Kategori: Genel

  • ..KALP KIRIKLIĞI REHBERİ: BÖLÜM 5; KABULLENİŞLER..

    Bir rüya gördüm, elbette malum kişinin varlığı mevcut ve malum bir el bırakma hali vardı lakin gülümseyerek uyandım, neden? Çünkü ingilizce konuşarak ” i’m her girlfriend, i’m not student” cümlelerini kurmak ve rüyamda kendimi kalp kırgınlığımı ingilizce anlatmaya çalışmak oldukça hoş bir ironiydi benim için..

    Gelelim kalp kırgınlığımızın beşinci aşamasına.. Ya kızım sen bunları yazıyorsun da bu işler böyle kolay mı, hayır değil, en azından benim gibiler için kolay değil..

    Duygusal cümleler yazarak hadi bak ben yaralarımı serdim ortaya iyileştiriyorum sessizce kendimi cümlelerinden ziyade bugün daha net, daha sert olmayı tercih ediyorum. Yumuşak başlı olmanın, sürekli pozitifte kalmaya çalışmanın, sürekli anlama ve empati çabasının canı cehenneme.. Zaten bir problem de bu değil mi! Sen istediğin kadar sadakat sun, sev, çırpın, emek ver, zaman yarat sana geldiğinde hepsinde cimri davranılsın. Sonra otur yine sen düşün, sen onar, sen fark et.. EEE SONUÇ! Karşındaki hayatına devam etsin, tatillerini yapsın, başkalarıyla gayet günü gün etsin. Sen bir köşede hala sadık kal, bir köşede kendi yaralarını onarmakla uğraş, blah blah blah.. Sonra, sonrasında hayat sana yine onların mutluluğunu alkışlatsın. Yeter kardeşim yeter.. Kabullenişe geçmiş, vardır bir hayır demiş, yolumuza devam etmişiz. E bir zahmette hayat artık buna değecek insanlar getirsin be yeter..

    Tamam ben son olanlarda anladım; kaygılarım, korkular hala derinlerde ve bunları da iyileştirmeliyim ki kendi özümle, kendi gerçekliğimle bağım kuvvetlensin daha çok. Anladık, tamam, aldık dersimizi.. Eee ilahi adalet nerde, Ulan bir kerede karşımıza ”lan ben ne yapıyorum, ne için neyi harcıyorum, gözümü kamaştıranlara aldanmak yerine elimdeki madeni daha da nasıl kıymetlendirebilirim” diyen çıksın be, yeter.. Hakkımı helal etmiyorum kardeşim, kabullenişse kabulleniş. Ama daha fazla mağrurluk hissetmeyeceğim..

    Kimseye ihanet etmedim, vicdanım rahat. Kimsenin hayallerine ket vurmadım, vicdanım rahat. Kimsenin kendisiyle arasına girmedim, hatta gördüğüm gerçeklikte elimden geldiğince de destekledim, vicdanım rahat.. Benden bu kadar.. Sürekli ver ver ver, yeter..

    Neyi kabulleneceksem, neyi iyileştireceksem zaten nefes aldığım her an yapmaya devam edeceğim. Ben isterdim ki hayatta bu konuda sınayıcı değil de biraz olsun destekçi olsa ya da olacaklarla çevrelese hayatımı.. Her gün kim olduğumu sormak, kim olduğuma dair bir şeylerin ipucunu aramak, olumsuzsa dönüştürmek, eksikse tamamlamak için elimden geleni yapıyorum..

    Hayatın adil olmak gibi bir derdi yok, biliyorum ki hiçbir borcu da yok.. Bazen sadece nefes almama izin vermesine ihtiyacım var diyelim.. Zaman yerinden oynayan her taşı yerine oturtacak, inanıyorum.. Olmuş olanın sebepleri, gerçekliği er geç ortaya da çıkacak. Olacak olanlarsa bugünkü benin seçimleriyle şekillenecek, farkındayım.. Sadece nefes almaya ihtiyacım var..

    Bazı kabullenişler eskisi gibi çığlık çığlığa olmuyormuş. Ya da ne bileyim sürekli aramakla da bulunmuyormuş cevaplar.. Sabır ve istikrar, ihtiyacım olan iki yoldaş.. Bu sefer kanayan yaralarımı ulu orta iyileştirmeye çalışmıyorum. Kırgınlıklarım için bir telafi beklentim de kalmadı.. Hayat sabah gülümseyecek sebepler sunarken akşamına kalp kırıklarıyla yalnız bırakabiliyor. Hayat değil de, hayatımızdakiler elbette.. Derin bir nefes alıp, kendimi olacak olan güzelliklere teslim etmeye çalışıyorum.. Zorlamadan.. Bir kahvenin hatrını, bir mabedin değerini, güven ve sadakatin pahalı oluşunu, sevgi için emek verilmesinin ne denli bir kazanç olduğunu, gülümsetmenin kolay olmasına karşın inatla kıranın artık hayatımıza gelmemesini diliyorum..

    Ben beni biliyorum, ben beni büyütüyorum, ben benimle her gün öğreniyorum.. Ve ben artık ben değerimi kendinden bilecek olanları kabul ediyorum.. Kendi kırgınlıklarıyla yara açanları değil.. Sürekli kendini düşünenleri değil.. Ben öyle stratejiler yapayım, aman betasıymış alfasıymış gibi takılayım kafalarında değilim, olmadım, belli ki olamam da.. O yüzden anladım ki, bana kendini bilen, kendini bulan, en azından bunu yapabilmeyi gönülden isteyen gerek..

    Çünkü ben bu hayatta beni karşısına alıp savaşanla değil, sırtımı dayayarak dünyaya karşı kafa tuttuğumla bir hayat inşa etmek istiyorum.. Benim ruhumu gözlerimden gören, gözlerimin içini gülümsetmek için kendince küçük bile olsa ”görünce aklıma sen geldin”lerle dolu sürprizler, videolar, sözler artık her neyse bunları çekinmeden yapabilen gerekler doyuruyor.. Ne istediğini bilmek yetmezmiş, bunu anlayabilen de gerekliymiş.. Haneme bir hayal kırıklığı daha eklendi belki, lakin o geçmişteki gibi suçlamalar, sorgulamalar, bir özür beklerken onların mutluluğunu hayatını vicdanı rahat yaşayanlarla olmayacağımı anlamamı da sağladı.. Yıllar evvel mutluluğunu sahne karşısında izlediğimin yıllar sonra hakkında duyduklarım bana bir şeyi daha anımsattı; ben öyle yürekten seviyorum ki belki de hayat bu sevgiye layık olanı, olmayı isteyeni çıkaracaktır karşıma.. Bir beklentim yok, bir arayışım zaten olmadı.. Ben öyle çevresinden gelen ilgiyle derinden kurduğu bağları harcayacak biri olmadım. Olmamaya da devam edeceğim.. Zaman alkışlattığı mutluluğu belki de artık bana sunmaya, benim sahneme ışık tutmaya hazırlanıyordur.. Eskiden olsa bunları düşünmeye bile halim kalmazdı; niye kırdı, niye yaptı, kesin başkasına gittilerle kendime de karşımdakiyle yaşadığım sevgiye de kırgınlıklar yüklerdim.. Oysa şimdi niyesini, nasılını hayata bırakmayı öğreniyorum.. Çünkü bilmem gereken her gerçek eninde sonunda bileceğim şekilde önüme çıkacak inanıyorum.. Kendime, kaygılarıma ve korkularıma yenik düşmekten istifa ediyorum artık.. Yılların öğrenilmiş kalıplarını bir anda değiştiremeyeceğimi de biliyorum. Neyse ki geçmişte öyle yaralar, travmalar, öyle kendimle yalnız kalmalar tecrübe ettim ki artık bazı derslerden zorlanmadan geçebilirim..

    Dilerim kalp kırıklığı rehberinin sonuna doğru yaklaştığımda hem yazar olarak kendimin, hem de okuyup gerçekten kalbi kırılmış birilerinin iyileştiğine dair, kendi özümüzü bulduğumuza dair ve hatta belki de bazılarımızın o öze aşkla yaklaşanlarla tanıştığı zamanlar gelmiş olur..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KALP KIRIKLIĞI REHBERİ: BÖLÜM 4; YÜZLEŞMEK..

    İnsan kendi evinde olmayanı misafirine ikram edemez.. Evinizde olmayan tatlıyı ikram etme vadiyle misafirin ağzını sulandırabilseniz lakin günün sonunda misafir tatlıyı yiyemeden, sizde verdiğiniz sözü tutamadan yolcularsınız misafirinizi.. İlişkilerimizde de durum bundan çok farklı değil.. Sizin sevme şekliniz, çok seviyor olmanız yetmez. Bir de karşı tarafın sevilmeye alışık olduğu şekiller, sevmeyi öğrendiği yönler var. Zaten ilişkiler öyle lineer ilerlemez. Öğrendiklerimiz, yaşadıklarımız, aldığımız dersler, şahit olduğumuz olaylar, zihnimizin kalıpları, ailemizin dinamikleri vs. derken çoğu zaman farkına bile varmadan zihnin kurbanı edeceğimiz ilişkiler içinde oluyoruz.. Beklentiler, çırpınışlar, sorgulamalar, karşılıksız kalan fedakarlıklar vs. vs. vs.. Sağlıklı ilişki kuranlar kendi döngülerini mi kırıyor, kendilerinden çıkıp gerçek benlikleriyle mi öğreniyorlar sevgiyi bilmiyorum. Ama bir şeyi biliyorum; fedakarlıklar, çabalar ve istemek..

    Diyelim ki bir eğitime bir işe başladınız haftalarca gece gündüz çalıştınız ve hocanıza, patronunuza dediniz ki ”ben haftalardır dirsek çürütüyorum, sürekli çalışıyorum artık okula, işe gelmeyeceğim emekte vermeyeceğim, bugüne kadar yaptıklarım yeterli.” Hocanız, patronunuz size ”tabi efendim, haklısın, günlerdir de çok emek verdin, artık gelip çalışmana vakit ayırmana, fedakarlık yapmana gerek yok” der mi! İşte ilişkilerde böyledir. Sadakat her gün yapacağınız bir seçimdir, emek vermek fedakarlık yapmak süreklilik hali ister. Bir kere yaptım diyerek kenara çekilmek sadece sorumluluk almak istemediğinizi gösterir. Elbette süregelen durumlarda anlaşmazlıklar, yanlış anlamaz, kavgalar olacak. İşte ilişkide kim ne, ne kadar aslında en net görülen noktalar bence burası.. Çözümcül birisi misiniz yoksa sürekli kaçıyor musunuz sorunlardan, sürekli suçlayan ve eleştiren bir dile mi sahipsiniz yoksa karşınızdakini incitmeden de sorunları konuşabiliyor musunuz? Aslında birçok ilişki dinamikleri var.. Kimisi ders almamız için, kimisi ders vermemiz için, kimisi gerçekten geleceğimizin parçası olarak geliyor hayatımıza. Nitekim bizde öyleyiz.. Ve ben genelde ilişkilerinde bak bu beni kırıyor, ya beklentim daha duygusal bir yaklaşım gibi gibi şeyler söylerken bunlar konusunda kendimi bir süre sonra yalvarırken bulanlardan oldum. Hatta bana verilmeyenlerin başkalarına fazlasıyla altın tepside sunuluşlarını alkışlamışlığım olmuştu.. Daha önceki yazılarda bunları konuştuk.. Karşılanmayan beklentiler, telafi edilmeyen kırgınlıklar artık öyle birikmişti ki keskinleşip batmaya başlamıştım.. Hala belirli yönlerimin törpülenmesi gerektiğiniyse son yaşadığım hayal kırıklığında fark ettim..

    Önce kendime dürüst olmam gerekirdi.. Geçen bu sürede oldum da, hala olmaya gayret ediyorum.. Dürüst, sadakatli, şeffaflığa önem veren, sevince de sonuna kadar giden bir yapım var. Çok güzel peki bunlar neden yetmedi.. Her ne kadar diğer ilişkilerimden dersler çıkarıp yoluma devam etsem de son ilişkimde gördüm ki kaygılarım hala tetiklenebilir düzeyde.. En ufacık iletişimsizlik eni önemsemediğini hissettiriyor, kendini geri çekmesi ”bak işte sen sürekli kaçıyorsun” diye yüklenmeme sebep oluyor.. Kırgınlığımı dile getirdiğimde ve karşımda bir telafi görmediğim anda hemen değer vermiyor zaten hissini çoğaltıyor.. Ulaşamamaksa kesin aldatıyor güvensizliğini tetikliyor..

    Peki ben, bir ilişkide sürekli terk edilen kişi olacağım inancına ne zamandır sahibim? Aldatılmak ve terk edilmek korkularımı nasıl öğrendim? Bu konuya değinmeden önce birkaç şeye daha ışık tutalım.. Hislerimiz doğru çıkabilir, gerçekten yalanlar ve aldatmalarda olabilir, siz kaygılı ya da kaçıngan yapıda da olabilirsiniz.. Bunlar kimliğimizin bir parçasıymış gibi yaşadığımız için genelde hep kendisini tekrar edecek hikayelere çekilirsiniz zaten.. Mesela son yaşanılanlarda karşımdaki geçmiş ilişkilerinde aldatılmış, yüzeysel bağlar kurmuş bir ilişki dinamiğine ve kaçıngan bağlanma yapısına sahipti. Karşısına ben çıktım, gerçi zaten hayatındaydım lakin aşk bizi buldu peki ben kimdim; aldatmam, yalanlarla oyalamam, derin bağlar kurmaktan kaçmak, emeklerim fedakarlıklar barındırır, kaygılı yapımsa bazen zorlayabilir. Bu zıtlık içinde ben karşı tarafın gerçekten öğreteni miydim, güvenli limanı mıydım, yoksa onu geçmişimdeki gibi diğer insanlar gibi yeni partnerine hazırlayan mıydım? İşte bu cevap benim erişimime engelli. Çünkü her ne kadar yapım sorgulamaya meyilli olsa da bunları sürekli düşünsem de aslında bu benim değil onun hayatının soruları. Ve seçim onun.. Yine yüzeysel bağlar mı kuracak, yoksa yaşadığı şeyin gerçek olduğunu idrak edip kendini daha derin bir bağa mı açacak? Gönül ister elbette anlasın, hissetsin ve gerçekliği kaybetmeyelim. Neyse bu varsayımlara yeterince zaman ayırmıştık şimdi gerçeğe dönelim ve kendimize gelelim.. Mesela ben yıllarca ne istiyorum, ne istemiyorum diye kendimi sorguya çekmiş, ilişkiler konusunda kesinlikle yüzeysellikten uzak kalmış, biraz da aşka inancını kaybedip kalbini kapatmış biriydim. Çünkü yorulmuştum emeklerimin karşılıksız çıkmasından, sürekli kırgınlıklar yaşamaktan, anlaşılamamaktan, tek başıma ağlatmaktan ve mücadele etmekten, her şeyi kendi başıma halletmekten.. Yaralarıma, travmalarıma, zihin kıvrımımdaki her bir düşünce kalıbına tek tek baktım. Dağıttım, irdeledim, sarabildiğimi sardım, bırakabildiğimi bıraktım. Tabi bu böyle parmak şıklatması kolaylığında olmadı. Ve öyle hemen de bitmedi.. Zihnime girdim, zamanımı/aylarımı aklımın odalarında geçirdim. Lakin arenaya çıkmadığım sürece bunları yapmak pek bir şey ifade etmeyecekti. Kariyer ve eğitim anlamında kendimi sıfırladım, isteklerimi belirledim, elbette hala devam eden bir sıfır hali mevcut. Lakin, yılların emeği, aman belki de dönmeliyim diyerek eski işlerime göz kırpmadım. Süreç zorlasa bile nettim, eski döngülere dönmeyecektim. Gerekirse emeklerim dedim, ama bana katkısı yoksa emek vermek kendimden çalmak dedim. Aşktaysa beklentim yoktu zaten kendimi kapatmıştım, pek bir inancımda kalmamıştı o konuyu sessize almıştım. Ta ki hayat VOILA diyene kadar.. Ve bir öpücük kalbime yeni bir tohum ekti sanki.. Tamam dedim bak hayat bir zincir ekledi haneme artık sıfırla değil 1’le başlıyorum.. Araya ansızın giren mesafe, sürekli yaşanılan anlaşmazlıklar, onun yoğunluğu, benim yorgunluğum, zaman ve mesafe farkları derken işler tam bir çıkmaza doğru ilerledi.. Ben zaten belirsizlik içindeyken üzerine bir de desteklenmediğimi hissettikçe hırçınlaşırken, karşımda bunu anlamak yerine kendi meşguliyetine aslında kısaca kendine odaklanmaya öncelik veren biri vardı.. Beklentiler karşılıksız kalırken, konuşulanlar anlaşmak üzerine değil de yaralamak üzerine olmaya başladı.. Neyi paylaşamadık bilmiyorum, ben biraz da ilahi bir müdahale diyorum, çünkü en değer verdiğim 4 temel vardı; sadakat, şeffaflık, öncelikler ve sevgi.. Karşımda bunları yavaş yavaş yıkan davranışlar görmek derinden kırmaya devam ederken bir yandan da telafi eder beklentisiyle aslında kendi kendimi oyalamışım.. O kendi hayatına bakarken, gayet keyifli sohbetler ve tanışma heyecanları duyarken ben iyice yalnız hissetmeye başladım.. Bir yanım aldatılmış birinin bana bunu yapamayacak kadar değer verdiğini söylerken diğer yanımın ona olan güvenini sarsan davranışlarını görmeye de devam etti.. Ve nihai son..

    Uzun uzadıya o bunu yaptı, ben böyle hissettim demeler gelse de içimden artık varsayımlarla ve vesveselerle aklımın ruhumu yormasına izin vermeyeceğim.. Çünkü aslında o da bana bazı şeyleri gösterdi. Her ne kadar kıra kıra olsa da, yanımda durarak sevgiyle bunu yapmayı seçmese de gösterdi.. Zaten kırılmış bir kadındım, niye kırdın daha da demenin sadece kendimi daha da yaraladığını mesela.. Güvenimi toparlamam yıllarımı aldı neden görmezden geldin hele de en yakından nasıl yıkıldığını gören biri olmana rağmen demelerim yerine, aslında hepimiz kendi seçimlerimizden sorumluyuz, ben her gün sadakati seçiyorum diye, ben her gün aşığım diye geziyorum ya da ben sevgimi kimseden sakınmadan göstere göstere yaşıyorum diye aynı şeyleri beklemenin pek bir faydasının olmadığını.. Ben onun olmadığı anlarda bile onu seçiyorum derken ondan da aynısını beklemenin sonunda yine hayal kırıklığı yaşatacağını mesela.. Kısaca kalbimi aşkımı zorla, kırıla kırıla toparladım derken aslında hala kanayabilecek kadar hassas olduğunu. Her ne kadar kendimi bilme yolculuğumda da olsam arenaya çıktığımda bildiklerimin ötesinde de şeylerin beni tetikleyebileceğini gösterdi.. Bir de kendini seçmenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi aslında.. Çünkü o her seferinde kendini seçerek bugün keyfine bakarken, yeni insanlarla anın tadını çıkarırken ben yeniden kırılan kalbimi toparlamakla, yaşadığım kaygılardan bu sefer yıkılmadan nasıl toparlanabilirim diyerek kendimi sorgulamakla vakit geçiyorum..

