Kategori: Genel

  • ..HER ŞEYİ ÜÇ BOYUTLU GÖREBİLMEK..

    Bazen olayları siyah ya da beyaz değerlendirmeyi tercih etmek işi kısa sürede çözmeye yarasa da, genel olarak işin özü çok boyutlu sebepleri de çok yönlü olabiliyor..

    Bağlanma şekillerimizin kaygılı veya kaçıngan olması, rutinlerimizin ve alışkanlıklarımızın bireysellikle bezenmiş olması, isteklerimizin önceliklerimizi şekillendirmesi, ihtiyaçlarımızın koşullara bağlı gelişmesi derken birçok değişken ve faktör bizi biz yapan yan ve yönlerimizi fazlasıyla şekillendiriyor..

    Bizlerse bu alışılmış otomatik pilot halinde farkına varmadan yaşayıp gidiyoruz.. Kimilerimiz farkına varıyor imkanlar dahilinde dönüştürüyor ya da çabalıyor, kimimiz farkına varsa dahi eli çenesinde zamanın öylece akmasını izliyor. Farkına varamayanlar içinse kelime tüketmeye gerek yok..

    Bir noktaya kadar kendimi getirebilmiş olmanın haklı gururunu yaşadım, omzumu okşadım, ilgilendim kendimle.. Kendimi sevebilmenin bir başka yoluydu kendime sarılabilmek, belki de en değerli yoluydu.. Fark etmek kadar o farkı ve bilgiyi eyleme dökmek, dökebilmekte mühim mesele..

    Yıkıla yıkıla temizlenecekler, yıllarca dokunulmadığı için onarılması gerekenler, hiç yapılmamış olanı inşa etmek derken koca bir alanı yeniden yapmak büyük bir çaba, harcanması gereken bir zaman, yeterli bir enerji gerekiyor.. Burada da kişisel hayatlarımızın içerisinde olanları iyice gözlemleyebilmek, neye sahip olduğumuzu bilmek, neleri ihtiyacımızın olduğunu kavrayabilmek önemli..

    Şimdi gelelim kendi hayatımızın boyutlandırılmasına.. Evet hayır, siyah beyaz, iyi kötü diye ayırt ediyoruz olayları. Net olmak güzel lakin keskin olmamaya özen göstermekte gerekli.. Gri alanların olduğunu bilmeli, gri alanların kendi arasında farklı renk tonları olduğunu anlamak, renk paletindeki diğer renkleri de kavrayabilmek önemli.. Bir şeyin tek bir sebebi olmayacağı gibi tek bir çözüm yolu, tek bir yönü de olmayabilir. Bunu bir bilmecedeki ilk ipucu olarak düşünelim.. Duygular olaylara bakışımızı etkisi altına alır, düşüncelerimizse tepkilerimizin kontrolünü ele geçirebilir.. Anlık verilecek kararlara bu formülle giriş yaparsak (ki bu oldukça insani bir durum) muhtemelen dersi alamadan sınıfta kalırız.. Bazen burundan derin bir nefes almak bedenin sıkışmışlığına biraz rahatlık sağlar, mümkünse olayın üstüne bir gece yatıp uyumakta diğer bir yöntem.. Her zaman mümkün olmasa da, mümkün kılabildiğimiz anları artırabilmek alışkanlıklarımıza da bir süre sonra yansıyacaktır..

    Kimi zaman ne yapacağını bilmez bir halde savrulurken, kimi zaman önemli bir kararın eşiğinde neyden vazgeçersem daha az mutsuz olurum diye düşünürken, kimi zamansa neyi istediğini bilmez bir halde öylece seçeneklere bakarken buluruz kendimizi.. Çoğu insanı bilmem, kendiminse bu durumlarda verdiği tepkiyi biliyorum.. Ayakları balkondan (genelde köprümden aslında) sarkıtarak etrafı izlemek geceleri, gündüzleriyse mümkün olan en yakın toprak alana gidip yalın ayak yere basarak gökyüzünü izlemek.. Kahve içmek fikri geliyor beni tanıyan daha doğrusu yakından tanıyanların aklına, bu da bir yöntem elbette müziği aç, kahveni iç, kalemi eline al, dünyayı da sessize..

    Kapüşonu çıkar, müziği kıs, ayaklarını sağlam bas yere, göğe bak.. Telaşın elbet sessizleşecek, kaos kendine düzen kurmak için dinecek, can yakan mesafeler bir bilet sonrası bitecek, verdiğin kararla seçtiklerin vazgeçtiklerine değecek, on yıl sonraki sen bugün neleri seçer ya da nelerden vazgeçmeni beklerdi bilmiyorum ki aslına bakarsan bunu on yıl sonra zaten göreceksin çünkü onu bugününde inşa edeceksin, lakin on yıl önceki sen bugünkü senden neyi beklerdi onu biliyorum.. Üç boyutlu görebilmenin zorluğunu, bağlanma şeklinin temelini oluşturan yıkıntıları onarmak için verdiğin savaşı, korkularının üstesinden nasılda gelmeye çalıştığını, kendini yeniden doğurduktan sonra sıfırdan bir sen bir hayat inşa etmenin ne denli zor oluşunu görüp sana kocaman sarılırdı.. Kim olduğunu görüp, olduğun kişi için verdiğin her mücadele için seninle bugün gurur duyardı.. Dünde her şey ya siyah beyaz olabilir, her karar bir keskinlikle verilmişte olabilir.. Kimi seçim mutluluklar yaratmış kimiyse mutsuzluğun dibine itmiş olabilir seni.. Kimi seçimi sen bile istememiş mecbur bile kalmış olabilirsin.. Düne kadar, hatta bugüne kadar olan sürecin kaderi yaşandı. Kaderini yaşadın ve bitti. Seni bugün, şuan olduğun ana taşıyan kaderi yaşadın.. Şimdi yeniden karar verme zamanı.. Yeni bir kader için, yeni seçimler zamanı..

    On yıl sonrasını bilemem, dünü biliyorum.. Yarın seni ne mutlu eder bilemem, ama dünde neler mutsuzluk yarattı biliyorum.. Bugün seni neyin mutlu ettiğini biliyorum.. Peşinden gitmeye cesaret edersen, çok boyutluluğun huzurunu yaşayacağını da biliyorum..

    Hatırla.. Unutma..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..YAZ MEVSİMİ VE DİĞERLERİ..

    Haziran, temmuz, ağustos kadar samimiyetsiz gelen başka aylar görmedim.. Herkese etkisi kişisel hayatının başarısını ya da başarısızlığını gösteren başka hangi ay var ki!

    Bahar alerjisi olanla güneşten etkilenmeyen bir olur mu mesela, rutinleri belli olanla yönsüz olan yolu aynı mı yürür mesela?

