimi sakinleştiren bir yaklaşım. O zamanlar anlamadığım şuymuş; birilerini kalpten sevmek, bir ilişkiye emek vermek, çabalamak güzel duyguları yeşertmek için, anlamlandırmak biriyle olan hayatını herkesin harcı değilmiş. Boşuna demiyorlar kişi kendinden bilir işi diye; kendi halime öyle inanmışım ki herkesin ben kadar feda edebileceğini sanmışım. Aslında ilk illüzyon bu değil hayatımda. Sevgi, saygı, sadakat, şeffaflık, güven, dürüstlük kavramlarında o kadar net çizgilere sahibim ki karşımda da hep bunlara değer veren olur sanmışım. Bakın bunları isteyen demiyorum, çünkü tam da bunları bekleyen insanlar geldi, lakin iş bunları vermeye gelince maalesef sınıfta kalmayan tek bir kişi olmadı..

    İnsan zıttıyla sınanır derler ya hani, benim hikayemde kim armağan kim ceza tam olarak hikayeyi yaşarken anlamakta zorlandığım ilişkiler yaşadım. Son ilişkime kadar olan süreçteyse hayat karşıma hep kendi olma halimi ne kadar yetiştirdiysem o kadarını çıkardı aslında.. Son ilişkime kadar olan diğer ilişkilerimdeyse neden olmadığını daha net görmemi sağladı bir şekilde.. Ne onlar hayatımdan gittiğinde ne de onların yarattığı kalp kırıklığını yaşarken arkalarından kötü konuşma ihtiyacı duymadım mesela, onları dünyaya kötüleme ihtiyacı da duymadım onların biri hariç diğerlerinden de kötülüğümü isteyen olmadı zaten.. Ay bir tanesi özellikle hariç diyorum, ne ilişkide dik bir omurgası vardı ne de sonrasında dikleşmiş bir omurgası olmuş, kısaca hayat iyi ki dedirtmişti onunla ilgili, iyi ki bitmişte onun kendi kararlarını veremeyen hayatının bir parçası olmamışım.. Son ilişkimde de sanırım yaşadığım kaygılardan biri buydu, bazı seçimleri ve tavırları arkadaşına öyle benziyordu ki içimi ürpertiyordu bu.. Aile, arkadaş, gerçekleri konuşmak, kendini bilmek, ne bileyim ya biraz olsun insan ben ne yapıyorum acaba hatalı olabilir miyim demez mi hayatta işte bu konularda o kadar katıydı ki, neyse..

    Bugün aşkı kalbimde yeniden hissetmemin kişiyle ilgisi yok, 3 haftadır beni merak etmeyen, bizim için çabalamamayı seçen, sürekli bahanelerle başkalarının varlığıyla ve konuşmalarıyla meşgul olan birini beklemekten vazgeçmekle ilgisi var.. Bu nasıl mümkün oldu, normalde ilişki biter ben yas sürecimi fiziken ve ruhen izole olarak atlatırım, muhtemelen bunun bir sebebi ola ki düzeltilecek bir ilişkiyse ayrılıkta bile sadakatimi korumak ve kendime saygımı yitirmemek aslında, haftalar geçer karşıdaki çoktan yoluna bakar bense kalan enkazları temizleye temizleye devam ederim. Ama önce onun devam ettiğine şahit olurdum, sanki benim mutlu olmam değersizmiş gibi!!! Peki bu sefer fark neydi? Ben, kalbim, duygularım, netliğim, bekleyişim ve elbette kendime olan saygım duruşu..

    Öyle güzel sevmişim ki, öyle yürekten özlemişim ki sonunda anladım aslında.. Konu artık onunla ilgili değil. Benim sevme şeklimle alakalı, benim sevgime sahip çıkma şeklimle alakalı, benim sadece yanımdayken değil yanımda değilken de dimdik kalbimde olan insanı seçebilecek cesareti göstermemle alakalı.. Bu konuyu derinlemesine konuşmadan birkaç şeyi netleştirmek isterim, çünkü seven insanların belirli özellikleri olduğu kanısındayım; çabalamaktan gocunmayışları, öncelikle birbirlerine müsait oluşları, aralarına koşulları insanları sokmama gayreti, birbirlerini oldukları halleriyle ve gelecekte olacakları halleriyle her gün yeniden istemeleri ve en önemlisi günün sonunda küskün uyumamaları.. Yani demem o ki sadakat sadece yatıp kalkmak değil dışarıda milyonlarca insan var onlardan gelen davranışlara da net çizgi çekmek, çekebilmek. Çabalamak sadece birkaç güzel sözle ya da hediyeyle değil bazen kendi inançlarına rağmen karşındakini incitmemek için kendine bile karşı çıkabilmek. Ve sevgi öyle muazzam bir enerji ki aslında ne travma tanır, ne yara bilir, ne de öğrendiğin inançlar onun karşısında ses çıkarabilir, elbette istersen sevmeyi..

    Bakmayın tek taraflı sevmek değil zaten öyle olsa ne bu kadar uzun sürer, ne de ben bugün kalbimde acıtsa dahi yer veririm.. Elbette karşılıklıydı; lakin diyorum ya sevme kapasitemiz kadar sevebiliyoruz, anlama limitimiz kadar algımızı açıyoruz, hayatımızda olmasını istediğimiz yere koyuyoruz sanki o da aynı yere koymuş gibi huncarca öncelik haline getirebiliyoruz.. İşte bir illüzyonda buydu benim için; öyle çok özlüyordum ki aynı derecede özlem duyulur sandım, öyle saf öyle sadık bir sevgi besliyordum ki aynı masumiyetle sarıp sarmalar sandım, öyle merkezime aldım ki beni de alır baş tacı yapar sandım.. Bu sanmalar karşısında göremediğim her davranış beni kırarken, kırgınlıkla verdiğim hep tepki sonucunda daha da anlaşılamaz bir iletişim kurulmaya başlamıştı.. Bir de üstüne kaygılılarım yavaş yavaş kontrolü eline almaya başlayınca işler çığırından çıkmıştı.. Tek beklentim anlaşılmak ve sevgisinin varlığını davranışlarında görmekti aslına bakarsanız. Onunda başka beklentileri vardı oradaki hayatıyla ilgili belki de benim içinde olmamı istemediği, bilmiyorum.. Ya da nasıl dahil edeceğini bilmiyordu, lakin istemek bilmesini sağlardı inancına sahibim o yüzden artık varsayımlarla kendimi daha da yaralamayacağım.. Çünkü istese yapardı, ben mesela bir günlük bir valiz götürme yolculuğuna istedim ve dahil oldum hem de sırf yalnız kalmasın ve gün onun içinde keyifli geçsin hem de bir tatlı anımız olsun diye.. Gerçi olay oldukça saçma bir olaydı bakmayın da, bana göre saçmaydı yine de bu düşünceme ve doğruma rağmen onun yanında olmayı ve bu saçmalığı güzel bir anıya dönüştürmeyi seçmiştim. İşte bu iş bu kadar, istemek ve yapmak..

    Mesela bu üç haftalık süreci kalbime, kalbimdekine sadakatle ve sükunetle geçirmeyi seçtim, bunu istedim ve bu doğrultuda seçimler yaptım. Halbuki kırılan ben, kırgınlıklar ve kaygılar içinde yarım bırakılan ben, hiçbir şekilde bir telafi girişimine girilmeyen ben bunları sebep sunarak çok rahat yoluma bakar, koşullar böyleydi der, kalbimi zayıf kılan bu kırgınlık karşısında önüme sunulan ilgiye alakaya kendimi bırakıp egomu tatmin etmeyi de seçebilirdim.. Karşılığında da bunu yapana kızma hakkım olmazdı, oysa yapmadım, kalbimin kırgınlığı beni ne kadar zayıf düşürse düşürsün kendimi gelip geçici heveslere de, anlık heyecanlara da bırakmadım. İşte bugün bu aşkla uyanma sebebim bu, çünkü vicdanım oldukça rahat. Kalbim kırık ama rahat. Çünkü ben inanıyorum, kalbindeki kimse hayat sana onun sofrasında ekmek yedirir. Ve benim kalbimde sadakat sınavını vermiş, sevgisine sahip çıkmış, saygısını yitirmemiş bir kız çocuğu var ve o hakkı olan güvenle, huzurla, sadakatle, neşeyle kendi ışığını keşfederek o layık olduğu sofradaki yerini kazandı.. Şimdi o şöleni bulma yolculuğuna hazırlanıyor..

    Hani derler ya bazen hayat bir gecede değişir diye. Temelde biliriz o geceye gelene kadar yaptığımız seçimlerin açtığı kapıdır aslında bu olan. Ama o an açılmıştır işte.. 2025 yılına kadar olan kısmı diğer yazılarda bırakarak şunu söylemek istiyorum; ben bu sene içerisinde battaniyemle otururken bir gecede bir öpücükle kalbimde heyecan duymaya başladım, sonra en sevdiğim mevsimde altıncı ayımızı kutlama hevesiyle beklerken bir kitap okuduğum an bir gece kalbimi yarım hevesimi kursağımda bırakan bir an yaşadım, o yüzden bu yıl bitmeden bir gece hakkım daha olduğuna inanıyorum. Bu sefer köksüz medeniyetimin kadim krallığının gerçeklerle kökler salacağı bir gece hakkım daha var bence..

    Günlerdir buruklukla uyup uyanan kalbim bugün o saf aşkı yeniden hissettiyse bunun bence güzel bir sebebi var.. Uzun süreli bir okursanız bilirsiniz ben hayatın bizimle fısıldaştığına inanan biriyim.. Yeşil ışık görünce bak hayat bize yol veriyor diyen, merak etme ben gökyüzünü inceledim bu iş biraz zor olsa da olacak diyen, deniz tıklım tıklım dolu olsa dahi denizin dibinde park yeri buluruz merak etme sen diyerek hakikaten bulunduğu anları yaşayan, anısı olan şarkılara denk geldiği an şuan kesin diye cümleye başlarken cümlem bitmeden düşündüğü olan birisiyim.. O yüzden kalbime inanıyorum, benim bu yıl bitmeden bu hayattan iyi ki dedirtecek bir gece daha alacağım var bence..

    Uzun zamandır sekteye uğrattığım rutinlerime özellikle de limonlu suyuma bugün itibariyle geri dönüyorum.. Bir de maşallah denilen fiziğime daha fazla yatırım yapmam gerekiyor o yüzden yogama da geri dönüyorum.. Burada şov yapıp size yok erken kalkacağım, yok hayatımı yoluna koyacağım, göreceksiniz ne eğitimler alacağım gibi büyük büyük konuşmalar yapmayı istesem de maalesef ki bu pekte benim tarzım değil.. Tamam farkındalıklar yaşama işine ara vermeye çalışıyorum da e bugüne kadar da epey bir kendimle yüzleşme yaşadım, insanın kendini bilerek konuşması gerek biraz da.. Limonlu su benim için bir tabu niteliği taşıdığı için sabah ilk iş onunla güne başlamak önemli o yüzden önce limonlu su.. Beden sağlığı da önemli olduğu için günde 10 dakika yoga da benim için önemli.. Geriye kalan kısım ise bırakıyorum kendiliğinden olsun.. Çünkü kendimle olan savaşın kılıçlarını eylül ayıyla bırakma kararı almıştım. Eylül bitmeden de hayatla sevdiklerim arasında kaybetmemeliyim savaşını zorla bırakmak zorunda kalışımı da hesaba katarsak ekim bizim için bir teslimiyet ayı diyelim… Bu yeniden başlamak içinse gayet sakin bir yol gibi geliyor bana, daha önce deneyimleyemediğim bir yol.. Öyle alışmışım ki kaygılı yaşamaya, öyle korkmuşum sevdiğimi kaybetmekten sakince yaşayarak ruhumun neşesini ortalığa saçmaktan alıkoymuş bu beni..

    Halbuki ben zaten sevmek, anlamak, destek olmak, sadakat ve güven konularında yeterince kim olduğumu ortaya koymuşum.. Bunların değeri bilinsin, sevdiğim kişi bu sahip olduğu sevgiyi kaybetmesin diye çırpınmak meğer benim üstüme vazife değilmiş. Hem sunup hem de sunduğum şeylerin kıymeti bilinsin diye anlatmaya çalışmak ne büyük zulümmüş meğer seven için.. Kendi kendimi ne çok hırpalamışım meğer, sanki canımın kıymeti çokmuş gibi.. Anlamak isteyen anlar, yapmak isteyen yapar, sevmek isteyene hayat yol açar.. İnandığım şeyler bunlarken ben bu inandıklarımı göstermeye ne çok enerji harcamışım meğer.. İşte en çokta kalbimin sevgisinin sunduğu gücü hatırladım, dilerim o sevginin gücüne layık olanlarla sarmalanır artık hayatım.. Zıttım ile savaşım bitti benim.. Eskiden anlasam da kabullenemezdim bu gerçeği, neden derdim neden insan sevginin, güvenin, sadakatin değerini bir çırpıda kaybetmeyi seçebilir ki.. Seçemez, ben seçemedim. Hayatım boyunca da seçmeyeceğim.. Çünkü inanıyorum gerçek sevgi iyileştirir, gerçek sadakat kendisine saygı duyanların seçimidir ve hayat ne kadar fırtına koparırsa koparsın insanın kalbi doğruysa hiçbir savrulma onu yanlışın kucağına fırlatamaz.. Bir fırtına içindeydim, koca bir belirsizlik sisi çökmüştü hayatıma. İş, kariyer, eğitim aşk, arkadaşlık, ev, düzen, ben kimim, ne olacak, ben nasıl başlayacağım, nereden başlayacağım ve daha bir dolu çırpınış.. Şimdi görmeyi seçiyorum olanları, istemediklerimi net bir şekilde biliyordum da artık istediklerimi seçiyorum.. Bana değer veren bir ailem, konu ne olursa olsun bana gerçekleri söyleyecek kadar cesur arkadaşlarım, benim hayallerime ortak olan dostlarım, beni her gördüğünde heyecanla kucağıma koşan köpeklerim, kendi hedeflerinde bana yer veren arkadaşlarım yani anlayacağınız benim sevgime, sadakatime, güvenime önem veren insanlarım var..

    Yeniden başlayacağım bir hayatım var.. Nereden ve nasıl hala bilmiyorum. Dedim ya ağır bir sis perdesi, her anlamda belirsizlik dolu bir süreçteyim. Ama görüyorum ki yalnız değilim, isterdim ki kalbimdekinin sevgisiyle verdiği güvenle onu da bana güçlü hissettirenler arasında yazabileyim, isterdim ki kırgınlıkla değil onun verdiği güçle kendimi daha da sağlam hissedebileyim, isterdim ki onun elimden tutuşunun verdiği güce güvenerek hayata karşı ayağa kalkabileyim.. Payıma istediklerim yerine ondan kalan kalp kırgınlığı, kursağımda kalan hevesler, onca hayalin yitişleri düştü.. Sağlık olsun.. Bazen de anlamak gerekir ki senin istemen yetmez, seninle birlikte isteyen birisi olmalı..

    Bugün bu yazıyla bir adım atıyorum hayata yeniden, limonlu suyumu içerek başlıyorum güne.. Şimdi hamle sırası hayatta.. Peki sen kendi hikayenin neresindesin?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..GELİN BAŞTAN TANIŞALIM, PEKİ YA SENİN HİKAYEN?..

    Kendimi bildim bileli kendi hikayemi, hikayelerime eşlik edenleri, hikayelerimde etkisi olan kişileri durumları olduğu haliyle anlatmaya gayret ettim. İşin içine giren kırgınlıklar, kursakta kalan hevesler, yarım kalmışlıklar, sorgulamalar derken zaman zaman odağımız hikayenin gidişatını değiştirdi. Bugün olduğum kadın, bugüne geldiğimde olmak istediğim kadından kilometrelerce uzakta şu sıralar..

    Yaşadığım her şeyden ders çıkarmaya, olanları analiz etmeye, aman tetiklenmeler geldiyse bunları bir çözeyim demek ki burada benimle ilgili bir şey var demeye öyle döndüm ki yüzümü bana bunu yapanların, bile isteye kıranların yoluna mutlu mutlu devam ederken her kırılışımda içime dönen benim geldiğim yer yaşadığım en büyük hayal kırıklığı oldu aslında.. Son zamanlarda yaşadığım hayal ve kalp kırıklığı da bunun üzerine cila geçti.. Kalbini açanın yara almasıyla, o kalbe sahip olanın gözünü kırpmadan yaralaması arasındaki ironi bana bir süre daha ağır gelmeye devam edecek.. Şimdi gelin biraz da sizin, daha doğrusu bana bunları yaşatanların hikayesine..

    Mesela hep bir babasıyla problemi olan erkekler, bir o kadar da annesine düşkün erkeklerle yollarımın kesişmesi. Bu bir problem değil, herkesin ailesiyle ilgili muhakkak bir yarası vardır. Her birimiz muhakkak onlarla bir döngü içine gireriz, onları olduğu gibi kabullenip sorumluluğu alanlarsa yavaş yavaş içsel aydınlanma yaşamaya başlarlar. Bu konuda birçok araştırma var, sorumluluğu eline almak isteyen o noktalarda araştırma yapabilir ya da ailesini suçlamaya devam edebilir seçim sizin.. Beniyse ilgilendiren kısım şuydu; kendim bu konularda öyle derin araştırmalar öyle net aydınlanmalar yaşadım ki hayatımda bu konuda bir sevdiğim bir şey yaşadığında hemen ona sanki terapistiymişim gibi anlatmaya, anlamasını beklemeye çalışmak oldu.. İstenmeyen iyilik karşılığında nankörlük ve kırgınlıklar getirir, çünkü denge daima kendi kuralına bağlı kalır. Burada ben çok iyiyim onlar anlamıyorlar demiyorum, aksine sanki her yarayı ben iyileştirmeliyim hissinin bana ne büyük bir kırgınlık olarak döndüğünü yeni yeni anlıyorum.. Mesela bir arkadaşımın aile konusunda kendini sorumlu hissetmesi, sürekli onların istediklerine koşulsuz kabulü benim nezdimde ebeveyn-çocuk rolünün tersine dönüşüydü hatta psikolojik ve kültürel olarak da böyleydi, ben hemen durumu anlatmaya onun bir birey olduğunu görmesi gerektiğine inanarak konuşmaya başlardım. Hem de karşımda bunları öğrenmek isteyen bir öğrenci yokken.. Hatta ironik olacak kendisi pdr okurken.. İlişkilerimde de böyle oldu aslında.. Ben yaralı insanı gözünden hisseden bir yapıya sahibim demeyi istesem de biliyoruz ki yarası olmayan kimse yok. Kimileri bunu kamufle edebilirken kimisi ne yaşadığını bile fark etmiyor, zaten üstünde de durmuyor bu konularda, kimileri de benim gibi işte yara söz konusu olunca kalbini sonuna kadar aralıyor..

    Peki neden aile konularında bireyselleşme yaşamış olanı değil de yaralarına hizmet edeni çekiyorum hayatıma? Çünkü artık biliyorum, aynı yerden yaralıyız. Yaralar birbirinin aynısı olmasa da yara aynı.. Lakin ben hep bir şifa olma çırpınışa girip kendimi hemen feda edeceğim bir role giriyorum.. Mesela bir plan yapıyoruz bu plan karşımdakinin hayatındaki birileri sebebiyle erteleniyor ya da bozuluyor, bu ben de hemen değersizlik önemsizlik hissini tetikliyor, yani tetikliyormuş bunları da yeni anlıyorum. Ya diyorum ben planlarımı ona göre ayarlıyorum, her küçük detayı hesaplıyorum diyorum nasıl olur karşımdaki bunu yapamaz nasıl olur da yok koşullar yok ailesi yok arkadaşı daha öncelikli olabilir diyorum. Bunu demekle kalmıyorum, öne sürdüğü sebepteki kişi diyelim ki arkadaşı eğer o kişi yanlış ve yalancıysa kızgınlığım daha da artıyor, böyle biri yüzünden nasıl benimle olan zamanın yitirilmesine göz yumar kızgınlığı başlıyor.. Yani demem o ki karşımdakinin hikayesinde var olan bir durum anında aklımı işgal edip beni sarsabiliyor..

    Bugüne kadar statü ve eğitim anlamında kendini yetiştirmiş, yetiştirmeye özen göstermiş insanlarla ilişkilerim oldu; mühendis, avukat, öğretmen, hem mühendis hem kendi işini yapan gibi hem alanında uzman hem de eğitiminde. Karşımdaki kişisel hayatında aynı başarıyı göremeyince kızmalarım da meşhurdur ha.. Mesela avukat olan; babasının gölgesinde, kendi kararlarından uzak bir hayat yaşarken ben bunu bir türlü anlamlandıramazdım. Hatta son ilişkimde bana kişiyle ilgili söylenenler hala aklımda ”sen onu babasının oyun yaptığında uyarmıştın, sen ona özgüven vermiştin, senin varlığın sayesinde özgüvenli duruyordu, son gördüğümde şöyleydi böyleydi” cümleleri ve daha fazlası.. Peki çok güzel ben bunları verebilen biriydim, sen bunu görebilen birisin peki karşımdaki neden göremedi? Göremezdi, çünkü görmeyi istediği bu değildi. Bense inatla buralarda duvar örmüştüm, çünkü aile ilişkiye girerse ilişki bozulur inancım vardı, nitekim öyle de oldu.. Benim inancım gerçek oldu, oldu olmasına da karşı taraf durup bu konuda kendince bir aydınlanma yaşadı mı, elbette hayır, aksine sorun çıkaran ve anlayış göstermeyen ben oldum, suç bana atıldı, hatta sonrasında öğrendim ki suçlamak konusunda yapmadığım şeylerle bile itham edilmişim. Peki neden? İşte aynalama yapmak bu kadar ince yapıya sahip, onlar bana aynalama yapar ben sorgularım, ben onlara aynalama yaptığımdaysa onlar suçu bana yıkar kendilerini haklı görür, sorumluluk almaz ve yollarına devam ederler. Peki kazanan kim, bence onlar.. Baksana ben hala yaralarlar, şifalarla, farkındalıklarla yaşarken onlar işinde çalışıp, eşleriyle tatillerdeler..

    Benim aklımı yoran kısmını buraya kadar geldiyseniz yaşayanlardansınız.. Aklım zaman kavramını alt üst eden, sürekli sebep sonuç arayan, analizlerle baş başa kalan bir dizayna sahip. Kalbimse kendi kırgınlıklarıyla mı ilgilensin, yaşadığını mı anlamaya çalışsın, kendini mi şifalandırsın, benim hayatta kalmam için ritim mi tuttursun o da ne yapacağını şaşırmış halde..

    Biz hikayelerinize devam edelim.. Hayatımdan onca insan geçti, kırıldığım, ağladığım, bazen sadece sessizce yoluma devam ettiğim, kimi zaman sorgulamadığım, kimi zamansa sorgulamalardan başımı kaldıramadığım onca veda.. Şimdi herkesle olan hikayeme bakıyorum da yıllar evvel bir arkadaşıma şunu demiştim ”bak bir gün yollarımız ayrılacak, ben insanların hayatına onlarla ilgili bir şeyler göstermeye girer görevim bitince giderim bunu veda olarak algılama aksine yollarımız kesişecekse yine kesişecek sadece bugün bu kadar yakın olmamamızın bir nedeni var..” Sanıyorum 2019 yıllarındaydı, kendime yüklediğim bu misyonun altında eziliyorum artık. O zamanlarda yaralayıcı bir ilişki içindeydim. Hem sürekli tetikleniyor hem de doğal olarak tetikliyordum. Tabi bunu 5 yıl sonra söylemek kolay çünkü ilişki bitti, herkes yoluna gitti, ondan kalan yaralar iyileşti. Gel de şimdiki kalp yarası için söyle derler insana, ki oraya da gelecek sıra.. Dualite dengesinin varlığını görmezden gelerek söylediğim bu söz benim kalbimi delik deşik etti inanır mısınız.. Sadece öğreten değil aslında en derinlerde öğrenen benmişim.. Ailesiyle yarası mı var hop anla, dinle, üstüne vazife olmamasına rağmen anlatmaya, göstermeye çalış.. Bir arkadaşı yalancı, ikiyüzlü ya da sadakatsiz mi hop hemen anlatmaya başla ‘bak insan çevresinin toplamıdır, bak sen düzgünde olsan olsan onun seçimleri sana da etki eder, bak karısına sevgilisine buna yapan kişi senide yanlışa sürekler’ anlat anlat dur.. Yahu anlat, göster bunda bir sıkıntı yokta ya karşındakinin hikayesinde daha o farkındalık zamanı gelmediyse, boşuna mı diyorlar vakitsiz söz baş uçurur diye.. Mesela Mali’yle olan arkadaşlığımız boyunca yıllarca ailesi arkadaşlarıyla ilgili saatlerce süren sohbetlerde ondan hep ”sen kaybedilmemesi gereken birisin, seni kaybeden kendi kaybetmiştir, çok anlayışlısın, çok fedakarsın, ilişkide bunları yapacak kadar değer verensin, değerli bir insansın” cümlelerini yıllarca duydun.