    Artık kızgın değilim, herkes kalbinin ekmeğini yer çok inanıyorum.. Evet kırıldım, lakin kırdığım anlar da oldu.. En çokta arenaya çıkmak konusunda çokta aceleci olmamalıymışım onu anladım.. Köksüz medeniyetimin kadimliğini teslim ederken aslında karşımdakine beni yıkabilmenin gücünü de vermiş olduğumu hatırladım.. Kendime kızdığım anlar da olmuştu, ama şimdi kızmıyorum.. Çünkü dedim ya yıllarca kendime baktım, kendimi bilmeye çabaladım. Bu süre zarfında ne keşfedecek yollara çıktım, ne diplomalar aldım ne de kariyer inşa ettim.. Eğer şimdi kızarsam kendime, eğer karşımdaki yüzünden suçlayarak ve kibirle seçimler yapmaya kalkarsam en büyük haksızlığı kendime yaparım biliyorum.. Kendime çok emek harcadım, o emek içinse zamanımı.. Şimdi yaşadığım kırgınlığı ve bu kırgınlıkta aslında kendimde neleri görmeliyimi seçiyorum.. Bırakmam gereken, hala vedalaşamadığım kaygılarım mesela, sürekli aklıma vesveseler verip aslında güzel olan şeylerden tat alamamamı sağlarken artık buna yenik düşmemeliyimi anladım.. Kırıldığım zaman savaşarak ya da telafi edilmesini bekleyerek değil de ifade ederek ve beklentiye girmeden karşımdakinin davranışlarına göre bir yaklaşım sergilemem gerektiğini de anladım.. Ve en önemlisi kendi hayatımın belirsizliğine, yorgunluğuna, anlaşılamamasına ve bir sorun yaşadığım an tek başıma bırakılışıma rağmen koşulsuz bir destek verici olmayı seçmenin aslında hem kendimden çaldığım hem de karşılığında beklentiye girdiğim ve karşılığını göremediğim için kırıldığım konuları da bırakıyorum..

    Yemek yerken dilini ısırmak aslında bize bunca tecrübemize rağmen hala hata yapabileceğimizi gösteriyor.. Yıllarca süregelen bir alışkanlık olsa bile yaptığımız bir anlık dil ısırma farkındalığıyla anladım ki hatalar yapılabilir, kırgınlıklar yaşanabilir, gerçekten isteyen telafi eder, istemeyense etmez. Sen yanlış yapmadığından eminsin ve kalbin bu yüzden kırgın.. Bırakmalısın artık karşı taraf için mahkeme kurmayı.. Kim kime neyi öğretti zaman gösterecek, şimdilik kendinle ilgili yaşadığın bu buruk yüzleşmeyle birlikte kendine bir kahve ısmarla.. Çünkü bugün bir şeyi daha başardın.. Suçlamadan, eski hikayelerin hayal kırıklığına düşmeden, o alışılagelmiş sevme ve terk edilme şekillerinin kurbanı olmadan kendi merkezinde kalmayı başardın.. Ortada bir sevgi vardı, bir de yorgunluk.. Herkes kendi sevme şekliyle, o sevgiyle ilgili bilinen ya da bilinmeyen gerçek seçimleriyle, çözebildiğini çözüp çözemediğini bırakıp devam ediyor..

    Kırıldığın için değişmek zorunda değilsindir belki de, belki de sevme şeklinden dolayı beklemeyi bırakmalısındır artık.. Çünkü herkes evinde olan kadarıyla ağırlar misafirini.. Komşunun evinden ikram beklemeye gerek yoktur belki de.. Kendi evindeki ikramları arttırmak gerekiyordur belki de artık.. O arenaya bir kere çıktın; aklının ve kalbinin krallığı için zihin kıvrımlarında geçirdiğin zaman dolmuştur belki de.. Geçmişte aldığın kararlar ve yaşadıkların karşısında gösterdiğin dik duruş sana bu aşkı getirmişti unutma.. Şimdi bir kalp kırıklığı var evet, lakin belki de hayat o kırgınlıklardan içeri ışık saçacaktır belki de.. Tutto Passa… Remember To Forget, Forget To Remember..

    Çünkü bu aşkla hayat seni bir kere dansa kaldırdı, arenaya bir davette belki de bu hayal kırıklığı.. Ve bence yeniden dans edebilirsin hayatla.. Yeter ki müziği duy ve ayaklarına güven..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KALP KIRIKLIĞI REHBERİ BÖLÜM 3; BEKLENTİLERİ..

    Varsayımlar, sorgulamalar, kaygılanmalar, kaçmalar, ilk andaki inkarlar, ardından gelen suçlamalar, kırdığına pişman olurlar, olmadığını gördükçe yaşanan kırgınlıklar döngüsü, eskilerle kıyaslamalar, bu kadarını da yapmamalıydı demeler.. Bitmeyen bir kalp kırıklığı döngüsü..

    Yavaş yavaş gelen; isteseydi yapardı, şuan hayatına keyifle bakabiliyor, hatta muhtemelen egosunu tatmin edecek ilişkiler kuruyor, beni yok sayarak katıldığı kahve buluşmaları ve tatil planlarını gönül rahatlığıyla gerçekleştiriyor..

    Ne kadar da tanıdık bir sorgulama, ne kadar da tanıdık bir hikaye bu böyle.. Bu hikayelerin sonunda hayat bana hep onların mutluluğunu gösterdi, hatta evlilik teklifini alkışlatmışlığı bile var. Yıllar önce eğlenmek için gittiğim yerde yaptığım o alkışlama sonucunda kendime bir söz vermiştim halbuki.. Bir daha kalbimi yaralayana emanet etmeyecektim.. Hayatımı başkalarının mutluluğu sessizce izleyerek geçirmeyecektim. Ve karşımdaki ister sadakatsizliği seçsin ister çivi çiviyi söker desin ben saygımla yasımı tutup yavaş ama sağlam bir şekilde iyileşecektim..

    Öyle de yapmıştım.. Yaklaşık 2021 yılından 2025 yılına kadar olan süreçte kendi kabuğuma döndüm. Yüzeysel ilişkiler kurmak yerine kendimi dinledim, anlık fiziksel tatminler yerine kendimle vakit geçirmeyi seçtim, işimle ve arkadaşlarımla vakit geçirdim. Tabi bu süreçte iş ve eğitim anlamındaki tatminsizliğim artmaya başladı. Sanki bir şeyler hala eksik, yetmez ya da bana iyi gelmez bir hal almıştı. Hem biri olmak yeni bir kimlik inşa etmek, hem de bunu yaparken artık kırılmamak istiyordum.. ”Sıfırdan başlayacağım” betimlemesi dilime çok dolanmıştı. Ve 2024 eylülde sıfırlanarak yola çıktım.. Kendimle hayat arasında yeniden bağ kuracağımı inancım olsa da hareketsizliğim devam etmişti.. Depresyonun farklı bir varyasyonuydu sanki. Ama daha iyiydim. Geçmiştekilerden beklediğim özürler yerini, onların mutsuzluğu ya da özürü benim kaybettiğim zamanı ya da kırılan kalbimi telafi edemeze bırakmıştı.. İçinde bulunduğum mana kaybının telaşını da yavaş yavaş bırakmıştım, onun yerine sanki bir şey olacakmış ama daha zamanı varmış gibiydi.. Oldu da..

    Şimdi düşünüyorum da olacak olan olacak, olmuş olan oldu, bu ikililik halini sabırla ve kabullenişle şuan olana bakmalıyım demeye çalışıyorum.. Beklentiler hayatımı zorlamaya çalışsa da, aklım sürekli sorgulasa da artık kaçmıyorum. Çünkü artık anladım birincisi bu hikaye geçmişten tanıdığım ve yıllarca kökleşmiş inançlarımın hikayesiydi, ikincisi eğer yine bu yaşanılanlarda kaybolursam yine bir özrü beklemeye başlarsam olan bana olacak, üçüncüsü beni yıllarca tanımış biri beni nereden vuracağını bilerek ve sorgularla bırakarak gidiyorsa zaten bana karşı hislerini göstermiş oluyor.. Burada seviyor ya da sevmiyor niyeti okumuyorum aslında. Burada sadece şunu kendimle sesli söyleyerek, sizinle dertleşerek kabullenmek istiyorum; bugün babamın söylediği bir gerçeği, sevmek fedakarlıkta ister sadece benim istediğim olacak demekle olmaz bak annen benim için ben annen için bazı istemediğimiz şeyleri bile severek kabul ediyoruz, çünkü sevmek tek başına yetmez babacım.. Kendisi emekli polis olduğu için verdiği örnekte biraz kendine has olsa da verdiği bir örnek aslında neyi beklerken neyden kaçtığımı fısıldadı kulağıma; suç alanına gidince hemen panikle, telaşla bunu kim yapmış ne oluyor burada demezsin, önce suçu bulursun, ardından nasıl olduğunu, akabinde kimin yaptığını. İşte bu örneği yaşadığım kalp kırıklığının bir betimlemesi olarak görüyorum; şuan burada olan ne, bu olan ne zamanadır var ve nasıl oldu, çözmenin ilk adımı doğru soruyu sormak.. Ve karşıma çıkan cevap aynı; geçmişin hikayesini yeniden yazmak için çabalayan zihnim. Çünkü kaygıyla, telaşla, hayal kırıklıklarıyla, yok sayılmayla alışılagelmiş bir savaş alanı var. Yıllarca kendi üzerimde ne kadar çalışmış olursam olayım hala tetiklenebiliyorsam hayat belki de dön yarana bak diye fısıldıyordur. Bense karşı tarafın beni kırıp mutluca hayatına devam ettiğini düşünerek kalbime daha da zulüm ediyorum.. Peki bunlara devam ederek, bu kalp kırıklığıyla bekleyerek hikayenin hangi kısmına geçmeye hazırlanıyorum; onların mutluluğunu alkışladığım, kendi zamanımdan çaldığım, sevilmeye layık güzel kalbimin daha da kırılmasına izin verdiğim, kendi geleceğimi belirsizlikte bıraktığım kısma..

    Gerçek sevgi yıkar mı, ilişkiler tek kişinin sorumluluk almasıyla mı ayakta kalır, hayır. Yıllarca ne istiyorum ne istemiyorumları irdelerken karşıma gelen insanın gerçekten istediklerimi hatta fazlasını bana yaşatacağına inandım. Çünkü yıllarca kalbim nadastaydı, çünkü kendimi sıradan ilişkilerle oyalamamıştım, çünkü hayat iletişimimizin sağlam olduğuna inandığım adamın aşkını hediye etmiştim. İşte bu kombinasyonlar aslında beklentilerimi oluşturmuş.. Beni kırmaz, üzmez, kırgın uyumama izin vermez, güvenimi zedelemez, aşkıma ihanet etmez, kendini yetiştirmiş birisi, bak hedefleri var blah blah blah.. Belki benim beklentilerim fazla geldi, belki de gitmeyi seçtiği yerde gözünü büyüleyen seçenekler bir ilişki sorumluluğu almaktan daha kolay geldi.. İşte kalbime ağır gelen bu varsayımları bugün bırakıyorum.. Çünkü lafla aşk yaşanmaz. Değer veren biri ilişkiye emek vererek gösterir sorgulamalarla yalnız bırakmaz. Bir sorun olduğu zaman ortadan kaybolmaz. Her önüne gelen hıyara tuzla koşmaz, çünkü karnı toktur gözünü başkasının yemeğine dikmez.. Sadece onu değil beklentilerim bugün beni de geçmişin hikayesine gitmeye zorluyor..

    Kaygılarım hadi ara diyor, korkularım gördün mü o başkalarıyla tatiller kahveler içiyor hatta belki yenisini bile bulmuştur diyor, aklım sürekli hiç mi kalbinde bir pişmanlık yok diye sorguluyor, kalbimse hayli sessiz. Sanki zaten bildiği bir senaryoyu yeniden izleyip sıkılmış seyirci misali sadece susuyor.. İşte geçmiş hikayelerimin, beni sürekli hayal kırıklığına çeken ve tekrar eden döngülerin benden beklentisi tam olarak bunlar..

    Oysa bu sefer bu tuzağa düşmemeye yeminliyim.. Çünkü aklım hala kaygılı hikayeler ve hayal kırıklığıyla biten ilişkiler döngüsüne alışık olsa da ben bu alışıklık döngüsünü bu sefer kıracağım. Ve inanıyorum asıl aşk bu kırgınlıktan sonra doğacak kalbimde.. Zihnimin konfor alanıymış meğer bu kaygılı bağlanma halleri, belki de hayat bu güneş tutulmasıyla döngüler kapanıyor derken benim payıma da eski benle olan döngümü kapatma zamanıdır.. Eylül aynına ilk girerken ”anne ben başardım” yazısıyla aslında bu döngüyü kırmaya yaklaştım inancındaydım. Belki hayat inancımla gerçeğim arasında bir sınav yaptı, inanın şuan bu tarz cevaplar yok bende.. Zihin öyle ben iyiyimler, neşeliyimleri konfor alanı yapmıyor. Nörolojik olarak geçmişten bugüne neler öğrendik, ailemizin bizi sevme şekilleri, çevremiz, kısaca bu yaşa kadar çocukluğumda neler gördüysem, büyürken nelere maruz kaldıysam atıyor beyin, kaydediyor beden hop diyor hayatta kalmam için bu gerekli bu gereksiz.. Bizse seçip duruyoruz öyle öğrenilmiş çaresizlik içinde.. Bu konuya başka yazımızda detaylı gireriz, çok merak edip acaba benim bağlanma stilim ne sevdiğim insanla nasıl sağlıklı bağ kurarım, acaba annem babam mesafeliydi de ben de kaçıp gitmeyi sevgi göstermek mi sanıyorum gibi meraklıysanız bağlanma stilleri ile ilgili mini bir araştırma yapabilir, size yakın olan bağlanma şekline ve karşınızdaki insanın bağlanma şekline göre nasıl daha sağlıklı iletişim ve ilişki kurulabilir diye bakabilirsiniz. Bunu sadece sevgiye emek verebilecek, sevmeyi isteyecek insanlar yapacağı için konuyu burada bırakıyoruz..

    İşte anlayacağınız beklentiler kısmı sadece ilişki içinde değil, ilişki bittiğinde de devreye giriyor. Yetmiyor bağlanma şeklinize, eski kalıplarınıza bağlı bir şekilde biten ilişkilerden sonrada devam edebiliyor.. Sadece ilişkilerin içinde değil, ilişki bittikten sonrada yormaya, kırmaya devam edebiliyor.. Elbette yaşadığım kalp kırıklığının taze olmasının verdiği yetkiye dayanarak hala bazı beklentilerim var. Lakin artık eski hikayelerin kaygısıyla ve yorucu eşiğinde değil, yeni bir benin ışığında ve huzurunda yaşamak istiyorum..

    Çünkü bir yanımın kırgınlığının aksine diğer yanım yıllar içinde kendine kattığı şeyleri, kendiyle yaşadığı yüzleşmeleri, kim suçlu kim haklı demeden en çok hesabı kendine soruşları, kendini bilme ve bulma çabasını, 4 yıl önceki ilişkisinden sonra ben bunu istiyorum bunu istemiyorum dediği çizgiler için kendi zamanından çalışları da hatırlıyor.. Ben bu kız çocuğuna çok emek verdim..

    Ben bu kız çocuğunu büyütmek için, yaralarını sarmak için, iltihaplı yaralarını tek tek temizlemek için çok kanattım, çok zaman harcadım. Kendimi bulmaya çalışırken ne eğitimime diplomama yatırım yapabildim, ne kariyerimi yükseltebildim, ne sağlığımla tam ilgilenebildim.. Şimdi yaşanan bu kalp acısı yaksa da artık o eski kız çocuğu gibi kaygılarla korkularla kendini toprağa gömmüyor. Aklım hep karşımdaki insanla ilgili hep; şuan başkasıyla mı, hiç mi özlemedi, bana hiç mi değer vermedi, ilişkimizi hiç mi ciddiye almadı ya diye kaygılansa da bir yanım artık sessizce de olsa diyor ki bu soruların bir cevabını artık alamazsın, iki alsan bile güvenini derinden kırmış ve seni sessizlikle yarım bırakmış birine bir daha güvenemezsin ki, üç hele de seni tanıdığını düşündüğün biri bunları yapacak kadar kendini düşünüp hayatına rahatlıkla devam edebiliyorsa sadece 6 aylık ilişkinize değil geçmişteki arkadaşlığınıza da hiç önem vermemiş.. Ve yavaş yavaş bu fısıltı gür bir sese dönüşecek güzel kızım yeter ki inan ve kendine zaman ver..

    Sen sadece ilişkide değil sonrasında da sadakatini sevgini korudun, kolladın, Kırılsan bile anlık mutlu olmak için kendini savurmadın. Belki hayat geçen sene verdiğin kararlar konusunda ne kadar netsin onu sınıyor, belki gerçekten aşka olan inancın ve isteklerin konusunda ne kadar netsin onu görmek istiyor, belki kendi özünün gerçekliğini seçmen konusunda artık köşeye sıkıştırıyor, hatta belki hem bunların hepsi hem de daha fazlası var..