    Aslında olay biraz da mevsimsel depresyonun suçu.. Tamam, anlıyorum suçlu bularak ya da suç arayarak işi çözemeyiz. Bu konuda hem fikiriz.. Lakin sürekli farkındalık mı yaşamalı insan, sürekli anlayan mı olmalı?

    Yazımı yazmak için bile zamanımı güneşin balkona yaklaşma hızı belirliyor, klavye öyle kusurlu ki bir kelimeyi yazmak için sürekli hatalarını düzeltmem ve kelimeleri dikkatli yazmam için aynı zamanda sabır gerekiyor.. Hayatta bu sıralar biraz böyle aslında; benim elimde olmayan koşullar mutlu olacağım anlara müdahale ediyor, başkalarının beni görmezden gelerek yaptığı planlar benim sevgi dolu zamanımdan çalıyor.. Bu durumlar açıkçası pek sevdiğim durumlar değil, hatta bir zaman önce olsa benim kontrolüm dışında olduğu için beni çok öfkelendirir benim hayatımı alt üst ediyorsa hiç olmasın daha iyi der iyice yıkardım.. Şimdilerde daha sükunet içindeyim aslında.. Tamam diyorum bırak güneş bana doğru gelsin, son cümlemi söylemem gereken zamanı güneş belirlesin son cümlemi kurmak hakkı nasılsa benim, kelimeler nasılsa bana ait.. Bırak klavye yazmanı zorlaştırsın, nasılsa sabırla düzeltecek bilgeliğe ve inatla yazmaya olan aşkına sahipsin.. Ne güneşin tenini yakmak için hızla zamanını daraltması ne de klavyenin inatla sabrını zorlaması seni aşık olduğun şeyden alıkoyabilecek güce sahip..

    Mevsimsel olan depresyon yüzünden mi yoksa gerçekten güneşin üstüme üstüme her gün aynı şiddetle ve aynı şekilde gelmesinden dolayımı bilmiyorum yaz ayını sevmeme ve samimi bulmama nedenimi.. Bildiğim tek şey üzerinde kontrolüm olanlarla kontrolüm olmayanlar.. Önceleri bunun ayrımını yapamazdım, hatta yapma ihtiyacım da yoktu açıkçası. Ben, bendim, bilirdim kendimi çünkü, niyetimden emindim.. Di’li geçmiş zamanlara ne çok eminlikler sığdırdım halbuki yakın gelecekte.. Şimdilerde tabi yine beni kıran, kızdıran şeyler oluyor, ya diyorum alerjim olduğu belli ne diye ısrarla gelir ki bahar, yetmiyor mu sonbahar kış ömrümüze.. Oysa bir yanım baharın esintisinin tenime dokunmasından bir hayli memnun.. Denizin okşamasından keyif alıyor aslında..

    Alerjim geçti mi elbette hayır, güneş hala tenime dokunduğunda canımı acıtıyor mu kesinlikle evet.. Lakin hayatın mizah anlayışı biraz da bu sanırım.. En azından bana sunduğu bu.. Arzu ettiklerimi zorlaştırmadan, canımı sıkmadan, zamanımı çalmadan, planlarımı bozmadan vermiyor bana.. Herkese gümüş tepsi, bana kıraathane plastiğinde çay tabağı..

    Bu sefer bir fark var; ateşlerde yürütüp büyüttüğüm kızı bir daha o korların içine sokmayacak kadar akıllı, başkalarının bencilliğiyle alt üst ettikleri ve farkında bile olmadıkları heyecan dolu planlarımı kendimle yapacak kadar ayakları üstünde ve elbette sınırlarını ihlal edenlere ”aman onun niyeti iyi, vay efendim gönlü olsun”larla kendini yok saymak yerine onlara kapı duvar olacak kadar kendine saygısı olan bir kadın var. Hayatın karşısında değil bu sefer, tam ortasında..

    Ve güneş daha tenime dokunmadan, klavye sabrımı tüketme fırsatı bulamadan şimdi sıra son cümleyi kuracak kadar hayatının iplerini kendi elinde tutan sevgili kendim..

    Koşullar değişiklik gösterse de senin planlarını at üst edecek şekilde yeniden ortaya çıkacak, insanlar kendi tatminleri için seni seçeneksiz bırakacak, olaylar planlarını bozmak için gerçekleşmeyi bekleyecek.. Çünkü koşulların, olayların ve insanların en ortak noktası biraz da budur, seni ve sana iyi gelecek her şeyi dağıtmak ve görmezden gelerek yoluna devam etmek.. Sen kendine yaslan ve anlamak yerine sadece gözlemle.. Bazen bazı olayların ve insanların anlaşılmasına gerek yoktur, onlar dümdüz öyledir, anlamak için zamanını harcama çünkü bazen bu sadece zaman kaybıdır ve bazı şeyler için zaman kaybetmeye değmez.. Gözlemle, kabul et, sınırını çek ve yoluna devam et..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..VE BEN HER BAHAR..

    Bugün bayram.. Uzun uzun yazarak anlatılacak, okurken bayram vaktinden çalacak pekte bir şey yok aslında.. Nerede o eski bayramlar klişesine de düşmeyeceğiz korkmayın..

    Biraz dertleşmek, biraz iç dökmek diyelim.. Sürçülisan olursa affola..

    İçini gıcıklayan duygular olur ya bazen, anlamlandıramadığın bir duygu esintisi, nereye koysan uymayan tek başınalık barındıran bir his kırıntısı.. Hem yeni şeyleri yaşamanın heyecanı, hem de eskiye dair kursakta kalmış birkaç hevesin burukluğu var içimde..

    Bu kimliği sıfırdan yaratmalı, düşüncesine öyle çok odaklanmışım yavaş yavaş attığım her adımla, küçük küçük yaptığım her seçimle aslında eskiye dair olanı biteni enkaza dönüştürecek kadar yıka yıka, devire devire yürümüşüm yolu.. Aşkta, kariyerde, arkadaşlıkta, ailede, hobilerde hatta fobilerde bile usulca dönüşmüş değişmiş huylarım, sevdiğim dediklerim, yok be hiç benlik değil deyişlerim..

    Aslında tuhaflıklar değişim ve dönüşümlerin olmasında değil, ağzımdan sitem olarak çıkardığım şeyin oluşma imkanını sağlamak için evrenin var olanı düzeni dilimle yıkmama izin vermesi.. Tabi bir de bunu sana hiç fark ettirmeden senin yolunla yapması..

    Hani böyle bir eşik var önünde de atlasan yeni yolun belirsizliklerine ilk adım atılacak, atlamazsan geçmişin bilinirliğiyle birlikte sıkıcılığında da sıkışıp kalınacak gibi bir bilinmezlik eşiği.. Hani böyle hem her şeyin üstesinden gelinilir, her sorun çözülür, her an güzelliklerle doldurulabilir gibi hem de her neyse..