    Şimdi gel buradaki ironiye, ne oldu da sevgili olduğumuzda 4 yıldır bunları söyleyen adam son 2 ayı seni kaybedecek seçimler yapmaya adadı ve sorunlar karşısında problemleri çözmek yerine seni kaybetmeyi göze aldı.. Alın size son bir hikaye daha.. Kalp kırıklığı serisinde yüzleşmeler yaşadık bunları hiçe saymadan ele almaya gayret edeceğim hikayeyi. Çünkü suç ve suçlu arayacak olursak ben sevgimi, sadakatimi, güvenimi, ilişkideki fedakarlığımı ortaya koyarım terazi asla dengeye gelmez.. Yıllarca bu kadar değerli olduğumu söyledi çünkü ondan beklentim olmadı, saatlerce kendini yaşadıklarını anlattı çünkü karşısında onu yargılamadan dinleyen birisi vardı, hediyelerle güzel cümlelerle gönlüne iyi gelmeyi seçiyordu çünkü onunla çıkara dayalı bir ilişkin olmadı.. Peki aşkta neyi kaybettik? Onun hikayesinde yüzeysel ilişkiler, aldatılmalar, aile konusunda ağır sorumluluklar, ablasıyla yaşadığı içsel kıyaslar, çevresinde kurulamayan derin bağlar, tek başına kendini ayağa kaldırmalar vardı.. Benimse o ilişkiye adım atana kadar yıllarca emek verdiğim işimden, evimden geriye bir hiç kalmıştı, tüm düzenim bozulmuştu, evimi kapatmıştım, tam bir belirsizlik ve yorgunluk içindeydim.. O hayatın onu benimle buluştuğu parka getirirken zaten gidecek olduğu hayatı kurma peşindeydi, bense ne istediğimi nasıl bir hayat yaşamak istediğimi bulana kadar biraz kendimle kalma sürecindeydim.. O ailesiyle ilgili sorumluluklarını görev bilinciyle yerine getirmeye çalışıyordu, bense aile konusunda bireyselliğimi net bir şekilde belirlediğim için kendi hayatımı nasıl kurmalıyım düşüncesindeydim.. Arkadaşlığın zaman içinde getirdiği güven, anlayış, yakınlık, paylaşımlar bizi birbirine çekerken bunu aşkla bozmaktan onu kaybetmekten korktuğum için adım atmaya çekinen bir ben vardı. Oysa ne olacaksa olsun ben seninle bir adım öteye gitmeyi denemek isteyen taraftaydı..

    Onun bir adımı benim cesaretim bizi birbirimize yakınlaştıran ilk kıvılcım oldu.. Lakin aşkta ben sert ve netken o yüzeysellikle dolu geçmişi ve yaşadığı hayatın karmaşası içindeydi.. Hatırlıyorum da bana ”yıllarca anlaşmayı başardık yine yapabiliriz” cümlesi bana hep güç veriyordu.. Sonra tepetaklak gittik, neden, çünkü isteklerimiz ve ihtiyaçlarımız ilişkinin ötesine geçmeye başladı. Ben her seçimde aşkı öncelik yapsam da aynı şeyi görememe hali beni kırmaya başladı.. Hala anlamakta zorladığım konulardan birisi de bu aslında.. Kendi yolumuza gitmeye çalışmalar, insanların ve koşulların etkisini arttırması derken ya bir duralım biz niye hep sorunlarla boğuşuyoruz demek yerine ben kırılmaya o kırıp bunu görmemeye devam etti. Çünkü ben hayatımın belirsizliği, aklımın kaygıları ve ilişkimin yokuş aşağı gidişi arasında nefes alamıyordum. Oysa yeni düzeni, yeni insan bağlantıları, meşguliyeti, oradakilerin stresi derken benim boğulduğumu fark edemedi.. İşte asıl kopuş buydu; suya olan korkuma ”korkma ben varım sana bir şey olmaz” diye bana takla attıran ve korkumda yanımda olan adam, benim daha derinlerde boğuluşumu fark edemedi. Ben de aynı şekilde o boğulma haliyle, güven kırgınlıkları yaşarken onun sevgisini göremedim. Kalbimin kırgınlığının tarifi yok, yine de dün de dediğim gibi artık beklentim de yok.. Diğer hikayelerde olan benzer şeyler işte burada da oldu, diğerleri gibi kırdı gitti hayatına devam etmekte sorun görmüyor. Görmesine gerekte yok elbette. Ben sadece karşımdakinin kalbinden öyle emindim ki; hatta bir keresinde bir kişiyle ilgili konuşurken ”ben sendeki yerimden eminim kim n’aparsa yapsın yerimden edemez” gibi kendimden emin cümle bile kurmuşluğum var..

    Karşımdakilerin hikayesine kalbimi ne zaman açsam onlardan bana sadece yara kalıyor. Ne zaman yaralarına şifa olmak çabasına girsem daha büyük bir yara açılıyor içimde.. Ne zaman derinden anlamaya çalışsam, anlaşılamamış ve yanlış anlaşılmak olmanın yalnızlığını yaşatıyor karşılığında hayat.. İşte denge tam da burada, ne zaman kendimi feda etsem yanıyorum, söndüğümdeyse bakıyorum ki uğruna yandığım hiçbir hikayede başrol olmamışım.. Senin hikayenle benim hikayem arasında hayatın kurduğu o köprüde ayaklarımı aşağı sarkıttım sadece bakıyorum.. Dengeyi kaybettiğim zamanlar olsa da bulmak için merkezi aradığım da oluyor. Anlamak için çırpınsam da anlaşılamamış olmanın kırgınlığıyla kendimi yalnız hissediyorum çoğu zaman.. Yani anlayacağın benim hayatımda senin hikayenin hep bir değeri oluyor da, bazen benim hikayemin duyulmaması beni derinden kırıyor.. Ben kendi hikayemde sevgiye, anlayışa, sadakate, yeni hikayeler yazmaya, anlamaya, dönüşmeye, birlik olmaya ne kadar yer verdiysem karşılığında kaygı, yalnızlık, anlaşılmama hali, suçlanma, muhtemel sadakatsizlik ve yorgunluk olarak dönüyor.. Peki senin hikayenle benim hikayem arasındaki dengeyi nasıl bulacağız? Yani ben hep kırılan tarafta mı olacağım, hep anlaşılmayan, dün en kıymetliyken bugün en görülmeyen ve terk edilen tarafta mı olacağım? Şuan, en azından son zamanlarda olanları göz önüne alınca bir başkasının hikayesinde sanırım yine başrol olan ben olamadım.. Am bu hali birlikte çözebileceğimize artık inanıyorum..

    Çünkü günlerdir sessiz kalmamın, sorgulamalarımın, yüzeye çıkan kaygıların, kalbimi kıranın gösterdiği ve hissettirdiği sevgisizlik aynı zamanda bana bir umutta vermeye başladı.. Yıllarca kendimi başkalarının hikayesindeki kahraman, kendi hikayesindeki fedakar kurban olarak hissetmemin köküne indim sayesinde.. Yıllarca yaşatılanların izlerini, yaralarını yazdım.. Sonraysa anladım ki artık hikayemin o derinlerden de değişmesi gerekli.. Sürekli kahraman olma çabası haliyle feda olma sebebi yarattı. Çünkü bir hikayede her zaman bir kurban olmak zorundaydı, bense yıllarca o kurbanı kendim yapmışım.. Sonrada küsmüşüm herkese sessizce, onlar devam etmiş, merak bile etmemişte ben hep beklemişim bunca sevginin ve fedakarlığın acaba değeri görül mü, bir anlayan olur mu diye.. Dün tanıştık yeniden; bugünse birlikte hikaye yazmamızın benci yolunu koydum ortaya..

    Çünkü artık feda edilen değil birlikte kahraman olunan hikayelerde olmak istiyorum. Çünkü artık kendi payıma düşen kırgınlıklarımdan doğan hikayeler değil, birlikte üstesinden gelinen hikayeler yazmak istiyorum.. Çünkü mabedime girip köprümde elime aşkla tutanın inandırdığı büyülü aşkı yaşayan olmak istiyorum, neden benim her hücreme sızmaya çalışıp sonrasında beni yarım bıraktı demeleri yazmak istemiyorum.. Artık yaşadıklarımı yazmak istemiyorum kısaca.. Artık yazdıklarımı yaşamak istiyorum, yaşayacak cesarette olanların hikayesini anlatmak istiyorum.. Yeni yıla nasıl girdiysem, yeni yaşa nasıl girdiysem aynı huzurla, sadelikle, neşeyle, inançla yeniden ayağa kalmak istiyorum.. Ve en çokta sadece benim hikayemi, senin hikayeni değil bizim hikayemizi anlatmak istiyorum..

    Peki senin hikayende, bir köprü kurmaya ve bildiklerimizin aksine gerçek bir şey inşa etmeye yer var mısın?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..TANRI ASLA ZAR ATMAZ..

    Kalp kırıklığıydı, katarsisdi, eşyalardı, evdi, sorgulamalar, kendinle yüzleşmeler derken bugün bir çılgınlık yaptım. Hep içimde olan şeylerin listesini çıkardı, zaten yaptığım bir liste vardı lakin o listede malum kişiyle ilgili yaptığım planlar vardı. O yüzden dedim ki benimle maceralar yaşamak yerine bensizliği seçmiş biri için fazla bile zaman ayırdım.. Korkular, kaygılar, yaralar, travmalar neredeyse uzmanlık alanım oldu. Hem kendi hayatım hikayemde, hem tanıştığım insanların hikayesinde derken derine ine ine magmaya ulaştım.. Buralara geleceğiz, ama önce bugüne gelelim.. Kalp kırgınlığıma, ev düzenine, kalbimi kıranla hatıraların yaşandığı sokaklardan kalktım bir kahve içmek için en sevdiğim yere oturdum.. Kadere bakın ki daha da geçmişten birilerini görünce ”lan dedim lan şunun gibi birisini bile kaybetmemek için titreyen insan beni nasıl da” dedim kendimi durdum girdim bilet aldım, erken kalkmanın yıllarca hep istediğim şey olup hiç başaramadığım bir hayat düzenim vardı buralara da geleceğiz ama şunu söylemek isterim ki hakikaten erken kalkmak yol aldırıyor..

    Hemen bir liste yazmaya başladım; ben ne istiyorum, kaygılarım, korkularım, hayallerim, hayatımdakiler, hayatımdan gidenler liste öyle kabarık ki size bu konuda en az 3 hikaye çıkarırım, bizse bugünün hikayesine gelelim.. Tamam dedim bavullar evde hala yerleşmeyi bekliyor, e kalbimde kırık o da hala iyileşmek için zamanını bekliyor. Hah dedim işte bu; ben sadakatler sevgiyle aşkımın yokluğunda bile saygımı bozmazken karşımdaki beni sorularla, güven kırgınlıklarıyla bırakmayı seçmişken ben hala kalbime sadakat gösteriyorum, ama günler sonra ilk kez doğru bir cümle kurdum, ilk kez gerçek bir ben dedim.. Ben ilişkimde olduğum kadar ilişkim sonrasında da sadakatle ve sevgiyle süreci geçirecek kadar kendisine saygısı olan, sevgisine saygısı olan biriyim o zaman kalk gidiyoruz.. Şimdi dedim elimizde neler var; kalp kırıklığı, yerleşmesi gereken eşyalar, başlanması gereken yeni adımlar (malum 10 yıllık düzen, kariyer, kısaca her şeyi yıkmış koca bir belirsizlik içinde yaşıyorum), bir bu kadar da benim sevgimi besleyen ailem, arkadaşlarım var.. Bense tutturmuşum bir aşk diye, ben ona her şeyi belirli olduğu halde destek olurken benim yaşadığım zorlukları nasıl görmez, nasıl destek olmaz, aman şu mu bu mu diye düşünüp duruyorum..

    Matematik basit, isteseydi yapardı, çünkü onun aksine çok daha büyük bir belirsizlikle tek başıma boğuşuyordum.. Tamam dedim aldım sırt çantamı, ee dedim başka ne var elimizde şuan; bir bilet, az da olsa bir miktar para, işsiz olduğum için bolca zaman.. Yaz kız yapmak istediklerini hem de o malum şahısla olan sayfaya yazdım istediklerimi. Baktım şuan ki imkanlarımla ilk neyi yapabiliriz annemle kahve date, yürü dedim gidiyoruz.. Yıllar önce daha doğrusu şu 4 yıl kadar önceki Fatoş’u tanısaydınız var ya sen bu değilsin seni bu yapmışlar derdiniz.. Aklına eseni yapan, hayattan korkmayan, otostopla yollara çıkan, yeni yerlere gitmekten çekinmeyen, her gününü dolu dolu yaşayan kadını kıra döke kendilerine benzetmeyi başardılar.. Neyse ki ben kendiyle derdi olanlardanım o yüzden kimseyi suçlamıyorum, seçim benim, sorumluluk benim der hatalıysam düzeltmeye çalışır, yaptığım seçimlerin arkasında dururu.. Canım kendim, bir tek bu noktada dünya seni onlardan yapamadı.. Gelgelim yol boyu düşündüm, yazdım, hayal ettim.. Ara ara gözlerim doldu elbette malum şahısla da ne güzel hayaller kurmuş, bunları tek tek yazmışım emek emek, bunlar da düşünce bulutuma karıştı elbette.. Ama kendimi hatırlamaya başladığım bir yol oldu.. Kimdim, kim oldum, kim olmak istiyorum..

    Annem sağlık sebebiyle pek evden çıkamasa da benimle dolu dolu bir gün geçirdi, güzel de bir hediye aldı ki sen geldim aklıma hediyesini kim sevmez değil mi. 🙂 Yani o güzelim listeden anında bir şeyi yapmış olmanın mutluluğunu paylaştım bugün.. Peki diyecekseniz ki yazının başlığıyla konu ne alaka be kızım, hemen gelelim o konuya..

    Çok kırgın dönemler yaşadım, arkadaşlık aşk derken.. Kimi zaman eyvallah dedim devam ettim, kimisiyse tetiklenmeler yaşattı kendimle yaralarımla baş başa çok kaldım.. Ve geldik bu son kalp kırgınlığına ve sebebi olan kişiye.. Benimki çocuksu güvenin, derinden sevmenin, gerçekten güvenmenin yarattığı bir hayal kırıklığıydı aslında.. Günün sonunda bazı şeyler nettir arkadaşlar; isteyen yapar, sevgi çaba emek ister.. Ve biliriz hepimizin sevgi dili başkadır.. Öyle bir zamandayız ki herkes her şeye sahip olmak,, sahip olurken de fedakarlık yapmadan emek vermeden tadını çıkarmak istiyor.. En azından bana denk gelen buydu; anla, dinle, göz yum, sorumluluk almak istemeyişini kendiyle yüzleşmek istemeyişini tolere et blah blah blah.. Ben kim olduğumu zaten biliyorum da hatırlamam gereken daha özel bir şey varmış..

    Gerçekten sevildiğim, görüldüğüm, duyulduğum.. Onun aksine benim ailem yüzleşmek istediğim her konuda yanımdaydı, kendime inancımı kaybettiğimde dostlarım bana pohpohlamayla değil dürüstçe gelecek kadar samimiydi, ve ben ne zaman düşsem kalbimin ekmeği sayesinde öyle güzel ayağa kalktım ki aslında zamanla en çokta bunları unutmuşum.. Öyle telaşa kapılmışım, öyle yetersiz hissetmişim ki içten içe kendimi bende bir şey olmalıyım ben de biri olmayım demelerim başlamış.. Halbuki herkesin yolculuğu ve bir zamanı var derdim, kendi verdiğim akılların kendime tesir etmesine izin vermemişim mesela.. Karşımdakinin ailesinin vermediklerini ben vermeye çalışmışım mesela, neden, çünkü yara nedir bilirim demişim, görülmemek nedir bilirim demişim.. Ne büyük kibirmiş.. Kendimde en olmasından korktuğum şeydir önyargı ve kibir. Elimden kalbimde geldiğince de sınır çizerim bu konulara.. Başarılarım, hayata karşı duruşum konusunda bunları hayatımdan ırak etsem bile şifacı olma çabam kendimden eksiltmiş.. Tükenmeye giden bir yola dönüşmüş büyülü aşk hikayem.. Halbuki görmek isteyene zaten neşem, bereketim ışık saçar. Bindiğim taksi bile çok şanslısınız trafik doluydu gelirken yol bir anda açıldı dedi, iltifat beklenmeyen yerden gelince insan bir şaşırıyor ama gülümseyerek hatırladım o deniz kenarında hınca hınç dolu bir yerde denize sıfır park yeri bulduğumuzu, anıyı taksiciye anlatmasam da anın verdiği gülümsemeyle ”evet genel de park yeri bulmak, yeşil ışığa denk gelmek ve trafik olmaması konularında şanslıyımdır hayat bana yol verir” demekle yetindim.. Ve bu gerçek bir anda zihin kıvrımlarımda dolaşmaya başladı, dolaşırken veri akışı girdi devreye; koç burcu girdiği yere bereket getirir, senin duruşunda farklı bir enerji akışı var huzur veren, yaşam yolu rakamından dolayı sen şifacısın, çok güzelsiniz, waoaw kokunuz çok güzel, ne kadar neşeli ve ışıl ışılsınız vs. ,. Malum benim zihin kıvrımlarım biraz farklı ve çoklu çalışır.. Mazur görün…

    Yarayı bilen biriyim, yaralıyı tanıyan biriyim. Nerede ailen, aşktan yaralanmış var çekerim kendime. Arkadaşlıkta da, aşkta da.. Çünkü yaralı biriyim, çocukluğumdan.. Anlamam zaman aldı, idrak halimse devam ediyor.. Fakat fark ettim ki ”niyet her şeydir” ve ”her nasip vaktine esirdir” son olaraksa ”kader gayrete aşıktır”.. Şimdi diyeceksiniz ki bu aforizmalar ne alaka, gelin birlikte yaşayalım aha etkisini.. Mesela arkadaşlıklarım konusunda yıllarca çok hassastım, kendimin ailemin bile önüne koymuşluğum çoktu kendi derdimi, hastalığımı düşünmeden yanlarında olduğum çok zaman oldu.. Yıllar içinde bu konuda dengeyi bulmayı öğrendim. Kendi krallığımda herkesi bir sofram elbette vardı, lakin kendi soframa sadece ailem gibi gördüklerimi almak konusunda net kararlar aldım. Çünkü sadece kendi zaman ve enerjim değil aynı zamanda bana gerçekten değer veren dostlarıma da ayırdığım zaman ve enerjiden çaldığımı anlamıştım. İşte bu yüzden de o alanda köklü değişimler yaptım, hayatta bu konuda beni nazikçe desteklemişti. Çünkü ben vedaları pek sevmem, ansızın gitmeler tam benliktir. Ama kimsenin hayatından çat diye gitmem gidemem, işte bu zıtlıklarla boğuşmamam içinse hayat tatlı hamlelerle beni destekledi. Ve krallığımın sofrasında olanlar, ailem gibi gördüklerim kendiliğinde kalırken yüzeysel olanlardan sessizce uzaklaşmıştım.. Gelelim aile konusuna, kediler sevgiyi almakla ilgilidir derler uzun uzun anlatmayı sevsem de konumuz dağılmasın diye merak edeneler araştırabilir. Peki konumuzla ilgisi ne hemen oraya gelelim; benim kedilere alerjim vardı, bırakın dokunmayı oturdukları yerle temas etsem kaşınmalarım başlardı. Tabi bu işin köküne mecbur ineceğiz gelin 4 yıl öncesine kısaca göz atalım; ailesinden kopamayan bir erkeğin, ben yalanı asla affetmem diyen bir benin sıkıntılı ilişkisi sonrasında tetiklenen depresyon sürecime..

    Yılların içte birikmişliği, pandemi, mana kaybı, üstüne yıllar sonra iyi ki diyecek olsam da o zaman bir ”sen bu kadarını hak etmedin” özürünü beklediğim yıkıp giden bir ilişki derken zor bir süreç beni bulmuştu.. Terapiler, kendini bulma süreçleri, ilaçlar, e bir de geçirdiğim havale sonu ölümle burun buruna gelişim derken iyice kendime yöneldiğim bir zaman dilimi olmuştu.. O dönemde aile bağlarım, kök inançlarım, travma şifalandırmaları derken başlarda hasta olarak sonrasında da meraklısı olarak iyice içine girmiştim.. Hem bilimsel hem de ilim alanlarında oldukça fazla okumalar ve araştırmalar yaptım. Çoğu yöntemi kendi üzerimde denediğim bile oldu.. Bir gün aile evine geldiğimde annemin yeni doğan kedileri odama koyması, o kedilerle temasım ve temas etme sonrası kaşınmamış olmam sanıyorsunuz ki oha iyileştim dedirtti bana, elbette hayır, farkına bile varmamıştım alerjimin hafiflediğin, hatta alerjim olduğunu bile unutmuş gibiydim. Ta ki bir gün bir video karşıma çıkıp kedilerle ilgili; sevgi dengesi, anne sevgisi gibi şeyleri izleyene kadar.. Yani olay yaşandıktan birkaç gün sonra önüme bir videonun çıkması sonucu aha dedim aslında.. Bu olayında etkisiyle bu konularla iyice içli dışlı olmaya başlamıştım.. Ve artık emindim hayat kesinlikle fısıldıyor, peki biz duyuyor muyuz?

    Şimdiyse yaşadığım yüzleşme bunların oldukça dışında.. Bana kaybolan zamanımı, yitip gidip enerji ve neşemi, bir kale gibi inşa edemediğim kariyerimi, ne kadar okursam okuyayım ben buradayım diyemeyeceğim eğitimlerimin olmamasını, kendimi her seferinde düştüğüm yerden kaldırsam da bunlar için çabalarken yitirdiğim şeyleri bana kim geri verebilir? Kalbimi kıranlar yoluna gönül rahatlığıyla devam etmişken ben açılan yaralarla kendimi dünyadan soyutlamışken, bana yapılanlar benden çalınanlar diye yazıp anlatırken bir köşede benden gidenlerin eksilenlerin yerini ne doldurabilir? Hiçbir şey, hiç kimse.. Ben ne kadar kalbimle seversem seveyim yaralayanların gördüğü kendi hikayesindeki kibirleri ve haklılıkları olacaktı zaten, çünkü öyle olmasalardı öyle kırmazlardı. Ben ne kadar kendimi iyileştirmek için tek başıma onca yalnızlık, sorun, belirsizlikle, imkansızlıkla bir başıma kaldım yine de düşmeden devam etmeye çalışıyorum desem de bunlar için kaybettiğim zamanı kimse görüp verdiğim sessiz savaş için kimse takdir etmeyecekti, zaten öyle olsa zamanımı neşemi çalmak yerine paylaşmayı seçerlerdi.. Şimdi söylesenize bana; birisi depresyonumu tetikledi ilişkiler konusunda aile travmaları bıraktı ben bunlarla boğuşurken hayat onun evlilik teklifini alkışlattı, ben kendimle sevgim sadakatimle yas tutarken o mutluluğunu sergilemekten hiç çekinmedi peki ben ne kazandım. Kendimi tanımaya, ne istediğimi bulmaya adadım kendimi doğru, o ağır depresyonda ehliyetimi diplomamı aldım doğru, ama yetmedi işte..

    Son kalp kırıklığı peki arkadaşından daha ağır yaralar açtı, çünkü sadece aşka değil arkadaşlığı da ihanet etti kırdı ve gitti sonra ne oldu; o tatiline keyfine, Amerikan rüyasına keyifle devam etti, kurulan hayallerin yıkıntısının yası, hatta hakkı olmayan sadakati vermeye devam eden ben yine zamanımı, neşemi, enerjimi yitirdim kaldım.. Şimdi bunları kus ve yoluna devam et demek kolay, zaten kolay olanlar geldi çaldı gitti. Zorluğu yaşayanların kaybının hesabını kim verecek? Ben çok sordum, çok bekledim.. Tam 31 yaşımda belki kaçtığım, belki korktuğum, belki de hiç hesaba katmadığım bir gerçekle yüzleştim.. Ben ne kadar sadakat, sevgi, güven, şeffaflık dolu ilişkiler sunsam da bunu taşıyamayanların kolayca günah keçisi ilan edip yoluna gönülleri rahat devam edebilmelerine şahit olurken en çokta ben benden çalmışım. İnsan 20’lerinde olsa kolay bulur yolunu da 30 yaş daha derinlerden kırıyor inancı, başlanmasını daha zor kılıyor.. Hele de bunca belirsizlik içinde, imkansızlık dahilinde, üzerinde ağır psikolojik ve fizyolojik sorunlardan sonra.. Gönlüm çok kırgın evet ve hakkımı inanın helal etmiyorum, çünkü bu kadar kırgınlık hakkım olmamalıydı.. Bunu sızlanmadan, beddua etmeden söylüyorum. Kendimi affediyorum başta, çocuksu bir heyecanla kalbime herkesi denk görüp yoldaş bellediğim için.. Ailesi tarafından zamanında takdir ve sevgi görmeyeni daha bir sıkı sarıp sarmalayama çalışırken kendi çocukluğumu yalnız bıraktığım için, ablasıyla kıyaslanana kendisinin daha değerli olduğunu göstermeye çalışırken aslında içten içe samimiyetimi görmek yerine beni düşman bellemesine rağmen inatla anlatmaya çalışırken kendimi nasıl da yorduğumu görmediğim için. Beni diplomasına, kariyerine denk görmeyip yetersizmişim gibi davranarak kibirden kör olanları kalbimdeki sevgiye, ruhumdaki sadakate onları denk görerek aslında onların kibrini beslerken kendimi daha da değersizleştirdiğim için.. Kalbimi herkese ev yaptım doyup şahlanan yıkıp gitti en çokta tek başına ben kaldım enkazın altında.. En çokta bunları yapmalarına rağmen kendi zamanımdan çalmayı umursamadan beklemekle, onları gelirse affedebilmek için kendi kendimi oyaladığım için kendimden özür dilerim.. Benden giden neden mutluymuş gibi olup onlardan enerjimi çektikten sonra mutsuzluklarını, hatta duyduğuma göre bana inat evlenen bile varmış ben demedim bizzat arkadaşı demişti yanlış olmasın, sebebi ne biliyor musun ben gerçekten çocuksu sevgimle sarıp sarmaladım her zaman. Sözlerimle değil davranışlarımla sadakat gösterdim. Ama ne düştüğümde el uzatan oldu, ne bir hatam olduğunda yanımda kalan. Sen de insansın, çok yoruldun, her şeyi kendinden halletmek zorunda değilsin demediler.. Bakmayın bense içten içe beklemişim aslında. Hani böyle o büyülü aşk hikayesini yaşarım, dünyaya aşkımla kafa tutarım, ne olursa olsun güvenli bir limanım olur diye inanmayı istemişim. Son sevgilimse bu konuda oldukça destekleyiciydi.. Yani inanmamı sağlayacak kadar destekleyiciydi, bu inancın arkasında dimdik duracak kadar değildi. Olamazdı nasıl olsun ki; ona diploması olursa, ablasından daha iyi bir yere gelirse ailesinin onu takdir edeceğine inanan, çevresinde kadınlar ona ilgi gösterince asla ulaşılmaz biriymiş herkesi o seçermiş gibi hissettirten biri olarak yetiştirmiş birine dünyanın öyle bir yer olmadığını anlatmaya çalışmak ben hatamdı.. Hayatı boyunca kibrini beslemek zorunda bırakılmış, ilişkilerinde aldatılmış, arkadaşlık ilişkilerinde hep kendi aralarında gizli kıyaslamalar yaşamış birine gerçek aşkı, gerçek dostluğu, gerçekten onunda sevilebilir birisi olduğunu nasıl anlatabilirdim ki.. Keza o da bana kariyer ve eğitim konusunda önemli biri olmazsan dünya seni alkışlamaz kısmını anlatmadı mesela..