    Sen onlar gibi değilsin önce bunu gör.. İlişkide de devamında da hep nettin; saygı, sadakat, şeffaflık, dürüstlük ve fedakarlık (öyle amerika’yı bırak gel gibi büyük fedakarlıklarda değil) biraz zaman yaratmalar ve ilgisine ilişkisine karşı isteğini ve sorumluluğunu bilecek net seçim ve davranışlar görmek istedin.. Ah be güzel kızım bunlar zaten sağlıklı ilişkilerin temeli, kendisi buna hazır olmayan biri sana bunları zaten sunamazdı ki.. Sen beklemekle kalmayıp verdikçe ailesinden, çevresinden görmediğini sundukça en değersiz olan sen olacaktın.. İnsan bilmediği şeyi anlayamaz ki.. İşte sen bunu da istemiyorsun.. Travmalarmış, yaralarmış, ilişkilerde yok ghost yok bilmem neymiş, yok bağlanma stilleriymiş derken artık bunları da aşmış en azından aşabilmiş bir kalbi sevmek.. Çünkü annemin kalbimi 9 ayda oluşturdu, bense o kalbi yıllarca güzellikle büyüttüm.. Artık sevgi görmemiş, kendini üstten gören, gönül almasını bilmeyen, değer vermeyen, şeffaf olamayan, kendi hatalarıyla yüzleşemeyen, kendini bir gıdım olsun ya ben napıyorum diye sorgulamayan, soru işaretleriyle, güven kırıklıklarıyla bırak, hayatına hiçbir şey yokmuş gibi devam edebilenleri istemiyorum.. Zaten istemediğimden emindim, lakin bu son kalp kırıklığı gösterdi ki istememek yetmez bunları yapanlardan beklentiye girerek en büyük hayal kırıklığını kendime yaşatıyorum işte bunu da bırakmayı öğrenmeliyim..

    Onlar hep devam eder, edecekler. Kırmış, dökmüş, pişmanmış, özlemişmiş hayır.. Ne geçmişteki hikaye beklediğim özürü almıştım, ne de bu son yaşanılan hikayede alacağım. Ne geçmişteki insan bir saniye durup ulen en azından kalbini kırmayayım o kadar da güzel seven birinin dedi, ne de bu hikayede diyen olacak.. Ve o mutluluğunu sahnede alkışladığım insan hakkında kahve içerken duyduğum ”sen ona özgüven vermişsin, şuan çok mutsuz” bilmem ne cümleleri nasıl seni mut etmediyse, artık hayatımda nasıl bir etkisi yoksa sana, bu hikayenin de ileride hükmü kalmayacak.. Yeterince kırıldın, yeterince seni kıranların hayatına devam edişini ve mutluluğunu izledin.. Yeter, beklentiler kırdı, beklentiler kıracak daha da..

    Şimdi sessizce kalp yaranı sar, öyle sağın solun ilgisine sevgisine anlık hazlara hiçbir zaman ihtiyaç duymadın, isterdin ki sevdiğin de öyle olsun.. İşte artık isteme.. Sen sadık kaldın çünkü özün bu, sen kalbindekine sahip çıktın çünkü özünde sevgi var, sen sabırla iyileşeceksin çünkü zaman ve hayat bu sefer fısıldıyor.. Biliyorum aklınla kalbin bir süre daha beklentileri dile getirecek, sorgulamaları da lakin fısıltıyla sana seslenen seven bunu yapmaz, değer veren güveninden kırmaz, önemseyen ve seninle gelecek isteyen bugününüzde telafisi olmayan seçimler yaparak geleceğinizi yıkmazdı diyecek.. O fısıltı zamanla daha gür bir sese sahip olacak.. Zaman kalbini yeniden yeşertecek..

    Artık beklentin kendinden olsun.. Seçimlerin, yaşadıkların, geçmiş, gelecek vs.. Şimdi öğren yavaşça sabır ve akışta kalarak.. Ve zamanı geldiğinde aşk yeniden fısıldayacak kalbine.. Şimdi önce kalbinin kırgınlığını, o güçlü sevginle sarmalama zamanı..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KALP KIRIKLIĞI REHBERİ BÖLÜM 2; YANILSAMALAR..

    ”Geçmişle gelecek arasında bir eşikte..”

    Bir söz bu yazıya başlamadan önce epey bir düşünmeme sebep oldu; tanrının sizin hayatınızdan çıkardığı insanlar için endişelenmeyi bırakın çünkü o sizin görmediğinizi görür, o sizin duymadığınızı duyar, sizin yapmayacağınız şeyleri yapanları bilir.. Burası çok güzel ve içe su serpen bir açıklama gibi dursa da insanın bilme arzusu, belirsizlik istememe duygusu bu durumları gölgeliyor. Hem birini cevaplanmamış sorularla bırakmak, bir anda sessizlikle cezalandırmak seven birine yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisi. İlişkiler konusunda aldatmalara ve yalanlara karşı net düşünceler belirleyip bunu yapanların zehirli olduklarını söylüyoruz sürekli. Peki sizi seven birinin yaralamanın ya da yaralamamanın yolu sadece onu aldatmamaktan mı geçiyor? Ben sadık biriyim, eee, e işte bu yetsin. Tabi efendim, olur, kesinlikle yeter.. Birinci sadakat ve saygı sizin kişiliğiniz bir parçasıdır ve davranışlarınızla seçimleriniz bu konuda kim olduğunuzu gösterir. Bu konularda yapılan yanlışların sebebi ne karşı taraftır, ne koşullardır ne de sizin duygusal olarak kendinizi kötü hissetmeniz yüzünden seçip kendinizi haklı çıkarabileceğiniz bir konudur.. Sadakat bir seçimdir, bitti.. Sevgi, sevme şekliyse hem kimliğinizin bugüne kadar oluştuğu şekilde yansır, hem de zamanla dönüştürülebilir bir esnekliğe sahiptir.. Peki yazar burada ne demek istiyor?

    İşte bugün kalp kırıklığı rehberinin ikinci bölümünden en çokta yanılsamalara ışık tutmaya çalışacağız.. Peki nasıl? Bu sefer önce kendimizi delik deşik etmeden yaralayanları masaya yatıracağız. Tersten gideceğiz.. Kendi yolumuza bakmış, eskiyi eskide bırakmış, ne istiyorum ne istemiyorum gibi sorulara cevaplar aramış, kendi kabuğumuzun içine çekilmiş olduğumuz bir süreçten geçtiğimizi düşünelim. Düşünmekle kalmayalım, sizin için ben kendimi şöylece yatırayım terapi koltuğuna.. Son 3-4 yılımın mini duygusal özetiyle başlayalım; bir terk edilme, işsizlik, mezuniyetin verdiği boşluk, pandemi, aldığım yaralar, yüzeye çıkmaya çalışan travmalar kombosunun birleşimiyle depresyon kaçınılmaz bir yol olmuştu.. Mental olarak karanlık, fiziksel olarak yorgun, ruhsal olarak bitkim bir düşüşün hırpaladığı bir hayat yoluydu yani.. Yaşayanların anlayabileceği, yaşamayanların ancak anlamaya çalışabileceği bir süreç.. Yemek yiyememek, uyuyamamak, uyanamamak hatta duş bile alamamak hali. Birde bunların asla farkında bile olmama hali.. Müthiş bir mana kaybının tam ortasında ağır bir çöküş Tabiri caizse Osmanlının en görkemli zamanlarından bir anda çöküşe geçişinden daha keskin bir çöküş. Başlarda farkına varmama hali nedeniyle sadece nefes alıyorsun, varsın ama yoksun denilen bir yaşama hali.. Ne kadar öyle kaldığımı geçiyorum, annemden gelen iki fotoğraf sonrası ayna karşısına geçtiğimi hatırlıyorum. Ve gördüğüm kişiyle büyüttüğüm kişi arasındaki kilometrelerce farkı.. Bu kısım başka yazının konusu olduğu için hemen birkaç cümle daha kurup o dönemi gelecekteki yazıya bırakıyorum.. Tedaviler, terapiler, ilaçlar, inişler, çıkışlar derken uzun bir iyileşme süreciydi.. Geçen seneye kadar bir düştüm bir kalktım, bir vazgeçtim bir inandım, yola çıktım yoldan çıktım derken bildiğiniz üzere geçen sene tası tarağı toplamadan direkt atarak her şeyi kapatarak İzmir’e gitmiştim.. İlk aylar katarsislerle geçse de sonrası biraz daha yumuşamalarla devam etti. O süreçte daha daha çok düşündüm..

    Aklımda geçirdiğim zamanla hayatta geçirdiğim zaman arasında inanılmaz bir fark vardı. Bu süreçte tanıdıklarım; evlendi, master yaptı, hayatın akışına kapıldı, yeni işe başladı, kimisi başka yerlere taşındı, kimisi aşkı buldu, kimisi kariyerinde doğru noktayı.. Bense o süreçte; aşksız, kariyerde sıfır noktasında kalmış, eğitimde başarısız, ananemin ölümüyle bir noluyor demiş lakin yine de durmaya devam etmiştim.. Doğum günümde bir sürprizle Denizli’ye gitme kararı aldım.. Sakin ve sevdiklerimle vakit geçirecek, güzel anılar biriktirecek, biraz neşe duygusunu tadacak ve plan yapmadan akışta kalacaktım.. Yeni yıla da böyle girmiştim. Güzel bir adamla telefon konuşması, aileyle sarılmalar ve plansız bir 2025 yılı adımı.. Sonrası kendiliğinden gelişen olaylar zinciri oldu.. Aşık oldum, kariyer konusunda daha net kararlar almaya başladım, sevdiğim insanla güzel bir tatil geçirdim. Ve sonrada yataktan düştüm, rüyadan uyandım..

    Karşımda beni anlamasını en çok istediğim insan tarafından anlaşılamamanın ve ilişki sorumluluğunu almamasının yani kısaca çabasızlığının kırgınlığı, başvurularımın ret yemesi, eğitimimi kendimce yetersiz görmeye başlamalarım, geleceğimin belirsizliği içinde boğuldukça boğuldum. Yine sevdiğim adamın geleceği için yaptığı seçimlerde elimden geldiğince destek olmaya çalıştım, kendim belirsizliklerle boğuşurken onun belirli yolda ilerleyişine rağmen yeni bir yol stresi yaşamasını hoşgörüyle karşılamaya çalıştım, kendim düzen kuramamış ve bunun boşluğunda süzülürken onun zaten nerede nasıl kuracağı belli olmuş konularda sözde düzen kurma yorgunluğunu anlamaya çalıştım.. Ha bu süreçte elbette kırgınlıklar, kavgalar, tatsızlıklar oldu. Yani anladım dedim de insan olduğumu da unutmamak gerek..

    Ben onun beni dahil etmeden seçtiği gidişi destekledim çünkü başarılı olacağına inandım bensiz kararlar almasının beni ilişkinin dışında tuttuğunu görmesini istedim sadece, o görmedikçe kırıldım. Ben yeni ortam, yeni şehir, yeni insanlar konusunda anlayış göstermeye çalışırken ondan beni de oradaki hayatına dahil etmesini ve aramızdaki zaman farkının beni kaygılandırmasına izin vermesini istemezken o alanına saygı duymadığım gerekçesiyle kaygılarımı daha da arttırdığını fark etmedi bile.. Ben oradaki insanlarla ilişkisine beni de dahil etmesini, aslında işin özü seçim yaparken beni dahil etmediği yolculuğuna gittiğinde dahil etmesini istedikçe türlü bahaneler, kırıcı cümlelerle beni daha da kırdığını fark etmedi bile.. Ben insanlar niye sana böyle yaklaşıyor bu normal mi derken, o beni onu sorgulamakla suçlarken aslında aramızdaki güveni kırdığını fark etmedi bile.. Ve bunlar işin birkaç örneği.. Fazlası var azı yok.. Malumun ilanıysa son sözlerinde gizliydi.. Oradaki hayatını daha giderken seçen, beni o hayata dahil edecek ilişki sorumluluğunu almayı reddeden birinden bizi seçmesini beklemek büyük bir yanılgıydı.. Ben kırılganlığımı dile getirdikçe duygularım görünmez oldu.. Bir süre sonrada orta yolu bulmak yerine ben demeyi seçmek daha kolay bir hale geldi..

    Başarılarını takdir eden, seçimlerinde yanında olan, onunla gurur duyan, ona ve aşkımıza güvenen bir kadından kırılganlıkları artmış, güveni tamamen kırılmış, anlaşılmama hali yüzünden iyice kendini yalnız hisseden bir kadın haline geldim.. Zaten kaygıları olan birine bu kadar sert geldiğinizde karşınızda sizi daha çok seven ve kaygılarıyla size daha çok bağlanan biri kalmıyor.. Ben onu yaptım o bunu yaptıkların sonu gelmez. İşin özü karşılıklı bir savaş halinde kırdık, kırıldık ve bitti..

    İlk iki gün anlayamadım bile ne hissettiğimi. O kadar derinden kırılmışım ki ne fiziksel ne de içsel hiçbir şey hissedemedim çünkü beni öyle cevapsız bırakmıştı ki aklımda hep; kesin o tatile gitmek için engelledi, kesin oradakilerle daha rahat flört etmek için beni dışarıda bıraktı, zaten her olayda ilk seçtiği ya ailesi ya kendisi ya eğitimi oldu, asla beni anlamaya seçmedi ki, aşık bile değildi aşık insan bunu mu yapar, bir insan seviyorsa çabalar o sadece sözler verdi ne zaman sözünü tuttu ki, benim yaralarımı biliyorken nasıl olurda daha da derinden yaralar, ya aldatılmanın zehrini bilirken nasıl olurda hem güvenimi kırar hem dc telafi etmez, merak etseydi arardı, sevseydi duramazdı, sırf yeni insanlarla yaşayacağı heyecan yüzünden bizi harcamayı seçti blah blah blah.. İşte bende bıraktığı kaygıların yansıması ve çok daha fazlası.. Elbette insan hemen karşısındakini suçlamak istiyor, hele de o son duyduğum cümlelerden sonra.. Ama suçlu olması ne yaşanılanları değiştirir, ne bana bir yarar sağlar, ne de benim gerçeklerle yüzleşmeme katkı sağlar.. Elbette derinden kırgınım, elbette bir yanım hala sevip özlüyor ve ihtimaller hala kafamda dönüyor.. Çünkü hayallerini kurduğum her şeyi yarım bırakarak, onunla ilgili inandığım her şeye yıkarak, yaşanmışlığımızı ve arkadaşlığımızı güvensizlikler içinde bırakarak gitmeyi seçti.. Kalem elimde, yazar benim, onu hikayenin kötüsü yapmak çokta zor değil. Lakin bu dramanın ne bana, ne onunla yaşadığım ve benim için gerçek olan ona duyduğum hislere, ne de şuan yaşadığım hayal kırıklığına bir katkısı yok.. Zaten ilişki içinde de sorunlardan biri buyken, varsayımlar yüzünden yaşanan tartışmalarken, buna devam etmek sadece yarayı kanatmak olacak.. Kalbim kırgın lakin yine de teşekkür etmek istediğim şeyler var.. Teşekküre geçmeden önceyse söylemek istediğim, kendime sesli söylemek istediğim şeyler var aslında..

    İki tarafta duyulmak ve görülmek istedi, biliyorum. Ben başlarda bunu bizim için yapmaya çalışırken beni görmeni de engelledim aslında.. Güç savaşına girdik, ben daha talep edilen biriyim, ben daha değerliyim, en değerli benim kanıtlamalarına girdik. Güven vereceksin bana demelerim, hayır kanıtlanmadan güveneceksin demelerin. Beni önceliğin yap demelerim, çok meşgulüm derken oradaki sosyal hayata müsait oluşunun yarattığı güvensizliği göremeyişlerin. Niye bana değer vermiyorsun çırpınışlarım, verdiklerim sana yetmiyor ki niye vereyim diyerek geri çekilmelerin.. Ben kaygılıyım sen kaçıngan bak bunu dengelemeliyiz diyerek ilişkide öğretmenlik yapma çabalarım, ben kaygılandıkça bana nasıl yaklaşacağını bilemediğin için kendini geri çekişlerin. Ya ben orada mutlu olmanı istiyorum elbette arkadaşların olacak ama ilişkin var net sınır çekmezsen bize zarar verecek ihtimaller olacak sen niyetim iyi desen de bu çok yara açacak bak yapma deyişlerim, sen bana güven diyerek olan durumu anlamak ve ilişkiye zarar verecek şeylere sınır çekmek yerine bana mesafe koyuşların.. Ben özledim dedikçe… Karşılıklı iki çocuk bir parkta hevesle başladığımız oyunda parktaki oyuncaklar, parka gelen yeni çocuklar ve bizi parka götüren ailelerimizin üçgeninde en çokta kendini oynayacağımız güzel oyunları mahvettik..

    İlerleyen bölümlerde devamı gelecek olan şeyler elbette var, bugünün dertleşmesi yansımalar üzerineydi.. Biz olmak dışında her şeyle ilgilendik kısaca.. Ben; kırgınlıklarım, yaralarım, kırılan güvenim, belirsizlikler içinde nefes alamıyorum diyen taraf.. Sen; anlayışa, desteğine, senin neşene ve huzuruna ihtiyacım var beni en çok anlayan senken nasıl olur da anlamayan birine dönüşürsün diyen sen.. Ben; kalbimi, mabedimi, hikayemi sana açtım beni nasıl olur görmezsin diyen taraf.. Sen; ben sana güvenirken sen niye bana güvenmiyorsun, zaten stresliyim niye üzerime geliyorsun diyen taraf..

    Ben kendi hikayemdekileri gerçekliğiyle yaşıyorum şimdi. Seninse ne yaptığını, ne hissettiğini bilmeden.. İşte burada yanılsamaları sessize alıyorum.. Çünkü zihnimin kıvrımları senden dolayı ne kadar çok kaygı duyarsa duysun emin olacağım tek şey kendi duygularım. ve yaşadıklarım.. Arkadaşlığımızda da, aşkımızda da hep sevdim sevme şeklim ve hayatımdaki yerin elbette derinleşti ve değişti lakin gerçekten sevdim.. Sen uyurken bile hep seni anlattım, seni yazdım seni yaşadım ilişkimiz boyunca.. Seninle yaşadıklarımızın sonunda kırdığımda kendime battım önce, kendime sordum, kendime söylendim yapma diye.. Hatalar yaptım elbette, lakin hiç yanlış yapmadım ne sana ne sevgimize.. Koşullar ne getirirse getirsin önüme daima seni seçtim, kavgalarımız yüzünden konuşmadığımız günlerde bile.. Ve günlerce konuşmadığımız, gittiğinden emin olmama rağmen sana olan sevgime en ufacık ihanetim olmadı..

    Bu yazıyı yazarken duyduğum o söz; sizin bilmediğinizi bilen gören duyan var, üzülmeyin gidenlere diyen söz gerçekten benim bize ve sevgimize yapmadığımızı sen yaptığın için mi çıktı önüme yoksa sadece önüme mi çıktı emin değilim.. İşte asıl nokta bu, ne olursa olsun asla emin olamayacak oluşum.. Ne yaptığını, ben varken de yokken de neyi seçtiğini, kalbinin neye sadık olduğunu bilen sensin.. Kendi kalbimin saf sevgisine ve sadakatine güvenen ve bir o kadar da o kalbimin tam orta yerinde yaşadığım hayal kırıklığıyla bir şeyi öğrenmeye çalışıyorum bu aralar.. Bilirsin ben evrenin bizimle konuştuğuna inanan biriyim, bilirsin ben seçimlerimizin sonuçlarını er geç yaşayacağımıza inanan biriyim..