    Hani böyle hem bahar coşkusu, hem bahar yorgunluğu zıtlığını aynı anda yaşamak gibi hayat.. Böyle anlıyorum, görüyorum, çözüyorum diyorsun kafanı güneşin batış anındaki yaydığı güzel renkleri görmeye kaldırıyorsun, rüzgarın esintisindeki deniz kokusunu çekiyorsun içine diyorsun ki ”her şey rayına girmeye başladı.” Derken cümlenin ses dalgaları daha evrene yayılmadan hop bir şeyler takılıyor ayağına, gözünü güneşten ayağına çevirmek zorunda kalıyorsun..

    Denge babacım, denge.. Yürüdükçe yol çimli de olur, taşlı da.. Yüzdükçe dalga seni kıyıya da taşır, denizin açıklarına da.. Devam ettikçe zorluklar da olacak, kolaylıklar da..

    Yaralarımız var bir de.. Kimsenin fark edemeyeceği küçük davranışlar, esintiyle gelen kokular, sohbet içinde devrilen gözler, ses tonlamasında oluşan değişimler derken her bir tetikleme aracının yaralarla olan temasına değinmezsek konu eksik kalır.. Sen ne kadar akışta olursan ol, evrenle uyum kurarsan kur senin dışında kalan ve senin içinde yer edinen şeylerin ve kişilerin aslında senin akışına etkilerinin önüne pekte geçemiyorsun..

    İsteklerin var, ihtiyaçların var, arzuların ha keza.. Bir de hayatın seninle ilgili planları var, ya da görmezden gelişleri var orası biraz muamma tabi..

    İyileşen yanların, yönlerin, yaraların var, kabuğu yeni kalkmış iltihabı akanlar da, henüz daha sırası gelmemiş olanlar da var tabi.. Farkına vardıkların var, vardığını sandıkların, bir de fark edemediklerin elbette.. İstediğinden emin olduğun şeyler var, istediğini sandıkların, bir de burun kıvırdığın şeyler var.. İnsan tam olarak neyden emin olur peki! Neyden emin olmak mümkün, hatta emin olmak mümkün mü tam olarak emin değilim.. Bildiğim tek şey bunların toplamının yolculuğun parçası olduğu, sonucu değil, parçası..

    Hayatın içindekiler izin verirse bu baharı; keşfederek, heyecanla büyülenerek, aşkla sarıp sarmalanarak, küçücük detayların kocaman mutluluklar yaşatmasını hissederek (seyirci gibi izleyerek değil bizzat başrol olarak), kahkahalarla abılar biriktirerek, neşeli anları sindirerek, huzurun merkezinden hiç ayrılmayarak yaşamak ve yaşatmak istiyorum..

    Zorluklar, sınanmalar falanlar filanlar olacak, tuzu biberi diyelim. Diyelim diyelim de, dilerim ki hayatta tadını tuzunu fazladan kaçırmaz yaşatırken..

    Sadece dünyayla değil, kendi dünyasıyla da mücadele edenlerin ruhuna huzur, kalbine aşk, aklına berraklık diliyorum bu yaz..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..YAPBOZUN PARÇALARI..

    Günaydın sevgili kendim, aklının atağına izin ver çünkü ben seni anlıyorum, merak etme halledeceğiz.. Hem unutma, zaten her şeyi birlikte hallettik, halletmenin yolunu tek başınalığımızda bulduk.. Yine buluruz, ben yanındayım..

    Unutmamak ruhu derin olanın, hatırlamak güzel hikayeleri olanın işi..

    Hatırla, bayramları yeni kıyafetler giyme hevesiyle uyuduğun erkenden uyandığın günleri.. Hatırla, panayıra gittiğinizde ne çok eğlendiğin anları.. Akşamları parka gidilen, dondurma yiyerek yapılan yürüyüşleri.. Hatırla, milli bayramlarda yapılacak gösteriler için çalışmalar yaparken yaşadığın heyecanı..

    Hatırlamak ne tuhaf bir ironi.. Yüzü gülümseten, geçmişe tatlı bir bakış attıran, her şey iyi olacakmış hissini tazeleyen..

    Bir şeylerin zamana yenik düştüğü, her şeyin geçici olduğu konusunda çoğumuz hem fikiriz.. Bir fark var; zamanla geçerken yaşanılan sürecin insanda bıraktığı kırıntılar, izler, yaralar olacak. Kimi yaşanılan bugününde sıradan ve hissini kaybetmiş bir iz olarak kalacak. Kimi yaşanılan bugününde bir sesle, sözle, kokuyla, tavırla tetiklenip sızayacak. Kimi yaşanılandan kalan kırıntılar bugününde yürürken ayağına takılacak.. İşte aslı olan bugün ve bugününde anlayanın, dinleyenin ve görenin olanlar.. Seninki sensin canım kendim.. Dünde olduğu gibi, bugününde hissettirdikleri gibi ve sana gelecekte olacak olanı gösterdikleri gibi yarınında da olacak olan bu.. Anlama ve merhamet yorgunluğu yaşayan birinin anlaşılmayı ve görülmeyi beklemesi hayli doğal, kendine kızma lütfen.. Görüldüğünü ve anlaşıldığını sanıp hayal kırıklığı yaşanması biraz da bu yüzden, bu da doğal yine kızma kendine.. Hani kendine demiştin ya yeni yıla girerken; ilk defa beklentisiz, plansız, koca koca umutlar beslemeden giriyorum bu yıla belki hayat önüme kendiliğinden, çabalamak zorunda kalmayacağım güzellikler çıkarır da mutluluğun saf halini yaşarım bu sayede. Aslında tam da bu güzelliklerle çevrili, kendiliğinden hatta hiç beklemediğin yerden hayat sürprizler yaptı.. Ne de güzel olmuştu aslında, hayatın çalışmadığın yerlerden karşına çıkardıkları.. Ee tabi hayat bu dengede tutacak ya illa her şeyi mutluluğu bile bedelsiz sunmuyor insana.. İlla diyor çabala, illa diyor yorul, ha tabi beklememeye de devam et diyor, çünkü beklemek sana yasak sen beklersen beni hayal kırıklığı sunarım sana, beklemezsen mutluluğun kırıntısıyla seni oyalar sonrada seni o mutluluktan mahrum bırakır eğlenceme bakarım. Çünkü senin için bana ve benim sunduğum koşullara meydan okuyabilecek olan yok, senin yanılgın bana meydan okurken bunu yapabilecek olanların varlığıyla seni ödüllendireceğimi sanman.. Sen benim paradokslarla, ironilerle, hayal ve heves kırıklıklarıyla bezediğimsin, seni kendime sakladım kimseler göremez, duyamaz, anlayamaz seni benim kadar, diyor hayat.. Ne büyüleyici bir anlam yüklemesi bu böyle.. Beni kendiyle sınayıp, bendekileri yerle bir edip, benden beni yeniden doğurma şekli bu hayatın.. Anlaması da en az yaşayarak kavraması kadar zor.. Yine de ben beni artık anlıyorum ve unutma ben beni ve bana yapılanları hallederim.. Sezgilerim rehberim, aklım ehlileştirilemez komutanım, ruhum evcilleştirilemez krallığım, kalbimse yolculuğumun rotası olan evim.. Kaç kere dedim bu kalp emanetin senin, köksüz medeniyetinin yegane ışık kaynağı.. Onu ruhundan can eksile eksile kurtarmışken koruyup kollaman, sarılıp sarmalaman gerekirken sense gözü kapalı bir şekilde ellerinle götürüp sahip çıkmak istemeyene bırakmaya, teslim etmeye kalkışıyorsun.. Ve elbette hayat ağzının payını çokta tanıdık bir yerden veriyor, görmezlikten gelemeyeceğin kadar iyi tanırsın bu davranışları canım kendim.. İşte tam da bunu unutma; bizi biz yapan sözlerimiz değil, davranışlarımızdır..