    Ben daha romantiktim, o daha analitik. Ben sevgi iyileştirir inancına sahiptim hem de defalarca oradan kırılmama kandırılmama rağmen, o annesinden öğrendiği mesafeli sevgi normaldir inancını yıkamayacak kadar uzaktı sevilmeye. Ben gezelim, eğlenelim, anılar biriktirelim, rutinler geliştirelim hayalciliğindeydim o ise dünyadan takdir almak için meşgul olması sürekli çalışması gerektiğine inanıyordu. Ben sadakatin seçim olduğuna, insanlar ve koşullar sana sinsice gelir ona rağmen seçebilir misin asıl sadakat seçimlerle ortaya konur diyen taraftaydım o ise bir an iyi niyetli sandım, ben bunda yanlış görmeyim diyerek durumları kendine göre şekillendirecek kadar sadakatten yoksun biriydi.. Ben onun için içine doğduğum ülkeyi, kültürü, ailemi, arkadaşlarımı bırakıp sırf onunla yeni deneyimler kazanmak aynı zamanda onun hayalini kurduğu kariyer için ona destek olmak adına ve aslında onda aşık olduğum potansiyelini yaşamasına aşkla destek olmak adına Amerika’ya giderdim. O ise aşkla kariyer arasında seçim yapmak zorundaymış gibi hissedenlerdendi, sorumluluk bilinciyle görev bilinciyle yaşayan birine ben nasıl anlatabilirdim ki aşkın yük değil bir kaynak olduğunu.. Ben her şeyi yapmaya hevesli biriydim, o ise hep planlı yaşamayı seçen. Yıllar evvel arabasını bozulduğu yeri tatile giderken bana gösterdiğinde ben ona ”bak hemen şarkı açıyorum bu anıyı yıllar sonra güzel bir anıya dönüştürüyoruz” diyerek hikayeleri neşeyle dönüştürmeyi seven biriydim, o ise yıllar önce gece ben yolda kalınca sen bana araba göndermiştin diyerek hep geçmişi hatırlamayı seçen birisi (gerçi benimle ilgili güzel şeyleri hatırlaması elbette güzel de yeni hikayelere de yer açabilirdin be adam).. Yani o bana kariyer, eğitim önemli hep alkış alacaksın, almak için çok çalışacaksın bilincini nasıl anlatamadıysa ben de ona aşk, sevgi, şeffaflık, sadakat gelecek için kurduğumuz yuva hayallerinin temeli bugün sağlam atalım ki inşa etmek kolay olsunu anlatamadım..

    Çünkü o dünyanın vazgeçilmezi olmak istiyordu, bense dünyaya birlikte meydan okuyabileceğim bir aşk.. Aslına bakarsanız bu iki güç bir arada köksüz medeniyetimin kadim krallığını yeşertebilir, hatta hayalini kurduğumuz gelecek için kök salmasını sağlayabilirdi.. Onun yerine tahtına emeksiz oturduğu krallığı yıkmayı seçti, bense o enkazın altında kalmayı ve beklemeyi.. İşte bir biletle çıktığım yolda kendimle en çok bu gerçekleri konuştum.. Kahvemi yudumlayıp ailemin verdiği sevgiye teşekkür ettim.. Aslında en büyük kaybım yola çıkmakmış onu anladım, yarın yeniden yola çıkmaz zamanı o yüzden.. Açılmayı bekleyen bavullarım, yerleşmeyi bekleyen anılarım, duvara asılmayı bekleyen fotoğraflarım var..

    O elimi tutarken belki kayboldum, o elimi bırakınca kaybolmakla birlikte karanlıkta kaldım, ama onun aşkı sayesinde hatırladım; önce ifşa, sonra şifa, daha sonra da inşa.. Depresyonumla yaşamayı öğrenmek yıllarımı aldım, çocukluğumda maruz kaldığım şeyleri tanımlamak ve anlamak yıllarımı aldı, kaybetmek ve kazanmak, yapmak ve her yaptığımı sandığımda daha da derindin yıkılmak yıllarımı aldı.. Geçmişin kırgınlıklarına ve yaralarına değil sadece başarılarımın da hep geçmişte kalmasına izin verdiğimi anlamakta yıllarımı aldı.. Kendi iç dünyama döndüm, çıktığım her sandığım da meğer yeniden kırılıp dönmeye devam etmişim oraya.. Ve bugün, 5 yılın sonunda, yine bir kalp kırıklığının enkazında yolum ikiye ayrılıyor.. Eskiden bu İzmir mi, Denizli mi diye ayrılır olduğum yerde bir gider bir kalır sadece düşünürdüm. 🙂

    Şimdiyse anlıyorum ki yol ayrımım bundan daha önemli bir noktada.. Kendimi yetiştirmekle, şifa aramak ve şifa olmaya çalışmakla kaybettiğim yıllarımı defalarca ifşa ettim.. Her ifşa bir şifayla, her şifa bir inşayla, her inşa bir yıkımla gerçekleşti.. Nisanda şifam olan aşk, eylülde yıkımım oldu.. Ekimse yeni bir ifşa getirdi kalbimi akıtmama dair.. Şimdiyse idrak ediyorum tanırının neden zar atmadığını, bana aşkla gelen dünyaya kafa tutmak mı istiyorsun o zaman o dünyanın sahn esine çıkacaksın denmesiymiş. Aslında aşkım da yapmak istediği buymuş, bense perde arkasında beklemeye beklerken de usulca bir aşk yaşamaya inat etmişim.. O bana sahneye çık demiş, ben korkuyorum demişim. Halbuki sudan da korkuyorum ve hala yüzme bilmiyorum, ama korkma ben varıp deyip bana suda takla attırdığındaki mutluluğu ve özgürlüğü tarif edemem, sonrasında bir heyecanla kendime makarna alıp su yuta yuta yüzme çabam ne de güzel bir andı o öyle.. Sadece kendi cesaretim değil, aşkın da elimden tuttuğunda bir olma halindeyken aslında ne de güzel meydan okuyabilmişim o korkulara.. Hele sonrasında o hiç cesaret beklemediğim adımla deniz kenara masa kurma talebini sesli söyleyen ve denize sıfır yemek yeme hayalimi yaşatan ey aşk.. Artık korkmuyorum.. Tamam tamam korku ve kaygılar hala var, köklü olanı bir anda değiştirme hayalinde kapılmıyorum elbette, ama artık anlıyorum.. Bir olma halinin, biz olma halinin benim şifam olduğunu.. Bugüne kadar gelen ve giden herkese, gelip kalan herkese, seven ve vazgeçen herkese bir teşekkür aslında..

    Aşk, sevgi, dostluk, sadakat, güven gibi soyut kavramlara öyle sıkı sıkıya tutunmuşum ki başarı, kariyer, eğitim gibi somut konuları hiç dolduramamışım. Ne yapalım 20’ler de yaptıklarım yanıma kar kalsın, yaşadıklarımsa yaşatanların omzuna kalsın.. Tastamam 5 yıl sonra ilk kez bu konuları düşünmemi aşkla, sevgiyle, güvenle değil de kırıp dökerek, yaralayarak, yıkıp giderek hatırlatanın da canı sağ olsun.. Elimdeki kılıcı bırakıyorum, düne ait yorgunluk hikayelerimi de bugün olduğum şehrin denizine bırakıyorum, temmuz da adayken suya fısıldadığım hayallerimi bugün suya bıraktığım ağırlıkların yerine seçiyorum.. O hayaller biriyleydi evet, yine de gerçekleştirilebilir, çünkü aşka ve kalbime inanıyorum.. Ben bu değildim beni bu yaptılar hikayelerini azat ediyorum. Ben bu olmayı seçtim, yeniden seçebilirim kim olduğumu diyebilmeyi istiyorum..

    Kalbime ve kişiliğime yeterince yatarım yaptım, elbette yapmaya devam edeceğim. Çünkü ne yaralar, ne travmalar ne de bana yaşatılanlar beni tam olarak tanımlıyor.. Şimdi biraz da aç bıraktığım yerlere yatırım yapma zamanıdır belki de, beni ben yapanı bulma zamanıdır.. Beni bana aratanlarla sorgulatanla yeterince yol yürüdüm, beni bana bulduranla yürüme zamanıdır belki de..

    Önce ifşa; yazdıklarım yaralarımın ifşasıydı.. Sonra şifa; anlattıklarım kadar sustuklarım ve beklediklerimden umduklarımdan bulamadıklarım karşısında yüzleştiğim gerçekler şifamdı.. Sonra inşa; bana gerçek sevgiyi aradığım güveni veremeyecek olan herkese ve her şeye sıkı sıkıya tutunmayı bırakmak, karşımdakine değil kalbimdekine sadık kalmayı seçmek ilk adımdı..

    Kalbimin sevgisiyle sınandığım 30 yıllık savaşım bitti, kalbimin ekmeğini yiyeceğim yeni bir yaşam hikayesi başlasın artık..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..İLERLEMEK, KATARSİS VE OLMA HALİ..

    Dün gece 3 gibi ağır bir mide ağrısıyla uyandım.. Kusmaktan nefes alamadığım dakikalar geçirdim.. Aklıma bir an geldi ve sonrasında yaşadığım durumu, bunu yaşadığım saati ve bu duruma geldiğim süreci düşündüm. Ama önce aklıma gelen anı paylaşmak isterim çünkü düğümün ilk açıldığı yer orası.. Kalbimi kıran beyle bir gün sohbet ederken arkadaşının karısının bir misafirlik sonrası geçirdiği mide bulantısı ve kusma anısını anlatmıştı ve devamın da kendisi demişti ki ”kız sadece kocasının destek olmasını beklemiş beklediğini görememiş” sohbetin detaylarından ziyade bu anının aklıma bir anda kusarken çağırışım yapmasının sebebine gelelim.. Ona demiştim ki ” iki evli çift oturuyor biri karısının yanında dururken diğeri durmuyor, durmayanın eşi gecesinde kusmalar ve ağrılar yaşarken diğerleri evlerine gidip huzurla uyuyor, buradan ne çıkardın” demiştim.. O gün seven insanın sevdiği kadının yanında olmasının verdiği gücü konuşurken dün gece yarısı mide spazmı ve kusmalarla uyanmam bana şunu gösterdi; bu kadar kırgınlığı, bu kadar ağrıyı, bu kadar yalnız bırakılmayı hak etmediğim bir sevgi taşımışım karşımdakine.. Neredeyse bir ay olmuş konuşmayalı, bense hala içimdeki kırgınlığı küçük prensin gülünü sakladığı gibi saklamışım içimde.. Onun neye layık olduğunu düşünmek, konuşmak hiçbir şeyi değiştirmez. Ama kendimin neye layık olduğunu bilmek çok şeyi değiştirir.. Ben bir sevgiye inanmanın, o sevgiyle hayaller kurmanın sefasını sürmeyi beklerken günlerce yaşadığım bu kırgınlık, bu yalnızlık ve sonunda bu kusma hali gösterdi ki kalbimi aşka açtığım insan ne kadar yanlışsa hayat onu değil beni kırıyor..

    Neyi hak ettiğimi, neye layık olduğumu kibirden ve egodan uzak bir halde biliyorum.. Ama insan olmak bilmekle yetinmiyor olmayı gösteriyor işte.. Gönül sevdiğiyle yaşasın layık olduğunu istersen görünen o ki midem artık yaşatılanların ağırlığını kaldıramaz hale geldi..

    Büyüleyici bir aşkı hak ediyorum, sadakatinden şüphe duymadığım ve güvende hissettiğim bir ilişkiyi hak ediyorum, midemi bulandırıp uykumu bölen değil de huzuruyla şifa veren bir birlikteliği hak ediyorum.. Çünkü kimseyi bile isteye kırmadım, kimsenin kırgın uyumasına izin vermedim, sadakatsizlik yaşamış olanın yarasını görmezden gelmedim, sırf inat uğruna hayallerin üstüne basıp geçmedim, anlamaya çalışmakla, denemeyi bırakmamakla elimden geleni yaptım.. Hayata çok inanmıştım bu aşk bana kalbimin ekmeği suyu oldu diye. Bu aşk bana içimdeki çocuğu hak ettiği sevgiyi verecek diye.. Karşımda da sevilmeye layık bir erkek çocuğu vardı çünkü.. Görülmek isteyen, takdir bekleyen, dünyanın onayını bekleyen bir küçük çocuk vardı. Ben onun içindeki kırılgan, kaçıngan çocuğu gördüm de o benim içimdeki çocuğun en çok kırıldığı yerden vurmayı seçti.. Hani derler ya yaraları travmaları başkaları açar ama iyileştirmek sizin sorumluluğunuzdur diye. Hah işte ben hem kendime hem ona iyi gelirim diye bir masala inandım, o dünyaya sesini duyursun aradığı takdiri bulmak yolunda ilerlesin ben bizi güçlü tutarım dedim. Dedim de hep kendi kendime demişim bunları..

    Günlerce kendi içimde yavaş yavaş iyileşmeye çalışırken duyduklarım, kendi kendimi toparlamaya çalışırken aklımın önüme getirdikleri, dün gece de midemin artık olanlara dayanamayıp isyan bayrağını çekmesi derken sanırım artık bitirmenin ve yoluma gitmenin zamanı geldi.. Çünkü bu kadar gurur, kibir, ego bana fazla. Bunlarla bana gelen herkese net çizgimi çekerken sevdiğim insanın bana bu duvarları örmesi ve hiçbir şey olmamış gibi devam edebilmesi bana fazla geliyor.. Çok düşündüm, çok bekledim. Nasıl dedim ya nasıl yer, içer, güler, devam eder bir insan onu seven ona güven veren bir kalbi kırıp gidip.. İşte benim en büyük sorunum da bu, gerçi sorun değil kıymet bilene bir lütuf aslında.. Hep düşünürüm, çok korkarım kırmaktan. Sanarım ki bana gelen de imtina eder kırmaktan. Öyle olmadı.. Kalp kırıklığı rehberidir, başlamaktır, çözmektir, yavaş yavaş yaraları sarmaktır derken dün gece aklımda, beynimde, kalbimde aldı beni karşısına yok dedi değmedi.. Verdiğin sevginin karşılığı bu değil, o değil sen devam edebilmesin. Onlar zaten aynı, görememek senin suçundu, suç demeyelim de görmeyi istememek diyelim. Karısının mutlu olacağı şeyleri yapan arkadaşıyla değil de, karısının kusarak uyumasına izin veren arkadaşının yaptığıyla empati kuran birinin beni mutlu etmek yerine mideme ağrılar sokmasına izin vermek benim seçimimdi.. Tutunmak istemiştim çünkü; sözlerine, kurduğumuz hayallere, yaralarına rağmen kendini yetiştirebileceğine.. Yok bu kadarı yeter..

    Ben kırgınlıklarımı yazarken, ben bu gönül kırgınlığıyla yaşarken buna izin veren umursamadan devam eden birine kalbimi vermek kendime yaptığım en büyük haksızlıktı.. Layık olmadığı sadakati sunmak o yokken bile, geleceğe dair kurduğumuz hayallere gölge düşmesin diye yaşamak kendi halimde kendimden çalmaktı.. Bana iyi gelecek belki de o hayalini kurduğum büyülü aşkı sunacak hayata karşı inatla ben aşık olduğuma sadakatle ve sevgiyle bağlıyım diyerek bir köşe de beklemek kendi kendimi hayattan alıkoymakmış meğer.. Kendimi sadece o varken değil o yokken de oyalamakmış aslında.. Onun bana vermekte cimri başkalarına eli açık olduğu zamanı, enerjisi, hatta şu sıralar duyduğum kadarıyla kendisi benimse kendi dünyamda hala leke sürülmemiş geleceğimiz için beklemem kendimden çalmak dışında bir işe yaramadı.. Ben zaten dünyaya duyurmuşken aşkımı, ben zaten her cephede vermişken sadakat sınavımı aşktan da sadakat sınavından da kalan birine karşı inanmayı seçmek kendime ettiğim en büyük haksızlıkmış meğer..

    Neye layık olduğumu yazmaya ihtiyacım kalmadı, hatırlamaya ihtiyacım var.. Yok kendini sev, kendini bil, kendini bul demelerle de işim bitti artık.. O kadar takıntı yapmışım ki aşkta sadakati, şeffaflığı, sevginin her şeyin üstünde tutulmasını bu takıntım bana bunu veremeyecek olanları getirmiş. Bana yaramı kanatmak için, onlaraysa ailesinden alamadığı sevgiyi yüzeysel ilişkilerde bulamadıkları derin bağları ve çevresinden bulamadığı sadakati göstermek için.. Ben payıma düşen kalbim değerli ve bunu hatırlamalıyım dersini aldım, onlar ne yaptı bilmemem.. Gerçi hayat dersini alamamış, yaptıklarıyla yüzleşememiş olanların seçimlerini ve o seçtikleriyle kurdukları hayatın ne olduğunu gösterdi zamanla bana ama dedim ya bu beni ilgilendirmiyor artık..

    Meğer gerçek sevgi en zor en yok olunan anlarda gösterirmiş kendini, kendi doğrularına rağmen karşındakini seçebilmekmiş, onun kaygılarını korkularını tetikleyen olmak kadar tetiklediğin yerde durabilmekmiş, ne kadar meşgul olursan ol zamanını verebilecek kadar kalbinde olmasıymış, hayat önüne kimleri getirirse getirsin onun bunun ilgisinden azade olup her gün sevdiğini seçebilmekmiş.. Sadakat, şeffaflık, güven, sevgi zaten olması gereken. Asıl mesele her gün bunları seçebilmeyi istemekmiş.. Yıllar sonra dün ilk kez masalla uyuttu babam. Küçük bir kız çocuğunun kırgın kalbine belki şifa olur diye..

    Sadece ben değil arkasında dimdik durduğum aşkı aileme, arkadaşlarıma geleceğime anlatmıştım.. Onlarda benimle birlikte yaşadı bu kırgınlığı aslında.. Karşı taraf için hayat kolayca akar şimdi anlıyorum sebebini işte; o beni ailesine, çevresine, hayatına dahil etmemiş ki yokluğum onun için özlem duyacağı bir şey olsun.. O beni hayatında var etmemiş ki, o durup ben daha nasıl yüceltirim bu aşkı diyecek bir hayat düşlesin.. Ben geçmişimizin dostluğuna, bugünümüzün aşkına, geleceğimizin aile olma durumlarına karşın sevmişim, sevgimi akıtmışım..

    Her gün yeni bir ben çıkıyor ortaya, zamanla da tamamen yeni bir olma halimle yeşereceğim.. Çünkü biliyor musunuz çok güzel severim ben. Her haliyle severim, zaman zaman zorlarım biliyorum da bu da sevgimden.. Her şey denilse de bir şey denilemez; aldattı, kandırdı, sevmedi denilemez.. Kıymetini bilenlere izin vermek yerine kıymet bilmesini beklediğim biri için kalbime de sevgime de yeterince haksızlık ettim.. Zor oluyor, onlar gibi yapamıyorum, öyle hemen takılayım yatayım kalkayım, gülüp eğleneyim. Herkesin kırgınlığını yaşama şekli farklı, herkesin sevgi dili farklı.. Bunu sevdiğim insanlar söz konusu olunca hazmetmek ve kabul etmek zor oluyor tabi.. Bir de geçen seneden bu yana insanları hayatımdan çıkartmak konusunda, kendi yolumda ilerlemek konusunda çok net bir ben çıkmıştı ortaya.. İşte aşık olunca bunu pek yapamadım; gururmuş, kaçmakmış, hemencecik bitirmekmiş, ders vereyimmiş, taktik yapayımmış benlik değil.. Ama bir şeyi fark ettim ki hayatıma giren insanların dikkatini çekmek, onları etkilemek oldukça kolay birkaç strateji yap hop düşür ağına. İşte ben bu insanlardan azade duruşu dik, kendinden emin, insanların niyetini anlayabilen ve koşullara rağmen güven zedelememeye özen gösterenlerle daha mutluyum.. Mutluluk değil huzur istiyorum demiştim mali’ye, sayesinde öğrendim ki en çokta mutluluğu hak ediyormuşum.. Geçen eylül ayından bu sene yaşayacaklarımı bilmediğim bir yola çıkmıştım. Bu eylül yaşadıklarımın beni yıkmasına izin vermeme sebebimse önümüzdeki eylül de kim bilir neler yaşayacağım düşüncesi.. Elbette artık daha net isteklerim var.. Aşkta..

    Kendimi bildim bileli hep aradım; hayatın anlamını, kim olduğumu, gerçek aşkı, potansiyelimi, insanların hikayelerini.. Çok şey bulduğum da oldu, kaybettiğim de.. Bulduğumu sandığım da oldu.. Kimi zaman uzun sürdü, kimi zaman hiç beklemediğim yerden geldi cevaplar.. Bir adamın hayalini kurdum geçen sene, bu sene aşkı yaşadım sayesinde.. Bir aşkın hayalini kurdum yıllarca, en derin yerden kanatacağını bilmeden..

    Biliyorum bu da bir sürecin parçası.. Ve inanıyorum zaman gerçekleri ve kalbimin yarası iyileştiğinde gerçekten sahip olduğu yuvayı bulacak.. Bu sadece aşkta değil artık, işimde, eğitimimde, hayatımın her alanında.. Çünkü içimde kırgınlıklarına rağmen, midesi yaşanılanları kaldıramayıp kusmasına rağmen, beklese de bulamamasına rağmen inanmaktan vazgeçmeyen bir küçük kız çocuğu var..

    Artık o yatağın altına saklanıp dünyanın onu bulmasını beklemek istemiyor, o mutlu olduğu parkta oyun arkadaşlarıyla mutlu, huzurlu ve güvende oyunlar oynamak istiyor.. Şimdilik belirsizliklerle dolu bir süreç evet, lakin hayat sürprizlerle dolu, belki de hayatın bu katarsislerden sonra bana yeni bir ben olma haliyle gelmek gibi bir planı vardır kim bilir.. Güven için çırpınmak zorunda kalmadığım, şeffaflığımın karşılığını kaygılardan arınarak aldığım, sadakatin anlamını daha da derinden gösteren, aşkın hakikatin en kıymetli parçası olduğunu hissettiren, neşeme ve ışığıma ayna olan, ruhumu parçalayanlara rağmen bir bütün haliyle görebilen, dünyaya kafa tutabilecek cesareti birlikte güçlendirebileceğim.. Benden bize, bizden bana akan bir hayat..

    Limonlu suyla başladığım bir ben olma halim vardı aylar önce ilk adımımı attığım, kırgınlıklar ve kursakta kalan hevesler araya girse de dün gece anladım ki bu kusma hali belki de artık yeniler için eskilerin gitme haliydi..

    Hayat lineer ilerlemiyor, dolayısıyla bizlerinde hep dipte kalmayacağına inanmamı sağlıyor bu durum.. Bugüne biraz mola.. Yarına yeniden bir olma, biz olma haliyle görüşmek üzere..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..GELİN BAŞTAN TANIŞALIM, BEN KİMİM?..

    https://yildizlaraltinda.wordpress.com/wp-admin/post.php?post=99&action=edit ”TANRININ SÜRGÜNÜ” yazısını okuyup 2019’da ki bana erişmek isterseniz buyurun size link 🙂

    Yıllar önce yaklaşık 2019 yılında ”tanrının sürgünü” diye bir yazı yazmış orada kendimi net, olduğum gibi, karanlığımla aydınlığımla saçmıştım ortalığa.. Şimdi 2025 yılında yeniden bir ben saçılmak istiyor ortaya.. Lakin o yazıdaki benimle, bu yazıyı yazan ben arasındaki farkı görmek için yazıyı okumakta fayda var. Kimmişim, kim olmuşum, gelin birlikte bakalım. Kim olma halimden kime evrilmişim, bana ne yapmışlar birlikte görelim..

    Yazıyı şimdi okudum, ben bu değildim beni bu yapmışlar demenin sızısı çöktü yüreğime.. Meğer elinde bir kakaolu sütle kapıma geleni hemencecik affeden, yağmurda delilerce dans eden, bir müzik duyduğunda sesi açıp hemen eşlik eden, kaldırımlardaki boyalara basmak yerine sek sek oynarcasına neşeyle yürüyen bir ben.. Benden sizden biri yaratmayı nasıl başardınız?