    Hep derdim ki benim insanların hayatında bir yerim var, onlara göstereceğim bir şey var hayatında, hikayelerinde.. Elbette bazı bağların kopması beni daha derinden kırıyor, bazı gidişler üzüyor lakin hep bir misyonum olduğuna inandım hayatta.. Senin hayatına geldim; ailen, yüzeysel ilişki bağların, arkadaşlıklarında kendini kanıtlama zorunda hissetmelerin, hayatta hep planlı olmak zorunda kalışların gibi birçok konu olduğunu gördüm. Kalbimi açtım. lakin yeni anlıyorum; sadece ben değil, insanlarda bana bir şeyler için geldi.. Benim hikayemde bir yerlere dokunmak, belki şifa belki yara olmak için ama en nihayetinde bana bir şeyler öğretmek için.. Geçmiş ilişkilerim, o insanların gidişleri, bende bıraktıkları izler, almam gereken dersler derken birçok konuyu çözmüştüm.. Seninle kurduğum bağ, hikayemdeki yerin, birbirimizi bu denli tetikleyişlerimiz derken şimdi görmem gereken şey de seninle olan hikayemin bana ne konuda yol göstereceği.. Bir geleceğimiz var mı bilmem, bir geçmişimiz var.. Şimdiye kadar anladığım ve yanılsamalar yaşadığım bazı konularda aha etkisi yaşadığım oldu elbette. Lakin artık daha sakin ilerliyorum.. İşte şimdi teşekkür zamanı..

    Sen hayatımdaki sevgi boşluğunu doldurmak için gelmedin hayatıma. Kendimden emin, ne istediğini artık bilen, yüzeysel ilişkiler istemeyen, sevilmek için birine ihtiyaç duymadığım ve kendi kabuğuma çekildiğim zamanda geldin.. Belki de bana verdiğin en iyi ders buydu; evet sevilme boşluğumu yıllar önceki bitişlerle temizlemiştim lakin kendimle arama bir mesafe girmişti. Ben demeyi öğrenememiştim belki de hala.. Hayatın araya soktuklarına o kadar odaklanmaya başladım ki zaten belirsizliklerle dolu, kendimi inşa etmek için yıktığım ve inşa etmek üzere olduğum zamanlarda gerçekliğime odaklanmak yerine araya giren iletişimsizliğe, kavgalara, insanlara odaklandım.. Gidişinle daha neleri öğreneceğim zaman gösterecek. Niye geldin, niye gittin onu da zaman gösterecek..

    Şimdilerde yanılsamaların, zihin kıvrımlarımın beni eski hikayelerime döndürme çırpınışlarını daha iyi anlamaya başladım.. Aldatıldım mı, seviyor mu, ben yokken bile bize olan sevgisini koruyor mu, kendi yolunda olmak için bizi seçmedi demeler yerine bir nefes al demeyi öğreniyorum.. Çünkü kaybetmemek için çırpınmanın, yapılanlar karşısında hep bir özür beklemenin, kırılan güvenimi sürekli kıracak olanları seçmemin geçmişte beni ne hale getirdiğini gördüm. Görmekle kalmadım, kendi zamanımdan hayatımdan ne denli çaldığını da sayende idrak ettim.. Ve biliyorum artık idrak etmek ve anlamak yetmez. Sana diyordum ya söz yetmez, davranış gerekli, ortaya bir somutluk koymak gerekli diye.. Çünkü sevgi emek, güven kanıt, sadakat seçim ister.. Kırıldım derin bir yerden, bu seferse geçmişte kendimi kabuğuma çeken bir kadın olmayacağım.. Hayat bana kıranların mutluluğunu defalarca alkışlattı çünkü.. Artık hayatın benim mutluluğumu, neşemi, ışığımı alkışlamasını seçiyorum.. Bazı yaraların zamana, bazı kırgınlıkların telafiye ihtiyacı var biliyorum.. Ve bu sefer kaçıp saklanmayı değil, bu yanılsamaların yarattığı geçmişin zehirli hikayelerinden vazgeçiyorum.. Geçmişte bana yaşatılanların hesabını sormadan, seninle yaşadığım güzelliklere haksızlık yapmadan, kendi yaşadığım ve hissettiğim şeylerin gerçekliğinden emin, biraz hüzünlü ve yaralı olsam bile teşekkür etmeyi seçiyorum..

    Yeni bir hikayenin gerçekliğini seçiyorum..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KALP KIRIKLIĞI REHBERİ: BÖLÜM 1; ENGELLER..

    ”Aşığım kaybedemem seni dedi, iki saat sonraysa gitmeyi seçti..”

    Bir günlük bir aradan ve dört günlük bir yas arasından sonra bugün biraz daha nefes aldığım bir sabaha uyandım.. Uyandım çünkü beynimin nostalji yapmasına karşı net bir çizgi çektim.. Çünkü herkesin çiçeğini sulayan adamın benim saksıma izmarit bastığı gerçeğiyle yüzleştim.. Halbuki o saksının toprağını ne emeklerle zehirlerinden temizlediğimi, saksıya ektiğim tohumları ne büyük karanlıklardan bulup çıkardığımı, emek emek ektiğimi bilmesine rağmen.. Şimdiyse daha net anlıyorum daha doğrusu kabulleniyorum. En kısa zamanda kabullendim de diyeceğim, lakin önce kalp kırgınlığımdan kaçmak yerine hakkını vererek yaşamayı seçenlerdenim.. Çünkü güneş gibi ortada olan gerçeklerin boğazıma yapışıp nefesimi kesmesine daha fazla izin veremem..

    Gelelim son ilişkimizde yaşadıklarımıza, yaşayamadıklarımıza ve malumun ilanına.. Dört yıllık bir arkadaşlığın, sonrasında yaşanan altı aylık kaotik ve bir o kadar ben tarafından aşk karşı taraf açısından sadece sevilmiş olmanın tadını çıkardığı ilişkinin, hayaller kurduğumuz hatta çocuklarımıza isimler bulduğumuz, tatilde suya geleceğimizi fısıldadığımız bir ilişki sarmalının geldiği noktanın acısına..

    Zamanında kendisi de aldatılmış, sonrasındaki insanlarla derin değil duygusal bağlar kurmuş, sadece kendini merkeze almış ve hayatına devam etmiş bir adam. Zamanında yalanlarla ve aldatılmayla yara almış (ki bunu yapan malum kişi de sevgili sevgilimin arkadaşıydı, yani yaralarımı yakinen bilmesine rağmen ve yaralı olmasına rağmen yaralamayı seçmesi daha da can acıtıcı, lakin bu konuya diğer satırlarda geleceğiz), yılarca aramızdaki sohbetlere öyle keyifliydi ki saatlerce sürer ve gülüşmelerle biterdi, bir sonraki konuşmamıza kadar.. Önce hatırlanması gereken güzellikler ve detaylara bakacağız, ki bu noktaya gelmemizde kim haklı kim suçlu demeden, dramalarla boğulmadan yaramıza sevgiyle bir öpücük kondurup günümüze devam edebilelim..

    Ben asla dediğim şeyleri yıktım onun için, o ise ben böyleyim demeyi bırakmaya çalıştı.. Önce ben çünkü kalem benim elimde.. Ben arkadaş arkadaştır dedim sevgili olmam dedim en net çizgimi kaldırmamı sağlayacak bir sevgiyle yaklaştı ve ben dediğimi yuttum, ben kalbimi yıllarca nadasa bıraktım artık kırılmasını istemiyorum dedim bu yüzden günlük ilişkiler sıradan takılmalar ve yüzeysel bağlardan uzak durdum ta ki aşka inanmamı sağlayan o cesaretli adımını görene kadar, ben asla evlenmem öyle hayallerim yok yaralar vs. dedim bana gözümü kapatıp kendimi ona bırakabileceğim inancını verecek bir yuvanın hayalini kurdurmayı başarana kadar, biriyle uyuyamamlar ya da yemek yapmakla uğraşamamlar yani benlik değil demeler çünkü yıllarca yalnız kalmaya ve yalnız yaşamaya alıştım dedim ta ki kendimi kahvaltı hazırlayıp yemek rutinleri oluşturduğumuz anlara kadar, ben hikayelere değer biçerim dedikçe bana yeni hikayelerin heyecanını yaşatana kadar, en sonunda da hayatımda hiç yapmam dediğim şeyi yapıp onu mabedim dediğim köprüye elimi tutup aşkla gitmeme yol açan o aşka kendimi bıraktım.. Karşı taraf ise aslında ailevi nedenlerle geldiği şehirde birlikte vakit geçirdikçe sevildiğini hissetmenin huzuruna kendini bırakmaya çalıştı diyelim, başlarda ben diyen adamdan ya aslında biz demek nasıl oluru denemeye çalışması, aşka kendini kapatmış olmasına karşın kendini aşka açma girişimleri, önceliği hep kendisi olmuş olmasına karşın derin bağ kurmak için bu konularda bir düzenleme yapmayı öğrenmeye çalışması, kaygılı biriyle yaşamayı öğrenmeye çalışması derken anlayacağınız iki kişini birbirlerinin sınırları neler, bunlar birlikte aşılabilir mi gibi birçok sorunla birlikte bir yola girmiştik.. İlişkilerin ilk altı ayı balayı gibi derler ya bizde durum biraz tersten gelişti, gerçi dört yıllık arkadaşlığı dahil edersek belki de öyle değildi, bilmiyorum.. Ben kaygılı, o kaçıngan. Ben aile, arkadaşlık, iş, aşk konusunda net duvarları olan ve son ilişkisinden sonra artık ne istemediğinden kesinlikle emin biri. O ise önceliği kendisine, ailesine ve eğitimine vermiş hayatında bir aşka yer açmak konusunda sert duvarları olan, geçmiş yaralarından dolayı bir ayağı hep kapının eşiğinde, sırf yara almamak için aşkın güzelliğinden de kaçan biri. Ben onu görüyordum, o küçük çocuğu görüyordum, ruhunun neleri arzuladığını da, neler başarabileceğini de. O ise beni görmek konusunda zorlansa da en azından denemeye istekliydi. Ondaki aileden gelen mesafeli sevme öğretisi, geçmiş ilişkilerden aldığı yaralar, hayat mücadelesinde verdiği savaşları anlayabiliyordum. Ama anlamak yetmezdi, yetmedi de..

    Çünkü ayna tutmaya kalktım, çünkü anlatmaya çalıştım, çünkü görsün istedim, çünkü hissetsin istedim. Bendeki karanlık onu korkutur diye onu hep ışığımda tutmaya çalıştım, bendeki yaralar ona ağır gelir diye onu yaralarımdan uzağa koydum, çünkü böyleydim.. Sevmek, sadakatli olmak, empati yapmak, sürekli iletişim kurmak yeter geri kalanları hallederiz dedim hep. Oysa önemli bir noktayı atlamaya başlamıştım; herkesin sevgi dili başkaydı, herkes sadakatini farklı sunardı, herkes aşkını başka haykırırdı.. Ben dünyadan beni saklamasın cesaretle tuttuğu elimi cesaretle gösterebilsin istedim, önüne çıkan insanların ve koşulların karşısında dimdik duracak kadar ilişkimizden emin olsun istedim, zaten yaralı olan güvenimin yarasına dokunmasın hatta orada çiçekler açtırsın istedim, ansızın aramalar ne bileyim işte içinden aşkla gelen iletişim yollarını biraz da o inşa etsin istedim. Benim isteklerimin dışında kalanlara da bakmak gerek. O da kaçınganlığını tetiklemeyeyim istedi, konu başkaları olduğunda bizi seçtiğinden emin olmamı istedi, onun alanına sessizce saygı duyayım istedi, ben dediği şeyleri duyayım istedi.. Gel zaman git zaman derken işte bu isteklerin ve beklentilerin ortaya çıkardığı karşılık bulamama hali bizi öyle yordu ki aslında iki tarafta bu ilişkiyi bir savaş alanına el birliğiyle getirdi.. Ve bununla kalmadı, kalamaz ki zaten..

    Ben zamanla bir adım atmayı öğrensem bile bu ona yetmedi, ben saatlerce habersiz bırakmasına şuan meşgul desem bile o içimdeki kaygıyı anlayarak birkaç saniyesini ayırmayı tercih etmedi bununla da yetinmeyerek meşgul olma süreleri uzadıkça ve bunun beni kırdığını söyledikçe beni söz dinlemeyen ilan etti. O beni kırdıkça ben keskinleşmeye başladım. Çünkü sadece onunla olan ilişkim yoktu ki hayatımda; 10 yıllık düzenim yıkılmıştı, evim yoktu, yeni bir düzen yeni bir başlangıç yapmam gerekiyordu, sağlığıma dikkat etmem gerekiyordu, geleceğimle ilgili adımlar atmalıydım, peki bu süreçte ne yaptı? Sadece onu anlamamı bekledi, dişlerim çekildi acımda yanımda yoktu, atak geçirdiğim gün yeni tanıştığı insanlarla kahve içerken gayet keyfi yerindeydi, hayatın beni zorladığı yerlerde nasılsın demek yerine bana nasıl geliyorsun nasıl hissettiriyorsun demeyi seçti. O bunları seçtikçe benim kırgınlığım daha da büyümeye başladı, öyle ki ben bile anlayamamıştım bu denli keskinleştiğimi..

    Biz kadınlar aynanız gibiyizdir, bizimle ilgili sinirinizi bozan bir şey varsa ve aklı başında, ilişkisini kurtarmak isteyen biriyseniz lütfen kendinize bir kere olsun sorun bu insan bu hale niye geldi diye..

    Ben yaşadığım yalnızlığa rağmen kendimi başka insanlarla sohbetler ederek, hayatımdaki insanı yok sayarak tatmin etmek yerine sessizce yoluma bakmayı seçtim. Çünkü sadakat, ortada bir olay yokken korunması en kolay şeydir. Asıl önemli olan hayatımızdaki insan yanımızda yokken karşımıza gelen fırsatlara, bize teklif edilen tatil ya da kahve planlarına karşı iki kişi düşünebilmektir. Çünkü sadakat bir seçimdir. Ben sandım ki hem yara almış, hem de arkadaşının bende açtığı yaraları bilen biri bu konularda daha da şeffaf olmayı seçer, yenilerin heyecanıyla derin bağına bir darbe vurmaz.. İşte beni bu sanmalar bugün bu kırgınlık dolu başlangıca itti..

    Ve ben şimdi sükûnet içinde kendimce aşkıma hala sadakatle yaklaşıyorum, yaşanılanları saygıyla sindirmeye çalışıyorum.. Çünkü her şeyden önce kendime, ardından da hakikatin temeli olduğuna inandığım aşka saygım var..

    Başkalarıyla kahve içmeye, tatil yapmaya vakti olan birinin nasıl olurdu da bana bir dakika arama ya da mesaj atmaya zamanı olmazdı? Sadece bu da değil. Nasıl olur sana aşığım, seni kaybedemem diyen birisi ona flörtöz gelenlerin yaklaşımına bu denli izin verebilirdi? Nasıl olur hayatımdaki insanın güvenini, sevgisini, saygısını, ona olan sadakatini zedeleyecek seçimleri göz göre göre yapabilir ki bir insan? Nasıl olur da yılların arkadaşlığını, ayların aşkını bir çırpıda engelleyebilir? Nasıl olur da bir kere olsun ya ben ne yapıyorum demez? İşte bu nasıllara geleceğiz, zaten cevaplar ortadayken gözümü kulağımı bu nasıllara neden kapattığımı da konuşacağız.. İşte bugün bu nasılların yolunu açan her şeyin en temeli seçimlerimiz..

    Ben hataları olsa da telafi etmeyi denemekten vazgeçmeyen, sadakat önemli diyerek kenara çekilmek yerine şeffaflıkla bu seçimimi canlı tutan, sevdiğim kişinin kalbine (hele de yaralıysa) bir çocuğun başını okşarcasına naiflikle yaklaşmaya çalışan, kendi kırılganlığıyla yüzleşene yüzleştiği şeyler memnun etmezse de bunu nasıl daha iyi hale getirebiliriz diyen, seçimin hep aşktan yana kullanan biri.. Benim aşkımı kazanmak zor biliyorum, lakin benimle yaşamak o kadar da zor değil aslında.. Hatalar olur, kırgınlıklar yaşanır ve bunlar zamanla, emekle iyileştirilebilir. Yeter ki karşılıklı istek ve temeli sağlam bir sevgi olsun.. Beni statünüzü, diplomalarınız, soyadınız değil karakterinizi, sevme cesaretinizi, sadakatinizi ve seçimlerinizle sunduğunuz davranışlarınız ilgilendirir.. Diğerleri çalışarak, miras alınarak kazanılır kimi zaman kaybedilir şeyler.. Lakin sevmek, sadakatle yaşamak işte bu kimliğin bir parçasıdır..

    Hepimizin içinde yaralı bir çocuk var, herkesin bir hikayesi var, büyüme ve öğrenme şekillerimizle ortaya koyduğumuz kimlikler var.. Beklentilerimiz bazen karşımızdakine ağır gelebilir, yaklaşımımız hayli kırıcı olabilir, iletişim kazaları nedeniyle yaptığınız bir şaka karşı tarafın kimliğini sarsadabilir.. Benim bu engel karşısında en net idrakım bunlar oldu; beklentiler, telafi edilmeyen kırgınlıklar, keskinleştiğim an batışlarımın can acıtıcı olabileceği, bazen anlasam bile tetikleyebilen biri olabileceğim, bazen yaralayacak kadar ileri gidişlerim. Lakin bunun yanında da en net anladığım şuydu; hayatımda kimsenin kalbini yarı yolda bırakan olmadım, kimseyi şüpheyle tek başına bırakmadım, kimsenin kırgın uyumasına izin vermedim ve seviyorsam sonuna kadar gittim. Belki de hayat bu engelle bana kaybettiğim dengemin ne denli önemli olduğunu göstermeye çalışıyorum.. Kırgınlığıma rağmen devam eder o kırgınlık görülmez ve kırmaya devam edilirse nasıl keskin olduğumu, anlaşılmadığım yerlerde kendimi ifade ederek yaşadığım enerji sızıntısını, hakkım olan ve zahmetsizce sunduğum aşkımın, sadakatimin ve kalbimin değeri görülmeli diye beklememeyi.. Yani insanın hazmetmekte en zorlandığı şey bu olsa da zamanla bunu da öğreneceğim.. Geçmişte yaşadığım kırgınlıklar, ihanetler, hayal kırıkları derken sevdiğim insanın bunları biliyor olması benim hikayemde onunla daha da sağlam temeller atar diye beklerken en çokta buralardan kırılmış olmanın üzüntüsü biraz daha sürecek gibi duruyor.. İçimde öfke değil hayal kırıklığı var; anlaşılmamış olmanın, ya o eski ilişkimle ilgili benim bile yaşarken bilmediğim neleri biliyor beni daha da iyi anlar ve nasıl yaklaşacağını bilir inancının sarsılması, onca anımız var saatlerce süren kahkahalı sohbetlerimiz var bunları bir kere değil dört yıl yaptık bizi 3 aylık bir karmaşa yıldıramaz demek yerine yıkıp geçmeyi seçmesinin ağırlığı var üstümde..