    Zaman yaratanı değil de hayatın ve koşulların araya girmesini bahane edip arta kalan zamanı sana vereni kabul edersen sana ayrılmayan zamanın sızısını yaşarsın ve bu senin sorunun, başkasının değil.. Kırgınlığını görmezden gelip, sen hislerini her anlatmaya kalktığında bir kere olsun özne sen olmamana rağmen yine de gülücükler dağıtmaya devam edersen nasılsa kırgınlığı geçti derler sense uykusuzluğunu bir başına yaşarsın ve bu senin sorunun, başkasının değil.. Senin için uykumu bölemem, bıktırıyorsun diyene iyi de benim hevesim kursağımda kalıyor ruhum kırgın ve sana bunu anlatmaya çabalıyorum diye inatla anlamasını beklersen kaybolan zaman seninki olur ve bu senin sorunun, başkasının değil.. Sadece sözleriyle bunlar geçecek, zaman ver diyene koşulsuzca zaman tanır aklının ve sevginin enerjisini beklemekle geçirirsen yitip giden senin ışığın olur ve bu senin sorunun, başkasının değil..

    Bunlar madalyonun bir yüzü canım kendim sadece bunlara bakarsan da yanılırsın.. Elinden tutanı, çiçeklerle kapına geleni, kahveyle çat kapı sürpriz yapanı, seni delicesine merak ettiği için olduğun yere gelip seni bulanı, korkup dolaban saklandığında başını uzatıp korkma ben varım diyeni de hatırla.. Ve de ki; insan fıtratını yaşar, yaşatır, madalyonun iki yüzünü de gördüm. Bense madalyonun boynuma; aşkla bakan, merakla yanıma koşan, elimden tutup çözüm bulan, kalbinin krallığında tahtım olan yüzünü takacağım..

    Aslında canım kendim; defalarca hevesin kursağında kalmasına rağmen inatla heveslenmeyi, özür dilemeyeni ve davranışlarıyla kırgınlığını iyileştirmeye çalışmayanı beklemeyi, doğrusunu anlasın diye çabalarken aklındaki yanılgılara inanmayı seçene defalarca şans vermeyi, senin bir hatanda anında seni kendinden mahrum bırakabileni, seni defalarca aynı yerden kırana karşı bir umut artık anlar ve yapmaz diye beklerken daha da kırılmanı, kırgın uyumana izin vereni, sorunları çözmek için sorumluluk almayanı seçen sensen bunlar senin sorunun, başkasının değil..

    Halbuki biliyorsun, görüyorsun hayatın içini ve içindekileri; her gün sadakati seçen, günü ve geceyi gün içinde neler yaşanırsa yaşansın gülümseterek başlatıp bitiren, ben hallederimlerle yalnız bırakmak yerine biz halledebiliriz tek başına değilsin diyebilen, küçücük bir olayın sende ataklara neden olabileceğini görüp sıkıca sarılan sarmalayan ve o atakla arana duvar örebilecek sevgiye sahip olan, aklında yüzlerce sekme açıkken yaşadığın karmaşayı gözlerinden anlayıp ben buradayım korkma diyebilen, kendini koyduğu merkezin en azından yanında sana yer açabilecek kadar seni önemseyen, sorunları çözebilmek için enerjisini ve zamanını içtenlikte sunabilen de var.. A pardon o yine sensin, gerçi insan kendinden bilip kendi gibi görmek istiyor bazen karşısındakini..

    Seni çok seviyorum canım kendim, bu seni seviyorum cümlesini sadece cümlede bıraktığım içinse senden özür dilerim.. Bu senden dilediğim en samimi özrüm çünkü beni bilirsin ya özür dileme ya da özür dileyecek şeyler yapma derim çoğunlukla, lakin ben de insanım.. Bazen hayatta, hayatımda olanlarda hatta kendim bile unutuyor olsam da bu gerçeği, bende insanım.. Zaten asıl böyle diyebilenin özrü daha kıymetli geliyor bana.. Seni seviyorum cümlesi; kırgınlıklarını onaran, yaralarını saran, günün karmaşıklığına ve fırtınasına rağmen sana huzur veren, ruhunu dinginleştiren, aklını sakinleştiren, kalbini ısıtan, hayatı tek başınalıkla değil de bir bütün olarak yaşatan, neşeni ve ışıltını çoğaltan, seni küstüren değil heyecanlandıran hisler versin dilerim.. Şimdilik elimden gelen seviyorum diyebilmek, dilerim sana böyle hissettiren bir sevgiyle büyütürsün içindeki küçük kızı..

    Çünkü artık neye ihtiyacın olduğunu biliyorsun; huzur, dinginlik, aidiyet, güneşli günlerde yemyeşil ağaçların arasında telaşsız ve güvende hissederek dolaşmak, yağmurlu günlerde toprağın kokusunu duyacak kadar aklen berrak olmak, kor ateşlerde değil denizin kıyıya süzülüşünde sükunetle yürümek, sana aşık olanın hayatında yaşatacağı cıvıltıyı hissetmek ve keşfetmenin heyecanını kaybetmemek.. Anlatmaya çabalamak ve hiç anlaşılamamış olmak yorgunluğu geçen baharların hikayesiydi canım kendim, biz anlaşılmanın ve aşkın neşesiyle dolduğumuz baharı yaşayalım artık..

    Yapbozun kayıp parçası sensin canım kendim.. Girdiğin her resmi tamamlayan, tamamlayabilen sensin, senin hayatta parçaları toparlayabilmek ve bütün hale getirebilmekle ilgili büyülü bir yanın var, var da peki ya senin resminin kayıp parçası?

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..ILIK LİMONLU SU VE KEDİLER..

    Akşam 9 ve gece 2 teorisi..

    HIMYM’da Ted’in de dediği gibi ”gece ikiden sonra yatıp uyuyun, çünkü verdiğiniz kararlar yanlış kararlardır ve asla iyi şeyler olmaz..”