    Kırıla kırıla, yana yana, yarım bırakıla bırakıla, heveslerimi kursağıma tıka tıka öyle eksilmişim öyle eksiltilmişim ki ne kaldırımlardaki çizgileri görür olmuş gözüm, ne kahve ya da kakaolu süt alıp gelecek olanı heyecanla bekleme hissini hatırlar olmuşum. Çünkü ne o heyecanı yaşatacak olan zamanında gelmiş, ne kırgınlıklarımdan sevgiyle öpen olmuş.. Ne tuhaf değil mi, aslında beni mutlu etmek ne de kolay ve ne ironik bunu yapmayı istememişler bile..

    Malum bir süredir yaşadığım kalp kırıklığının bir yas sürecindeydim.. Kendi alanıma çekildim, yaşamam gerekeni yaşadım. Hayatımda hiçbir ilişkimde, ilişkimin sonrasında sevgime, sadakatime leke sürmedim. Koşullar ne olursa olsun terk eden karşı taraf dahi olsa bunu ortaya sürüp kendimi dışarıdan gelen ilgilerin kucağına atmadım. Bu yüzden de istedim ki aynı saygıyı, sadakati, sevgiyi karşı tarafta da göstersin. Lakin anladım. BU konularda öyle nettim ki hem net olmayanların hayatıma gelmesi, hem de en çok güven ve sevgi konusunda neden yara verenin geldiğini daha iyi anladım.. İnsan zıttıyla sınanır derler ya hah işte tam o hesap.. Aslında giden, gitmeyi seçenin ardında sadakatle bekleyenin ben olmasının bir saçmalık olduğunu iki sebepten anladım; ulan zaten seni umursamamış ki sadakat göstermen niye değerli olsun, e hem gidip hem de kendisi sadakat sınavını verememiş ki yine niye üzülen sen olasın ki. Ama olmaz ben bu konularda doğru insan olduğuma inandığım için istedim ki sevdiğim adam da doğru kişilikte olsun. Halbuki zaten kalpten aynı doğrulara sahip olsaydık hayat bizi savurur muydu, hele de şu dönemde sevgiden, güvenden, sadakatten hangi ülke de olursanız olun bahsetmek bile zorken bunlara sahip birini gözden çıkarmayı göze alan için buna sahip olan bir ben niye sürekli üzülenim ki.. Eski yazılarımdan bazılarını okudum da o zamanlarda bile ne kadar derin yaşamışım kırgınlığımı, ama neşemi heyecanımı kaybetmemişim. Yaşamaktan korkmamışım o zamanlar.. Asıl mevzu 2021 itibariyle başladı aslında.. Yavaş yavaş beni tüketen bir ilişki, sonrasında hayatın içindeki yorgunluklar, korktuklarımın başıma gelmesi, depresyon, telafisi olmayan kırgınlıklar derken uzun süren bir kendini bilme, bulma arayışının ilk adımını o zamanlar atmıştım.. Bu kızı yeniden büyüteceğim dedim, o cehennemden yalın ayak geçecek kendi cennetimi inşa edeceğim dedim. Ben bunları derken elbette hayat ringde pek rahat vermedi.. Ben de geçen sene eylül itibariyle tam olarak hayatın arenasından çekilme kararı aldım.. Evimi, işimi, on yıllık deneyimlerimi, arkadaşlarımı, yalnız başıma kurduğum düzenimi, mabedim dediğim köprüyü bırakıp indim o arenadan.. Kendi dünyama çekildim, sorguladım, aradım, yaralarımı oydum kanatıp iyileştirmek için, indim de indim derine.. Peki madem bu kadar derinlerden ulaştım kendime ne oldu da bu son gönül kırgınlığı beni olandan daha çok dibe batırdı, ne oldu da kalbim bin parçaya bölündü bu kadar kolay?

    Kolay değil aslında; yılların arkadaşlığı, ayların aşkı, kalpten ”bu adam geçmişin yaralarının armağanı” inancı, asla dediğim evlilik yuva hayalinin mimarı, paylaşılan anıların heyecanı, araya ne insanlar ne yaralar ne de kavgalar giremez biz birbirimize aşığız güveni. Yani anlayacağınız üzerime yıkılan şey sıradan bir ilişki değil, bugünümün aşkı ve geleceğimin hayali..

    Günlerdir sessizliğimin sebebiyse sindirmek, anlamak ve cevap bulmaktı.. Yürüdüğüm onca sokak, okuduklarım, önüme çıkan onunla ilgili gerçekler derken kafam kalbim iyice karışmıştı.. Yine mi dedim, yine mi hem kırıp döken hem mutlu olup yoluna devam edip hayatını yaşayan onlar. Sonra içimden bir ses al kahveni git evine dedi, aldım kahvemi gittim; önümde diz çöküp parmağıma yüzük taktığı balkonun, İtalya tatilinin hayalini kurduğumuz, yemek rutinleri oluşturduğumuz, sohbetler ettiğimiz, onun gelişinde heyecanla kapısında bekleyip sürpriz yapıp sonunda hep heyecanla karşılama yerine azarlandığım o eve.. Uzun bir süre oturdum, düşündüm, düşledim. Sadece o değil, tüm ilişkilerimden anlık kesitler geldi geçti gözümün önünden.. O sessizlik halinde bana yapılanların karşısında ben kim olmayı seçmişimi düşünmeye başladım.. İşte idrak orada başladı! Kırıldıkça keskinleşmiş en çok kendime batmışım. Bitti demiş arkama bakmamışım lakin bitene kadar yaşadığım üzüntü bedenim aklıma derinden işlemiş. Son ilişkininde (2021 de biten) yarattığı enkazdan sonrası işler değişmeye başlamış.. Şimdi baştan tanışmadan önce bazı şeyleri daha kusmaya ihtiyacım var izninizle. Günlerdir kendimle kaldım, artık yavaştan geri dönmek zamanı, ama önce anlatmak zamanı..

    Aslında o küçük kız çocuğunu mutlu etmek çok kalaydı, güvende hissettirmekte. Karşımdaki sadece bunu yürekten istemeliydi. Hep istemişim de olmuyor diye çocuk gibi küsmüşüm, peki neden olmadı gelin biraz buraya bakalım.. İnsan istediğinden çok neyse onu çeker derler. Kuantum, enerji, ilim derken artık neye inanıyorsanız o alanda yapın araştırmayı göreceksiniz. Peki bu ne demek, o konuda da yine iş sizde çünkü buraya yazacak kadar zamanımız yok. Direkt konuyu kendi olma halime getirmeyi tercih edeceğim, zaten olmuş olanlar durumu örneklendirmiş olacak merak etmeyin.. Başlayalım..

    Neşemi toparlamıştım, kariyer konusunda aynı yere dönmeyecektim kararlıydım, aşk konusunda da her kalp kadar eşimi bulmak istesem de pek bir beklentim kalmamıştı.. Hayat işte, aşık oldum. O hikayeye dair her şeyi geçmiş aylarda yazdım, yaşadım da doya doya. Sonrasını da bir seri halinde paylaştım sizinle. O yüzden bu konuya dair sözü burada bırakıyorum. Gelelim benim olma halime.. Eylüldeki tutulmalar, ekimdeki koç dolunayı derken köklü dönüşüm dönemi olduğunu zaten gökyüzü söylüyordu. Ben de son yaşadığım 1 yıllık süreçten sonra zaten yeni bir olma haline geçeceğimi hissediyordum, tek hesaba katmadığım bunun bir kalp kırıklığıyla olacağı olmasaydı.. Aşk beklemediğim yerden geldi evet, lakin o zamanki ben neşemi toparlamaya başlamış, hayata karşı heyecan duymaya başlamış bir bendim. Hayatın hakikati aşk diyordum, ama böyle sıradan bir ilişki haliyle değil de sanki evrenin sırrıymış gibi bir aşktan bahsediyordum. Tam da bunu konuştuğum adamla heyecanlı bir aşka düşmek hayatın en sevdiğim sürprizi oldu elbette. Ay arkadaşlar kalbim öyle çarpmıştı ki tarif edemem. Hayatımda ilk kez bir adamın varlığı bana farklı bir huzur hissettirdi. Hani diğer ilişkilerimdeki benle alakası olmayan bir ben vardı, bu da bana gerçek aşk bu deme yolunda dayanak oldu aslında.. Lakin süreç benim için kalbimde olandan farklı ilerledi.. Gelelim yeni olma haline geçmeden, bunları konuşmadan son 1 ayda yaşadıklarımın idrak kısmına..

    Ya ben 10 yıllık bir hayatımı geride bırakmışım, eğitimde kariyerde sıfırdan başlayacağım bir hayatın içinde kalmışım, evimi kapatmışım, düzenim tamamen yıkılmış. İstemişim ki aşkla gelen, aşkla anlasın, destek olsun. Onun belirsizliklerinde yanında dururken benim de hayatta yaşadığım zorluğun aslında onunkinden daha belirsiz oluşunu görsün istemişim o görmemiş ben içimden küsmüşüm. Güvenimi kırdığı yerden yılların bağına hiçbir şey zarar veremez naifliği ve değerini göstersin istemişim, olmamış daha da kırmış, ben biraz daha küsmüşüm. Araya giren mesafedir, ailedir, zamandır, yeni insanlardır derken biraz olsun bana bize ağzından çıkan değeri davranışlarıyla göstersin istemişim, ya bak ben yavaştan düzen kuruyorum ama bu kız hala yalpalıyor bir de üstüne ilişkimiz için çırpınıyor azıcık destek olayım desin istemişim, dememiş, ben biraz daha küsmüşüm. Ve son nokta, onun elinde tek kurşun vermiştim ve demiştim ki ben seversem beni bir kere kandırma hakkını veririm ister kullan ister kullanma, geçmişte kullanan kişiyi yakinen biliyorsun ister onun gibi ol ister olma bu senin seçimin demişim, ne büyük kumar ama, o da çekinmeden kullanmışta yaralanan yine ben olmuşum.. Yanında huzur istedikçe güvenim kırılmış, anlayış bekledikçe dışarıda tutulmuşum, kısaca gördüğünüz gibi ben içten içe küstükçe kendi hayatımın belirsizliğinde savruldukça, o sadece ben demişte işte bize tutunmak için çırpınıp çırpındıkça da batmışım dibe..

    O evin önünde anladım; aldattı mı, başkasıyla mı, yine diğerleri gibi bu da mı beni yıkıp gidip mutlu olacak, peki ya ben ne olacağım derken en çokta ben kendimi yalnız bırakmışım.. Halbuki anlamam gereken şuymuş; bunca zaman bensiz olmayı sessiz kalmayı seçti, başkalarıyla ya da değil beni merak etmemeyi seçti, beni başkalarına bırakabilmeyi seçti. Bense aşkımda da sadakatliydim, sessizlikte de sadakatliydim. Ya dedim ayrılmadan başkasına giden onu aldatan insandan farksız olacak ona yaşatılanı bana yaşatmayı seçecek bunu nasıl anlamaz. İşte o neyi anladı ne yaptı bilmem de ben anladım; benim sınavım sadakat, aşk değildi ki, ben zaten bunlara sahibim, ben zaten bunları koşullara insanlara rağmen ortaya koyabilenim. Benim sınavım başkaydı; kırılan kalbimle yine o dipte bir özür bekleyerek onun mutluluğunu izleyerek kendimi karanlıkta tutmayı mı seçeceğim yoksa kendi elimden tutup sahip olduğum güzelliklerin farkına vararak yeniden ayağa kalkabilecek miydim, işte benim sınavım buydu.. Sadakat onun sınavıydı; öfkeyle kalkıp kendini dışarıdan gelen ilgiye bırakarak onu aldatan insanlardan farksız olmayı mı seçecekti, başkalarını dinleyerek sahip olduğu gerçek ve derin aşkı güveni yerle bir mi edecekti yoksa geleceğini inşa edeceği ilişkiye bu zehirli şeyleri dahil etmeden kendine rağmen, o hep bahane ettiği koşullara rağmen kalbini mi dinleyecekti.. Hatırladım sonra, son cümlem kalbini dinle olmuştu ona, bu tesadüf mü, hayır, tesadüf değil, peki o bunu görebilecek kadar kendiyle yüzleşmeye hazır mı?

    İşte şimdi gelebiliriz yeniden tanışmamıza.. O kadar odaklanmışım ki; sadakate, güvene, şeffaflığa ben bunları ilişki içinde de ilişki bittikten sonrada verdiğim için istemişim ki benim için de bu yapılabilsin. İyi de geri kalan kısımlar; mesela kırgınlıklarla uyumam, mesela, neşemin üzerine çöken gölgeye izin verilmesi, mesela bir belirsizlik içinde savrulurken korkma ben varım denilmemesi.. Ben kendimi inşa etmek isterken, sürekli darbe alışımın beni darmadağın etmesi, o süreçteyse inandıklarımın da beni bile isteye yalnız bırakması..

    Kimdim ben; kakaolu sütle geleni hemen affeden, bir kişiyle ilgili bir plan yaptığımda o kişiye darılsam bile o planı gerçekleştirmek isteyen içinde kalmasın isteyen, mesela mumlu müzikli küçük sürprizler gibi ya da görünce sen geldim aklıma hediyesi gibi.. İşte arabada şarkılar açıp dans edip müziklere eşlik eden, bir bakışımda fark edilenin ben istemeden yapılmasında kocaman sevinç yaşayan, aşık olunca sonuna kadar giden yeter ki arada aldatmak yalan olmasın her şeye herkese göğüs geren, çalışmayı çok seven (ki dönem dönem gününün 20 saatini çalışarak geçiren bir ben var karşınızda), meraklı, bir konuda heyecan duyduğunda o duyguyu en yüksekte yaşayan, sevdikleri için hep zamanı olan, canı gönülden dinleyen, güvenmeyi seçen, çat kapı gelindiğinde mutlu olan, kendi halinde kahve içerken olduğu yere gelindiğinde sevinen (ki şeffaf olmanın avantajı bu aslında biliyor musunuz sadece güven inşa etmekle kalmıyor, sevgiliniz size sürpriz yapmak istediğinde sizi nerede bulacağını biliyor, onun geçmişte aldatılma hikayesine karşı siz böyle olunca o kendini güvende hissediyor aynı zamanda sizin yanınıza gelmesi de sizi mutlu ediyor, anlayacağınız win win)..

    Peki son 6 ay da kim oldum; aşık bir kadın oldum, hayatımda asla dediğim şeyi yaptım ve mabedime aşık olduğum adamı götürecek kadar kendime karşı çıkan oldum, ilişkide ne istediğimi biliyorum dememelerime rağmen işin içine aile kaygı güven kırgınlığı girdiğinde ben bu tarz konularda yaralanmak istemiyorum diyerek sınır çizmek yerine bak bunlar beni yaralıyor kırıyor diye anlatmak çabasına giren oldum, bana alan tanı dediğinde beni eskisi gibi sevmiyor diyerek kaygılanan oldum, çırpındıkça kaygıları artan, kaygıları artmasına rağmen görülüp duyulmayan birinin hele de kaygılarının olduğunu bilen tarafından inatla kaygıları tetiklenen birinin yaşadığı o düşünce ve yorgunluğu tek başıma yaşayan oldum, güvenimi kırıyor bazı şeyler dediğimde bunların değersizleştirilmesi sonucu güven konusunda daha da kırılan oldum, kırıldıkça kaygıları artan, kaygıları anlaşılmadıkça tek başına hem hayatının belirsizliğinde yalnız hisseden hem de hayaller kurduğu aşk tarafından hırpalanan biri oldum.. Sonunda da hem çırpınmalarım, hem kendi kendime feda ettiğim aşkım zamanım enerjim hayallerim neşem kursağımda bırakıldı ve kaygılarımla güven kırgınlıklarımla tek başıma kaldım.. Kırık bir kalbin ta kendisi oldum..

    Peki şimdi ki olma halimle bakalım, kim olmak istiyorum, biraz da bugüne dönelim.. Aşkı doruklarda yaşayan bir kadınım, sadakat ve şeffaflık benim kadim krallığımın mihenk taşı ki zaten çok şükür ne birine karşı ne de benden gidenlere karşı kalbimde biri varken koşullara hatta zayıf hissettiğim anlarda bile sadakatinden ödün vermeyen biriyim. Zaten herkesin iyi bilir ki insanın omurgası en zayıf anlarında kendini belli eder, güçlüyken zaten kimse hata yapmaz ama zayıfken hayat öyle fırsatlar öyle koşullar çıkarır ki karşınıza kim olduğunuzla ilgili seçimleriniz asıl o zaman ortaya çıkar. E ben sadakat, aşka, güven, şeffaflık konusunda şükür ki omurgamı hiç eğmedim.. Ve istiyorum ki omurgası en zayıf anında bile dik duranlarla yolda olayım.. Belirsizliklerle dolu bir süreç içindeyim; işim yok, eğitim konularım askıda, kendime referans sağlayacak network ağlarımdan uzaklaştım o yüzden aslına bakarsanız maddi anlamda tam bir hiçlik noktasındayım, üzerine kalp kırıklığıyla birleşince biraz savrulmuştum.. Omurgam dik kaldı çok şükür bir de şu karşımdakilere sürekli yanlış yapmamaları konusunda müdahale etmemem gerektiğini anladım. Kaybetmemek için öyle diş sıkıyorum ki hayata karşı, hayatla sevdiğim insan arasına girmeye çalışıyorum sürekli. Aman hata yapmasın, ama yanlışı seçmesin, bunlar olmasın ki kaybetmeyelim aramızdaki sevgiyi. İyi de güzel kızım onlarında sen kadar istemesi gerek, senin kadar onlarında sınavdan geçmesi gerek, kim olduklarını göstermeleri gerek, göstersinler ki senin sahip olduğun sadakat, sevgi, güven konularında hayatında olmalılar mı gitmeliler mi bilmen gerek. Sense sıkı sıkı onlarla hayat arasında duruyorsun, sonra hırpalanıyorsun, sonra kırılıyorsun. Sen bunlara değer veriyorsun ve bunlara değer vereni istiyorsun tamam çok güzel, o zaman izin vereceksin gerçekten öyleler mi değiller mi göreceksin. İşte benim de en büyük sınavım bu biliyor musunuz; hem duygular konusunda tutarlı net birini istiyorum hem de sevdiğim kişi bu konuda yanlışa yönelmesin ki birbirimizi kaybetmeyelim diye onun savaşında da meydanda savaşıyorum. Bak, gör, anla.. Senin savaşında bırak meydana çıkıp yalnız değilsin diyeni, en azından sen yoruldun ama bak ben varım diyeni bile gördün mü hiç hayır. Sen bunlara değer verdin diye el üstünde tutanı gördün mü hiç hayır.. Göremezsin, çünkü sadece arıyorsun, ama hiç gerçeğe bakmıyorsun. Çünkü korkuyorsun güzel kızım gerçeklerin canını yakmasından, inandığın insanların gerçekliğinde inandığın gibi olmamasından, onu koyduğun kadim krallığının tahtında bulamayacak oluşundan korkuyorsun.. Kork, korkmak iyidir. Ama yüzleş, farkına var, kabullen ve yoluna devam et.. Zaten krallığında kalmak isteyen neler yapması gerektiğini biliyorken yapmamayı seçiyorsa inatla sımsıkı tutmak zaten canını yakmıyor mu, yakıyor. Zaten günün sonunda sana kim olduklarını gösterdiklerinde kırılıp heveslerinle kursağın dolu bir başına kalmıyor musun kalıyorsun, e o zaman kendini feda etmek niye be kızım..

    Günlerce süren yeni bir ben olma hali, kimdim kim oldum durumları, benden sizden biri yaratmayı nasıl başardınız kırgınlığı, ben bu noktaya nasıl geldim sorguları, karşı taraf inşallah sadakatsizlik sevgisizlik yapıp aramıza başka şeyleri sokmaz korkuları, iyi de ben bunları yapmadım bana da yapanı istemem aydınlanmaları, yeni bir ev yeni bir sokak yeni bir ben olma haline geçmek dürtüleri derken günler sonra bugün bu yazıyı kaleme almaya karar verdim..

    Çünkü çok bekledim, çok kırıldım, çok hırpalandım, çok savaştım. Geçmişte de bugünde de.. Kendimi merkezimden öyle dışlamışım ki köksüz medeniyetimin merkezine öyle sarsıcı birini almışım ki zaten kadim krallığımın yıkılması kaçınılmaz olacakmış.. Elbette onlar gibi değilim; öyle duygusuzca sevişmeler, alelade ilişkilerle yüzeysel bağlar içinde olup egomu kibrimi tatmin etmeler, insanların sözleriyle bana değer vereni hiçe saymalar falan pek benlik değil.. Bir zamanlar onlar gibi olsam dediğim oldu yalan yok, bu kadar derin duygular beslemek çok yaralıyor çünkü insanı. Ama şimdi anladım bunun ne kadar değerli olduğunu. Çünkü güven, sevgi, empati bir insanın hayatındaki insanda sahip olması gereken en değerli şey. Çünkü mesain biter, eğitimini tamamlarsın, yalancı ikiyüzlüleri görürsün ama bir yanın bilir ki hayatında sana güven veren, sadakatin sağladığı huzuru veren biri var ne kadar kavga edersen et eminsindir günün sonunda en çokta güveninin sevginin sağlam bir şekilde korunduğundan, görüldüğünden.. İşte ben öyle bir dostum, işte ben öyle bir aşığım, işte ben sevdiklerim için öyle bir yuvayım.. Meğer en kıymetlisine sahipmişim zaten. Ve bunu herkese açmak yüce gönüllülük değilmiş, zayıflıkmış.. Ben duygusal olarak verdiğimi hak ediyorum demeyi öğreniyorum artık. Ben en zayıf halimde bile omurgamı dik tutarken, karşımda omurgasını sağlam tutanı hak ediyorum demeyi öğreniyorum artık. Ha bir de insanlar birbirinin aynası derler, bunu da öğreniyorum; sadece onlar benim yaralarıma, travmalarıma, kendimle olan halime ayna tutmuyorlar ben de onlara tutuyorum, eğer bu ayna karşısında ben kendimi bilme yolunda kendime dönerken karşımdaki kibir yapıyor, suçu bana atıyorsa, sorumluluk almıyorsa bunun da suçlusu ben değilim aslında bunu da öğreniyorum.. Tabi bir de şu kırılınca çırpınan, kaygılanınca küçük bir kız çocuğu gibi parkta herkese küsüp kendi kendine oynayan halimi de anlıyorum, görüyorum ve kendi başımı sevgiyle okşamayı öğretiyorum kendime.. Bir de çok güzel sevildim, sevilince neşeli tatlı e biraz huysuz lakin yine de şımarık bir küçük kız çocuğu çıkıyor içimden onu hatırlamaya başladım.. Neşelenince nasıl parladığımı, güvenince nasıl huzurlu hissettiğimi, küçücük bir hediye de bile sanki önüme dünyalar serilmiş gibi nasıl da havalara uçtuğumu hatırlıyorum. Tam aksi olunca da yani güveni kırılınca hırçınlaşan, anlaşılamadığını görünce kaşlarını çatan, sevgiyi istemek zorunda kaldığında huzursuzlaşan o kırgın kız çocuğunu da şimdi anlıyorum. Neden sadakat, güven ve şeffaflığa bu kadar taktığımı da. Diyorum ya özümde deli dolu, gerçi şu sıralar sadece dolu, neşelenince dünyaya kucak açan, her zaman problemlerin bir çözüme olduğuna inanan, trafikte yeşil ışık yanınca ”bak hayat yol veriyor” diyen, benim yanımdayken park yeri bulursun diye enerjisine güvenen, şen şakrak o kadın bırakında kırılınca biraz huysuz biraz agresif olsun ya.. Kalbine sevgiyle sadakatle sizi almış, bırakında güveni kırınca huysuzlaşmaya hakkın olsun ya. Şu zamanda diplomaya, paraya, kariyere değer verenseniz hayat size sadece bunlara değere verenleri versin. Günün sonunda ben aşkla, sadakatle, güvenle dolu bir huzurun kolunda uyumayı istiyorum. Sizse o kağıt parçalarına önem verenlerle nasıl güveneceğim ki sorularıyla günün sonunda kendinizle kalabilirsiniz.. Seçim sizin, ben seçimimi zaten yaptım.. Ben bunların çabayla çalışmakla inşa edileceğine inanıyorum, hatta var ya o süreçte sizin için hep yanınızda olurum, yeter ki ben ben ben diyen bencillikten uzak, kibirden arınmış olun. Sevgimin sadakatimin değerini görün yeter demeyi istesem de bunu demek yerine, bunun zaten değerli olduğunu öğrenen biri olmayı da öğreniyorum artık..

    Kendi köksüz medeniyetimin kadim krallığında yeni bir olma hali içine giriyorum.. Öğrenerek, anlayarak, her zamanki gibi kendine kalbine sadık kalarak, en çokta kendi merkezimde kalarak..