    İlişkiyi yıpratan mesafeler değildir, yeni anlıyorum. Görmek ve anlamak istemeyenden daha körü yoktur dünya üzerinde, yeni öğreniyorum.. Yine ince bir sızı eşliğinde inanmayı seçiyorum; aşka, sadakate ve sevgiye.. Bana hissettirilenler eşiğinde dağı taşı yerinden oynatmadan, sessizce ve idrak ederek.. Ve biliyorum, bu sefer geçmişteki gibi karanlığa düşmeyecek yüreğim.. Çünkü kalbimle sevdim, kalpten sadık kaldım ve kalbimle bakmaya çalıştım.. Dilerim kalbimin ekmeğini yerim.. Dilerim, kalbinin ekmeğini yer her aşık.. Aşkına sadık kalanlara ışık, yerle bir edip sorumluluğundan kaçıp sadakatsizliği seçenlere karanlık günler dilerim..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..18/Eylül/2025 VE BAŞLAMAK..

    “Her şey mümkün, hiçbir şeyden daha mümkün..”

    Sayısal karşılığı olarak bugün yine 9/9/9 oluyor aslında. Eylül’ün 9’unda yayınlandığım yazıyla dün yayınladığım “bir kalp kırıklığı ve bir itiraf” yazısını arka arkaya okursanız bugüne ben nasıl geldim belki bir yol haritamız olur elinizde.. Bugünü tam olarak başlatmadan önce geçmişe küçük bir yolculuk yapalım, zaman tüneli bize nereden nereye geldiğimizi hatırlatsın..

    Geçen sene yine Eylül ayında ve inanır mısınız 9 eylül tarihinde İzmir’e gitmiştim. Bu şehirdeki 10 yılımı, evimi, hikâyelerimi, düzenimi ve yıllarca içinde kaldığım sokakları bir gecede bırakıp köpeğim ve kemanımla yola çıkmıştım. Sadece mabedimle o hiç kimseyi layık görmediğim (ta ki bu sene bir aşkla el ele gideceğimi, sonra da o aşkın mabedimde verdiği sözlerin yaratacağı hayal kırıklıklarını bilmeden) vedalaştım, sonrasında bir parkta bir salıncakta taktım kulaklığımı baktım 10 yıllık hikayeme, yüzümde buruk bir gülümsemeyle çıktım ve gittim.. Bu kadar, bazen işte sadece bu kadardır, çünkü sadece siz bilirsiniz en derininizin nelerle dolu, ne eksikleri olduğunu, ne tür heves kırgınlıklarıyla dolu olduğunu.. Yine, ikinci kez evimi (bu sefer eşyaların olduğu değil, aşkı yaşadığım) kapatmam gerektiğini hissettim bu eylül içinde..

    Tesadüflere inanan biri olmadım, Hayat örümcek ağlarıyla birbirine bağlı birer olaylar zinciri aslında. Hiçbir şey nedensiz değil, kimse durduk yere gitmiyor hayatımıza.. Her seçimimiz bir gün sonraki bizi besliyor ya da aç bırakıyor, seçimlerimizin neyle ilgili olduğu ve ne olduğuna bağlı olarak.. Mesela bu sene doğum günümü ele alalım; buraya gelmeseydim ya da sonrasında gelseydim, aşka giden yolda vakit geçirmeye zamanım olmayacaktı, o vakitte kalbime dahil olanla yollarımız arkadaşça kalacaktı ve belki de bugün hala, neyse.. Burada kaderinde varsa olur dediğinizi duyar gibiyim, lakin o iş biraz düşündüğünüzden farklı. Çünkü kader gayrete aşıktır sözü sadece işle, kariyerle, maddi kazanımlarla ilgili değil. İşte asıl idrak burada başlıyor. Hayatımıza giren insanlarla görünmez bağlarla bağlı bir kader yapımız olsa da bu tanışmaları, tanıştıklarımızı hayatımızda koyduğumuz yeri belirleyen temel nota yine seçimlerimiz.. Koşullar sizi ihanete itti diyelim, sevdiğiniz kişiyi aldatmak ona yalan söylemek sizin seçiminiz. Sadece bu da değil, o koşulları ve o ortamı da bir nevi siz seçiyorsunuz aslında.. Bataklıkta yürümeyi seçip ayağınıza çamur bulaşınca kaderi ya da ortamı suçlamak sorumluluk almaktan kaçmaktır, işte bu kendinizle yüzleşme cesareti göstereceğiniz bir konu ya da halı altına sürüp yolunuza devam edin. Elbette hayatın bizi maruz bıraktığı olaylar da var; yaralayan, travmatize eden, hayatımızı derinden etkileyen olaylar.. Burada asıl konu da bu işte; bir kontrol dışında olan etmenler, iki kontrol edebildiğimiz etmenler.. Yani bir kader, evren artık ne diyorsanız onun planı var bir de bizim irademizle seçtiklerimiz.. Dualite kavramını defalarca kullanmış, hayata bu perspektifle bakmaya çalışan biri olmama karşın kaderle seçimler arasındaki ikililik ilişkisini yeni yeni idrak ediyorum..

    Şimdi bir seçim zamanı daha diyor gökyüzü, şimdi bir kararın eşeğine geldin diyor hayat, şimdi bir adım atmalısın diyor kalbim.. Kalbimin bir yanı kırık bir yanı hala umutlu, ruhumun yaraları hala sızlıyor bir yandansa sanki bir ışık sızıyor içeriye, aklımın kaygısı ve yıllar içinde öğrendiği korkular hücum etse de üzerime bir yanım çocuksu bir masumiyetle ‘artık huzuru seçme zamanı’ diye sesini çıkarabiliyor..

    Çünkü haklıydı, çünkü haklıydım. Ve bu haklılık hali beni sadece yaraladı.. Çünkü ben haklı olmak kadar mutlu olmayı bekledim. Çünkü ben kırıldığım yerden öpülerek iyileşmek istedim. Çünkü ben aşkın gerçekliğini, bahanelerin sahteliğinden önde tutmayı istedim..

    ..19/09/2025.. Bir günlük aradan sonra devam..

    Aslında bu başlamak hali benim konfor alanım dediğim yerden kendimi arenaya çıkarma haline geçmem demek. Konfor alanı deyince akla rahatlık gelse de psikolojik altyapısı biraz daha farklı. Mesela kaygılı bir yapıya sahipseniz hep tetikte olur ve tetikte olmakla yetinmez tetikleneceğiniz olaylar ve insanlarla ilişkinizi sürdürürsünüz. Nitekim kendimden biliyorum. Bunu fark ettiniz diyelim yine değişim kendiliğinden gelmez. Farkına varmak yolculuğun maalesef ilk adımı. Farkına varacaksınız, tetikleyenlerle bağlarınızdan kopacaksınız, o kopmaların kırgınlıklara göğüs gereceksiniz, yetti mi hayır, sonrasında biraz mesafeyle kendinize şefkat duymayı öğreneceksiniz, bitti mi asla, bu süreçte hayat size bazı tetiklenme halleri sunacak onları da fark edip seçimler yapacaksınız, o seçimler dahilinde dersi aldınız mı yoksa kaldınız mı işlerin ya da ilişkilerin sonundaki sinir sisteminizin gerginliği ya da huzurlu hali sayesinde anca anlayacaksınız, sinir sisteminiz tetikte değilse tamam tetikteysek hop dön başa. Ve en ironik kısmı bununla büyümeyi seçen siz değilsiniz ama bunu iyileştirmek zorunda olan maalesef ki sizsiniz. BU da doğanın hiçbir şey kendisi için var olmaz ironisinin bir yansıması aslında. Tabi bir de siz bunlarla boğuşurken hayat akmaya, zaman tik taklarını çınlatmaya, insanlarsa hayatını yaşamaya devam ediyor olacak.. İşte bir çırpıda yazılan, özetin bile özeti olan bu yolculuk halinin yıllarımı neyle geçirdiğimi, kendimle neler yaşadığımı anlamanız için ortaya saçıyorum.. Hayatınızda kalbinizin kaygılarını anlayan biri varsa şanslısınız, sizin bile göremediğiniz yerlerden naiflikle ve sabırla size iyi gelecektir. Bir de benim gibi sürekli kaygılarını tetikleyenleri hayatına alanlardansanız geçmiş olsun diyelim..

    Bir yazının daha kestirmeden sonuna yaklaşmışken birkaç konuya daha değinelim, sonrasında kendinize dönüp ”acaba ben de biraz haksızlık yapmış mıyımdır” diyerek biraz olsun kendi seçimlerinizin sorumluluğunu alma cesareti gösterenlerdenseniz, karşılıklı hatalarda payınıza düşeni alacak kadar sevgiyi önde tutanlardansanız kahvemi sizinle yudumlamak benim için onurdur.. Geri kalanlarsa, geride kalanlar olacaktır zaten..

    Son birkaç gündür idrak ettiğim bir konu da şu; benim görmediğimi gören, benim duymadığımı duyan var. Ve şuan yaşadığım şeyin cevabı bence şu; ben sadakate, şeffaflığa, sevgiye ve anlama işine üstüne basa basa değer veren ve bunları ilişki temellerime koyarak seçimler yapan biriyim. Belki de benim bilmediğim ve benim olmadığım yerlerde ve anlarda bu değer verdiğim yerlerden gizlice yaralayanlar var, var ki hayat beni bilinmezlik içinde bıraksa da bunu korumak için yapıyor. Sadece bu da değil, ilişkilerimde dengeyi bozabilecek kadar kaygılanabiliyorum kimi zaman, ruhum daralınca korkularım anlayışımı gölgeleyebiliyor ve bazen karşımdakinin yarattığı değersizlik hissiyle dilim kalp kırabiliyor. Aynı zamanda bu süreçte anladığım şeylerden biri de buydu. Hayat sadece korumak değil de belki de dengeyi bozan olmaktan kurtulmam gerektiğini fısıldıyordur.. Kendimi feda edecek kadar merkezime alıyorum, sonra da bakıyorum ki o merkeze aldığım gönyemi kaydırmış, bu da büyük bir kırgınlık ve dolayısıyla da kızgınlık haline dönüşebiliyor. Üstüne bir de karşımdakinden anlayışsızlık gördüğümde de alın size telafisi zor ya da kimi zaman telafi edilemeyecek kırgınlıklar zinciri..

    Tuhaf bir zaman dilimi.. Hep geçmişin derslerini daha net görüyorum, hem bugünümü sessizce anlamaya çalışıyorum, hem de yarınım için yeni bir hayal kurma isteği duyuyorum.. Düne kadar hayalini kurduğum şeyler üzerime yıkıldı, hatta bir engel yarattı hayatımda. Çabalıyorum dediğim yerlerden yaşadığım hayal kırıklıkları fark ettirdik ki çabalamak başka çırpınmak başka, meğer benimki bir hayli çırpınmakmış.. Olur öyle, insan bazen hiç beklemediği yerden toslar viraja.. Şimdi biraz nefes alma zamanı, şimdi biraz sadakatimle ve aşkımla kendime olan saygımı diri tutma zamanı, şimdi biraz geri çekilme zamanı.. Çünkü hayat yıllar önce kalbimi kıranın yıllar sonra kırdığı yerden kırıldığını gösterdi. hayat biraz da böyledir. Kendi zamanlaması vardır, kırdığı yerden kıran insanın. Bunu kibirden söylememeye gayret ediyorum, çünkü bir ego bir kibir insanın en büyük zehri. Bu zehri yutmaktansa susuz kalmayı yeğlerim.. Şimdi çokça zorlandığım iki konu var önümde, sakin kalmak ve sabır. Ben kendimi biliyorum, yetmez. Ben kendimi buluyorum, zamanı geldiğinde yetecek.. Yeter ki kalbimdekine ihanet edecek seçimler yapmadan, aklımdakinin kaygısına kapılarak yakıp yıkmadan devam etmeyi seçeyim. Nitekim seçiyorum da..

    Geçen sene eylül, bir enkazın kendini inzivaya çekmesiydi benim için. Bu seneki eylül, aldığım dersleri güzellikle ve kalbimi kirletmeden vereceğim bir adım. Ve dilerim önümüzdeki eylül hem kalbimin hem de aklımın krallığının, köksüz medeniyetimin kök saldığı ve kadim krallığının daha da sağlamlaştığı bir eylül olur.. Bu sene nisan ayında hiç beklemediğim yerden aşkla karşıma çıkan sevgili hayat, şimdi söz senin ve bu sefer hem dersi dinleyen hem de kolayca vazgeçmeyen bir öğrenci olacağıma söz veriyorum..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BİR KALP KIRIKLIĞI, BİR İTİRAF..

    Ve kendini gerçekleştiren kehanet hayatımın tam ortasında, kalbimin merkezine aldığım insanın kalbimi parçalamasıyla gerçekleşti.. Fotoğrafta gördüğünüz yer; benim 10 yıllık hayatımın mabedi, kimsecikleri götürmemiştim oraya, kimseciklerin aşkını taşımadım oraya, benim bu şehirdeki evim orasıydı çünkü ve ben evime, kalbime gelip geçici olan kimseyi almadım.. Zaman içinde yaşadığım ilişkiler, hayatıma giren insanlar olsa da hiç kimseyi mabedime almayacak kadar kalbime sadık kaldım.. Ta ki fotoğrafta gördüğünüz adam bir öpücükle merhaba diyene kadar.. Romantik bir hikaye bekliyorsanız maalesef dün benim yaşadığım hayal kırıklığını bugün siz de yaşayacaksınız.. Çünkü bugün sadece gerçekler ve yüzleşmeler olacak.. Olmak zorunda çünkü son 3 ay yıllar içindeki beni, yıktığım ya da yapmaya çalıştığım her şeyin hayatın zorlamasıyla dönüşmek zorunda kaldığı bir ay oldu.. Eylül ayı ise bir bebeğin ciğerini yakan ilk nefes gibi, yeniden doğuşun, sancılı bir doğumun uyanışı oldu.. Kendimi; geçmişin hikayelerine, kayıplarına, travmalarına, benden çalınanlara kısaca aynı hikayelere maruz bırakmayacağım.. Dünde değil bugünde yaşayacağım.. Suçlamaları bırakmak, suçluluk hissini bırakmak, birine yapmadıkları yüzünden kızmayı bırakmak, sürekli üzüntü ve kaygılı yaşamak büyürken öğrendiğim bir reçeteydi. Beni bu yaşa getirdi, kanattı, acıttı ama hayatta tuttu. Artık bana bir faydası yok. Şimdi kendimi yeniden dizayn ediyorum, çünkü insan olmanın eksikliği olduğu kadar mucizeleri de var.. Neyse, gelelim bugünümüze..

    Son 4 yılım kendimi irdelemekle, kendimi ilmek ilmek oymakla geçti. Ve bir drama rüyasından uyanmayı seçtiğimde yılların birikimlerini de bırakmam gerektiğini de anlamıştım. Anlamak yetmezdi, seçimler yapmam, sorumluluklar da almam gerekirdi. Geçen sene de bir gecede bu şehirden giderek ilk adımımı atmıştım. Buraya gelişim sadece sevdiklerimle güzel anılar biriktirmek olmuştu doğum günümde.. Hayat hiç beklemediğim bir yerden karşıma çıktı ve yıllar sonra aşık oldum.. Hayatın benim için tek sürprizi bu olmadı, geç buldum erken kaybettim.. Aramıza yine yollar, yine saatler girdi. Bense öyle yürekten merkezime almışım ki gönyem kaydı resmen. Ben bunu kontrol edemezken, karşımda da çokta orta yolu bulmaya hevesli birini göremememin kırgınlığı ilk zamanlardan içime işledi. Yine de vazgeçmedim. Sadece ben değil aslında karşımda da vazgeçmek istemeyen birinin varlığı kırgınlığımın elbette önüne geçti.. Ama gemi su almıştı bir kere.. Yaşanılanları değil de dediğim gibi yüzleşmeleri konuşalım, çünkü ben dünkü ben olmamayı, bilinçli bir ben olmayı seçtim günler önce.. Ve bundan vazgeçmeyeceğim.. Gelin biraz da kendimize çeki düzen verecek, geleceğe not edeceğimiz, aslında en çok konuşmak istediğimin hiçte bu satırları okumayacağını bilmenin verdiği engellenme gerçeğiyle birlikte gerçekte olanı konuşalım.. Konuşalım ki artık bir şeylerin kıymetini kaybetmeden anlayalım, konuşalım ki artık beklentiler sevginin önüne, güven kırgınlıkları aşkın önüne, iletişimsizlikler arkadaşlığın önüne geçemesin.. Tabi burada kritik nokta iki tarafın bunları istemesi ve buna emek vermesi.. Ve emek vermeye değen insanlar için başlıyoruz..

    İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına derler ya izninizle ben kendime gerçekleri batırarak başlıyorum..