    Hayatının yaklaşık 9 yılını gece uyumadan, hatta çoğunlukla çalışarak geçiren biri olarak söyleyebilirim ki hata yapmak ve hep yanlışı mı seçmek istiyorsunuz akşam 9’dan sonra kararlar almaya başlayın.. Birbirini takip eden hatalar, raydan çıkaran kararlar ve hayatı alt üst eden rutinler üzerin düşündüm.. Denizli-İzmir yolu bunu düşünmek için hayli doğru bir rota.. Hele de bu iki şehir ya da yolculuk yaptığını iki şehir sizin hikayenizde mimli şehirlerse tadından yenmez bir overthink dünyasına girebilirsiniz..

    Yolculuğun ilk anları dondurma ikramımın tadını çıkarırken kulağımdaki müziğin ritmine kendimi bırakmakla başladı.. Yavaş yavaş dondurma bitmeye, müzik değişmeye başladı. Aklım dehlizin kapısını aralarken yüzümde yine başlıyoruz gülümsemesiyle kendimle konuşmaya başladım.. Tam sözü ben alacakken kaygının sesi gürleşti; ne zaman düzen kuracağız, ne zaman başlayacağız, ne zaman gideceğiz, ne zaman varacağız, ne zaman anlaşılacağız, ne zaman tam bir bütün olacağız diye oradan buradan toparladığı her konunun telaşını bir anda saçıverdi ortalığa.. Müdahale etmeye yeltenecekken utanç ve kırılan hevesler el ele ayağa kalktılar, başlarda cılız tonlarda neden, niye derken boğazlarını temizleyip sorularına özne olacak kelimelerle cümlelerini tok bir sesle kurmaya başladılar; neden ihtiyacım var demek bu kadar zor, neden istiyorum demek varken sessizce bekliyorsun, neden bizi şişiren konular ve bize temas eden olaylar olduğunda geri çekiliyorsun.. En iyi susup izlemekti, karar verdim.. Her duygunun söz almaya hakkı olan bir yolculuk olacaktı, anladım.. Öfke sabırsızlığı da yanına alıp hemen söze girdi; yeterince kırgınlığın olduğunu, beni korumak için tetikte olmayı doğru bulduğunu, ayrıca kişisel olarak ihmal edilen sınırlarım konusunda tahammül göstermek istemediği konusunda oldukça da net olduğunu söyledi.. Neşe, heyecan, sevgi ve huzur bir köşede boyunları bükük diğerlerinin sözlerinin bitmesini bekliyorlardı.. Neşenin kırık dökük yanları, heyecanın darbe aldığı yönleri, sevginin yaralarındaki sargıları, huzurun tahrip edilmişliği gözüme çarpsa da izlemeye devam etmenin doğru olduğunu düşündüm ve dahil olmadım.. Korku bir hükümdar edasıyla elini masaya vurdu, tüm duyguların sesi bir anda sustu; hayatta kalmak için, yeni yaralar almamak için, emeği ve enerjiyi tüketmemek, zaman kaybetmemek için onun varlığına ihtiyacım olduğunu vurguladı.. Aslında haksız da sayılmazdı, geçmişte yaşatılanları gözümün içine sokarcasına rehberlik edinmemi söyledi.. Anladığımı göstermek için kafamı salladım, anlaşıldığını görünce sözü diğer duygulara bırakmaya hazır hale geldi.. Neşe söndürülmeye çalışılan ışığını da yanına alarak kürsüye yaklaştı; geçmişi görmezden gelmediğini ve fakat her şeyi geriye bakarak yaşayamayacağımı, gözlerimi önümden ayırmamam gerektiğini vurguladı, mizahımın temelinde kendisinin derin bir yeri olduğunu hatırlatarak ışığını gösterdi ve o ışığı ruhumdan ödünç aldığını söyledi.. Haklıydı, ışığım karanlığımda bile kendini korumayı başarmıştı. İlgim daha da artarken heyecan ve huzur yan yana söze girdi; ufacık bir şeyin bile gözlerimin içini parlattığını hatırlattılar, basit ve küçük bir davranışın mutlu ettiğini, seni düşündüm denilerek yapılan şeylerin ruhumda nasıl yer edindiğini, çocuklar gibi heyecanla yaşadığım anların verdiği huzuru hatırlattılar.. Tüm duyguların sesleri cılız şekilde birbirine bir uğultu olarak karışmaya başladığı an sevgi bir anda hepsine sarıldı ve sizi görüyorum diyerek söze girdi; tüm duygular afallamayla sükunete gömüldü, anlıyorum sizleri ve görüyorum çırpınışlarınızı. Sevgili korku ve kaygı sizler gelebilecek tehlikelere karşı ya da beni yorabilecek duygusal yanılsamalara karşı beni koruyorsunuz, sevgili utanç sense benim zayıflığımı kullanmamaları için çabalıyorsun, sevgili kırılan hevesler sizlerinde farkındayım küçücük bir kırılmaya dahi kursakta yer kalmadı biliyorum.. Hepinizi görüyorum, duyuyorum ve anlıyorum, dedi sevgi.. Yıllar içinde kırıldım, yaralarla dolup taştım, ümitsizliği tattım, çaresizlikler içinde yalnız kaldım, neşeyle ve heyecanla yollarımıza duvarlar örüldü biliyorum diye devam etti sevgi.. Tam o anda güneşi işaret etti; bakın dedi, bakın, güneş biz Denizli’deyken doğdu İzmir’deyken batacak, yol bizi günden geceye götürecek, hayat bize doğru değil bizden dışarıya doğru akıyor dedi.. Küçük kızımıza bakın; yıllar içinde herbirimize ne anlamlar atfetti, her seferinde yüklediği anlamları yeniden yeniden dönüştürdü, kimi zaman korkuyu yüceltti neşeyi yok saydı, kimi zaman heyecanının kaygısının önüne geçmesine izin verdi. Şimdiyse herbirimize ihtiyacı var, hepimizin görünür olmaya ve ona rehberlik etmemize ihtiyacı var.. Sevginin kurduğu her cümle, diğer duygular için açtığı her alan beni bana biraz daha yaklaştırmış gibi hissettirdi, başımı yolun karşısına çevirdiğimdeyse evime gelmiş olduğumu gördüm..

    Eve varmak, evde olmak.. Ne tuhaf bir ironi benim için..