    Artık beklentim kalmadı, kalbimdekinden de kalbime yeni gelecek olanlardan da. Çünkü anlam yüklediğim her yere, mabedime sızan bir aşkın, rutinlerime heyecanla değil de yıkımlar dahil eden bir ilişkinin bana öğrettiği biraz da bu oldu. Diğerleri gibi olmama sebebi bu aslında bu kırgınlığın.. Diğerleriyle geleceği hayal etmemiştim, mabedime almamıştım, rutinlerimle bir dünya inşa etmeye çalışmamıştım bu yüzden de yıkımı en sert aşk bana köksüz medeniyetimle ilgili en önemli dersi verdi.. Tüm ümidim kendimden.. Kendimle yenir yola çıkmanın zamanı geldi.. Geçmişte yaşadığım onca ilişki deneyimi, geçen sene ”yeni bir başlangıç zamanı” dememe rağmen indiğim arena, o süreçte olmuş olanlar ya da kursağımda kalanlar derken aslında hayat gerçekten de beni yeni bir bene hazırlıyormuş diyorum bugün.. Çünkü anladım ki yeni bir ben olabilmem için eski bene dair tüm tecrübelerim, yaralarım, travmalarım, üstesinden geldiğimi sandıklarım, kalbimden istediklerim, hayalini kurduklarım, kaçtıklarım, kaygılarım, korkularım önce üzerime yıkılmalıymış. Önce gölgemin hayatımı belirsizlikle ele geçirmesi gerekiyormuş. Zaten eylül, ki en sevdiğim mevsimdi, bunların hepsinin enkazında bir başıma kaldığım bir ay oldu.. Şimdi inşa etmekten önce kökten bir temizlik yaptım o sessizlik sürecinde. Toprağı havalandırdım, tohumları seçtim.. Kadim krallığımın artık köksüz olduğu eski ben yıkıldı.. Şimdi yeni ben medeniyetini kökleriyle inşa etmek istiyor.. O yüzden tohumları özenle seçiyorum..

    Ben; neşeli, şen şakrak, şarkılara eşlik eden, yağmurda dans eden, kahvaltıda keyifle yumurta çırpan, kahve kokusuyla uyanmayı seven, kapısına çikolatalı sütle kahveyle gelindiğinde neşelenen, görünce aklıma sen geldin hediyeleri alan, hayatın içinde bir şey gördüğünde ya da ne bileyim bir şeye denk gelince bak ya buna denek geldim hayat bence bunları anlatıyor heyecanıyla arayıp soran, ölüm var ben öyle uzun uzun kırgın kalamam diyen, sorunları konuşarak çözelim diyen, bir kavganın tartışmanın yapılan güzel planlara gölge düşürmesini isteyemeyen, hatalarıyla barışmaya çalışan, öyle sert tepkilerle hayatından insan çıkarmaları yapamayan, bir şeylere anlam yüklemeyi seven, hayatın hikayelerine hayranlık duyan, rutinler oluşturmayı seven, oyun oynarcasına hayatı yaşamayı seven, çocuklar gibi derinden neşelenen, heyecanlanınca böyle dünyayı koşarak gezmeye heveslenen, anılar biriktirmeyi seven canım ben.. Kırılınca huysuzlaşan yine de kimsenin kırgın uyumasını istemeyen canım ben. Yeter ki sevgimiz zehirlenmesin geri kalan her şeyin illa ki bir çözümü bulunur, ama konuşularak ama zamana bırakılarak diyen canım kendim.. Çok eksildi neşen, çok dağıldı gülüşün, sağlık olsun.. Sevildiğin zamanlar da oldu, heyecan duyduğun sürprizler de, karşındakine doktor da oldun hasta da oldun.. Yine de en çok sevmeyi seçtin, vazgeçmeyi değil.. Sen seni hatırladıkça, sendeki sevginin derinliğini hatırladıkça, sen kalbindeki sadakate sahip çıktıkça aynı nisandaki sürpriz aşk gibi hayat yine sana heyecan duyacağın sürprizlerle gelecek. Ve bence bu sefer kalbin dengini tam da layık olduğu o maskesiz haliyle, derin bağları kurma hevesiyle, toprağa emek emek ekmeye başladığın o köklü tohumları talan etmeyecek naiflikte, o büyülü masallar dediğin hikayeleri yazdıranla bulacak.. Çünkü artık aidiyetsizlik, köksüzlük çöktü. Çırpınmalar, feda edilmeler, hak ettiğimi almalıyım beklentileri, sabredersem kazanırız zırvaları çöktü.. Zaten insan kalbinin ekmeğini yemez mi, zaten kalbin dengi kalbiyle her şeye herkese rağmen kavuşmaz mı, zaten aşkla ekilen tohum sonbahar da çiçek dökse de kökü sağlam olduğu için bahar da yeniden çiçek açmaz mı, artık bırak bahar da çiçeğine gelen sonbaharda çiçeğin döküldüğü için gitmeyi seçsin, sen zaten köklerinin değerli görülmesini isteyensin.. Kalbini bozmadan, kibirle davranmadan, sürekli hak ediyorum verilmiyor kırgınlığı yaşamadan yavaş lakin emin adımlarla yürü yeter..

    Neşeni, ışığını, kalbini, sadakatini, sevgini, enerjini, zamanını, o tatlı kız çocukluğu şımarıklığını, ne de tatlı bir oyun arkadaşı olduğunu, bir parça sevgiyle koca dünyaya aşk saçtığını, o hayatın seninle konuştuğu dili absürt bulmamayı, kendin olma haline sahip çıkışlarını, gece uyku tutmayınca hadi dondurma yiyelim diyen tatlılığını, konu sevdiğin olunca dünyaya bile kafa tutma cesareti gösterişlerini, koşuşlarını düşüşlerini, tatlı sakarlıklarını hatırla.. Önce kendinle tanış, sonraya arenaya çık. Ve korkma sevmekten, çünkü o korkular o kaygılar eskilerin eseri, artık bunlara izin vermeyecek kadar güven dolu olduğunu hatırla, kalbine kalbindeki sevgiye güven güzel kızım..

    Şimdi sana yeni bir sokaktan sesleniyorum, baştan tanışalım; yeni bir olma haline, yeni hikayeler yazmaya, köksüz medeniyetimin köklerini oluşturacak yeni tohumlar ekmeye ve kendinle yeniden tanışmaya var mısın?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KENDİ GÖLGENLE YÜZLEŞMEK, SONUÇ..

    Veda zamanı.. Acıtsa da, kanatsa da, kırgınlıkların içinden geçip, buruklukların burun sızlatan kısımlarından canımı koparta koparta vedalaşma zamanı..

    Bu kopanların yerine daha güzellerini seçme zamanı.. Önce gittim, sonra döndüm, şimdi yemekler yaptığımız evin sokağına son kez gidiyorum, hediye aldığım bankta son kez oturuyorum, 9 numarasının kapıda olduğu evden tamamlanma yaşandı diyerek çıkıp yeni evime, başlangıçlar yapacağım yeni sokağıma taşınma zamanı..

    Ve bugün kendimle gurur duymanın, kendimi incindiğim yerden öpmenin zamanı.. Neler istedim, neler oldu, neler öğrendim, artık neler istiyorum ve ne yapmalı? Gelin biraz bunları konuşalım, güzel bir kahve yapın sindire sindire okuyun ve eğer aşkını da acısını da yas sürecini de hakkıyla yaşayıp en başta kendinize ve içinizdeki sevgiye sadık kalmayı seçtiyseniz bugün kendinize güzel bir hediye alın..

    Önce ne istediğimle ve ne bulduğumla başlayalım, çünkü devamında yüzleştiğim gölge yönlerimi ortaya saçıp onlardan sıyrılıp yerine ne koyacağımıza bakacağız.. Ne istedim; saygı, sadakat, aşk, neşe, eğlence, birlikte dünyaya kafa tutabileceğim güçte bir cesaret istedim çünkü bunları temeli sağlam bir yerden verebileceğimi biliyordum. Lakin sağlıklı bir ilişkide bunlar zaten olması gerekenler; sadakat, güven, saygı olmalı ki ilişkiler kökten sağlam olsun buraya kadar tamamız.. Ben işin içine biraz romantizm katanlardandım; işte dünyaya kafa tutalım, yaralarmış travmalarmış bunlarla el ele iyileşelim en azından herkesin bunlara sahip olabileceğini bilelim, sürekli yeni anılar biriktirelim araya ne insanlar ne mesafeler giremesin, rutinler oluşturmayı da seven bir yanım var gel bize özel rutinler oluşturalım diyen bir ben. Tabi sonra, yıllar önce biten, beni affettiğim yalanlarıyla aileler konusundaki net çizgime rağmen gösterdiğim anlayışla vuran, üzerine de depresyonun çöreklendiği bir dönemden sonra uzun süren iyileşme sürecimde bunları çok sorguladım..

    Takılmak için gelen de oldu, flört etmek isteyen de ama ben nettim. Ne yüzeysel ilişkiler kurarak egomu tatmin eden olmak istedim, ne de sıradan flörtlere ayıracak zamanım vardı. Ne yaralandım diye gelip geçici olanlara izin verdim, ne de zayıf düşmeme rağmen bana yakınlık gösterenlerin şefkatine sığındım. Anlayacağınız yas sürecimi de yaşadım, devamında kendimle de kalmayı başardım. Aslında iyi ki de yapmışım çünkü kendime ne istiyorum ne bekliyorum dememiştim 27 yaşıma kadar.. Sonrası malum işime baktım, arkadaşlarımla vakit geçirdim, arada bir şans vermeye çalıştığım insanlar oldu ama nettim istediklerim konusunda baktım uyuşmuyoruz kırmadan kırılmadan hemen o alandan çıktım. Tamam dedim ya aşk meşk işleri bu yaştan sonra bitti, e ben de mantıkla ilişki yapabilen biri değilim illa bir duygu beslemem gerek o da yok n’apalım dedim sağlık olsun.. Derken geldik mi yeni yıla, dedim ya rutinleri seven biriyim, hayata anlam katmayı pek bir severim yeni yıla dilekler dileyerek doğum günümde de mum üflerken senelerce hep aynı dileği dileyerek giren bir ben vardı lakin 2025 yılına hiçte böyle girmedim..

    Mali’mle konuşurken girdim yeni yıla ”yaaa nasıl girersen öyle gider derler” dedim hatta, gittim aileme sarıldım ve huzurla uyudum o gün. Dilek tutmadan, kendime koca koca hedefler koymadan. Yeni yaşıma da şansa bakın ki aynı adamla girdim. Ve size bir sır vereyim ben evrenin bizimle konuştuğuna hep inanan oldum. Gerçekten de yeni yıla ve yeni yaşa öyle güzel girmiştim ki tamam dedim hayat bu sefer sessizce saracak beni derinden.. Derken nisan ayı yaptı şovunu ve aşk geldi hem de hiç çalışmadığım yerden.. Uzun uzun anlatacağım kısımlar bunlar değil yaşarken mutluydum, şimdiyse canımı yakan anlara dönüşen kısımlar buralardan geldi. Ben onunla yeni yıla yeni yaşa girmiştim de bir şeyi atlamıştım, o da şuan olduğu yerde ve şuan yaşamayı seçtiği yüzeyselliklerle girmişti yeni yıla işte aşkın görmemi engellediği dediğim kısım burası ya neyse sağlık olsun.. Rutinler oluşturdum emek emek, yine kaygılarımı yüzeye çıkaran aile, arkadaşlar ve bağ kurmaktan kaçan bir ilişkiyi koydum merkezime, inanmak istediğim her şeyin arkasında dimdik dursam da kendimle arama giren bu kör noktayı inatla göremedim. Aslında görememek değil de diyorum ya inanmayı istemek aslında.. E üstüne verilen emeği, geçirilen zamanı, yaşanılan anları da kolay kolay yok sayan biri olmayınca hayal kırıklığı yaşayanın ben olması kaçınılmazdı..

    Ne de olsa benim çevreme dahil oldu, benim ailem biliyordu, benim mabedime girdi, benim hayatımın merkeziydi, yani kısaca benim hayatımın bütününde o vardı da ben onun hayatından teğet geçenmişim yeni anladım.. O yüzden yıkılan hayaller bana, yeni neşeler ona. O yüzden keyifle kahve içmeler tatil yapmalar yeni insanlara kolaylıkla kendisini açabilmek ona. Sorgulamalar, hiç mi sevmediler, ulan onca şeyi yok sayıp başkasına dokunabilmek nasıl mümkünlerin acısı bana.. Lakin şimdi idrak ettiğim de bu oldu. Tamam ben saygı, sadakat, sevgi temelinde bir aşk istedim de aynı zaman beni merak eden, beni hayatının önceliği yapan, sorumluluk alabilen, sadece öperken değil elimi de cesaretle tutabilen, iletişim kurmaktan kaçmayan, araya ne arkadaşlarını ne ailesini sokmayacak netlikte olan, her koşulda beni seçen birini de istiyormuşum.. Yani kariyer ve eğitiminde gösterdiği sorumluluğu, başarabildiği istikrarı ilişkimizde de yapabilecek güçte biri.. Bir de gölge yönlerimle yüzleşmemi sağladığı konulardan biri olan yetersizlik ve değersizlik duygusu var tabi. Sayesinde anladım ki kendimi bilmek yetmezmiş, ben başarmalıymışım da..

    Eğitim ve kariyer konusunda cam tavan sendromu yaşatmışım kendime. Bu alanları o kadar boşlamışım ki aslında ilişkimde karşımdakini ne kadar yüceltir ne kadar gurur duyarsam duyayım kendimi yetersiz gördüğüm bu konularda bir adım atmamayı seçmişim.. Yani sadık biriyim evet lakin karşımdakine sadığım, peki ya kendime olan sadakatim! Karşımdakiyle gurur duyuyorum, onun başarılarını destekliyorum ve olacağı kişiyi de görebiliyorum tamam da peki ya kendimle gurur duyacağım başarılar! Ona bakıp hayal kurduğum gelecekte elinden tutup dünyaya meydan okuyalım tamam da peki ya benim kaybettiğim gücüm! İşte bunlarla da yüzleşmek bir hayli zorladı..

    Ya ben kaygılarıyla, korkularıyla, yaralarıyla, travmalarıyla öyle yalnız kalmışım ki, diyecek olsam da aslında biraz da kendimi yalnızlaştırdım demek daha doğru olacak. Çünkü en büyük beklentim duyması, görmesi, adını koyduğumuz çocuklarımız için ciddi adımlar atması geleceğimizi inşa etmesiyken sadakatsizlik yaratacak koşullara net çizgi çekmesiyken, aşkını haykırmasıyken aynı zamanda bunları istemeseydi de. Bense o sırada işte sadece bekledim..

    ”Gör gününü”, ”sen kimsin ki” ve daha bir dolu cümleyle rahatlıkla kırabileni istemiyorum. Ben zaten gördüm, defalarca. Sadece onunla değil ondan öncekilerde de görmüştüm. Ben kibriyle bakan gözler değil, sevgiyle ruhumu gören gözler istiyorum. Ben kaygılandığım zaman kaçınganlığı ağır basan değil de yeri gelip kendisine rağmen yanımda durabilen birini istiyorum. Elbette her aile dinamiği farklı ben de bazı şeyleri öğreniyorum, en azından sevgimin önüne hiçbir şeyi koymadan öğrenmeyi tercih ediyorum, lakin yeri geldiğinde ayrım yapabilecek birini istiyorum. Ben kırgın uyumama izin vermeyen birini istiyorum. Yalan söyleyenlerin karşısında dimdik duran birini istiyorum. Meşguliyetini bahane etmeyen birini istiyorum. Ben araya koşulları, insanları sokmayacak kadar kendine güvenen birini istiyorum. Ben yaralarımı, duygusallığımı beni vurmak için kullanmayan benim hikayemi merakını gidermek için öğrenmeye çalışan değil de gerçekten anlamak istediği için soran birini istiyorum. Ben başkalarının ilgisiyle egosunu tatmin etmeye çalışan birini değil, kim olursa olsun gördüğü tek kişinin ben olduğumdan emin olmamı sağlayan birini istiyorum.. Kendini yetiştiren, sadece kariyer anlamında değil ilişki anlamında da sorumluluk alabilen, korkma ben varım demekle yetinmeyerek dimdik yanımda durabilen, ve haykırarak dünyaya ben çok aşığım dediğimde sesimin yankısında ben de çok aşığım sesiyle bana bütün hissettiren bir aşk istiyorum..

    Demiştim ya size yıllar önce ne istediğimi bilerek yaşadım, kendime döndüm. Sonra da 2025 bir mucize gibi aşkı getirdi hayatıma diye. İşte dünyaya kafa tutabileceğim bir adam rüyası gördüm aslında. Yoksa yıllarca mabedimi kimseye açmamış ben niye elinden tutup gideyim mabedime.. Olsun.. Onun da sayesinde daha başka neleri istediğimi de anladım aslında. Hatta sadece istediklerimi değil, bizzat sana aşığım diyecek cesarette bir adamın ilişkimizde nasıl zorlandığını onun ruhunu görmeme rağmen bazen nasıl onu zorladığımı ve bunlara sebep olan gölge yönlerimin neler olduğunu da anladım.. Gönül isterdi ki hayalini kurduğumuz geleceğe birlikte adımlar atarken, aşkımızı çoğaltırken bunları el ele öğrenelim. Ama belki de asıl nokta budur.. O yüzeysel ilişkilerine, anlık tatminlerine aşinaydı, bense kaygılarımla kaybetme korkumla yaşamaya aşinaydım.. Ben ilişkimi merkeze koymaya çabalarken, onun merkezinde hep kendisi ailesi ve yeni insanlar vardı.. Yüzleşmenin sonuna geldim.. Çünkü yıllarca hem yaralanan, hem o yaraları sarmak zorunda kalan hem de hep yasını da, aşkını da, neşesini de karşıdakine sadakatsizlik yapmadan, sessizce yaşayan biri oldum.. Onlar hayatına devam ederken, ben alkışlayan oldum.. Bu döngünün sonu olmak zorunda.. Çünkü neye layık olduğumu biliyorum, lakin bilmek yetmedi, düşüncelerimle davranışlarımla da bunu ortaya koyabilmeliydim.. En başta ”ben” olmaktan çıkabilmeliydim; ben sadık biriyim, ben aşık biriyim, ben fedakarlık yapan biriyim ve daha fazla ben ben ben diyen bir benin, benliğin ölmesi gerekiyordu. İşte bu derin kırgınlık tam da oraya bastı ayağını, ta ki canı çıkana kadar..

    En karanlık an aydınlığa en yakın andır derler. Kalp kırgınlığımın en karanlık anındayım, o karanlığa teslim olursam biliyorum ki bu döngüler kapanmayacak ve ben ne kadar aşk dolu, ne kadar sadakatli olursam olayım yaralanmaya devam edeceğim. O yüzden hem teşekkür hem veda zamanı.. Hem geçmişe, hem de son yaşadıklarıma.. El ele geldiğimiz köprüye, yemekler pişirdiğimiz evin sokağına, ilk öpüştüğümüz eve, kahvelerimizi yudumladığımız yerlere, şarkılar söylerken arabayla gezdiğimiz sokaklara, ben varken hep rahatça bulduğun otoparklara, hayatın hep yeşil ışık yaktığı caddelere, Hıdırellez zamanı dilekler yazdığımız çiçeklere, suya niyetlerimizi fısıldadığımız tatillere, gülümsediğimiz fotoğraflara..

    Evren boşlukları sevmez, yeri boşalanı doldurur derler. Orayı yüzeysellik mi yoksa derinlik mi doldurur işte bunlar senin seçimlerinle ilgilidir. Ben derinliği, kendi derinliğimi seçiyorum. Çünkü inanıyorum, evren bu sefer sadece isteklerimi vermek için değil aynı zamanda beni bana yeniden inşa ettirmek için en güvendiğim yerden aşkımdan, dostluğumdan yaraladı. Bu yara şifalanacak..

    Çünkü bu düşüş kendi içimde en sert yere çakılıştı.. Meğer ne çok siyah beyaz varmış hayatımda. Ne çok 1 ve 0 odaklı bir matematik denklemi kurmuşum. Bir doğruluk türküsü tutturmuşum içinde hep geçmişin hikayeleri anlatıp durmuşum aklıma, masal anlatır gibi.. İki yanım var, iki yönüm.. Birbiriyle kavgaya tutuştu bu hayal kırıklığının sonucunda.. Şeytan tanrıdan daha güçlüydü içimde, karanlık aydınlığa hep galip gelmişti evvelce.. Her kavgalarında anladım ki kazanan taraf benim hep en çok beklediğim tarafmış meğer.. Bu sefer kazanmak yok, kaybetmek yok.. Aç kalması gereken taraf var, beslenip güçlenmesi gereken taraf var.. Kendini bilen bir taraf var, kendini yeniden keşfeden bir diğer taraf var..

    Zor bir eylül ayıydı.. Ve bugün yaşattığı zorlukla birlikte biten bir eylül var.. Eylül için çok beklemiştim, hayal etmiştim bu sonbahar aşkla geçecek diye. Hatırla; yeni yıla, yeni yaşa beklentisiz girdiğinde hayat neler getirdi, seni nasıl yeşertti, hatırla.. Eylül bitti, ekim içinse beklentim yok.. Bildiği gibi gelsin..

    Şimdi izninizle bir süre Eylül ayına kadar olanları, eylül içinde olanları kabullenip, ekim ayına sessizce girmeye niyet ediyorum..

    Artık geçmişin yıkıntılarını değil, bugünün gerçekliğini konuştuğumuz ve yaralayıp, yarı yolda bırakanları değil bir bütün hissettirip yarayı anlayanı konuştuğumuz yeni hikayelerde buluşmak üzere.. İzninizle son 1 aydır yazdıklarım kadar yaşadıklarımı da sindirip, yeni evimde, yeni sokağımda yeni hikayelerle geri dönmek üzere bir süreliğine ekim ayının belirsizliğine ve huzuruna teslim olmaya çekiliyorum.. Ne aşkta ne ayrılıkta kendimi yüzeyselliğe ve gelip geçici olanlara açmadım, bırakmadım o yüzden şimdi de aynı saygınlıkla kendi sessizliğimi duyma zamanı..

    Kim bilir belki de yeni yıl gelmeden yeni hikayeler yazmaya başlatır hayat.. Kim bilir belki de bulmayı arzuladığım şey aramayı ve beklemeyi bıraktığım yerde çıkar karşıma.. Şimdilik bugüne kadar okuduğunuz yazardan buraya kadar, teşekkür ederim..

    Köksüz medeniyetimin kadim krallığından, SEVGİLERİMLE..

  • ..KENDİ GÖLGENLE YÜZLEŞMEK, GELİŞME..

    Rüyalarım berraklaşmaya başladı, dengeme yavaş yavaş gelmeye başladım. İçim başka dışım başka durumunu yavaş yavaş dengelemeye başlamak bile benim için büyük bir adım.. Karşıma geçmişteki kendimi aldım; 7 yaşlarımdaki ben, 16 yaşlarımdaki ben, 21 yaşımdaki ben, 25 yaşımdaki ben, 27 yaşımdaki ben, 29 yaşımdaki ben ve 31 yaşımdaki ben..

    Masa ben dolu, benliklerle dolu.. Bu yüzleşme işi oldukça zorluyor beni, bizi, benliklerimi.. Normalde içime döner, sorgularım, ataklar gelir, zamanla da yıkılan yıkılır, kalan sağlar benimdir der bir şekilde devam ederdim. Şimdiyse sanki bugünüm dünümü dava ediyor. Son kalan kırıntıları da, kırgınları da temizlemek istiyor artık ruhum.. Bu sefer derinlerde kalanlarla temas ediyoruz çünkü.. Her yıkımda her kırılmada biraz daha derine dalmıştık. Şimdiyse dibe vardık sanırım..

    Çünkü her geçen gün hatırladığım şeyler yüzeye derinlerden çıkan sızılardan ibaret. Artık ayırt edebiliyorum.. En önemlisi de fark ettiğim şu ki; karşımdakinin hep kendini kenara çekip, yanlış yapmadan, telafisi olmaz seçimler yapmadan vicdanıyla kalbiyle düşüp bir anlığına olsun hatrımı, değerimi, aramızdaki bağı daha da zedelemeden daha sağlam bir yerden başlamaktı aslında. Ben bunları bir köşede beklerken neler gördüm; geçmiştekilerde benden sakındıklarını başkalarına bollukla sundu, son ilişkimde de beklediğim küçücük bir güzelliğin bile karşılığı olmadığı gibi yüzeysel olanlara seve seve verildiğini duymak oldu.. Artık yetti, küçücük jestlerle, tatlı sözlerle dünya ayağıma serilmişçesine mutlu olan bir ben vardı. Verilmediği gibi daha da çalındı benden.. Yetmedi! Başkalarına büyük büyük jestleri, heyecan dolu hareketleri zevkle yapmalarını alkışlamaktan bıktım..

    İyi tanıdığımı sandığım, onun ruhunda gördüğüm dediğim şeylerin aslında yaralarımdan tanıdık olduğunu yeni anladım.. Aslında canımı birden yakmayışının, beni yıkan bu hayal kırıklığının zaman alışının; zaafımı ortaya koyduğumda, bir cümlemin yarım kalışında, bir boşluğumu keşfettiğimde heyecanla anlatma çabamı yok sayışımda, bir hayalim var dediğimde bakarız deyişlerinde, ben kendimi güvenle bırakmak isterken en güvendiğim yerlerden tek tek kırışlarınla aslında anladım ki senin içindeki karanlık benim sesini duymam gereken içimdeki çocuğu boğuyormuş.. Sen çocukluğunda annenden, babandan, çevrenden nereden vurulduysan oradan vurdun bana da. Keşke bu vuruşların seni iyileştirmiş olsaydı. Derin bağlar kurmanın o kadar da korkutucu olmadığını, çocukluğunda okşanmayan başının, takdir edilmeyen yanlarının yetişkinliğinde hıncını benden çıkarmak yerine keşke seni tam da bu gördüğüm yerlerinle ve olduğun gibi sevdiğimi anlayabilseydin.. Lakin anlıyorum; sen senden çalınanların yerine onları senden çalanların yerine beni suçlamayı, cezalandırmaları seçerken bir şeyi göremedin. Hedef aldığın bendim de içindeki karanlığın kaynağı sebebi ben değildim.. Aslına bakarsan senin mesafeyle sevilmiş, görülmemiş çocukluğun benim ihmal edilmiş, duyulmamış çocukluğuma denk geldi.. Aslında sen bana o duyulmamış, ihmal edilmiş çocukluğumun gürültüsünü hatırlattın. Bense hatırladıklarımla maruz kaldıklarım arasında bir yerde acaba o da benim gördüklerimi görür mü, anladığım gibi anlar mı, ona açtığım yaralarıma basmak yerine yaralarımıza rağmen orada olmayı seçebilir mi diye beklemişim.. Ben beklemişim beklemesine de sen gelmeyi, ne kalmayı, ne anlamayı seçmişsin. İki hafta olacak neredeyse başlarda olan kızgınlığım dindi, sorgulamalarım yön değiştirmeye başladı, çünkü yeniden anlamaya başladım.. Özellikle iki şeyi net anladım; birincisi sen beni zehirlemeseydin ben iyileşmesi gereken derin yaralarımı şifalandırmam gerektiğini anlayamayacaktım, ikincisiyse sevgi herkesi iyileştirir yanılgısına yeniden düştüğümü unutmuş olacaktım.. Ve en önemlisi gölgelerimin serbest kalan yönleriyle rastlaşmayacaktım.. Ruhumu bu kalp kırıklığının son darbesiyle öldürmeseydin, yeniden doğmam için yaşadığım sancıdan sağ çıkıp yeniden doğamayacaktım..