    Çoğu konuda kendini bilerek ilerlemeye gayret ederken bunları biraz fazla benimsemişim; tek başınalık, her şeyi kendim halletme halim, yaralarımı kendim sarma gibi gibi. Elbette bu beni yeniden ayağa kaldıran bir iç güdüydü. Bir yanım her insan gibi sırtımı güvenle dayamak, yalnız savaşmamak isterken bir yanımın artık buna pekte inancı kalmamıştı.. İstiyordum ki öğrendiğim, araştırdığım, edindiğim her tecrübe bir parmak şıklatmasıyla hemen hayatımı değiştirsin. Çünkü çok yorulmuştum, çok yıpranmıştım, çok bunalmıştım bu kadar savaş verip sonucunda savaş meydanından ganimetle değil de bir mağlubiyet ordusu, birçok kayıpla ayrılmaktan.. O işler öyle kolay olmazdı ama bunu da biliyordum. Düşünün yıllarca kök salmış, hücrelerinize işlemiş, doğduğunuz evden büyüdüğünüz çevreye kadar her dinamiğin tek tek sağlamlaştırdığı bir bağlanma stiliniz var diyelim ki mesela kaçıngan bir bağlanma. Bu bağlanma stiline sahip olduğunuzu anladınız fark ettiniz, ilişki dinamiğinin derin bağ kuramama, duygusal yakınlık anında hemen kendinizi korumaya almak için uzaklaşmayı seçme gibi gibi iç güdüsel tepkilere alışık olduğunuz için ilk tepkileriniz bu olur. Bu durumun derinlerine inerdik lakin bugünkü konumuz kişisel gelişim değil. Karşınıza da kaygılı bağlanma stiline sahip biri geldi. Ki doğanın dengesi budur, sizde ne yoksa ona çekilirsiniz ya da sizde ne fazlaysa o konuda eksikliğini çekeni bulursunuz.. Kaygılı bağlanmadaysa durum tam zıttı; fiziksel ve ruhsal olarak daha derin bağ kurmak, daha çok iletişimde olmak, açık iletişim ve güvende hissetmek ister.. Bu iki zıtlığın yolu bellidir aslında; kaygılı bağlanan güvenli bağlanan birini bulmalı, kaçıngan bağlanan kaçıngan bağlanan birini bulmalı böylelikle kaçınganlar yüzeysel bağ kurarken kaygılılar da güven dolu ilişkilerinde mutlu olur. Bu bize söylenen formül. Peki ya AŞK? Peki ya bağlanma stillerine rağmen birbirini seçenler ne yapmalı? Bir konuda anlaşalım ki benim bu hayatta derinden inandığım tek hakikat aşk; işinize, ailenize, sevgilinizle aşkla adım atmak bağları güçlendirir, geçmişin yaralarına şifa olur. Ama asıl nokta bunu seçmek.. İnsanın bunu seçmeyi istemesi.. Lakin son birkaç ay içinde anladım ki sadece istemek yeterli değil, işte kendime iğne batıracağım ilk nokta burası.. Karşımdakini analiz etmeye, yaralarını görmeye, bağlanma stilini anlayıp ona anlatmaya, eksikliklere, iletişimde sadakatli olmaya, sevginin her şeyden üstün olmasına, kırılınca sürekli telafi edilmesine beklemeye öyle odaklı olmaya başladım ki güzelliklerin tadını çıkarmayı unuttum. Şimdi sıra çuvaldızda; tamam ben bunları unuttum, ama ben bu noktaya nasıl geldim! Bak yaralarım bunlar dedim, kaygılarım aklımı gölgeliyor dedim, şeffaflık ve dürüstlük benim için önemli dedim, korkularım stresimi artıyor dedim. Bunları derken aslında benimle açık iletişimi seçmenin, kaygılanınca sevgi dolu bir cümlenin beni anında rahatlatabileceğinin, meşguliyete rağmen gelen birkaç saniyelik arama ya da bir hoş mesajın beni ne denli mutlu edeceğini anlatmak istedim.. Lakin biriken kırgınlıklar, yaşanan iletişim kazaları derken artık yapılan şakalar bile güldürmekten çok sinirlendirmeye başlamıştı..

    Mesela sadakat konusunda öyle net ve keskin bir çizgiye sahiptim ki bu konuda yara almaktan korkmayı tercih ettim ve bana güvenli bir alan yaratılmaması korkularımı daha da tetikler hale gelmişti. Halbuki karşımda da zamanında aldatılmış, bu konuda yara almış, ihanet etmenin aslında kendini zehirlemek olduğunu, ihanet edilenin de ne kadar yara alabileceğini hayatın tokatıyla öğrenmiş biri olduğunu bilmeme rağmen tek düşündüğüm şey yaralanmamak olmuştu.. Elbette yarası olan yara açmamak kadar, yara açmayacağının güvenini de hissettirecek davranışlar göstermeyi seçebilirdi, ama işte bu onun seçimiydi. Ben de yaralanmaktan korkmak yerine duygularımı ifade edip neyi istediğimi net bir şekilde ifade edebilir ve onun davranışlarını eleştirmek yerine gözlemlemeyi seçebilirdim. Gerçekten sadakate değer verdiğini göstermeyi kim seçmek istemez ki zaten, kim sevdiğini güvende hissettirmek istemez ki ve kim gerçekten güven hissinin huzurunu yaşamak istemez ki..

    Bir de şu kaybetmeden kıymet anlamamak işi var.. Sadakatime, aşkıma, şeffaf oluşuma öyle güvendim ki bu dönemde bulunması en zor şey olduğunun bilincinde olmakta beni bu konularda biraz keskinleştirdi.. Halbuki karşımda da kendince öğrendiği sevme diliyle bana bunları vermek için çabalayan birinin olduğunu anlamam zaman aldı.. Eylül ayına girmeden ilk kabullenmemi bu konuda yaşadım aslında. Keskin sınırlarla krallık inşa etmenin bana bir faydası olmayacağını ve ben demenin beni yüceltmeyeceğini anlamak.. Ağustos ayının ilk iki haftası bu idrakla geçse de davranışa dökebilmem ağustos sonunu buldu.. Ay bu benim kendimle derdim ne zaman biter bir bilsem.. Neyse, devam.. Zaman kimin kimi kaybettiğini, kimin kimi kazandığını gösterir. Bense zamana ve hayata güvendiğim kadar insanın gayretine de güveniyorum. Ben bilinçli yaşamayı seçtiğim kadar, bilinçli sevmeyi de seçiyorum artık.. Zamana ve hayata bıraktığım tek şey geleceğin önüme getireceği mucizeler. Mesela eğitiminizi düşünün ben nasılsa kazandım der, okula gitmez ve size verilen görevleri yerine getirmezseniz hayat size ”bu nasılsa kazandı hadi bunu mezun edelim” demez. Gayretiniz, çabanız ve emeğiniz doğrultusunda bir başarı kazanırsınız..

    Gelelim günün şimdilik son yüzleşmesine.. Gönül isterdi ki değeri anlaşılan, emeğinden vazgeçilmeyen, köprüleri yıkmadan iyileşmek mümkün olsaydı..

    Ben o köprüye bir hayalle çıktım, o köprüye bir aşk hikayesi anlattım. Mabedimi ve köksüz medeniyetimi aşka açtım.. Toyluklarımla zorladığım anlar da oldu, beklentilerimle yorduğum zamanlarda. VE KELİMELERİM! İnsanlara şifa olsun diye kullandığım kelimelerimi sevdiğimi yaralamak için kullandım. Elbette yaralandığım yerden, yaşadığım kırgınlıklardan, içinde boğulduğum kaygılardan doğan bir hırçınlık hayliydi bu. Hiç beklemediğim bir hayal kırıklığıyla güne başlamak bana yetti. Sevdiğim insanlara hep derim bazen kendi doğrularına rağmen önemli olan karşındaki kişinin kırgınlığı olmalı, bazen kendine rağmen sevmek ilk seçim olmalı, bazen koşullar sevgini ve sadakatini sessizce sınadığında ilk seçimin hayatındaki insandır. İşte bu bazı anların toplamı sevgiyi sağlamlaştırır.. Kırmak olmasa da niyetim kırdım, yetersiz hissettirmek değilse de niyetim dilim niyetimin önüne geçti kimi zaman.. Bunları açık yüreklilikle yazıyorum çünkü kendimi bilmezsem herkes olurum. Herkes gibi suçlayan olurum, seçimlerimin sorumluluğunu anlamayan olurum. Ve o hayalini kurduğum derin bağlar kurmaktan kilometrelerce uzaklaşırım.. Hatalarımla varım, hatalarımın arkasına sığınmak yerine bir daha aynı hataları yapmayan olanı seçiyorum. Sürekli analiz ederek doğru davranışlar sergilenmeli diyerek, eleştiren olmak yerine karşımdakini olduğu haliyle sevme cesareti gösteren olmayı seçiyorum. İnsanım; biliyorum ki her gün yeniyi, güzeli ve sevgiyi yeniden seçebilmek hakkım var. Dünkü hayal kırıklığı yaşayan insanı değil, bugün yeniden aşka şansa veren insan olmayı seçiyorum..

    Kolay olmayacak, zorlandığım anlar gelecek, belki hatalarım da olacak. Yine de her gün yeniden seçen olacağım. Şimdi elimde kalan; sağlam bir sadakatimin oluşu, sevgimi göstermekten ve dünyaya anlatmaktan vazgeçmeyecek oluşum, hatalarımın farkında olsam da yanlış yapmamayı seçiş oluşum. Kalbim kırık evet ve fakat vicdanım rahat.. Yanlış yapanı kalbinin ekmeğini yemesine bırakıyorum, yorgunlukları ve kırgınlıkları geçmişin hikayelerine bırakıyorum. Bırakabilmeyi öğreniyorum; kaygılarıma tutunarak güzel duyguları yaşamaktan beni alıkoyan geçmiş yaralarımı, korkularım yüzümden yaşayacağım huzurdan beni alıkoyan geçmişte beni yaralamış insanların enkazını, kendi kendime zulüm ettiğim vazgeçme hikayelerimi…

    Zaman insan olmanın yarattığı hataları sarar, insanın gayreti ve çabası hataları telafi edip kaybetmeye yüz tutmuş bağları daha güçlü ve sımsıkı olarak bağlar, her gün yeniden seçebileceğimiz yeni bir gün.. Ve ben kalp kırgınlığı ve hayal kırıklığıyla uyandığım bugünde, o köprüye fısıldadığım gerçekleri yaşamayı seçiyorum..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..16/EYLÜL/2025 VE KAPANIŞ..

    Bir kararın eşiğinde bağdaş kurdum oturuyorum. Geriye dönemem; onca yol, onca yara, onca çabaya ihanet edemem. İleriye gitmem gerektiğini ve bunun tek yön olduğunu da biliyorum. Sadece yönümü bulamıyorum. Benim tatlı telaşları olan yüreğim, benim yaralı kaygılarım, benim anlaşılamamış sadakat dolu aşkım, benim güzel çocuksu hayallerim, kimseyi yormayacak lakin beni dünyanın en mutlu insanı edecek beklentilerim.. Biliyorum, ben seni görüyorum, ruhunun kırgınlıklarını da anlıyorum.. Ah o senin karşılık bulamayan çırpınışların, huzurunu ve güvenini üst üste yıkan tutulmamış sözlere inatla güvenmeyi seçişler. Benim güzel kızım.. Her doğum sancılıdır, her yara iyileşmeden önce daha da hassas bir hal alır, her başlangıç göz korkutucudur. Çok kayboldun, neredeyse hiç anlaşılamadın, savaşlarında o sırtını dayadığın komutan hep savaş anında kaçmayı seçti, krallığının gördüğü her zararı bir başına iyileştirmeye çalıştın.. Gördün, duydun, yaşadın, hissettin. Geceleri kaygılı uyanmaların, midene giren stres krampları, anlaşılmak için zulandaki her kelimeyi ortalığa saçışların..

    Kalbin kırık, ruhun anlaşılamamanın yorgunluğu içinde, sorumlulukları sana yıkanın yalnız bırakışları içini daraltıyor.. Şimdi bunları daha açık görüyorsun, daha derinden anlıyorsun.. Gönlün huzur istedi, aklın dinginlik, ruhun sakinlik aradı. Şuan sana huzur verecek bir adım, kırgınlıklarını telafi edecek bir yaklaşım, söylediklerinin kıymetli olduğunu görmeni sağlayacak bir davranış beklediğini biliyorum.. İşte o oturduğun eşikten ya geçeceksin ya kalacaksın. Ya beklemeye devam edecek ve seni mutlu etmeyi seçmeyenlerle devam edecek, belki bir gün çabalarım anlaşılır, sevgimin değeri anlaşılır diyerek kendini oyalayacaksın. Ve yine yaptın, kırılan olmaya aldırmadan aradın, bekledin, seni mutlu etmek istemeyeni seçtin..

    Buraya kadar.. Acıtsa da kabullenmenin, korkutsa da devam etmenin, verdiğin emeklerin ve harcadığın çabanın sonuna geldin.. Buraya kadar.. Kendini inşa etmek için yıllarca emek verdiğin her şeyin yeterince dağılmasına şahit oldun. Anlamak için kendinden ödünler verdin, kırgınlıklara rağmen ölüm var dedin ama yeter. Sana da ölüm var, senin de emeklerinin değer görmesine ihtiyacın var. Bir küçük jesti, bir tatlı tebessümü, bir parça huzuru enden esirgeyenler için yeterince yordun kendini.. Sen inanmayı seçtikçe onlar kandırmayı, sen güvenmeyi seçtikçe onlar kırmayı, sen çözüm aradıkça onlar problem çıkarmayı seçmekten vazgeçmedi.. Direndin, denedin, yeter..

    Beklentiler zincirinin son halkası koptu bugün. Bir mesajla, bir aramayla telafisi olacak şeyleri düğüm düğüm yapmayı seçeni daha fazla kalbime yük yapmayacağım. Huzurum yerine kalbimi kıranı daha fazla sevmeyeceğim. Bana bir dakikasını çok görüp başkalarına bol keseden zaman dağıtanı geleceğimde görmek için hayaller kurmayacağım. Ben çok savaştım, çok denedim.. Bir gün tek bir gün anlaşılmış olmanın huzurunu hissedebilirim diye anlatmaya çok çalıştım.. Sevginin toyluğu emekle olgunlaşır diye çok çabaladım..

    Yanında huzurlu hissettiğim, uyurken bile sadakatinden emin olduğum, sevgime sahip çıkmak için çabalayan, kırgın uyumama izin vermeyen, kırgınlıkları telafi etmek için elini taşın altına koyan, sorumlulukları benimle birlikte kucaklayan, koşullar karşısında bahane etmek yerine çözümcül fırsatlar yaratan, bir durum karşısında beni düşünerek seçimler yapabilen, kaygılanmama sebep verecek şeylere net çizgi çekebilecek kadar gözü dışarıda olmayan, ruhumun sesini beni yormadan duyan, hayat yeterince ikiyüzlüyken bana yürekten şeffaf olan.. İşte kalbimin köksüz medeniyetinin kadim krallının bana vereceği en büyük hazine buydu..

    Belki de benim de kendim için yarattığım en büyük hayal kırıklığı buydu; kendi sadakatime o denli güvendim ki bana da aynı şekilde sunulur diye bekledim, kendi sevgime o denli güvendim ki enimde aynı şekilde önemseyip sever diye bekledim, öyle inanarak hayaller kurdum ki yıkmamak için kendine bile yeri gelir karşı çıkar diye bekledim.. İşte benim en derin hayal kırıklığım da buydu, kendime yaşattığım en büyük hayal kırıklığı buydu.. Kimseye değil sistemim artık, suçlamayı bırakıyorum, beklemeyi de bırakıyorum.. Kırgınım demenin, anlaşılmak için beklemenin, telafi edilmeyenlerin yüküyle beni tek başıma bırakmayı seçeni ben seçtim.. Telaşımla, kaygımla, beklentimle en çok ben kendi kendimi hayal kırıklığına uğrattım.. Çabalarım kontrol etmek oldu, anlattıklarım anlaşılmak yerine yoran oldu, kırgınlıklarım değersizleştirildi.. Yazarken bile kendime öyle çok kızıyorum ki, tüm çabam aşk dolu bir hakikatin içinde huzurla yaşamak..

    Beni duymayan kulaklar için ağzımı yormaktan, bana zaman ayırmak yerine bahaneler üretenden, kırgınlığımı bir inci misali taşıyıp özenle telafi etmeyenden, beni değil de koşulları seçenden vazgeçiyorum.. Söylemek yapmaktan zor biliyorum, o eşikten geçmekten niye korktuğunu da biliyorum.. Kaybetmek istemediğin için, çok çabaladım bu muydu karşılığı dediğin için.. En çokta ben-biz dengesinde tek başına kaybolduğun için. Kaybolursun; sorumluluk almayanın yükünü taşırsan, tek başına emek vermek için çırpınırsan, başkalarına müsait olup sana bahanelerle geleni beklemeye devam edersen, senin için adım atmayanı seçersen, kırıldığın zaman telafi etmeyeni affedersen, önüne gelen fırsat ve koşullarda seni düşünmeden seçim yapanın yaptığı yanlıştan dönmediğini görmene rağmen inanmaya kalkarsan elbette kaybolursun.. Ve günün sonunda kaybolmana vesile olansa seni bulmak için tek bir adım bile atmaz.. Sense tek başına yaşadığın hayal kırıklığıyla kalırsın, o ise tatiline ve kahve buluşmalarına gönlü rahat devam eder..

    Sizi sizi bırakıyorum, sizi sizinle bırakıyorum.. Hayal kırıklığımın içinden bir ışık doğacak inanıyorum. Çünkü ben koşullara rağmen, fırsatlara rağmen seçimlerimi hep kalbimle ve kalbimdekiyle yaptım.. Ve inanıyorum bu veda kalbimin dengini, ruhumu anlatmaya çırpınmadan anlayanı, önüne gelen fırsat ve koşullarda aklına ilk benim geldiğimi, benim kaygılarımı tetiklemek yerine huzurumu önemseyeni, hayatı benim neşemle aydınlananı, ve benim özümü görecek kadar şeffaf olma cesareti göstereni bana getirecek.. Aklımdakilere veda ediyorum, kalbimdekileri seçiyorum..

    Ve kalbimin köksüz medeniyetinin kadim krallığı, artık zamanı geldi yeniden yeşermenin..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BİR SIR, BİR HAYAL, BİR PLAN..

    Sonunda mağaranın girişine geldim.. Suyun içinde çırpınmayla geçen onca zamanın ardından karaya adım atar atmaz ilk iş nefesimi hissetmekti. Hissettim de. Kafamın yönünü gökyüzünden aşağı çevirmeden bir süre uzandım.. Neydi şimdi bu, bunca çırpınış ne içindi, geçmişin çabası çırpınması derken tüm bunlar vurgun yemek için miydi?

    Nefesim yavaş yavaş düzene girdiğinde zihnim daha da berraklaşmaya başladı.. Anlamakla kalmadım, iyice idrak ettim. Bedenimdeki izler, aklımdaki karmaşalar, ruhumdaki yaralar derken bir boğulmanın içinde bir hikaye aradım..

    Havanın renkleri değişim gösterse de ne güneş battı ne ay. Biri bir yanda diğeri diğer yanda.. Ne bir üstünlük çabası içerisindeler, ne de birbirleriyle yarış halindeler. Aralarında tuhaf bir ahenk vardı, onları öyle bırakıp ayağa kalktım.. Hiç bilmediğim bir yer, bilmediğim bir hava, bilmediğim bir toprağın üzerindeyim.. Su beni boğduğu halinden bağımsız bir sakinlik içerisinde. Su mu çok dalgalıydı, ben mi çırpındıkça dibe çekildim emin değilim. Yine de olan oldu. Buna takılı kalmanın bir önemi kalmadı. Yavaş yavaş ayağa kalkıp yürüdüm, sessizlik içerisinde. Zihnimin alışık olduğu kaygı hali devreye girmeye çalışsa da bir ses onu sakinleştirmeye yetecek kadar güç kazanmıştı.. Bu gücü suyun içerisindeyken mi kazandım yoksa sudan kıyaya doğru yediğim vurgunda dolayı mı ortaya çıktı henüz emin değilim.. Sanırım aklın bile bir denge meselesi var kendi içerisinde.. Ne kadar kaygı o kadar huzur karşılığında. Lakin hangi üstün gelir, hangisi kontrolü eline alır muamma. Bu konuda değişkenler oldukça fazla..