    Haftalar öncesinde kendime verdiğim bir söz vardı; ne olursa olsun güne limon suyumu içerek başlayacağım ve erken uyanacağım.. Yılların sonunda kendime söz verme cesaretimle ve sözümü tutmak gururuyla kendimi daha güçlü hissettiğimi fark ettim.. Yaklaşık 2019’dan bu yana plan yapmak, ajanda tutmak, yeni alışkanlıklar edinebilmek, bazı rutinlerimi dönüştürebilmek için onlarca yol ve yöntem denedim, araştırmalar, kendimi yıkıp yıkıp yeniden inşa etmeleri saymıyorum bile.. Meğer ihtiyacım olan şey güneşin gözüme vurduğu anda uyanıp, limon suyumu içmekmiş.. Bankında sigara içmek için oturduğum parkta yanıma yavaşça sokulan kedinin mırlamasıymış ihtiyacım olan.. Aslında ”ben kendime neler yapmışımdan, benim kendime neler yapabileceğime” olan yolculukmuş hepsi..

    Bir plan yapmak, programlar yazmak, ajanda düzenlemek konusunda neler yapılmamalıya dair her şeyi biliyorum artık. Bir alışkanlık bir rutin nasıl değiştirilmez, nasıl olurda insanın dönüştürmek istedikleri hep erteleme yüzünden aynı kalır, bunları da biliyorum. Ne kadar okursanız okuyun, araştırma yaparsanız yapın kendinizi tanımadıkça sadece geçici olarak bazı şeyleri değiştirebilirsiniz, en azından benim gibi insanlarda bu böyle.. Çünkü sadece hayatımızdaki insanlara değil, kendimize ve alışkanlıklarımıza da sadakatle bağlıyızdır bizler.. Bize hizmet edip etmediğine bakmadan, artık iyi mi geliyor kötü mü demeden, otomatik pilota alırız yaşantımızı..

    Ben maruz kaldığım her zorluğa diş bileyerek, artık eskisi gibi olmayacaklar diye kendime sözler vererek çokça zaman geçirdim.. Meğerse sadece sıkmaktan dolayı zedelenen dişlerim ve kendime tutmamak üzere verdiğim sözlerim kalmış günün sonunda elimde.. Tabi depresyon ve anksiyeteme burada küçük bir teşekkür etmem gerek; beni köşeye sıkıştırmasalardı, uçurumun kenarına kadar itekleyip beni ya yaşa ya da atla diye maruz bırakmasalardı yanmaya bu dönüşümün başlangıcı olur muydu bilmiyorum.. Yanmasaydım doğabilir miydim küllerimden, atlamasaydım uçurumdan yeniden keşfedebilir miydim kanatlarımı ve yazmasaydım kendimi doğurma sancımı geçmişin rehberliğindeki bilgeliği bulabilir miydim kendimin şimdiki zamanında.. Emin değilim..

    Geceleri seviyorum doğru, sokaklar geceleri daha samimi geliyor bana, şehirler gerçek kimliğini gösteriyor sanki.. Lakin gecelerin çıplaklığıyla sunduğu kimliklerden yeterince ders aldım, bir süreliğine (mümkün oldukça ömür boyu sürsün isterim) geceleri uyumak için huzurla zihnimi ve bedenimi dinlendirmek için sevmek istiyorum.. Düşünmeyi seviyorum doğru, ortada olanlardan hep bir fazlası vardır ihtimal olarak diyecek kadar sınırları zorlayan bir beynimin olması hoşuma gidiyor.. Lakin zihin kıvrımlarımdaki yollar cılız bilgiler ve karmaşalarla inşa edildiği için önce o yolları ayıklayıp daha sağlam ve yeni kıvrımlar için zihnimin üzerinde çalışacağım bir süre.. Plansız yaşamayı seviyorum doğru, kendiliğinden olan ve sıradan bile olsa aniden yaşanan şeyleri daha kusursuz ve büyüleyici hissi yaşatıyor ve mutlu bir bakış açısı sağlıyor bu sayede sanki hayat, yine de bu durum güne limon suyumu içerek başlama planımın önüne geçemez artık..

    Her seferinde yaşamak ve gerekirse dağılmak için başka şehirlerde bulunup sadece inziva için geldiğim bu ev, İzmir bu sefer hayatın içinde hissettiriyor.. Belki de yıllarca aylak aylak dolanarak aradığım cevaplar, kimim ben soruları, öğrendiğim dersler, öğrenemediğim şeyler, sorgulamalarım, yanılsamalarım, gerçekliğim derken ihtiyacım olan cevap belki de sadece hayatın akışında rast gelebileceğim cevaptır.. Belki de sorular ve cevaplar o kadar da önemli değildir bazı zamanlar, bazen sadece yaşamak ve hayatın dansa davetine evet demek gereklidir.. Ve şimdilerde inziva değil, hayata karışma zamanı belki de bu sefer ihtiyacım olan her neyse ayağıma İzmir izbanıyla gelir kim bilir.. Çünkü inziva değil, arenaya yeniden çıkma zamanı sevgili küçük kızım..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..YAZABİLMEK, YAZMAK, YAZAMAYABİLMEK..

    Dakikalardır yazıp, bütünlüğünü koruyamadığım için bitiremediğim hikayenin burukluğu var kursağımda.. Giriş var, gelişmeye kadar yükselttim lakin sonuç fiyasko..

    İşte çoğu zaman hayatın akışı da bu özete sahip oluyor.. Giriş, emek, gelişme, zaman, fiyasko.. Güzel hikayelerin yerle bir olan sonları, harabe halinde olanın büyüleyici sonu, zaman zaman karalıkla başlayan karanlıkla, aydınlıkla başlayansa aydınlıkla bitiyor.. Hayatın tuhaf bir mizah anlayışı var.. Kolay kolay şen kahkahalar arttırmıyor, kimi zamansa tekme tokat dalacakken başını okşamaya başlıyor falan..

    Aynalama taktiğini sürekli kullanan, yansımalarla dolu bir mizah anlayışı.. Ne bütünüyle acıtıyor, ne de tamamlanmaya izin veriyor.. Yazarken de yaşarken de, anlatırken de dinlerken de, susarken de konuşurken de hep bir dahil olma arzusuna sahip bir mizah anlayışı.. Dilediğin kadar plan yap sanki Saorun’un gözü gibi sürekli izliyor.. Sen planlama yaptıkça, senin aksi yönünde planlar ekliyor..

    Sitem etmek hak, şikayetçi olmak helal.. Senin emek emek kurduğun şeyin bir cılız esintide yıkılıvermesi buruk bir çaresizlik yaratıyor.. Kalp çizgisi gibi inişli çıkışlı bir hayatın insana ucundan kıyısından yaşadığını hissettirmesi gerekirken çoğu zaman lineer bir ilerleyişi yeğliyoruz..

    Bir hikayenin en can alıcı noktası, sonuca yaklaşırken bizde iz bırakan kahramanın dönüşümüne şahit oluşumuz aslında.. Kendi hikayemizinse kuşbakışı görülen kısmıyla kendi gözümüzden görülen kısmı arasında farklar olur.. Dışarıdan bakanlar mimiklerinin, kıyafetlerinin, dolaştığınız yerlerin değişimini görürken asıl değişimin olduğu içsel farklılıkları pek fark edemezler..