    Artık anladım; iyiliği hesaplı, egosu defolu, sevgisi yaralı, maskesini de gerçek yüzünü de gördüğüm, bile isteye canımı yakanın, içimi döktüğümde döktüklerime basıp geçenin neden hayatıma farklı suretlerle geldiğini.. Artık anladım; kirlenmiş vicdanlarını beyaza boyayanın, olanı yok sayıp kolaylıkla olmayanları varmış gibi sunanın, sevgim zaafım olduğu için yalanlarıyla gerçeğini maskeleyenin, en ufak tökezlediğimde hemen ortadan kaybolanın, sözleriyle kaybedemem seni seviyorumların hemen ardından ilk benim elimi bırakanın, bendeki sevgi güven sadakatin sendeki anlamlarının yüzeysel oluşunun, yüzeysel bağ kuranın neden farklı isimlerle geldiğini.. Anlıyorum artık; başın okşandığı kadar şefkatsiz, sana inanılmadığı kadar yalancı, duygularının anlaşılmadığı kadar empatisiz, sesinin duyulmadığı kadar öfkelisin.. Ama keşke sen de şunu anlayabilseydin; ben senin yaralayarak iyileşebileceğin kişi değildim, kırdıkça güçleneceğin kişi de değildim, günah keçinse ben olmadım hiç,. Ne yazsam az, dilerim iyileşirsin, benimse artık seninle hastalanmaya niyetim kalmadı..

    Öyle küçük küçük şeylerle mutlu olan bir ben de kalmadı artık. Çünkü her defasın da hayat bana o küçücük şeyleri bile muhtaçmışım gibi istetti. Hem de daha büyüğüne layık olmama rağmen. Oysa kendimi buna değer görmekmiş mesele.. Kendi değerimi görmemmiş.. Derinlerde yatan yetersizlik kaygımın, çocukluğumda sesimi çıkaramadığım o anın fısıltısının, yara almış sevgimin, defalarca kırılmış güvenimin gürültüsü oldun.. En çokta bunların için teşekkür ederim.. Kendimi nasıl da yermişim, nasıl da hiçe saymışım, nasıl da karşımdakinde gördüğüm potansiyel parlasın diye çırpınırken kendi hikayeme devre arası vermişim.. Kırgınlığım ne kadar derinse bu sefer yüzeye çıkan sevgimde o kadar derin olacak, inanıyorum..

    Çünkü kaçmıyorum yaralardan, korkmuyorum geçmişin hikayelerinden, kaygılanmıyorum artık emek verdiğim şeylerin yıkılmasından. Yaşarken yutkunması zor bir hikayeydi, yazarken nefesimi daraltan bir hikaye oldu, lakin yeni bir hikayenin huzurunu aş eriyorum artık.. Çünkü görüyorum, anlıyorum, hayatın tadını yeniden alacağım biliyorum.. Ve anlıyorum neden isimler farklı olsa da suretler değişse de bana hep beni gözünü kırpmadan yaralayanın geldiğini, neden gelip kırıp hiçbir şey yokmuş gibi mutlu mesut devam edebildiklerini, neden geride bana sadece soruları ve yarım kalmışlıkları bırakabildiklerini.. Ben el ele görelim yaşayalım derken neden en ufacık tökezlemede ilk eli bırakılan olduğumu..

    Şimdi o masada oturduğum sevgili 7 yaşım; seni duyuyorum, sana yaşatılanı biliyorum ve sen de bil istiyorum artık savunmasız ve güçsüz değilsin. Sevgili 17 yaşım; hiç sevgilin olmadan geçirdiğin ergenliğinde bile ben aşka inanıyorum derdin, şimdi duyuyorum sesini ve hatırlıyorum hayattaki hakikat arayışını ve yeniden dansa davet edecek cesaretimizi keşfediyorum sayende.. Sevgili 21 yaşım; heyecanlı, ele avuca sığmayan yanım iyi ki gitmişsin burnun dikine iyi ki durmamışsın yerinde senin sayende ne de güzel anılarımız var.. Sevgili 25 yaşım ay o ne durgunluktu öyle, depresyonla ilk temasımızdı, kısa sürdü sandık ayağa kaldık, arada bir yanıldık ama olsun, artık o ilk temasın bana verdiği gücü hatırlıyorum sayende.. Sevgili 27 yaşım; zihnimin bizi ele geçirişi, depresyonumuzun hayatımıza çöreklendiği, ilişkimizde yaşadığımız ayrılığınsa hayatımıza darbe vuruşunun enkazıyla kendimizi neredeyse yitirdiğimiz ah o aylar, haftalar neydi öyle, yaşarken bitmeyecek sandığımız, kendimize duvarlar ördüğümüz, artık asla diyerek sınırlar çizmeyi öğrendiğimiz o inişler o çıkışlar, omzundan öpüyorum senin, zordu ve başardık seninle gurur duyuyorum.. Ve sevgili 31 yaşım; başardık, aşık olduk, kendimizden kaçmadık, hayat arenaya davet ettiğinde tereddütlerimiz olsa dahi uzatılan eli tuttuk, şimdilerde ”yok be o eski hayal kırıklıklarının ödülü bu aşk” inancı yüzünden büyük bir hayal kırıklığı yaşasan da yine de seninle gurur duyuyorum, kaçmadın hem kendinden hem de o aşkla gelen gölgenden, elbette karşında da dimdik duran bir aşkı yaşamayı arzulardın biliyorum ama bir şeyi daha biliyorum eğer bu kırgınlık olmasaydı kendine değer veren bir sen kalmayacaktı geriye..

    Yani sevgiyle, anlayışla, el ele güvenle, birlikte öğrenilebilirdi elbette. Ama bu sadece benim yolculuğum değil, sadece öğrenmesi gereken ben değilim. Hepimizin alması gereken, yüzleşmesi gerekenler var. Kaçmayana, cesaret eden, yakıp yıkmak yerine yapmanın sorumluluğunu alana ne mutlu.. Ben bu hikayede payıma düşeni geçmişte yaşadıklarımı hatırlayarak, yaralarım kanayarak, hayal kırıklığıyla bir başıma kalarak aldım.. Beklerdimler, isterdimler yerini artık biliyorumlara bırakmaya başladı.. Kendimi yok sayarak yetersizlik duygumu nasıl da beslemişim öyle, en çok ben sevdim diyerek kendimden azaltmışım da bana verilmeyenlerin başkalarına sunulmasını nasıl da buruk bir yarım kalmışlıkla alkışlamışım öyle.. Halbuki severdim kendimi, bilirdim en orijinal halimi, ne de güzel neşe saçardım aileme, arkadaşlarıma aşkıma öyle. En çokta kendi ışığımdan kısmışım, karşımdakinin gölgesi için..

    Kibirden uzak bir sevgiyi, güvenle sarmalanmış bir aşkı, huzurla çevrelenmiş bir hayatı seçmek varken hep yaralar, hep çırpınmalar, hep savaşlar dahil olmuş hikayeme. Ama ben öğreneyim diye, ama öğreten olayım diye.. Geçmişimdekilerin hikayesinin neye evrildiğini öğrendiğimde ilk söylediğim kimsenin mutsuzluğu benim yaşadıklarımı değiştirmez ki ben sadece anlayış beklerdin, bir hata olduğunda telafisi olsun isterdim derdim. Olay sadece bu değilmiş, anladım ki alınmayan ders kendini her an yeniden ortaya koyarmış insan için.. Son ilişkimde hem yakın sandığım bir dostumu, hem aşkı doyasıya yaşayacağıma inandığım bir adamı, hem de birlikte büyürüz ümidiyle önce mabedime sonra çocukluğumun geçtiği sokağa götürdüğüm oyun arkadaşımı kaybettim.. Belki de artık her şeyin yıkılması gerekirdi.. Sadece kendimle yüzleşmek yetmedi belki de, tüm gölgemle yüzleşmeliydim. Hayatta anlam yüklediğim ve kendime sakladığım, kahve anlarım, köprüm, çocukluğumun sokaklarına bu aşkı dahil ederek gelecek inşa ederim derken belki de bunca yüklediğim anlamların da yıkılmasına ihtiyacım vardı bilmiyorum.. Daha bugün bir arkadaşımın enişteyle gelin daveti yüreğimi hala sızlatabiliyorsa belli ki hala zamana ihtiyacım var demektir.. Lakin bir şeyi daha gördüm; ben aşkı hayatımın tam merkezine almış, tüm dünyamda haykırmış, cesarette cesaret demişken, sadece geleceğime değil geçmişime de dahil etmişken elbette en çok canı yananın ben olması çokta kaçınılmaz bir sondu.. Karşımdakiyse beni çevresinden gizleyen, biz dışında herkesi herkesi seçen, en ufacık ağırlıkta konu ben olsam da olmasam da ilk elini bıraktığının ben olmasıysa onun neden rahatlıkla, kendini sorgulamadan, sorgulama yapmadan devam edebildiğini gösteriyor aslında.. Neyse, o onu yaptılar ben bunu yaptımlar kısmını kalp kırıklığı rehberinde bıraktık. Bu kısım kendimizle, gölgemizle yüzleştiğimiz kısım..

    Herkes fıtratı neyse öyle seçimler yaptı, herkes sevme şekline göre var olmaya çalıştı.. Bense artık -mışlarla, -mişlerle değil gerçeklerle devam etmeye çalışıyorum.. Ne istediğini bilmenin de yetmediğini öğrendim bu yüzleşme sayesinde. Kendimi de unutmamalıydım, sınırlarıma da sahip çıkmalıydım, tamam sevince merkezime alan biriyim bunda hem fikiriz de o merkezde kadim kral olacak cesareti gösterecek olanın elinden tutmalıydım. Kral olması için çırpınacağım değil.. Gerçi ne yalan onda gördüğüm buydu, yoksa yıllarca uzak durduğum ilişki konusunda köksüz medeniyetimin kadim krallığını neden yeniden aşka açayım ki.. Ama yetmezmiş onun da kendini o tahta layık görmesi gerekirmiş, istemesi gerekirmiş, benim gördüğümü görecek kadar sorumluluk alması gerekirmiş,.

    İnsan kendi istemediği sürece önünde olsa göremezmiş derler. Bu hepimiz için geçerli, benim de göremediklerim vardı.. Kırılan yerlerde açıldı ruhumun kapısı bu sefer daha temkinli..

    Önce gölgemle olan mevzunun dibini temizlemeliyim. Sonrasında niye böyle, nasıl olduları bırakmalıyım.. Çünkü bazen öyledir, dümdüz öyledirler. Sana vermekten imtina eder ondan sömürenlere bol bol verirler. Bazen bile isteye kıradabilirler.. Bazen düşünmek istemeyenler olacak, yine sorumluluk almaktan kaçanlar da çıkacak.. Sen seni bil yeter.. Sen seni bul yeter.. Çünkü en derin yaran sevgiydi, en sağlam sandığın yerin güven konusuydu.. Kendini yetersiz ve değersiz görmen onların suçu değildi, eski hikayelerin çoğunu temizledin şimdi sıra burada. Geç yok, kaybettimler yok. Zaman gösterir kim neyi kaybetti, kim neyi kazandım. Şimdi bir sen var elinde.. Kibirden haylice uzak, suçlamalarla sorgulamalarla kaçmak yok, ha bir de artık maneviyatını doyurmakla yetinmek yok. Bu dünya diplomayı alkışlar, bu dünya başarıya hürmet eder. Sen iyiymişsin, sen kendinle yüzleşecek cesareti sunmuşsun, aman yaralarını kendin sarmışsın, vay efendim hayatındakilere sevgi vermiş, hem sadakatli seçimler yapmışsın dünyanın seni bunlar için alkışlayacağını sanma. Hatta hatırla 4 yıl kadar önce yaşadıklarından sonra da kalktın ayağa, kendini bulma yolculuğuna çıktın, yine sevdin, bak sevildin de ama hayatın sana alkışlattığı sahneye çıkarıldın mı hayır, o sahnede alkışlandın mı hayır. İşte bunu da hatırla, onlar yoluna bunları kazanarak devam etti, etsinler zaten ben kırılsam da başarana takdir sunarım. Ama sıra sen de hem de büyük bir farkla, sen kendini bulmuş, tanışım, bilmiş ve yüzleşmiş olacaksın. Diplomamı gerekli alınır, kariyer mi gerekli yapılır. Lakin ayağa kalkacaksın.. yetersizliğinin gölgesinde kalarak değil, gerçekliğinle yüzleşerek bunu yapacaksın. İşte o zaman gerçek seni bilenler olacak yanında aynı senin yanlarında olmayı seçtiğin gibi. İşte o zaman kendiyle yüzleşme cesareti gösterenlerle buluşacak yolun aynı senin kendinle yüzleşme cesareti gösterdiğin gibi. Ve işte o zaman bunlarla yetinmeyip kendini inşa edenlerle kesişecek yolun aynı bugün senin kendini inşa etmeye başladığın gibi..

    İçinde ne varsa dışında o var, yeryüzünde ne varsa gökyüzünde o var.. Bu dualiteyi hatırla.. dün hayatına girip gidenler, gitmeden bugün hala hayatında kalanlar herkesin bir sebebi vardı, hala var.. Arkadaşların arasında elenenler olduğu kadar kalanlarda var neden; çünkü yalan yok, ihanet yok, senin sınırlarına saygısızlık eden yok. Zaten bunların olduğu her arkadaşlık kendiliğinden bitmişti. İşte bu senin yansımandı, arkadaşlıklarında dürüstlüğü, yanlarında olmayı seçmeyi, konu ne olursa olsun onları pohpohlayan değil gerçeği anlatan, bunu söylemeyi seçen sendin, o yüzden sana kalan arkadaşlıklar bunlarla çevrili. Aşkta da öyle olmadı mı; ihanet etmedin lakin edenler yalan söyleyenler gitti seni acıttı ama gitti, aynı sevgi frekansında olmayanlar gitti.. Sonradan gelene şükretme sebebinde buydu ya hatırla; ben sadığım ve sadakate önem veren geldi demiştin, ben aşığım ve bana aşık olan geldi demiştin.. Şimdi gidildiyse bir sebebi var, zaman gösterecek belki sebebini öyle kaygılarınla hemen balıklama atlamak yok aman aldattılar, aman başkalarıyla güle oynuyor demeler yok artık.. Herkes kalbinin ekmeğini yer.. Hatırla geçmişinde sana yapılanın haberini bugününde bir kahve eşliğinde öğrendiğin anları..

    Ve artık bırak ben demeyi.. Ben’le varılan tek yerin neresi olduğunu hatırla.. Kaygılarla inşa edilen, korkularla yıkılır. Sen sevgiyi hakkıyla yaşayansın, ama yetmez. Sen sadakati kalpten seçensin, ama yetmez.. Sen emek verip sürekli fedakarlık yaparken karşındakinin sorumluluk almasına izin vermezsen kendinden eksilirsin. Sen en sadık benim dersen hep güven kıranlarla yetinirsin.. Kendini bulman yetmez, bilmen yetmez.. Bunlarla inşa edeceğin bir krallığın olmalı.. Olmalı ki içi boş kariyer, eğitim başarılarıyla takdir bekleyenler değil altı dolu başarılar kazanmış olanlar çevrelesin hayatını. Kendini yık, yeniden inşa et..

    Tersten başlamak say bunu. Herkes maddiyatı inşa eder, sen maneviyatla başladın. Lakin hatırla dünya ilkini alkışlar, ikincisinin görünür olması için ilkini inşa etmelisin artık.. Yüzleşme ilk adımı tamamlandı. Farkındalığınsa ilk adımı atıldı.. Şimdi sence de sırada inşa etmek zamanı değil mi?

    Kaybetmek ve kazanmak değil, yan yana olmak ve denemek.. Cesaretle, sorumluluk alarak, ben buradayım diyebilmek.. Diyebilenler için yol açabilmek..

    Köksüz medeniyetimin kadim krallığı; daha sağlam köklerle, sonbaharda solmayacak çiçeklerle, mabedine verdiğin değeri hiçe saymayacakla, şeffaflıkla ve dürüstlükle, cesaretle ve sorumluluk alanla, huzurla ve inançla, sevgiyle ve güvenle, artık savaşmadan, çırpınmadan, görülerek, duyularak, sahiplenilerek yeniden başlayacağız ve bu sefer her mevsim bir düğün bir şenlik havasıyla geçecek.. Yeter ki yüzleştiğin yerden, kendi gerçekliğinle yeniden kalk ayağa..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KENDİ GÖLGENLE YÜZLEŞMEK, GİRİŞ..

    Saatlerdir ekranla bakışıyorum.. Yaşanılan kırgınlıklar, öğrendiğim şeyler sonucu yaşadığım hayal kırıklığı, hayatımın belirsizliği derken dün gün kaçtığım o şeyin kıyısına hayat beni itekledi. Aslına bakarsanız zaten o kıyıya kadar defalarca itildim hayat tarafında. Çok karmaşık bir başlangıç olduğunun farkındayım, izin verin nefes alayım kahvemden bir yudum içeyim başlayacağız..

    Bugün biraz yavaş ilerleyecek bu yazı, en azından ben yazarken hayli nefesler alacağım, siz okurken bir çırpıda bitirebilirsiniz elbette.. Nereden başlayacağım konusunda bile hala düşünüyorum.. Kırılma noktalarından sonraki duruşun, hayatın sana karşı kim olduğun sorusuna cevabın olacak..

    Günlerdir kırık kalbimin, birkaç gün önce kalbimi kıran kişinin hayatına çokta güzel devam edişinin öğrenmenin verdiği hayal kırıklığının üzerimde kurduğu hakimiyete teslim olmam gerektiğini anladım.. Çok düşündüm, yazdım, çizdim, çok sustum, bekledim.. Nedenler, nasıllar, niyeler. Bu süreçte önüme çıkan her şeyi okudum, dinledim. Acaba hayat bir cevap sunar mı diye. Sundu.. Onun nasıl da içi rahat devam edişinden tutunda benim niye bunları yaşadığıma dair çok şey sundu. Tabi yaşamakla, anlamak arasında biraz fark var. Ne kadar idrak edersem edeyim kalbimin kırgınlığı belli ki bir süre daha devam edecek.. Neyse biz gelelim kendi gölgemizin karşısına çıkmaya..

    Bir haftadır en çok üzerinde durduğum konu karşımdakinin sevgisizliği, vermediği değer, konu başkaları olunca zamanını enerjisini bol bol harcarken ben olunca nasıl da cimri oluşu, bunları nasıl göremeyişi, yalancı arkadaşlıklarını bile kaybetmekten korkarken nasıl olurdu benim sevgimi güvenimi bir çırpıda harcayışı, ailesi ablası yanında değilken ben vardım nasıl bunu görmez deyişlerim, ona yük olanları taşırken en ufak şeyde benden nasıl da kolay vazgeçer demelerim. Yani okuduğunuzda bile içinizi karartan bunca sorguyu düşünün ilişkim boyunca ve bittikten sonra içimde taşıyan beni. Yetmezmiş gibi güle oynaya devam ettiğini öğrenmem de tuz biber oldu, bu durum da sorularımı arttırdı; ya bunu nasıl yapar, hiç mi sevmedi, aşığım seni kaybedemem derken yalan mıydı tüm bunlar, nasıl bu kadar kolay vazgeçebildi blah blah blah.. Soruların öznesi karşı taraf, soruların yarattığı ağırlığı taşıyan ben. Peki neden?

    Yıllar önceki ilişki bitişimden ve sonrasında yaşadığım süreçten sonra kendimden çok emindim. İlişkilerimde ne istiyorum, hayattan ne bekliyorum, sınırlar konusunda nasıl da bu kadar esnek olmuşum gibi birçok konuyu kendimle konuştuğum ve tek tek kendimi hesaba çektiğim bir süreçti.. Yazıların çoğunu okuyan biriyseniz hem o süreçleri hem de yakında olanları zaten biliyorsunuz. Okumadıysanız da maalesef şuan o konulara giremeyeceğiz. Çünkü asıl hikaye, geçmişin yarattığı kaostan benim neyi görmem ve kimi seçmem gerektiğiyle değişecek bir hikaye.. Yazmak kolay elbette, fakat hem bunu anlama yolunda hem de şuan anladıklarımı hayata geçirmek yolunda hayli zorluklar olacak. Çünkü ikinci kez doğmam gerektiğini artık görüyorum.. Peki bu kalp kırıklığıyla yeniden hikaye yazmanın arasındaki köprü ne? Hatırlar mısınız bir mabedim var, bir köprü, yıllarca kimseyi götürmediğim sonrasında var olan aşka inandığım kişinin elinden tutarak götürdüğüm o köprü, o köprüde bana verilmiş sözler. Peki söz vermenin kolay olduğunu söylediğimde, arkasında duracağından emin olduğunu sanan kişi ne oldu da benim mabedimde beni yaralamayı seçti? Hikayenin büyüsüne kapıldığı ve anlık heyecan içinde olduğu için miydi tüm bunlar? Yoksa bir gerçekliği var mıydı? Maalesef cevabını onda saklı. Ve artık cevabının önemi kalmadı.. Gelin şimdi sebebine bakalım..

    Hem son ilişkide sınırı aşan dengeyi bozan konulara bakalım, hem daha geçmişle örüntülü hale getirelim, hem de neden başa döndük onu çözelim. Çünkü kader bir kere daha fısıldıyor. Eğer yine düşersem, çözemezsem bu döngüyü kapatamayacağımı artık anladım.. Hem gökyüzü olayları, ne bilimsel okumalar, hem ilmin sundukları derken birçok farklı açıdan bir cevap aradım. İşte şimdi gelen cevabı sindirmek zamanı..

    Ben yıllarca yüzeysellikten uzak kaldım, bulduğumu sandığım adamsa hep yüzeysel ilişkiler yaşamıştı. Konuştuk ne istediğimi bildi, derin bağlar kurmak istediğini söyledi. Uzatmayalım buraya kadar tamam. Devamında ben zamanımı, ilgimi, enerjimi tamamen ona aktarmaya başladım. O da başlarda kendi sınırlarını korumaya çalışsa da aslında ilişki için bu kadar sert sınırların olmasının sağlıklı olmadığını gördükçe yavaş yavaş sınırlarını genişletmeye başladı. Ama bununla kalmadı.. Ailesi, çevresi, bir kafede kahve sırasında rahatça numarasını isteyen birine telefonunu uzatabilmesi ve bu durumu ben niyetini anlayamadım gibi savunmalarla geçirmesi, geleceğe dair aldığı kararlarda benimle şeffaf paylaşımlarda bulunmaması, aldığı kararların hep ben merkezli oluşu bana kendimi hem çok değersiz hem de bu ilişkide görünmez olduğumu hissettirmeye başladı.. Bu cümleler başta suçlamalar gibi dursa da sakin kalın açılımını yapacağım. Çünkü asıl mesele kendi gölge yönlerimle yüzleşmek.. Mesela aile konusunda eski ilişkimde asla dememe rağmen öyle derin kırılmıştım ki hah dedim yine bir aile meselesi girdi işin içine kesin yine bu ilişki iki kişilik olmaktan çıkacak, e o kişiyle de arkadaşlığının olması durumları daha da net aynı konular dedirtecek şekilde kaygılandırdı beni. Aslında hemen gardımı aldım çünkü yine aynı yerden yaralanmak istemedim, karşımdakinin bu gardı görüp sevgiyle indirmesini bekledim, birinci çinko! İkincisi çevresindeki kişilerin yalan söylediğini, hayatlarındaki insanlara ihanet etme potansiyelinin olduğunu biliyor olmasına rağmen, bir de bizim ilişkimizde etkileri olmasına rağmen onlara net sınır çizmeyişi. Bu durum beni hep al işte günün sonunda beni ve aşkımı değil, onların ne kadar kötü olursa olsun onları seçecek kaygısını doğurdu. Nitekim karşımdaki kişinin ”ben bir seçim yaptım ve sorumluluğunu alıyorum” diyecek cesarette olmasını beklerken sürekli bu konudan kaçması hem kaygılarımı tetiklemeye devam etti, hem de ilişkimde kendimi seçilen olmayan hissettirdi, oldu mu size ikinci çinko! Ve şu numara olayı, kahve içerken siz sevgilinizi masada bekliyorsunuz o rahatça ona temas etmek isteyene buyur diyor, bakın olayın detayı önemsiz tek bir gerçek var burada, o da yaptığı şeyin güvenimi yerle bir edişi. Bense bekledim, gözünün önünde durdum beni görmedi bile buna rağmen konuşmasına izin verdim o masadan gitmedim. Ondan bunu kendisi yaşasa zaten aldatılmış biri olduğu için ne kadar güven kırıcı olduğunu anlamasını beklerken, benim sadakat konusunda ne kadar net olduğumu bildiğini fark etmesini beklerken sadece savunmalar duymak zaten yıkılan güvenimi daha da yerle bir etti. Bense gitmedim o masadan, gidemedim. İnanmayı seçtim çünkü, hem de en değer verdiğim şeyin ”güvenin” yıkılmasına birebir şahit olmama rağmen. Alsın size üçüncü çinko! Burada kalmadı da, meğer okuldan kabul almış, gitme planları yapılmış, bense bekle allah bekle işte.. Şimdi tabloya bir bakalım, kimseyi suçlamadan, kendimize de haksızlık yapmadan.. Ben istedim ki yaralarımızı birlikte saralım ama birbirimizde yara açmayalım. Ben istedim ki güven ve sadakat konusunda net duruşlar sergileyelim ki olabilecek fırtınalarda sarsılmayalım. Ben istedim ki sen kaçıngan ben kaygılı, yok sen ailenden böyle gördün ben ailemden bunu öğrendimleri yıkalım biz olmayı seçelim, seçelim ki tetiklenmeler olduğunda birbirimizi hırpalamadan bir çözüm bulalım.. Şimdi bir de karşıya bakalım; özgürlüğü kısıtlanmasın, bir sorun çıktığı zaman sorumluluk almasın, zaten ailesiydi eğitimiydi onu meşgul ediyor bir de benimle meşgul olmasın, güvenimi mi kırmış kalbim mi kırılmış duygusal davranmak yerine beklentisizce yaşayıp devam edeyim. Gittiği yerde yenilerle keyifle kahve mi içmiş anlayış göstereyim blah blah blah. Ben kendi gölgemle yüzleşirken bir zahmet siz de kendinizinkiyle yüzleşin ya da yüzeysel yaşamaya devam edin artık bunlara zamanım yok.. Peki madem ben zamanında ilişkilerde ne istediğimi biliyordum, madem ben gerçek bir aşk hikayesi yaşamak istiyordum da, karşımdaki apaçık bir şekilde ben derin bağ kurabilecek biri değilim, denedim elimden gelen bu kadar derken onu fazlasını yaşayabileceğimize ikna etme çabam niyeydi? Tamam romantik anlamda ilk kez biri bana gelecek hayalleri kurmanın mümkün olduğunu gösterdi, tamam zaman zaman kendi sınırlarını aşmayı denedi bunlar beni şevklendirdi. Çünkü onda gördüğüm potansiyele çok inandım. Onun yapabileceklerine de çok inandım. Ha bu arada kariyer anlamında yapıyor, ailesinin bile yarım ağızla takdir ettiği bir erkek çocuğunun daha da fazlasını yapabileceğine çok inandım. İyi de ben kimim ki? Ona ailesinin veremediği sevgiyi, ablasının göstermediği yakınlığı, arkadaşlarının veremediği eğlenceyi ve samimiyeti, çevresinin sunamayacağı sadakati sunmak için çırpınmamın nedeni ne? Hele de bunları inatla görmemeyi seçmiş birine üzerine anlatarak anlatmam çabam niye? Ayyy işte içimi sıkıştıran o gerçeklik tam da burada yatıyor..