    Yürümeye devam ettim.. Ayaklarımın zaman zaman halsizliği durmama neden olsa da vazgeçmedim. Ne aradığımı bilmeden, nasıl bulacağımı bilmeden, tek bildiğim yürümek oldu.. Gün ne doğdu, ne battı. Su daha da durgunlaştı.. Rüzgar ara ara belirginleşti, ara ara varlığını unutturdu.. Bir süre sonra neden yürüdüğümü bile unutmuştum..

    Sanki yürüdükçe sebebe ihtiyacım kalmamış gibiydi, tek yapmam gereken yürümekmiş gibiydi.. Bunun bile önemi kalmamıştı.. İşte tam da o an çıktı karşıma o mağara. Bir büyüsü yoktu, bir çekiciliği de. Ama sanki tüm sırra vakıfmış gibi, evrenle bir oraya kurulmuş ve aramadan bulunacak gibi.. Üzerine çok düşünmedim, hatta neredeyse hiç düşünmedim. Sanki sadece yaklaşmalıymışım gibi. Yaklaştıkça ayaklarımın dermansızlığı azalmıştı sanki ya da yorgunluğu fark edemeyecek durumdaydım. Aslında her iki durumda da önemli olan tek şey yürümek isteğiydi ve yürüdüm.. Sonunda mağaranın girişine kadar geldim..

    Bir his, bir fısıltı, bir cılız ses belirmeye başladı. Lakin tam anlayamadığım bir lisan gibiydi.. Hem içine çeken, hem de olduğum yerde donup kalmama neden olan bir his belirdi peşinden.. Sadece durdum.. Bir anda geçmişin hikayeleri de, geleceğin olasılıkları da zihin kıvrımlarıma hücum etti sanki. Her şeyin bir düzene girmesi için önce tamamen dağılması gerekiyormuş. Kaos kendi düzenini kurmak için ortaya çıkmış.. Bir ağırlık çöktü üstüme, yine de durdum mağaranın girişinde öylece..

    Derinlere dalıp gitmek gibi bir zaafım var. Ve bu sefer bu durumun beni buradan yakalamasına izin vermeyecek kadar kendimdeyim.. Orada ne kadar durdum, fısıldamalar ne anlattı tam bilmiyorum. Tek bir his açığa çıkmaya başladı sadece içimde, başlamak hissi.. Neye, nasıl, niye, nereden bilmeden. Aslına bakarsak sorgulamadan da.. Yalanların dili belirginleşmeye başladı, yüzlerini henüz göremedim. Kırgınlıkların yükü hafiflemeye başladı, henüz tam olarak ağrıları geçmemiş olsa da. Aldatmacaların sesi yavaş yavaş duyulmaya başladı, henüz tam olarak kendini göstermese de. Yaraların irini akmaya başladı, henüz bir kısmı tam kabuk bağlamasa da.. Zihnimin kavgası ve kaygıları kendini gerçeğe açmaya ve teslim olmayı öğrenmeye başladı, henüz tam olarak kontrolü bırakamayacak kadar güvenmese de.. Korkuların ve travmaların etkisi yerini huzura ve anlaşılmaya bırakmaya başladı, henüz tam olarak emin olamasa da..

    Zihin kıvrımların ve köksüz medeniyetim, aklımın ve kalbimin krallığı.. Benim iki eşsiz vatanım.. Eskinin yıpranmaları yerini yeniliğin tazeliğine bırakıyor.. Eskinin aldatmaları ve yalanları yerini yeninin gerçeğine bırakıyor.. Eskinin oyunları yerini yeninin hikayesine bırakıyor.. Bıraktıkça bir hafiflik beliriyor. Bir hayal ortaya çıkıyor. Bir sırra vakıf oluyor yüreğim.. Şimdilik sesi cılız, şimdilik kimsecikler kraliçenin hamlesini bilmiyor, şimdilik bir sükunet hakim.. Zamanı geldiğinde yapılanların ve yapılmayanların anlatılacağı sahnenin ilk çivisi çakıldı.. Onların gizledikleri görünür olmaya başladı.. Şimdilik sadece izin ver, gerçeklerin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Sen gerçekleri anlatmaları için bir şans verdin, ortaya çıkana kadar masum olmalarına izin ver.. Eline bir şans verdim, şanslarının kıymetini bilecekler mi yoksa o şansı bir silaha mı dönüştürecekler, zamanı geldiğinde göreceksin.. Şimdi kendi gerçekliğini gözlemle..

    Sevgili kadim kral, sahip olduğun şansın kaybetmeden kıymetini bilmen dileğiyle..

    Ve sevgili köksüz medeniyetim, sevgili krallıklarım, aklımın ve kalbimin krallıkları zamanı geldiğinde görüşmek üzere..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BABA BEN AŞIK OLDUM..

    ”Bir hayal fısıldadı kalbime, inanmaya açtım kalbimi..”

    Şimdi şöyle yapıyoruz kaygılarımızı ve stresimizi birkaç dakikalığına sessize alıyoruz. En azından deniyoruz.. Ağustos sonu ve eylül başı beni biraz zorladı. Duygusal olarak çok daha derinden zorladı.. Kaygıların ve stresin üst üste geldiği, yürürken yalpaladığım, aşkta da işte de yönsüzlüğün arttığı bir zaman dilimiydi.. Bunların temeli elbette uzun zaman önce atılmamış adımlara, vazgeçtiklerime, seçimlerimdeki tedirginliğe kadar uzanıyor.. Buraya gelene kadar olan sürecin bir kısmı geçmiş hikayelerde anlatıldı.. Bugünse geleceğin yol haritasını ve o haritayı oluşturmanın yollarını birlikte bulalım istiyorum..

    İçimde dans etmeye aşık bir kız çocuğu var olmayı hiç bırakmadı. Kimi zaman yoruldu, kimi zaman müziği duyamadı, kimi zaman sahne korkusu duydu ve saklandı perdenin arkasına. İçimde bir ateş kimi zaman alev alev, kimi zamansa cılız bir köz halinde yandı durdu.. Herkesin özünde bir kimlik var, kendi gerçekliğiyle yaşamayı seçenlerin erişebildiği. Ve herkesin oluşturduğu bir kimlik var; öğrendikleriyle, ailesinden miras aldıklarıyla, büyürken gördükleriyle derken yavaş yavaş oluşan bir kimlik.. Ben oluşturduğum kimlikle olmayı arzuladığım kimlik arasında bir uçurumda Sisifos’un taşıdığı kaya gibi yuvarlandım durdum. Ne zaman çıksam zirveye hopp düştüm en dibe.. Ne büyürken edindiklerim bendim, ne aradıkça bulduklarım ben olabildim.. Her yol, her seçim hem parçalar kopardı ruhumdan, hem yeni şeyler ekledi özümü ya da keşfetmemi sağladı gerçekliğimi..

    Her şeye sıfırdan başlama noktasına geldiğim an kayanın düşü durdu, Sisifos’un cezası sonlandı sanki.. Dünya durdu, yer çekimi etkisini kaybetti. Kulaklarımda müthiş bir çınlama hissettim, vücudum bir tepkiye bürünme halinden sıyrıldı. Sözler etkisini yitirdi.. Eylül 12; geçen sene eylül bir adımla bırakmak demekti, bu sene eylül bir adım daha attım ve kabullenmeye başladım.. Ve bir sonraki eylül içinse yaşamayı seçeceğim hayatın hayallerini fısıldamaya başladı hayat..

    Tutunduğum hikayeleri özgür bırakmak yıllarımı aldı. Bırakabilmek korkularla dolu bir yola girmekti aslında.. Nasıl adım atılır, nereden başlanır, kimdim, kimim, kim olacağım sorular sorular sorular.. Bu hale gelmek yıllar sürdü, bu halden olma haline geçmek ise tek bir adım gerektirdi.. Karanlık ve korku dolu odalardan, aydınlık ve bilinmezlik dolu ormanlara.. Böyle bedenimde, aklımda, ruhumda izleri olan hikayeler varken hala tam olarak tereddütsüz adımlar atıyorum diyemem elbette..

    Hem tereddütlerden arınmak, hem yarına bilinçle başlamak, hem de bugünü huzurla kapatmak isteğiyle yazıyorum cümleleri.. Kendimi görebilmek, kendimi bilebilmek ve kendimi bulabilmek için..

    O dans eden kız çocuğunun yeniden müziği duyabilmesini istiyorum, o soğuk odalarda vazgeçmeden dans eden ve bunu hep yapacağını söyleyen kız çocuğunu hatırlıyorum bugün.. Ne tuhaftır ki ona her yaklaştığımı düşündüğümde daha derinlere gömülü kaldığını fark ettim. Bir odada yatağın altına saklanmış, elindeki oyuncağıyla, bedenindeki izlerle ve ruhunu yakan yaralarla sessizce sinmiş oraya ve yıllarca beklemiş el uzatılmasını. Yıllar boyu hatırlamaktan kilometrelerce uzak, sürekli arayan bir ben dönüp durmuşum… Bana yapılanlardan söz edeceğim zamanı geldiğinde derken bile saklanmışım dünyadan.. Hem istemişi, hem susmuşum.. Şimdilerde yıllarca süren o arayışın son adımındayım.. Meğer bir kurtarıcı beklemek, hikayemi kahramanlaştıracak bir yazar beklemek, sahneye bir davet beklemek yani kısaca sadece beklemek ve beklemek derken anladım bekleyenin ben değil o küçük kız çocuğu olduğunu ve bugün bir hikayenin daha sonuna geldim.. Bekleyen kahramanın elini uzatıyor o yatağın altına..

    Telaşlıyım biraz, korkularım da yok değil. Çünkü bu sefer daha sağlam bir sahne, daha gerçek bir orkestra ve daha usta bir maestro olmanın ilk günü.. Zaman yetmiyor ve aynı zamanda fazla geliyor. Okuduklarım yetmiyor ve aynı zamanda yenir bir sayfaya geçme heyecanı uyandırıyor. Hayal kurmak nasıl başlayacağım dedirtiyor ve umutlandırıyor aynı zamanda.. Küçük adımlar atmak sanki az gibi geliyor ve ilerletiyor da aynı zamanda..

    Önümüzü şuan göremiyorum küçük kızım.. Yolun gidişatını kestiremiyorum şuan.. Nasıl yapacağız inan ben de bilmiyorum şuan.. Lakin adım atmayı bırakmayacağız, bunu biliyorum..

    Önce kökü çürümüş ne varsa buldum; dişlerim, arkadaşlıklarım, aile bağlarım, kariyer yatırımlarım, ilişki konusundaki seçimlerim derken.. Önce dişimi çektirdim hala sızlaması devam ediyor ve yara hala açık lakin o yara zamanla kapanacak ve yediğim yemekten zevk alacağım.. Sonra arkadaşlıklarda bir dolu temizleme yaptım elbette biraz hüzünlü gibi hissettirse de anladım ki herkesin masası başka ve benim masama oturabilmek için buna layık olunması gerek, çünkü ben başarılarıyla ve mutluluklarıyla gurur duyduğum insanların benim mutluluğumda (hele de zorluklara rağmen yarattığım mutlulukta) hep bir açık aradıklarını gördüm. Yalan söyleyenin, sevdiğine ihanet edebilenin, sürekli şikayetler ve eleştirilerle dolu bir dili olanın benim masamda yeri yok. Herkes kendi enerjisindekilerle kalmalı, kimseye kırılmaya da gerek yok. Aile bağlarımdaki küskünlüğü bitirdim, onlarda öğrendikleri kadarıyla ellerinden geleni yaparak emek verdi, nefes oldular bana, destekleri ve varlıkları için hep şükredeceğim. Kariyer konusunda artık neyi istemediğimi daha iyi biliyorum, 10 yılımı bir alana verip yerimde saymam ve emeklerimin zamanımın karşılıksız kalması biraz yıkıcı olsa da o trende yolculuk yaparak daha fazla kaybetmeye gerek yoktu, şimdi yeni deneyimler ve emeğimin karşılığının olacağına inandığım bir işim olacak, dedim ya artık ne istemediğimi biliyorum ve istediğimden daha iyisini bulacağım..

    Ve elbette ilişki konusu; yetersizlik, değersizlik, güven kayıpları, anlaşılamamak, ilgisizlik ve günün sonunda yalnız hissetme hisleriyle vedalaştım, hissettirenlerle de elbette. Çünkü ağız dolusu ”sana aşığım” diyebilen, meşguliyetine rağmen benim için zaman yaratabilen, uykusundan bile benimle uyanan, bana yalnız hissettirmeyen, güven veren ve sadakatinden şüphe ettirmeyen bir aşka evet diyeceğim demiştim. Hayat ilk sürprizini ”sen yaz kızım” dercesine klavyemle yaptı. İkinci sürprizini de ”bu dünyaya yalnız başına kafa tutmak zorunda değilsin, biliyorum sen halledebilirsin ama ben senin için halledebilirim, senin kırgın olmana izin veremem, geleceğimizi inşa ediyorum, görünce aklıma sen geldin içinden geldi bunu almak/yapma” diyen diyebilen, cesaretiyle elimi tutan, bir seçim yaptım ve bunun sorumluluğunu alıyorum diyen, hiçbir şey senin mutsuz olmana değmez diyen, hem sosyal hem sanal hayatta beni yücelten bir aşkla yaptı.. Tabi bazı iniş çıkışlar oldu, bazı kırgınlıklar yaşandı lakin daha da sağlamlaştırdı bağı.. Bana kendimi kraliçe gibi hissettiren, huzuruma sahip çıkan, dansa cesaretle davet eden bu aşk içinde şükrediyorum bugün..

    Hayat altın tepsiyle gelmeyecek belki, bazı şeyler beklediğim gibi de gitmeyecek, düşmeler yaşanacak, bazen kaygılarım artacak, bazense yine korkup o yatağın altına saklanmak isteyeceğim belki de.. Yarın ne getirecek bilmiyorum. Bu yolu daha da sağlamlaştırmak için neler yapmam gerek şuan onu da tam bilmiyorum. Lakin vazgeçmiyorum, adım atmaktan vazgeçmeyeceğim.. Umut dolu bir yazının, merak dolu bir yolculuğun, aşk dolu bir günün ilk saatlerden sesleniyorum..

    Birçok hayal fısıldıyor hayat ruhuma, ben adım atıyorum ve soruyorum; bugün daha güzel ne olabilir?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ANNE BEN BAŞARDIM..

    “İhtiyacımız olan şey biraz kahve, maceralarla dolu anılar ve güven dolu bir aşk..”

    Üzerimde tuhaf bir hissin tesiri var.. Yıllar içinde oluşmuş kimliğin tüm parçalarını dağıttığım, öğrendiğim sandıklarımla gerçekten öğrendiklerim arasında kurduğum köprüde tek tek her kavramı irdelediğim, ilişkiler konusunda aldığım dersleri sonunda verdiğim ve ilişki alanında mezun olmanın rahatlığının, kim olduğumla kim olmak istediğim arasında pinpon topu gibi sekerken sonunda başardım..

    Kabuğu kırdım, dehlizleri yaktım, köprüyü yıktım, kalıplaşmış inançları sildim, travmaları ezip geçtim, korkuların iliklerime kadar işlemişliğini tek tek ayıkladım, kaygılarımla temasımda yaşadığım her şeyi tek tek analiz ettim.. Derinlere dalmanın, yüzme bilmeden okyanusa girmenin, acıların yarattığı uyuşukluk halinden dolayı bir adım atamamanın, mahvoluşların içinde bir umut ışığı aramanın tek tek üzerine bastım..

    Yazarken ne kolay, sanki bir sihirli değnek dokunmuş tüm karanlık aydınlanmış gibi.. Zaten öyledir, başarı alkışlanır başarısızlık tek başına halletmen gereken bir meseledir.. Işığın göz alıcıdır, o ışığı parlatmak için maruz kaldığın karanlığı kimse fark etmez.. Zirvedeyken takdir edilirsin de dipteyken umursayan olmaz.. Acının içinden ya geçersin ya da saplanıp sürekli bir hüzün halinde ömrünü tüketirsin.. Kimi zaman bir fırsat ya da bir kurtarıcı belirir hikayenin belirli kısımlarında bu çok nadirdir lakin yine de belirir. Hazır değilsen kendini seçmeye, kaçma halindeysen kendi gerçekliğinden ne fırsat ne kurtarıcı kalıcı kalıp senin hazır olmanı beklemez.. Çünkü onların görevi hazır olana bir imkan vermektir, seni hazır hale getirmek değil.. İşte burası mühim, hele de benim gibi kendi hikayesini canla başla yazan birinin kendi elleriyle yakaladığı çoğu fırsatı yine kendi seçimleri yüzünden hayatında kaçıran biriyseniz daha da mühim.. Çünkü onca ses, onca hikaye, ve onca yaşanmışlık içinde hem yaratım hem yıkım gücümü en çokta kendi üstümde kullandığımı lakin günün sonunda hep yıkımı seçtiğimi anlamam 31 yaşıma denk geldi. Uyanmam için hayatın yarattığı yıkımları ise enkaz ve enkaz temizliği olarak görüp uykuda kalmam hayli uzun bir yoldu.. Uyandım..

    Potansiyel nedir, ben kimim, bunca şey niye yaşandı, niye bu kadar derinlerdeyim, yüzeysel olanlar mutlu ya ben niye mutsuzluğun gölgesinden ayrılamıyorum, hayallerim neydi, ne yapabilirim, nasıl başlayabilirim, kusurlarım görünür mü, geçmişim canımı yakar mı, geleceğim ne olacak, nasıl oldu da bu hale geldim, bana ne yaptınız, bana bunları niye yaptınız, yetersizliğim ve değersizliğim hep ayağımamı dolanacak, çok geç kaldım, her şey daha da zorlaştı, istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum, ah bi imkanım olsaydı neler yapardım, fırsata ihtiyacım var, bak deniyorum ben denedikçe olmuyor, travmalar ve kaygılar arasında boğuluyorum, iyiler ne zaman kazanmış ki zaten, al işte depresyonla mücadele ederken kayıp giden zamanım oldu, hayat bana hep onların mutluluğunu alkışlattı, peki ama benim zamanım hiç mi gelmeyecek, benden çalınanların hesabını kim verecek, niye hep seven kırılıyor, PEKİ AMA ŞİMDİ BEN NAPICAM!