    Hikayelerde böyledir aslında, tansiyon yükseldikçe başlangıç noktasıyla varış noktası arasındaki kısımlar sona doğru unutulmaya başlar.. Kahraman güçlendikçeyse yaşanılan heyecan başlarda hissedilen acıyı baskılar..

    İşte yazabilmek, yazmaya iten hikayelere şahit olabilmek o yolculuğun kendisiyle ilgilidir biraz da.. Bu yüzdendir çoğu zaman sadece hikayeye giriş yapılır da gelişme de tıkınıp kalınır.. İşte bu yüzden bazen sadece yazmak için başıboş cümleleri ortalığa saçmak lazım..

    O kelimeler cümle bütünlüğünü yakalayabilir ve bir sonuca varabilirse ne ala , baktın ki tamamlanamayacak kadar dağıldı, bırak öyle kalsın.. Her cümle noktayla bitmek zorunda değil, her hikayeyse tamamlanmak..

    Bazen sadece başlamak gerekir; hikaye yazmaya, yola çıkmaya, inanmaya, teslim olmaya, akışın içinde savrulmaya, anlatmaya derken bazen sadece bir adım atmakla başlamak gerekir yaşamaya..

    Sonunu düşünmeden, kusursuz planlar yapmadan, boyu aşan hedeflere gömülü kalmadan.. Yarım kalır endişesinden azade, sonu ne olur telaşından uzak, ya arzuladığın gibi olmazsa hayal kırıklığı yaşarsam korkuları duymadan.. Sadece yaşamak ve yaşatabilmeyi denemek..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..KAOS VE DÜZEN; ZİHİN HARİTASI..

    Kendinize uyandığınız an ilk neyi yapmayı layık görüyorsanız gününüzün çoğunluğu ondan ibaret olacak olsaydı, olduğunuz halinizle devam mı ederdiniz yoksa içsel bir telaşla başka bir başlangıç mı seçmek isterdiniz?

    Zihnin kısa yolları, rutinlerimizin kaderimiz üzerindeki etkisi, seçimlerimizin ruhumuza ektiği tohumlar konusunda bir hayli kesin sonuçlar var..

    Peki bunca seçenek çokluğu arasında doğru olanı nasıl bulacağız, bize iyi gelecek bizi tatmin edecek olanı olanları nasıl seçeceğiz?

    İşte işin basit ve etkili formülü buradaki çokluğun yanıltıcılığından doğuyor.. Hastalığın şifası çoğu zaman hastalığın sebebindedir derler.. Çokluğun getirdiği sorgulamaları ele alalım; neler yapmak istiyorum, nelere sahip olmak istiyorum, nerden başlayacağım vs. .. Bir şeyi seçip, sebat edip, onun üzerinde emek vermek o konuda iyi olup olmadığımızı, iyi değilsek bunu deneyimlememizi, ya da daha da gelişip iyi olmamızı sağlayacaktır..

    Kariyer hedeflerimizde, ilişkilerimizde, hayallerimizde bir personamız var.. Bir de ortaya koymadığımız eylemlere dönüşmeyen personalarımız var.. Kim olduğumuz kadar kim olmak istediğimizin de seçimlerimize etkisi hayli büyük..

    Hayatın sunduğu koşullar sevdiğiniz değer verdiğiniz rutinlerinizi etkiliyorsa bir durun düşünün, önceliklerinizi siz mi belirliyorsunuz sizin dışınızda kalanlar mı? Mesela uyanır uyanmaz telefonu eline alan birisiniz diyelim; yaptığınız ilk şey sevdiğiniz birine ya da birilerine mesaj atmak ve günün geri kalanına hazırlanmaksa ne mutlu size. Diyelim ki bunu yapmak yerine ilk yaptığınız; hali hazırda gecesinden attığınız mesajın rahatlığıyla, güne kendinizle başlamak oldu diyelim yine ne mutlu size, lakin bu süre zarfında ince bir dipnota dikkat etmek gerek eğer sizi önceliği yapan insanlara karşı koşulları ve başkalarını öncelik yaparak davranmaya devam etmeyi seçerseniz size atfedilen rütbenizin bir gün düşmesini de göze almalısınız..

    Size verilenler kadar sizin verdiklerinizin de hayatın size sunacaklarını etkilediğini unutmamakta fayda var..

    Duygularınız ve düşünceleriniz davranışlarınıza, davranışlarınızsa kaderinize dönüşecek. Ve bu her gün yaptığımız bir seçimdir aslında.. Bizi biz yapan sözlerimiz değil davranışlarımızdır demiş Platon.. Başkalarının kulağımızdan çok gözlerimize, oradan da aklımıza hitap eden bu sebepten dolayı da kalple aklın savaşını başlatan ilk şey bu olabilir.. Kulağımıza hitap edenin büyüsüne kapılarak gözlerimizi kapatıp dans etmek, biraz da otobanda piknik yapmaya benzeyebilir.. Hayatın sizi dansa davet etmesinin heyecanına kapılmak haz verici olsa da dansa adım atarken yerin asfalt mı yoksa ahşap mı olup olmadığını kontrol edin..

    Kaos kendi içinde bir düzeni getirecek olsa dahi, var olan bir düzeni de altüst edebilecek kadar güçlüdür.. Beyin sizi hayatta tutmak için bir şeyin iyi ya da kötü olmasına bakmaksızın sizi seçimlere itecek, bu itişi uygularken de eskilerin örneklerini ve datalarını sunacak.. Bu bir tuzak mı yoksa gerçekten kaçmanız gereken bir şey mi işte orada ilkel beyninizi bir kenara bırakabilir, gelişmiş olan sinir sisteminizi devreye sokabilirseniz yanılsamalar içinde kalmak yerine gerçekçiliğin dünyasında kalmaya devam edebilirsiniz..

    Geçmiş; ben bunları daha önce yaşadım ya bu yolları biliyorumları önünüze koyarak başkalarıyla yediğiniz yemeği bir başkasına ödetmeye kalkabileceğiniz bir bahane zırhı olmamalı.. Pişmanlığını yakıt olarak kullanarak geleceğe yol haritaları çıkaracağınız, önünüze gelen yolunuza çıkan yeni insanları olduğu gibi tanıma şansı sunacak tecrübelerin biriktiği bir cephanelik olmalı bence..

    Birini olduğu gibi yalın ve derin olarak anlamak, tanımak, keşfetmek böyle yazmak ya da konuşmak kadar kolay değil biliyorum.. İnsanın kendine bile yabancı olduğu birçok yaşı, bir dolu yanı varken, kendisiyle geçirdiği zamanın bile buna yetmediği zamanlar varken bir yabancıya karşı yargısızca ve koşulsuz inanması anlaması elbette zor.. Lakin imkansız değil..