    Onunla bir kahve sohbetinde bana demişti ki ”sen malum kişiye özgüven vermişsin, onu çok yüceltmişsin, Fatoş her şeyi halleder bilincini oturtmuşsun, babasının ona verdiği cezada bile onu aydınlatmaya çalışmışsın” cümleleri geldi aklıma. Senden sonra o özgüveni bulamamışlar, babasının hala sözüne itaat ediyor demeler. O zaman kendimce demiştim ki ben sevdiğim adamın yanında durur, dünyayı karşıma alırım. Gerçek olan neyse, sevgiyle sadakat ile sarıp sarmalarım. Ama baktık olmadı biten bitti herkes yoluna devam etti demiştim. Peki hem bu cümleleri kuran, hem de bizzat kendisi de aynı döngüleri yaşayan bu adam bana aslında neyin dersini verdi? Ve maalesef şuan çevresinde ona gerçekleri söyleyecek kimsenin olmaması beni neden kırıyor?

    İşte gölge, işte yüzleşme, işte maalesef kendimi dengeye getiremezsem hayatın beni yine kıracağı nokta burası.. Mesela ben arkadaşlarımın ilişkilerinde özellikle kadınlara karşı hep dikkatli olmaları gerektiği konusunda net konuşurum, sakın kırma derim, bir sadakatsizlik yoksa problem çözen sen ol derim. Nitekim arkadaşlarım da bana karşı mümkün olduğunca şeffaf olurlar, pohpohlamak yoktur aramızda. Hal böyle olunca herkes böyle olmalıymış gibi beklentiye girmek benim takıldığım ilk çukur oldu. . Gelelim aile konusuna; ailemin sınırlarımı geçmesine izin vermem, sonuçta herkes ayrı bir bireydir, sağ olsunlar ailem de öyle baskıcı ya da yorucu yaklaşmazlar bu benim şansım bu cepte dursun. Daha önce aman evlenmem, aman aileler işin içine giremez gibi sert konuşup hayat tarafından da al bakalım nasıl oluyormuş gibi bir ağız payı alınca bu konuda sert bir duvarım oldu. Karşımdaki insan da buluşmalarımızda bile aranınca giden, sürekli bahaneler bulan yapıda olunca tetiklenmem kaçınılmaz oldu, ama buraya dikkat. Bana derdi ki bak her aile dinamiği farklı, şuan böyle olması bizim için de iyi aslında izin ver ben halledeyim. Tamam çok güzel ve inanmayı seçtiğim bir duruş olsa da bir yandan tetiklenmiş kaygılar bir kere gün yüzüne çıkmıştı, istedim ki bunu da görsün. O anlamamı bekledi nitekim ben de anlaşılmayı bekledim, hele de geçmiş ilişkide yaşadığım aile konusunu bildiği için daha da derin bir anlayış bekledim desem yerim lakin bu da takıldığım ikinci çukur oldu. Çünkü anlayış göstermek için çabalasam da en ufacık bir konuda hiddetlenebiliyordum, ta ki bir valiz için onu yollara düşürdüklerini görene kadar. Şaşırmıştım, ama ondan o farkındalığı görünce hah dedim ya aslında o da farkında. O gün onun ve aile konusunun aydınlanma yaşanmasını beklemek yerine günübirlik tatil modunda onla yolda olmanın tadını çıkarmayı seçmiştim. Tabi maalesef bu sevinç uzun sürmedi.. Ve nitekim mesafeler ve yeni hayatı işte beni, bizi bitiren o son vuruş.. O yola çıkmadan yaşanılan kırgınlıklar, o yola giderken yaşadığım terk edilme ve yola çıkmadan bir gün önce elini bırakmak istemiyorum deyişinde yeniden aşkı seçiş. Tam bir duygu lunaparkı yaşadım, o da yaşamıştır bilmiyorum.. İlk zamanlar yoğunluğu, tanıştığı insanlarla ilgili sorduğum sorulara verdiği kaçamak cevaplar, zaman farkı derken işler düğümlendi aslında.. Ben oradaki hayatına beni dahil etmesini bekledim, o yaşadığı hayata kendisi adapte olmayı istedi. Ben saatlerce konuşmak başka ama meşguliyet arasında insan birkaç saniye de olsa zaman bulamaz mı dedim o çok meşgulümlerle öteledi. İnsanlar kahve içelim dediğinde beni tanıştır heyecanı duyarken o iki gün konuşmamayı seçti. Ben orada kimlerle neler yapıyor derken o hesap sorma demelere başladı. Ben yahu bir saniye seni seviyorum demek kimsenin dikkatini dağıtmaz ki derken o bu durumu alana müdahale olarak görmeyi seçti. Kısaca kendisi göremedi belki ama birisi de durup ona ”yahu kız uzakta hele de şöyle bir dönemde aşkla, sadakatle, şeffaflıkla seni bekliyor beklerken de tek görmek istediği senin bu ilişkiye değer verişin, huzurlu bir ilişki istiyorsan senin de adım atman gerekli be evladım” dememesi, kendisinin bunları düşünmeyi ve görmeyi seçmemesi yetmezmiş gibi öğrendiğim kadarıyla bunların tam aksi konuşmaların yapılması ve yapılan konuşmalara onun izin verişleri beni içten içe kırarken onu da oradaki yeni kişiye hazırlıyormuş meğer.. İşte aldığım en büyük ders bu oldu..

    Meğer dengeme bozan hep buymuş.. Tamam sevdiğim zaman sonuna kadar giderim bu hiç değişmedi. Hatta yıllarca kendimi masaya yatırıp irdelediğim zamanlarda önce bunu böyle yapmamalıyım diyerek insanlara sert duvarlar örmeyi denedim, sonra baktım ki ulan o da bana uygun değil ben hakikaten hesapsız kitapsız seviyorum, stratejiyle falan uğraşamam ama hep kırılıyorum başka bir yol bulmalıyımları düşündüğümde anladım ki kalbimi hak edenlere açmalıyım. Yine seveyim tamam ama kendi dünyama o sevgiyi ziyan etmeyenleri dahil etmeliyim demiştim. Hakikaten de öyle yapmıştım.. Fakat ilişkimde dengeyi bozan bunu yapmayı sürdürmememdi.. Ben dememdi.. Biz dediğimiz yerlerde bizi göremediğim anlarda kalkıp gitmemdi.. Aldatılma korkuma boyun eğip acabalarla beni bir başıma bırakmasına izin vermekti. Güvenimi inşa etmek için ona zaman tanımamamdı. Çünkü hemen olmalıydı.. Kırgınlık mı var hemen çözülmeliydi, sorun mu var hemen konuşulmalıydı, işin içine aile ya da üçüncü kişi mi girdi hemen doğrusunu yapıp beni rahatlatmalıydı, beni seçmeliydi beni.. Yahu tamam da izin vermedin ki be kızım.. Korktuğun ne varsa yaşarken, kaygıların seni boğarken bir durup demedin ki ulan ne oluyor!

    Aslında son hamlesiyle yaptığı seçim zaten ilişkimiz içerisinde de her defasında yaptığı seçimken, ben de aynı ilişki içinde yaptığım seçimi ilişkim bittiğinde de yaptım.. O yenileri seçerken, hayatındakileri seçerken, bunu zaten ilişkimizde de defalarca yapmışken ben de aynısını yaptım. Hep onu seçtim, onu beklemeyi seçtim, sevmeye devam etmeyi seçtim, inanmak için bir sebep verir mi acabaları seçtim.. O yüzden onun kısa sürede devam edebilmesini öğrenmenin yıkımını seçtim..

    Halbuki bana hiç düşünmediğim şeyleri de düşündürdü; mesela yurtdışı konusunda hiç düşünmezken bir heves verdi içime, kendimle zaten yeterince yüzleştim derken aslında ilişkiler konusunda nasıl da korkularım ve kaygılarım varmış onu gösterdi. Ha bir de bir gün lunaparka götürmüştü beni ham de sadece gözümdeki bir bakıştan anlayarak, sessizliğimin arkasındaki isteklerimin duyulmasının beni ne kadar mutlu ettiğini gösterdi aslında. En ağırıysa yetersiz hissettiğim konuların yüzeye çıkmasını sağladı. Evet kalbim sızlıyor yazarken bile; tamam çok okurum, çok anlarım da bunların eyleme geçmemiş olmasının önemi olmadığını gösterdi aslında.. Bir de son cümlesi; sen kimsin ya, işte asıl vurulduğum yer burası oldu. O bunu kibirden söyledi, o bunu onunla kendimi kıyasladığımı sandığı için aslına bakarsanız beni ne kadar da küçük gördüğünü anlatırcasına söyledi, o bunu kafasında aslında beni sürekli kendisi ya da çevresindekilerle kıyasladığı için söyledi, farkında olmadan öfkeyle aslında gerçekten beni hayatında yanına koymadığını karşısına aldığını gösterdiğini anlatırcasına söyledi. Ama haklıydı, o bunu sorarken haklıydı yanlış olmasın. Çünkü ben kibirle bakmadım kimseye, küçük görmedim kimseyi de. Sevdiğim insanla rekabet etmem ben onun yanında olurum karşısında değil. Ama belli ki o beni hiç olmaması gereken bir yerden izliyormuş meğer.. İşte günlerce yüzeyde sorguladığım; nasıl yaparlar, aldattı mı acabalar, hiç mi sevmedilerin altında yatan gerçekle bu sayede yüzleştim.. Çünkü hep sevilmeyi, onaylanmayı, güvende hissetmeyi istedim onunlayken. Halbuki bu süreçte aynama yaptığımı fark etmedim bile. Onun kendi içindeki bağ kuramayan tarafını, ailesi tarafından mesafeli sevilmiş olmasının yarasını, geçmişte yüzeysel ilişkilerde yaşayamadığı derinliği, sorumluluk almanın sadece işle güçle olmayışını aynaladığımı fark ettim aynı zamanda.. O da bana aynalama yaptı; hakikaten kimdim ben! Ne cüretle ona doğruları göstermeye çalıştım, kimim ki ona istemediği sevgiyi sadakati sunmak gibi bir yüce gönüllülük yaptım, o istemezken niye merkezime aldım mesela.. İşte aslına bakarsanız dengeyi bozanda buydu bu ilişki de.. Sanki en sadık benmişim gibi, en iyi ben severmişim gibi bir yüce gönüllükle davranmak.. Hani benim hayatım, hani kendi sınırlarım, hani kendi gerçekliğim, nerede benim öz benliğim..

    Sürekli vermenin kendimden çalmak olması yetmezmiş gibi ilişkilerimde de boğduğunu yeni anlıyorum. Hepimizin bir süreci var, bense hayatımdaki insanın yolculuğuna eşlik etmekle yetinmeyip yaralarını ben sarayım, hayatında hep ben olayım diye çırpınmaktan sadece ilişkimin dengesini değil kendimle olan dengemi de alt üst ettim aslında.. Çok derin bir yerden kırılmanın verdiği en büyük ders bu oldu; yetersizlik hissettiğim şeyler, harekete geçememe nedenlerim, bekleyen olmayı seçmemin nedeninin, ilişkimin ben tarafından bozulmasının nedeninin neler olduğunu görmek biraz ağır geldi.. Ben sevmek, sevilmek varken niye savaşıyoruz diyordum da görmem gerekeni gözden kaçırmanın bedelini kalbimin kırılmasıyla ödedim. Ben sadakatsizlik, yalanlar olmasın da geri kalan her şey telafi edilir derken aslında bazı kırgınlıkların ne denli yara açabildiğini gözden kaçırmışım.. İşte en önemlisi de bu, karşımda ben diyen birini değil biz diyen birini bulmayı arzularken, ben de bizden kırıldıkça bir hayli uzaklaşmışım.. Şimdi anlıyorum artık bazı şeylerin neden önemini yitirdiğini..

    Ben ilişki konusunda kaygılandıkça, korktukça istediğim o sadakat, güven zaten inşa edilemeyecek. Ben içten içe yetersiz hissettikçe karşımda da bunun böyle olduğunu davranışlarıyla gösterenden başkası olmayacak. Ben yaralara çekildikçe karşımda yaralayandan başkası olmayacak.. Halbuki yıllar önceden bu yana hep bu konular üzerinde durdum, ama işte hayat bana Mali’m vesilesinde tekrar sordu ”sen kimsin”.. Onun ne niyetle sorduğu kendi aynasındaki yansıması, bu sorunun bende yankısıysa benim aynamdaki yansıma oldu.. Hakikaten sadece okumak, empat olsan da bir köşede durup arenaya çıkmamak, bilmek yani, yeter mi? Yetmez, haklıydı.. Manevi olarak kendimi ne kadar yetiştirirsem yetiştireyim, arenaya çıkmadığım sürece, kendi gölgelerimden kaçtığım sürece, aşkın büyüsüyle birlikte zinciri kopan şeytanımla (korku, kaygı, keder) yüzleşmediğim ve onu alt edemediğim sürece hayat bana bu soruyu her sorduğunda karşılığında benim yerime cevap vermeye devam edecek.. Yıllar evvel bu soruyu sorduğunda kabuğuma dönmüştüm, yıllar sonra bu soruyu duyduğumda kahvemi yudumlayıp sevdiğim dam aradığı için heyecanla telefonu açmıştım.. Meğer beni arayan aşkım değil, gölgemmiş.. Çok acıttı, lakin anladım..

    Sen kimsin sorusuna cevap veren ben olmadığım sürece hayat hem bu soruyu sormaya hem de cevabını gölgemle vermeye devam edecek.. Ve her seferinde kırgınlığımın yerini hayal kırıklığı alacak.. Birçok ders verme şekli var hayatın, bir kısmını farklı şekillerde yaşadım; çocukluğumda, ergenliğimde, kısacası büyürken. Lakin hiçbiri kalp kırgınlığı kadar bana kendimi sorgulatmadı.. Belki de hayatın ironisi buradadır, belki de en sağlam krallığı inşa etmek isteyeni, en derinden kırması gerekiyordur..

    Şimdi sırada yüz yüze geldiğim gölgemle bir satranç masası kurmak zamanı.. Birkaç ay önceydi son satrancımı oynayıp, son hamlemi yapıp, masadan kalkışım.. O kendimle olan son savaşımdı. O savaşta kılıçları bırakmak yıllarımı alsa da bitmişti, aşk sayesinde.. Şimdi sırada oynanacak bir oyun daha var, aşk yüzünden. Serbest kalan gölgemle.. Bakarsın bir sonraki satrancımızı da aşkla, aşk için oynarız, kim bilir.. With me luck..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KALP KIRIKLIĞI REHBERİ: BÖLÜM 6; KAPANIŞ..

    Aslında bu rehber serisini mümkün olduğunca devam ettirip hem kendi kırgınlığımı sarmalayıp hem de okuyanların kendini yalnız hissetmemesini sağlamaktı.. Benim kalp kırgınlığımın sebebini dün öğrenene kadar.. Aslına bakarsanız bu yazı aklımı kusmak kadar hayatımdakilere de bir teşekkür olacak..

    Sadece ilişkimde değil ilişkimin bitiş anında bile hep inanmayı seçtim, nasıl bir salaklık gelin birlikte bakalım.. Aradan daha bir hafta geçtiği için yaşanan sessizlik iki tarafında yorgunluğu, kırgınlığı dolayısıyla olmuştur diyordum.. Ta ki dün öğrendiğim şeye kadar. Meğer ben burada bir köşede sessizce kırgınlığı yaşarken, zaman ve hayat araya girdi bunun bir sebebi vardır derken, karşı taraf hayatına içi rahat devam ediyormuş. Hem de ne devam! Başkalarıyla flörtleşmek, çevresinden bize dair olumsuzlukları başını sallayarak dinlemek, yeni olanı seçip yüzeysellikle devam etmek.. Bakın burası birkaç sebepten önemli!

    Birincisi; yoluna devam edebilmek gerekli elbette, benim gibi kendini unutup köşeye atarsanız geçmişteki ilişkiler yüzünden kendime katacağım diplomaları, enerjileri, heyecanlı maceraları ötelemiştim. Elbette kendi iç dünyamda manevi bir iyileşme yolculuğum olsa da dünya genelde senin içinde olandan çok dışarıya sunduğunuz şeyleri alkışlar. Neyse.. Ama şöyle bir düşürsün dersin ki ulan 5 sene boyunca gülmüş, saatlerce sohbet etmişiz, bir ilişkiye adım atmışız ve çoğu zamanda benim seçimler ortalığı kırmış geçirmiş yine de karşımdaki insan sabretmiş anlamaya çalışmış der bir durur düşünürsün, zaten karşındaki sana senelerce kim olduğunu göstermiş acaba ben biraz fazla mı ileri gittim.. Ama yok bunu yapabilmek sorumluluk almak ister, kendini biraz olsun sorgulamak ister işte bunu yapmak yerine sen en doğrusunu yapmışsın! Başkalarının yakınlaşmalarına karşılık vermiş, zaten bizden olmaz diyerek beni suçlamış, yetmemiş, akıl aldıklarının seni yanlış yönlendirmesine izin vermişsin. Teşekkür ederim. Nereye çekseler oraya gidebileceğini sadece ilişki içinde değil, ilişki sonrasında da gösterdiğin için.. Ve teşekkür ederim durup bir saniye düşünmek yerine sürekli suçlamayı seçtiğin için. Ayrıca eski ilişkimde yaşadığımı benden daha iyi bilirken, kahve sohbetlerimizde sen aslında hep desteklemişsin o ise sorumluluk almadan kendini sorgulamadan hep seni suçlamış derken birebir aynısını yapmayı seçtiğin için. Bunun benimle değil seninle ilgili olduğunu bilecek kadar kendimi bilsem de kırgınlığımı maruz gör, seni koyduğum yerde inatla olmamayı seçmen ve kendini inatla yüzeyselliğin içinde konumlandırmayı seçmen bana bile ağır geldi, ama belli ki seni mutlu eden buymuş..

    İkincisi çevreme ve aileme çok teşekkür etmek istiyorum.. Çünkü olayları hep iki taraflı anlatmamı sağlayacak kadar güven verdikleri, durumları daima doğru şekilde yorumlaya çalıştıkları için. İkincisi de beni pohpohlamak ve aldatıcı şekilde yüceltmek yerine bana gerçekçi bir perspektif sunabildikleri için, hatam varsa cesurca bak sen de bu konuda böyle yapmışsın diyebildikleri için. Özellikle de arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum.. Ve aileme teşekkür ediyorum; geçmişte herkesin aile konusunda illa ki yaşadığı kırgınlıklar, travmalar olsa dahi bunlarla yüzleşmek istediğimde bile beni cesaretlendirdikleri için. Ve kendime çok teşekkür ediyorum; dünyanın illüzyonuna dalacak koşullara sahip olmama rağmen daima gerçeği arayacak yüreğe sahip olduğum, günümüzde anlık hazlar peşinde koşmak yerine aşkı ve sadakati seçtiğim, ne kadar düşersem düşeyim yeniden ayağa kalkabildiğim, hatalarımla yüzleşecek kadar cesur olabildiğim için..

    Anladık tamam herkesin seçimi kendi fıtratıyla ilgili, herkesin bağlanma stili kendi ebeveyn örüntüleriyle ilgili, anladık hayatta kimse kimseyi iyileştirmek zorunda ya da öğretmenlik yapmak zorunda da değil. Kimse kimseden aşağıda ya da yukarıda da değil. Kendini bul, yoluna bak, kendini inşa et tamam ulan anladık, ama yetti ya.. Hiç mi durup düşünmez be insan, lan kimim, ne yapıyorum, ulan bu kadar illüzyon içinde kayboluyorum da kırdığım kalbi zaten defalarca kırdılar ben biliyorum hikayesini diye.. Demezler, ne zaman dediler ki.. Seni suçlarlar, yakınlarından pohpohlandıkça kendilerini şaha çıkarırlar sen de salak gibi ulan o benim kalbimi bilir, ihanet etmez sevgimi avuntularıyla oyalanır durursun.. Bak ne oldu, 1 hafta demeden çoktan yerini yaptığı yenilere gitmeyi seçti. Bak ne oldu, verdiklerinle kaldın. Bak ne oldu, ondan gördüğün küçücük bir harekete bir umutla tutundun. Neden çünkü inandın, o bile kendine inanmıyorken hem de.. İlişkilerde yaşadığı yaralarının iyileşeceğine, senin sevginin ve sadakatinin kıymetini anlayacağına, çevresindeki illüzyona rağmen buna kapılmayı değil gerçek ve derin bağı seçeceğine inandın.. Ulan o kendine inanmazken sen kimsin ki ona inanmayı seçtin dimi, al bak o güle oynaya başkalarına dokunmayı, flört etmeyi, rahatça devam etmeyi seçerken sen ne yaptın. Kendine, sevgine sahip çıktın, telafisi olmayacak yollara girilmesin diye sükunetle bekledin. Aferin sana kızım..

    Aslında hakikaten aferin, seninle gurur duyuyorum. Kaçmadan, yüzeysel tatminlere kapılmadan, denedin ulan en azından denedin.. Şu dönemde mesafelere rağmen, yaratılan kırgınlıklara rağmen, koşullara rağmen dimdik denedin. Seninle var ya gurur duyuyorum.. Ne suçladın, ne kaçtın, ne anlık tatminlerle yaşadığın şeylere karşı saygısız oldun.. Bak şimdi gör, herkes aslında ayna görevinde. Sen diğerleri için, diğerleri de senin için bir ayna görevinde.. Kendi içinde bir yol buldun, inşa ettin. Şimdi önce geçmişin hikayesini silkele omuzlarından..