    Çok tanıdık cümleler değil mi, hatırlıyorsun değil mi bu cümlelerin hangi hikayelerin girişi, hangisinin gelişimi ve hangisinin sonucu olduğunu.. Hatırlamaz mısın, ah senin şu dehlizlerle dolu zihnin, her odası öyle incelikle hazırlanmış ki sana eziyet etmek için seni aynı döngüde tutabilmek için gizli bir matematik üstadının hesaplarıyla ayarlanmış birer bulmaca misali.. Da vinci şifresi misali.. Çözdükçe yeni bir bilmece, açtıkça yeni bir dehliz ve içine daldıkça derinliği hesaplanamaz bir dip.. Ne hikayeydi ama, ne yolculuktu ama.. Kayıplar, sorgulamalar, kendini kaybetmeler, alınamayan cevaplar, ödenen bedeller, habire kanayan yaralar, yalnız bırakılmalar, tetiklenmeler derken neredeyse hiç bitmeyecek gibiydi.. Ve sonunda başardım.. Oyunu gördüm, hamleleri çözdüm, yedi bilinmeyenli denklemi bir ev ödevi misali inceledim..

    Depresyon sonrası her ayağa kalkışımı komadan uyanmaya benzetirdim; tüm vücudum uyuşuk, zihnimin donukluğu yavaş yavaş çözünecek ve ufak adımlarla yeniden ilerleyeceğim derdim. Sonra bir darbe, bir tetiklenme, zihin kıvrımlarımın kontrolü ele geçirmisi derken alın size hikayenin giriş, gelişme ve sonucu.. Aynı yerde dönüp durmadım elbette, her bir küçük adımla diğer seviyeye eriştim. Lakin hep eksiklik, hep bir düşüş ve aklın içinde kayboluş yaşandı.. Kan tahlillerim serotonin seviyesinin düşüklüğü gösterdi yine de inat ettim gülmeye. Vücudum kendini yatağa gömdü, inat ettim yürümeye. Aklım geçmişin karanlığına alışkanlığı yüzünden bugünle bağlantısını bulanıklaştırdı, yinede inat ettim zamanın bir köşesinden tutup bugünü yaşamaya.. Şimdi anlıyorum; zamanında hayatımın bir ucundan bana temas eden maestronun niye geldiğini, niye kalmadığını.. Şimdi anlıyorum; önüme çıkan fırsatların neden görünür bile olmadan kayboluşunu…

    “Başarı hazır olana gelir” sözünü şimdi anlıyorum.. Arşimet mesela suyun kaldırma kuvvetini bulduğunda bir hamamda yıkandığı söylenir, peki keramet hamamda mıydı, hayır! Newton mesela elmanın yuvarlanışıyla dünyaya ışık tutacak yasayı bulduğunda keramet elmada mıydı, hayır! Çünkü hazırlardı. Çünkü arıyorlardı. Çünkü bir gün bulacaklarını biliyorlardı.. Defalarca bir ağacın altında gölgelenip serinlemek için oturduğum günlerde gök itimiyle yer çekimi arasındaki çekişme beni gerçeği bulmaya değil de kaybolmaya maruz bıraktığında anlayamıyordum. Arınmak, rahatlamak için girdiğim duş gözyaşlarıyla biterken kimi zaman fark edemiyordum niyesini, sadece bir günü daha bitirmek yaşayarak bitirebilmek yetiyordu artık..

    Kendimle kavgam, hayattan alacağım var derken kör noktamın bizzat bunlar oluşunu anlıyorum artık.. Bu süreçte eğitimimi diplomalarla tamamlayamadım, bu süreçte sağlam bir kariyer inşa edemedim, bu süreçte geleceğim için bir düzen kuramadım, hatta çoğu hobilerimi bile yapacak gücü içimde bulamadım.. Ama vazgeçmedim de! Canım yanarken bile yürüdüm, yaram kanarken bile savaşmaya devam ettim, beynim uyuşmuşken bile aramaya çalıştım.. Her uyanış meğer bir sonraki rüyanın başlangıcıymış, her başlangıç bir sonraki sonun ilk adımıymış.. Önce bir şeyi netleştirdim, benim özüm bu; derinlere dalmak, sorgulayıp düşünmek ve sürekli yolda olup aramak. Aklımın potansiyeline eş değer seçimler yapmak yerine kendi geçmişimin hikayesini sürekli tekrarlayan seçimler yaptıkça da normal düzeyin daha altına, daha dibine batmam biraz da bu yüzdenmiş. Herkes gibi değilim, hiç olmadım, olamadım, olabilirim dediğim uyum sağlamaya çalıştığım bile oldu. Ruhumun sancısı diner belki diye toplumun ötekisi, kutunun dışındaki olmamalıyım dediğim de oldu.. Kendimi yüceltmek ayıp gibiydi, oysa fazla tevazu sadece vasatlık getirir, öğrendim..

    Bazı şeylere sondan başladım, bazı şeyleri tersten öğrendim. Bunun kusur olduğuna inandığım için hep eksik hissettim. Oysa şimdi asıl gücün bu olduğunu biliyorum.  Yaşamıma kağıt parçalarıyla dolu başarılar katmadım, o kağıt parçalarının katmayacağı şeyleri kazandım oysa.. Rüya içinde rüya hikayesinin başı ve sonu bu..

    Ben iki kere doğdum; biri annemden, canım annem, o da beni saatlerce sancı çekerek, suni sancılar maruz kalarak doğurmuş, etinden et koparcasına.. İkincisiyse kendi kendimi doğurmam, kadınlar doğum konusunda annelerinin kaderini yaşıyor sanırım (umarım bir gün çocuğumu bu kadar sancı çekmeden bir avazda doğururum), kendi doğumumsa hayli sancılı oldu anlayacağın.. Rüya içinde rüya, oyun içinde oyun, dehliz içinde labirent dolu bir süreç.. Hayatıma her temas edenin bir hikayesi, her hikayenin bıraktığı bir iz, her izin bir manası vardı.. Her hücremi, zihnimin her kıvrımını, hayatımın rotasını belirleyen her alışkanlığı tek tek ayıkladım.. Sonunda.. Ve biliyorum ki evren boşlukları sevmez, ayıklanıp yeri boşalan her hücre, her kıvrım, her anlam ve mana yerine yenisinin geleceği bir boş alan şuan..

    Zamanında da belirli ölçülerde yaşamıştım bunu, mesela; bana yalanlar söyleyen, geleceği birlikte inşa edemeyeceğim, ruhuma huzur ve güven vermeyen ve elbette en güçlü inancım olan dünyaya birlikte kafa tutmak hikayesini yazamayacağım insanlarla aşk ve sevgi ilişkisi kurmaktan uzak durdum. O alanı boşalttım, çünkü ne istediğini bilen ve köksüz medeniyetine layık kadim bir kralı hak eden bir imparatoriçe olduğumu biliyordum. Evreninse bu alandaki boşluğu layığıyla dolduracağına inanıyordum, o yüzden yüzeysel ilişkiler ve sevgi yırtıklarıyla oyalanmadım..

    Parça parça oldu, o zamanki kadının gücü ona yetti diyelim.. Şimdi her şeyiyle baştan başlıyor, bu doğumun hikayesi.. Elbette nereden başlarım, nasıl yaparım, nasıl olacak şimdilik muamma. Lakin bir bebeğin havayla ilk teması gerçekleşir nefes alır, sonra emekler, yürüme adımları atar, kelime kelime konuşur. Dünya acele eder de, bebek hiçbiri için acele etmez, çünkü henüz öğrenmemiştir içi boş kavramları.. Kendi zamanında ve kendi nasibindedir.. Şimdi olan da bu.. Havayla ilk temas ciğerimi yaktı ve ağlayarak hayatta olduğumun tepkisini verdim.. Nasıl olacak, neler olacak bilmiyorum.. Lakin artık biliyorum ben emeklerken hayat elimden tutup artık yürü diyecek, ben gerçekliğimle yaşarken hayat illüzyondan arındırdığım boşlukları gerçeklerle dolduracak..

    Bugün bir rüyanın sonu, bir hikayenin başı diyerek başladığım güne “sen hep yaz, sen sadece adım atmaya devam et” dercesine ilk hediyesini verdi bile hayat..

    Yeni hikayenin ilk gününden..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..11/09/2025 VE KABULLENİŞ..

    Ana karakterin içten ve sevgi dolu bir sarılmaya ihtiyacı var..”

    Güne şöyle başladık; limonlu suyu iç, duygu ve şükür günlüğüne yaz, pembe defterine olanları yaz geleceğe not bırak, olanları düşün, hayata hakkını teslim et, gülümse ve blog yazısının başına geç..

    Günümüz insan ilişkileri bencil bir hal aldı; sadece ben anlaşılayım, benim değer yargılarım önemli olsun, benim isteklerim karşılansın. Kritik nokta şu; elbette önce kendi mutluluğumuz ve sağlığımız öncelikli. Uçakta bile olası bir panik anında önce siz iyi olun sonra yardım edin uyarısı verilme sebebi bu.. Ama bu noktaya dikkat; sadece kendinizi kurtarın denmez, önce siz devamında yanınızdaki denir.. İşte batı topluluklarının dayattığı bireyselcilik bize pazarlama olarak narsist eğilimli bireyler olma halini satmaya başladığından bu yana en çok bu noktada körelmeye başladık.. En azından çoğu insan bunu içtenlikle kanıksadı.. Bı savaşacağımız bir alandan ziyade bilinçli olmamız gereken bir alan haline geldi aslında.. Gelelim kendi hikayemizdeki yansımalarına..

    Benden buraya kadar.. Hepinize iyi niyetimi sunuyorum.. Karşılıksız kalan emeklerimin, değer görmeyen çabalarımın, dinlenmeyen kelimelerimin, sürekli görmezden gelinen niyetimin, anlaşılıp biraz empatiyle bulunacak orta yol yerine durumların sürekli yokuşa sürülmesinin, ya hakikaten gün boyu iyiydi acaba ben mi biraz fazla abarttım diyerek bir küçük adımla her şeyi düzeltmek varken sürekli suçlamalarla geçen anların ve daha nice hayal kırıklıklarımın, kursakta bırakılan heveslerimin, yalnız bırakıldığım halde şikayetle değil de anlayışla yaklaşmış olduğum anların hakkı yaradana, evrene emanet..

    Artık içim buruk bir halde güne başlamak istemiyorum, artık kırgın halde uyumama izin verilsin istemiyorum, artık tek başıma savaşmak istemiyorum.. Denedim, çabaladım, anlamaya gayret ettim. Her şeyi yaptım yaparken bir şeyi atladım.. Kendi hakkıma girmeme neden olacak kadar, kar elde etme beklentisi olmadan feda ettiğim neşemi, zamanımı, uykumu, sevgimi..

    Ben buradayım, ben kalbimle ve ruhumla tam da buradayım.. Artık sevgimin hırpalanmasına, güvenimin zedelenmesine, geleceğe dair kurduğum hayallerin parçalanmasına, bir gelecek inşa etmek isterken bugünümün zehir edilmesine izin verdiğim için kendimden özür diliyorum..

    Kızgın değilim lakin kırgınım, beklemiyorum lakin istiyorum artık, anlaşılayım demiyorum lakin anlatmayacağım artık, vazgeçemedim lakin çırpınmayacağım artık.. Kim hakkıma girmiş, kim anlamamış, kim bir küçük çabayı çok görmüş, kim yakıp yıkmış, kim suçluyor, kim sorumluluk almak yerine suçu omzuma yüklemeye kalkıyor tek tek gördüm.. Yeterince alan tanıdım, belki bir umut dedim.. Ben dedikçe ağzıma tıkılan kelimeler, ben bekledikçe üstüme gelinen anlar..

    Dün kendime bir sır yazdım, usulca bir hayal fısıldadım hayata.. Öyle sulu gözlü olamadım hayatım boyunca da arada bir gözyaşlarım aktığında kıyamayıp kıymeti bilinir sandım, ben sanarken dünyanın acısıyla kıyaslandı acım, darıldım o dargınlık bile anlam ifade etmedi..

    İşte günümüzün özeti biraz bu; insanlar kendini öncelik yapmakla sevdikleriyle derin bağ kurmak için çaba göstermek arasında köprü kurmak yerine sadece kendilerinin dünyası önemli olsun ister hale geldi.. Bir problem olduğunda takım çalışmasıyla çözmek yerine sorumluluk bir tarafa yıkıp sen bunları hallet ben çok meşgulümlerle ortak bir payda da buluşmayı yok sayar oldu.. Hep anlaşılmak istedi de anlamak bir yük oldu.. Olanlar hep oldu da oldurtulmak için bir adım olmadı.. Bazen de olmaz.. Bazen olur.. Artık olanlarla, olmayanlarla, dünyanın acısıyla, kendi anlık tatminlerini seçip derin bağ kurmaktan kaçanlarla değil yolum.. O yol beni bir başıma bıraktı, o yol beni önce yordu sonrada yorgunluğumdan şikayet ederek vurdu.. Ben kendi payıma düşeni aldım, dilerim kendi payına düşeni alanlar bir gün derin bağ kurmanın yüzeysel ilişkilerden daha kıymetli olduğunu anlar.. Kaybetmeden anlaşılmak, anlamak gerek derdim bazen de dediklerimin göbeğinde kendimle anlaşamaz oldum..

    Kimseye aynı kalma borcum yok, dünyanın da bana altın tepsilerle seçenekler sunma borcu yok.. Dün hata yaptıysam bugün telafi edecek özgüvenim var, dün anlamadıysam bugün anlama gayreti gösterecek farkındalığım var, dün sorumluluk alamadıysam bugün alacak cesaretim var.. Ben dünkü değilim, beni dünkü halimle görmeye devam edenlere bugünümü açıklayacak gücüm de hevesim de yok.. Ama anladım ki gün boyu güzellikler yapsan dahi görmek istemeyen görmez, anladım ki çabanı değerli bulmak istemeyen bulmaz.. Dün de hatalar, anlamamalar olsa da bir şeyi yapmadım kimseye yanlış yapmadım. Kimseyi yarı yolda da bırakmadım.. O yüzden kendi yolumda kalbimle bir bütün her gün yeni bir beni seçmeye cesaret ediyorum artık.. Bana da dünde çok kırgınlıklar yaşatıldı, bana da dünde yanlışlar yapıldı, düne dair ne varsa yaşadığım, maruz kaldığım, yarım bırakıldığım yapanın da vesile olanın da canı sağ olsun..

    Ben bugünümü seçiyorum, kendim olabilme cesaretimi seçiyorum, dünümle suçlayanları değil bugünümle barışanları seçiyorum, kendini görmeden yaptıklarının sorumluluğunu almak yerine sürekli suçlayanları değil yaşadıklarına ve öğrendiklerine rağmen bir özrü ve bir çabayı gösterebilecek cesareti olanı seçiyorum..

    Hepiniz kadar kendimi seçemem belki, öyle bencilce hep ben diyen olamam, batının insan ilişkilerinin yüzeyselliğiyle önce ben de diyemem, kaçıngan kaygı diyerek etiket yapıştırıp kendi köşeme geçemem, bir gün önce hayran değilim çünkü hayranlık benlik değil diyerek kırıp bir gün sonra böyle insanlara hayranım diyerek aslında karşındakine karşı kaba davranışımı görmezden gelemem çünkü.. Ben sizi çok iyi anladım, şeffaflıkla görmeye gayret ettim, yaralarınızı bildim, elinizi tuttum, kıyaslamadım kimseyle, hor görmedim halinizi, başarılarınızı içtenlikle kutladım, gözünüz dolduğunda duygularınızı yok saymadım, acınızı dünyayla kıyaslamadım, anne babanızın vermediklerine rağmen bir fazla sevmeye çalıştım.. Mükemmellik için yarışmadım, kusursuzluk narası atmadım, belki çoklu diplomam olmadı yine de olanları ayakta alkışladım, kendi acıma gömülüp sizi yok saymadım, kendi yalnızlığıma rağmen iyi misiniz diye merak etmekten vazgeçmedim…

    Neyse ne.. Bana yapılan güzelleri de yok saymıyorum, benim için yapılan fedakarlıkları da görmezden gelmiyorum, lakin bir kere yapıp hep yapıyormuş gibi takdir görme istediğinizi de görüyorum, beğenilme ve takdir arzunuzun sadakatinizin ve şeffaflığınız önüne nasıl geçtiğini de görüyorum.. Bana uzatılan eli de omzumdan bastıran eli de görüyorum, mutluluğumu önemseyen kalbi de ışığımı kısmaya çalışanı da görüyorum, niyetimin içtenliğini sahipleneni de niyetimi çarpıtanı da görüyorum.. Ben yeterince görüyorum, görülmesi dileğini de sizlere emanet ediyorum..

    Sevgi güzel lakin çaba ve emek ister, sevilmek güzel lakin sahip çıkmak ve sadakat ister.. Seçim sizin; işiniz için her gün gösterdiğiniz çabayı, aldığınız sorumluluğu, yaşadığınız strese rağmen çözüm yolları arayışınızı dilerim işiniz dışında olan, gerçekçi ve derin bağlar içinde yapabilirsiniz bir gün.. Ben biraz bu duruma sondan başlayanım önce kariyer, diploma demek yerine kendini büyütmek, sevmek, emek vermek gibi daha manevi yoldan geçenlerdenim. Yolumuzun başlangıcı farklı olsa dahi birbirine bağlanan yerlerinden sevgilerimi sunuyorum.. Sizin yolunuza saygı duyuyor, içtenlikle takdir ediyorum. Kendi yolumun ve yolculuğumunsa daha fazla hor görülmesine izin vermiyorum artık..

    Hepimiz başka aile yapılarına dinamiklerine, farklı travmalara, türlü yaralara, farklı bağlanma stillerine sahibiz.. Ben saygı duyuyorum, kalbimden geldiğince de sevgimle bu farklılığı bir mozaik gibi görüyorum. Dilerim yolumuz; sevgiyle, sadakatla, şeffaflıkla ve farklılıklarımız eşsiz bir sanat eserine dönüşmesiyle bir bütün olabilir..

    Köksüz medeniyetimin kadim maestrosu; bir sır ulaştı yüreğime, bir hayal çıktı yoluma, usulca ruhuma dokunan ve bana yeni bir eser heyecanının hevesini veren bir mana misali.. Geleceğin belirsizlikleri bitsin, farklılıklar zorluğa değil derin bir bağa dönüşsün, anlaşmazlıklar yerini anlama arzusuna bıraksın, kadim krallığımın toprağı eskisinden daha gür bir bahara hazır olsun, ektiğim tohumlar akan yaşlarla yeşerip yaşların yerini neşeye bıraksın..

    ..SEVGİLERİMLE..