    Tamam yıllarca yaşadığın ilişkilerde aradığın aşkı bulamadın, ama neyi istediğini ve neyi istemediğini buldun. Tamam son ilişkinde inandın, ama aslında yine bir şeyi öğrendin. Sen, sadece kariyerinde ya da eğitimde ayakları yere sağlam basan birini değil ilişkisinde de dimdik ayakları yere sağlam birisini istediğini zaten biliyordun. Bu kişiyle geçmişin bağına güvenerek inandın. Aranızda sadece yol mesafesi yoktu ki, onun arkadaşlıklarının yüzeyselliği sorundu eninde sonunda bunun böyle olduğunu görüp senin elini tutup ”ben bir seçim yaptım ve sorumluluğunu alacağım” dediğinde elbette inanacaktın, çünkü onun gözüne baktığında arkasında bir adam görüyordun, dimdik ve birlikte bir krallık inşa edebileceğin adam. Çocuksu ve toydu, geçmiş ilişkileri yüzeysel ve aldatılma yaralarıyla doluydu sen bunları bilerek dedin ki ”ben yarayı bilirim, merak etme yanındayım. Bu kadar tamam. O öğrendiği ilişki kalıplarının dışına çıkmayı istedi belki de ama öncelikleri vardı, gittiği yerde onu heyecanlandıran şeyler vardı. En önemlisi alışık olduğu geçmiş düzeni, alışık olduğu yüzeysel ilişki kalıpları vardı. Sen istedin ki bu adam tek tek bunlara göğüs gerer, o kadar aşık. Sen sandın ki senin değerini görür ve buna yakışır bir şekilde tutar elini. Bak şimdi burada kendine de bir bakacaksın. Senin de alışık olduğun bir ilişki dinamiği vardı; güven aradın, istikrar aradın, öncelik olmayı arzuladın. İşte kusura da bakma ama burası da senin noksanlığın.. Çünkü şunu diyemedin; ben sana oldukça şeffafım ve şeffaflık istiyorum, ben aşkına sadık biriyim ve sadakat bekliyorum, ben aramızda problemlerden kaçmayı değil mümkünse çözmeyi diliyorum. Bunları dedin, bekledin, ama bir şeyi atladın! Birincisi; herkesin kendi öğrendiği dili hemen değiştirmek gibi bir durumu olamayacağını. İkincisi; sen sadakatli, aşk dolu ve huzurlu adımlar atmak istiyorsun diye karşından da bunun aynı derecede gelmesinin mümkün olmayabileceğini. Üçüncüsü; sen dünyaya aşkını haykırıyorsun diye, aynı haykırmayla dünyaya sana duyduğu aşkı aktaramayabileceğini. Bak burası da yol ayrımıydı aslında.. Çünkü sen ilk defa bir hayal kurdun, evet dedin ben sonuna kadar giderim öylece inanıyorum bize. Ama isteklerin konusunda netken, kırgınlıklarına rağmen orada olmayı seçmişken, karşından gördüğün şeylerin gerçekliğine gözünü kulağını kapattın..

    Herkesin karakteri, büyüme şekli, ilişki dinamikleri ıvırı zıvır her neyse.. Benden buraya kadar.. Çünkü benim istediklerim kadar inandıklarım da var. Ve dün öğrendiklerimden sonra anladım ki birini seviyor olmam kendi inançlarımı yok saymama değmezmiş. Onlar zaten yoluna devam edermiş. Zaten geçmişte de etmişlerdi, farklı olacağına inanmayı ben seçtim.. Öfkeli miyim evet; çünkü dün gelen iş teklifini kabul edememe nedenim bugünkü konumum, bir köşede yaralarımın iyileşmesini beklerken sevgime ihanet edilişiyle yüzleşmem.. Suçluyor muyum, hayır; çünkü suçlamak bile tutunmak aslında.. Evet ne kadar kızarsam kızayım onlar gibi kolaylıkla birilerini hayatıma alayım, aman takılayım diyemem. Hiçbir zaman da demedim. Ama hayatta da şunu öğrendim; bana yara açanı suçlamak yerine yoluma baktığım da yıllar sonra hayat o insanla beni karşı karşıya getirdiğinde ya da tesadüfen bir kahvecide karşılaştığımda ben gülümseyerek kahvemi alabiliyorken onların strese girip telaşlandıklarını da gördüm.. Çünkü en başta kendinden kaçmamayı öğrettim yıllar içinde kendime.. Bu beni sütün yapmaz, lakin ilk düşündüğünüz buysa egonuz kırıyor kalbinizi ben değil ve bu gerçekle yüzleşecek cesareti gösterene kadar da anca sizi sahtelikle pohpohlayanlarla yüzeysel ilişkiler kurarsınız. Sizin için bu yeterliyse zaten sorun yok, ama umarım hayat benim gibilerin yolundan sizi ayıklar artık.. Benim kendime saygım v ar, benim sevginin şifa oluşuna inancım var. Kırgınlıkların hiçbiri bunları yıkıp geçemeyecek. Kimseyi suçlayarak kendimden kaçmayacağım. Hiçbir yarayı bahanelerle hası altı da etmeyeceğim..

    Artık neyi istediğimi bildiğim kadar ne olması gerektiğini de biliyorum. Ben aşkta egosunu kibrini besleyenle olamam, ben sürekli kaçan biriyle olamam, ben sevgisine sahip çıkamayanla da olmamam. Sürekli koşulları bahane edenin sevgisini beklemeyi bırakıyorum. Sürekli önceliği kendisi ve anlık hazları olanı da bırakıyorum. Kendime ”ya bana aşık ve o bir süreçten geçiyor” bahanelerini uydurmayı da bırakıyorum çünkü gerçekten aşık olan hangi süreçten geçerse geçsin bu kadar kırgınlık yaratmazdı, sessizlik içinde yarım bırakmazdı, şu dönemde böyle bir sevgiye güvene sırtını dönüp anlık hazlara yüzünü çeviremezdi, her şeyden ziyade kıyamazdı.. İnatmış, gururmuş ilişki dinamikleriymiş boş.. Ben anlaşması en kolay insanım kardeşim, 5 yıl boyunca gülmüşsün eğlenmişsin ailenle arkadaşlarınla olan konuları gönül rahatlığıyla açmışsın ve demişsin ki beni bir sen anlıyorsun, 5 yılın sonunda işler değiştiyse insan birazda dönüp kendine bakmalı. Zaten bakabilseydi iş buralara kadar da gelmezdi, çünkü ben sadece sevgiyi, güveni ve önemli olduğumu hissetmeyi istedim. Bunları da öyle büyük büyük jestlerle istemedim. Şimdi anlıyorum saatlerce bana 8-9 saniyelik mesaj atamayacak kadar neyle meşgul olduğunu, sağlık olsun. Umarım attığın taş ürküttüğün kuşa değer bu hayatta. Benden buraya kadar..

    Ve özellikle canım arkadaşlarıma teşekkür ediyorum ve tabi kendime.. Çünkü birincisi ben olayları mümkün olduğunca iki taraflı anlatırım, öyle kendimi mağdur göstereyim aman hep karşımdaki suçlu olsun demelerle kendimi de oyalamam karşımdakilerden de onay aramam. İkincisi bunun karşılığında, sen kralsın sen harikasın değil de gerçekten carsa hatam söyleyen yoksa da mümkün olduğunca gerçekçi yol gösteren her arkadaşıma teşekkür ediyorum. İnsan çevresinin toplamıdır derler; çevresinde yalancı olan karısı olmasına rağmen başkalarının ilgisine ihtiyaç duyan, gittiği yerde kariyer ve eğitim konusunda pohpohlayanlarla arkadaşlık edenin zaten çokta kendi fikir ve sevgisiyle gerçekçi bir bağ kurmasını beklemekte benim kendi içimde yarattığım illüzyondu..

    Ben kalbimden geldiğince destek oldum, zamanla buluruz yolumuzu diye çok bekledim, ihanet etmeden başkalarının ilgisine kendimi teslim etmeden bugüne kadar da geldim..

    İNSANIM HATALARIM VAR, İNSANIM KUSURLARIM VAR, İNSANIM KIRIP DÖKTÜĞÜM ANLAR İLLA Kİ VAR, YAŞADIĞIM SÜRECE DE İLLA Kİ OLACAK..

    YİNE AYNI ŞEKİLDE İNSANIM SEVDİĞİM ZAMAN ELİMDEN GELENİ YAPARIM, KIRDIĞIM ZAMAN TELAFİSİZ YOLLARI SEÇİP KAÇMAK YERİNE KALIP ACABA ÇÖZEBİLİR MİYİZ DİYE BAKARIM, SÜREKLİ SUÇLAMAK YERİNE BİR NEFES ALIR ACABA BEN BURADAN NEYİ ÖĞRENEBİLİRİM DERİM..

    Kimse de zehirli bir ihanet yarası açmadım, buna rağmen açanlara hakkımı helal etmiyorum. Kimseyi yarı yolda bırakmadım, bir şeyler yürümüyor olsa bile mümkün olduğunca iletişimi seçtim.. Çok koştum çok yoruldum.. Benden buraya kadar..

    Bir kalp kırıklığı yanına büyük bir hayal kırıklığı ekledi.. Bense buna izin vermeyecek kadar cesur ve aşık bir adımı sevdiğime inanmış olmanın yanılgısını yaşıyorum.. Zaman ve hayat bir süre sonra kaybın ne olduğunu, kazanmanın ne olduğu elbet gösterir. Ben kendimi ve hayatımı ötelemenin kızgınlığını duyuyorum artık. Kimseyi suçlamıyorum ama, bunu ben seçtim. Dilerdim ki seçtiğim aşkı köklerime kadar işler ve beni büyütür, bahçem bahar dolar. Büyütme kısmı doğru, büyümem içindir belki de bu hayal kırıklığı ama yine de isterdim ki bu kırgınlıklarla değil yaşanan maceralarla, kurulan hayallere giden yolların heyecanıyla, hiçbir ihanetin zehrine bulanmadan, koşullar ve insanların kolayca yıkabildiği değil de el ele üstesinden geldiği bir hikaye olsaydı.. Ama gördüğünüz gibi tek başınalıkla yürümez. Sağlık olsun..

    Elimden geleni yapmaya çalıştım, kalbimden geçeni sunmaya çalıştım, kimi zaman kaygılarım işi zorlasa da yine de kendi kaygılarıma rağmen anlamaya çalıştım, ne insanları soktum araya ne koşulları. Kimse dokunamazsa zarar görmez sandım, meğer o yırtık zaten karşı tarafın gönül rahatlığıyla açtığı yırtıkmış şimdi anlıyorum.. Kalbi aşka teslim olmayana gönlümü vermeyi ben seçtim.. Şimdi de payıma düşeni aldım.. Teşekkür ederim.. Emeği geçen, kırıp döken, diliyle eliyle yıkımına sebep olan herkese ve her şeye teşekkür ederim.. Sizler gönül rahatlığıyla devam edin hayatınıza, kalbi kırık olanın yaşadığını gören duyan bir hayat var..

    Ve çok inanıyorum; ben o kalbimi açtığım gerçek aşkın hikayesini eninde sonunda yaşayacağım. Çünkü bu dönemin aksine ben sadakatin, sevginin ve güvenin değerini anlayacak insanların varlığına hala inanıyorum. Diplomaları alkışlayan kadar o yolda emek gösterenleri yürekten takdir edecek olanların varlığına inanıyorum. Ben kendini ve yaralarını şefkatle iyileştirmeye çalışmanın kıymetini bilecek insanların varlığına inanıyorum. Bugün bir kalp kırıklı ve bir hayal kırıklığı bırakıyorum belki buraya.. Lakin zaman ve sevgiyle kalbim iyileşecek.. Ve ben çırpınmaya gerek kalmadan, kibirle koşullarla ve insanlarla yorulup yıpranmadan, sevgimin ve emeğimin önemli ve değerli olduğunu yürekten hissettiren, gözümün içine bakıp ruhumu gören, yaralarımı öperek seven, hayat ona ne öğretirse öğretsin aşkla ve güvenle kalmayı seçen, zorluklar karşında kaçmak ve yüzeysellikler tatmin olmak yerine elimden sımsıkı tutup kalmayı seçecek olan birinin bu dünyada var olduğuna inanıyorum..

    Yıllar sonra aşkı yeniden hatırladım. Çok kırıldım, ama hatırladım.. Bu sefer bu kırgınlıkla dünyadan kaçmamayı seçiyorum.. Ve ben kalbimi seçiyorum.. Hayata teslim olmak zordu, sabretmek daha zor. Benim de yorduklarım oldu, beni yoranlarda.. Eni sonu bugüne kadar geldim.. Şimdi geçmişi değiştirmeyecek oluşumu, kim olursam olayım kimsenin seçimlerini kontrol edemeyecek oluşumu, daha doğru karşımdaki ”aman bir yanlış yapmasın da bizi dönüşü olmayan yola sokmasın” korkusunu bu hayal kırıklığıyla birlikte bırakmayı seçiyorum.. Çünkü ben ne yaparsam yapayım yanlışı seçenlerin derdi ben ya da benimle olan ilişkisi değilmiş anladım.. Zor evet, biraz zaman alacak evet, bu seri boyunca birlikte iyileşiriz hissiyle yola çıksam da bana bu kırgınlık hikayesini yazdıran kişinin yeni bir hikayeyi, çokta kısa bir sürede hem de başladığını öğrenmek fazlasıyla yetti..

    Hayat mucizelerle dolu inanıyorum, aylar önce de böyle bir aşkı beklemeden yaşadım. Şimdi durum farklı olsa da ilişki içinde mutlu olduğum hiçbir anıyı yok saymıyorum. Benim için neler yapabileceğini de görmüştüm, aslında ona ve aşka cesaret edebileceğine inancımı destekleyen şeylerden biri de buydu. Sadece ben sevdiğim için değil, onun sevince neler yapabileceğini görmüş olmak, nelere karşı durabileceğini görmüş olmak inancımı çok desteklemişti.. Belki de ben ondan gördüğümü ona gösteremedim ya da ondan gördüğümü o göremedi bilmiyorum. Artık önemi de kalmadı. Araya kibir, mesafe, iletişimsizlik, başka insanlar ve bir savaşma hali girmesine izin veriliyorsa zaten gelecek inşa etmekten çokta uzaklaşılmış demek oluyor.. Dilerdim ki en büyük problemimiz mesafeler olsun ve bir yolunu bulup bunu şevkle karşılıklı destekle açalım, dilerdim ki bir durum olduğu an ilk birbirimizde alalım soluğu, yani ben dilerdim de işte tek taraflı duanın çokta bir cevabı olmadı diyelim..

    Şimdi dilerim kalbimin bu kırgınlığı derinden iyileşsin, sadece kendim için de değil kalbi gerçekten kırılan herkesin. Dilerim gerçek bir aşkın büyülü masalları ve derin bağlarını cesurca yaşayabilelim. Çünkü sevmek, sevilmek bence dünyanın ironisi çökertebiliyor.. Dilerim zaman geçmişteki gibi sancılı ve yavaş değil de bu sefer kolaylıkla ve hızlı bir şekilde kalbimizi yeniden heyecanlandırsın..

    Çünkü ben bırakıyorum geçmişin travmalarını, hayal kırıklıklarını, kibirle doğan savaşları, insanların kolaylıkla yıkabildiği yüzeysel bağları.. Kalbime kalbimin dengi için yer açmanın yolu, geçmişin hayal kırıklıklarını bırakmaktan geçiyordur belki de.. Dilerim herkes kalbinin ekmeğini yer..

    Her şey geçici, aşksa en kalıcı mucizelerle gelsin.. Ve o inandığım büyülü masalı yaşayacağım bir beni seçiyorum..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..SADECE ORADA OLMAK..

    Kalp kırıklığı rehberine bir günlük ara veriyoruz.. Biz payımıza düşen kalp kırıklığını ve yas sürecini sağlıklı ve sevgimize sadık kalarak yeterince yaşadık.. Şöyle bir düşünüyorum da kibriyle ben diyen birinin zaten beni, sevgimi, sadakatimi, anlayışımı ve aşka verdiğim emekle değeri anlamasının mümkün olamayacağına kanaat getirdim.. Sanırım anlamam gereken buydu.. Yıllar önce yaşadığım ilişki yıkımından sonra kendimi bulmaya adadığım zaman içinde hep cevap aramaya harcamışım zamanımı, enerjimi, neşemi.. Hayat aktı, zaman değişti, koşullar daha da sertleşti. Bense sessizce bir köşede o sahneyi izledim durdum. Yetmedi kendime geçmişten hikayeler anlattım. Kırgınlıklar, yaralar, bir o kadar da mutluluklar yolda olmalar.. Hayat yıllar sonra aşkla beni taçlandırdı ve sessizce köşemde durmama izin vermedi beni dansa davet etti diye düşündüm, doğum günümde.. Hayli heyecanlıydı kalbimde.. Hiç olmaz sandığım biri, hiç hissetmem diye yüz döndüğüm duygularla, ay bir de geçmişten gelen dostluğun ve birbirine güvenin oluşu da işin içine girince o köprüye, mabedime yani büyülü bir aşk hikayesi anlatma cesareti göstermem kaçınılmaz oldu.. Bir de yaralarımı bilen biriydi ya hah dedim biz birlikte bir cennet inşa ederiz hem de ailelere, insanlara, koşullara, mesafelere rağmen..

    O iş pekte öyle olmadı. Gökyüzü tutulmaları mı dersiniz, tanrının bir planı var da onun için mi yaşandı bu yıkım dersiniz ne derseniz deyin sonuç ve gerçekler pek değişmeyecek.. Hayli kırıldım, hayli yoruldum.. Kavga, tartışma, hatta anlaşılamama bile göğüs gerebileceğim şeylerdi de güvenimin, sevgimin ve inancımın bu denli derinden kırılması beni oldukça sert bir düşüşe geçirdi.. Lakin anladım, kabullenmek zor evet, ama anladım..

    Sizin köklerinize değil de çiçeklerinize aşık olanlar sonbahar geldiğinde ne yapacağını bilemezler.. Bu söz öyle net anlatıyor ki yaşadığım mevsim geçişini. Köklerimi bilmeyen (şansa bakın ki tam da eylül ayında) çiçeklerim dökülünce sonbaharda gittiği yerdeki çiçeklerin heyecanını yaşamayı seçti.. Kişisel gelişim zırvalarını duymaktan sıkıldım, zaten yeteri kadar farkındalık yaşamanın yükünü taşıyorum daha fazla alacak kotam kalmadı.. İşte bu da bir gerçekle yüzleştirdi beni; bilmek yetmez, yapmak gerekli. Bildiklerini dünyaya anlatmak gerekli..

    Peki ben şimdi n’apıcam? Hep kırıl, üstüne mutluluklarını izle, ardından başarılarını alkışla, kendini köşede tut. Tamam ama hayat beni dansa niye kaldırdı o zaman? Madem ayağıma basacaktı neden sahneye çıkardı? Nedenler, nasıllar mıydı asıl sınavım?

    Bendim, ben. Kendi şeytanlarımı serbest bıraktım aşka kendimi bırakınca. Yeniden zincirlerini kırmalarına izin verdim aşık olunca. Çünkü benim için hakikatin gerçeği aşktı. Hep söyledim.. Kendimi ne kadar iyileştirmeye çalışırsam çalışayım, kendimi ne kadar bilirsem bileyim, kendi hakikat inancıma kalbimi açmadan kendi gerçeğime ulaşamayacaktım.. Hakikat inancımı merkezime almadan kendime temas edemeyecektim.. Lakin aşka kalbimi açarken kalbimin korktuğu, aklımın kaygı duyduğu ve zincirlere vurduğum şeytanlarımı da serbest bırakacağımı düşünmedim.. O kadar emindim ki aşktan ve sadakatten ortaya saçılan karanlığın beni yakalayamayacağından o kadar emindim ki kendimi büsbütün bir hakikate teslim etmiştim.. Aslında aşk kazanabilirdi ve o karanlığın içinden elimi tutup beni çıkarabilirdi, tek taraflı olmasaydı.. Ya da ben kurtarıcı olarak aşkı görmeseydim.. Başka bir versiyonla bakalım bugün hikayeye.. Ya gerçekten aşıksa, ya gerçekten aldatmadıysa, ya gerçekten sadece hayatına bakıp özlem duyuyorsa ve sadece ikimizin yolculuğunda yüzleşmesi gereken başka şeyler olduğu için bir yol ayrı yaşandıysa? Ben hep içsel keşfin dışsal seçimlerimizi etkilediğine inanırdım. Bu ne demek peki; sadakati her gün seçen olduğum için bu konuda keskindim, her şeyin önüne aşkı koyduğum için en sonunda kendimle ilişkimin arasına girdim, geçmişin hikayesini öyle irdelemeye daldım ki bugünü es geçtiğim çok oldu..

    Son haftadaysa öyle derinden kırıldım ki ne kadar yazarsam yazayım şuan kendi içimde sıkışıp kalmış haldeyim.. Harekete geçemiyorum, başladığım işi bitirmekten zorlanıyorum, hevesle ve heyecanla başladığım şeyler konusunda karşılaştığım zorluklar tüm hevesimi kaçırıyor,, Peki ama dünya bana karşı değilken ben neden disiplin konusunda irademi bu kadar zayıf kıldım? Hayatına girdiklerimin benden sonraki mutluluğunu daha nereye kadar alkışlayacağım? Daha ne kadar bu döngü beni kırmaya devam edecek? Ben döngüyü kırana kadar! Anladım, fark ettim, görüyorum da.. Lakin bu dersi almam için bu kadar derinlerden mi kırılmam gerekiyordu? Olan oldu, hayırlısı böyleymiş mi demeliyim?

    Biraz önce yukarıda demiştim ya aşka kalbimi teslim ettim lakin yanında da karanlığı da serbest bırakmışım diye. Aslında konu bu.. Dualite hali, ikililiğin denge kurma hali.. Yani diyor ki sen karşındakinin potansiyelini görüp başarabileceklerine güvenirken, onun sana maddi sunuşlarını değil manevi desteğiyle birlikte bir şeyler inşa etmeyi dilerken, yaralarına şifa olmayı seçerken, koşullar ne olursa olsun onu seçerken ve inatla kalmaya çalışırken kendini nereye koydun! Bırakman gereken bir şeyde bu! Ailesi bile mesafeli sevmiş, bir fotoğrafla onay beklemeye çalışmış sense bunların altına saklanan küçük çocuğu görmüş ve kalbinle sarıp sarmalaya çalışmış olabilirsin. Peki ya senin içindeki küçük kız çocuğu?

    Kendini emek emek büyüten sen, sence bu kırgınlığa izin vererek sevgi konusundaki şeffaflığının el üstünde tutulacağını mı sanıyordun? Sen ondaki potansiyeli görüp birlikte bir cennet inşa ederiz derken, kendi potansiyelini sahne arkasında tuttuğunda dünya seni alkışlayacak mı sanıyordun? Sen kendine yeterince kırıldım, yara aldım ben anlarım yarayı da yara alanı da diyerek kalbinden geldiği gibi dürüstçe yaşarken bu dürüstlüğün karşısında takdir göreceğini mi sanıyordun?

    UYAN! Sen sadakatlisin diye takdir görmeyeceksin, istikrarlı olduğun zaman hayat sana sadakatinin karşılığını verecek. Sen aşkı en saf haliyle yaşıyorsun diye hayat sana layık karanlığına bile karşı koyacak olanla gelmeyecek, o aşkı yaşamayı seçerken aynı zamanda kendine olan sevgiyi de verebildikçe sadece çiçeğini değil kökünü de sevenlerle taçlanacak.. Bir hakikat yolcuğu içinde defalarca kırıldın ve yaralı bereli de olsan ayağa kalktığın için kimse vay be demeyecek, çünkü hikayeni sadece kendine anlatmakla yetineceksin.. Hayat seni daha kaç kere kıracak, hem de kalbinden. Bu sorunun cevabı yine sende.. Her aldanışının sebebi vazgeçtiğin ilk kişinin kendin olmasında saklı.. Her bekleyişinin sebebi karşındakilere verdiklerinin kendinden çaldığın oluşunu görmeyişinde saklı.. O da o kadar seviyor, o kadar gösterebiliyor kabullenişinde olamadıkça onlar o kadar sevecek sense kendini sanki sevilmiyormuş hikayelerinde yeniden bulacaksın..

    UYAN! Bu kıran diğerleri gibi değil. Bu giden diğer gidişler gibi de değil.. Diğerlerinde toydun, arıyordun, kaybolmuştun, yalanları affetmiş, kırılsan da tek başına halletmeyi seçmiştin.. Bu sefer ya yaralarını en derinden saracak kadar kırgınlığını şeffaflıkla görürsün, ya da yine kıracak olanları seçmeye devam edersin.. Kim olduğunu bulma yolculuğun en kritik dönemeci bu. Bunu biliyorsun, çünkü hayat defalarca viraja getirdi seni.. Şimdi görmek zamanı..

    Hayatın hakikati aşk dedin, aylar önce. O hakikati yaşama cesareti gösterip kalbini aşka açtığında hakikatin içinden karanlığı da ışığı da serbest bıraktın. Zincirlere vurulmuş şeytanını da.. Her kırılışta dünyaya diş bileyerek, ertesi gün aynı şeyleri seçmeye devam ettin, serbest kalan şeytan seni sindirene kadar.. Şimdi asıl diş bileyeceğin kişi kendinsin.. Asıl savaşı dünyaya ya da kendine değil kendi şeytanına açman gerektiğini görmek zorundasın.. Bu sefer de alamazsan virajı yıkımının sonucuna bir köşede aynı sonlarla yakalanacaksın.. Büyük yeminlere gerek yok, aslında başlamak için hiç olmamıştı da.. Çünkü hatırla; bu yıla girerken tatlı bir sohbetle, yeni yaşına girerken hiç tutmadığın bir dilekle girdin yeni yaşına..

    Yeterince anladın, dinledin, okudun, fark ettin. Şimdi dünyaya anlatacak bol bol hikayelerin var.. Kendini bilmek, bulmak için yeterince aradın. Şimdi olduğun yerden inşa etmek zamanı.. Kalbinin kırıldığı yerden değil, aşkla inandığın yerden başlamak zamanı..

    Cennetini kurmak için yeterince cehennemden geçtin.. Şimdi köksüz medeniyetinin kadim krallığını köklendirme ve baharda kaybolan çiçeklerle değil de her bahar açacak çiçeklerle taçlandırma zamanı.. Bunun ilk adımıysa orada olmak, olabilmek, olmayı istemek.. Başkasına verdiklerin rehberin olsun; sadakatin, önceliğin, aşkın, güvenin, neşen, istikrarın.. Şimdi bunları kendi hikayende canlandırma zamanı..

    Ve zamanı geldiğinde, sesini çıkaracak kadar güçlendiğinde, tüm dünyaya hikayeni anlatmak için tam da bugün ilk adımı atmak zamanı..

    ..SEVGİLERİMLE..