    Kendimizle olan ilişkimizin harcını kim attıysa eline sağlık ve fakat hayat her gün yeni bir dünya sunmayı bekliyorken harcı atanlara minnet duyarak dünde yaşamak yerine bugün bir daha estetik bir yapı inşa edebilir miyiz, kendi temelimizin üzerine kendi ellerimizle yeni şeyler yaratabilir miyiz, bence biraz da burası önemli.. Geçmiş bugünün hamuruna su katmış olabilir, lakin katılan su bulanıksa yarınınıza çamurlu bir ekmek pişirebilirsiniz.. Bir bakmak lazım; yapının harcına, harç ustasına, yapının tarihine ve en önemlisi restore edilebilir mi edilemez mi?

    Kendin olabilmenin, kendi kurallarını yazabilmenin, kendi müziğinle dans edebilmenin özgürlüğüne erişmiş, o özgürlük için cesurca bedel ödemeyi göze alabilmişlere..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..DAVRANIŞLAR KELİMELERİ DÖVER..

    Hevesimi kıranın, kalbimdeki imparatorluğunu yakarım.. Ne racon ama.. Aklım kadar kararlarımda kestirip atmak konusunda başarılı olsaydı bugün kendi kendimi aptal gibi beklerken bulur muydum acaba?

    Aşk için, hayatın arenaya davetine cevap vermek için biraz acele etmiş olmalıyım. Yoksa mideme kramp girmesine neden olan stresi kolayca yönetebiliyor olurdum.. Ya var ya ben ahmaklığıma doymam, gerçekten doyamıyorum yani.. Öyle sıradan insanlar gibi önceliklerim yok benim, bir listeye dayalı yaşamak gibi bir huyum da yok (kim belirledi olum o listenin maddelerini), yaşamayı ve hissetmeyi zamana bırakacak sabrım da yok. Ayrıca tez canlıyım ulan ben, o sabreden dervişte bana hiç samimi gelmiyor..

    Ya kardeşim aylarca kendimi didik didik ettim; sabır konusunda, anlama anlatabilme konusunda, hissetme konusunda, görebilme konusunda, dinleyebilme konusunda.. Sorun ben de falan değilmiş kardeşim.. Ben baya baya aklı selim, vicdanı hür, ruhu özgür, kararlarını kendi alabilecek kadar birey, sevgisinde cüretkar, sözlerinde samimi, kendine sadık, neşe saçmaktan gocunmayan, bodoslama yaşamayı hissetmeyi seven, kuralsız planız bir dünyayı mümkün kılmaya çalışmışım hepsi bu..

    En iyisi gitmek.. Buraların havası suyu hep bir heves kırıklığı yaratıyor, alerjimi yineletiyor, durgunlaştırıyor buradakiler beni, ruhuma iyi gelen bir iki dostluğun dışında benim için bu şehir sadece ve sadece koca bir hayal kırıklığından ibaret.. Kursağımda boş yer kalmadı be heves kırılmasından.. Bir saat mutlu olsak, amannnnn neysee… Ruhuma iyi gelen belli, aklımı yormayan da.. Niye zorlayasın ki zaten olmayacak olanları.. İnsan daha ne kadar kırılmalı öğrenebilmek için..

    Dışsal etkenlerin motivasyonum üzerinde inanılmaz bir etkisi var.. Aslında çoğu kısmı kontrol edilebilir hala getirmiştim. Demek ki hala tetiklenebilir yönler var, iyi yönünden bakıyorum bunu hiç göremeyebilirdim..

    Beklenti.. İnsanı gizlice zehirleyen, yavaş yavaş öldüren en güçlü zehir.. Minimuma indirmiştim, tamamen kurtulmam gerekli.. Yaparım, yapabilirim.. Sadece bugünün işi bu değil..

    GÜN İÇİNDE YAZMAK İÇİN ACELE ETMEMEK GEREKİYORMUŞ; SABAHA HEYECANLA UYANIP BEKLENTİLERİNİ VE HEVESİNİ YAZARAK GELECEĞE BİR İLLÜZYONU NOT DÜŞEBİLİRSİN OYSA GÜNÜN DEVAMI HEVES KIRIKLIĞI VE İVME KAZNAMIŞ BİR HAYAL KIRIKLIĞI GERÇEKLİĞİNİ BARINDIRABİLİR.. YAZMAK İÇİN ACELE ETME KIZIM .. GELECEĞE DÜŞECEĞİN NOT YANILSAMALAR DEĞİL GERÇEKLERİN TA KENDİSİ OLSUN..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..DÖNGÜLERİN PSİKOLOJİSİ VE SONRASI..

    Zekasını hilekarlığa adadığı için tepeden yuvarlanan kayayı tekrar yukarıya taşımakla cezalandırılan Sisifos misali hep bir konuda ya da konularda döngüler içinde olduğunu düşündüğün oldu mu?

    Uykunun gelmesine rağmen uykuya dalınamayan gecelerin, sonunun bilinmesine rağmen tekrar tekrar izlenen dizi filmlerin, tekrara saran duyguların, birbirine benzer günlerin bitmesini beklediğin pencereden hayat akıp gidiyor.. Hayatın en belirgin özelliği biraz da akıp gitmesidir zaten..

    Yazıp yazıp silmenin verdiği çaresizliğin tam ortasında, kahvemi yudumlarken zihnimi kaşındıran bazı şeylerin sorgulamalarından kendimi azat edemiyorum.. Kimdim, kimim, kim olacağım, nereden geldim, neredeyim, nereye gideceğim, ne istedim, ne istiyorum, neye sahibim, neler bana sahip, elimdekilerle ne yapabilirim, neyi yapma arzusundan vazgeçebilirim ve daha bir sürü şey..

    Bir masa kursam evimde akıl danışacak, planlar yapacak, sohbetlerden demetler içinde kaybolacak olsam davetlilerim kimler olurdu? Bu sorunun yakın zamana kadar cevapları hep sevdiklerim olurdu, şimdiyse çok başka.. İşte kırılan bir döngünün parçası.. Prensesin kendini kurtarması gereken yeni bir görevin başlangıcı bu..

    Yaralarını sarmak, kendini büyütmek, küçük dünyanda yaşananlarla bir şekilde baş edebilmek iyiydi. Bunlarla oyalanmak, düne kadar bunlarla övünmek bir hayli keyifliydi de.. Peki ya şimdi, bugün? Düne kadar olanlarla böbürlenmek, başarmışım ya diyebilmek, tek başınalığın verdiği gücü korumak, buna sahip çıkmak önemliydi.. Çünkü bir cehennemden yalın ayak yürümek, bir enkazı toparlayıp temizlemek, yeniden inşa etmek hayli bir enerji, birçok açıdan akıl sağlığı ve akan zamana mal oldu..

    Peki yarının dünü.. Gün yarına döndüğünde, düne bakıp böbürleneceğim şey ne? Yeniden başlayabilmiş olmanın avuntusu mu! Sisifos’tan farkım ne olacak hiç yerine ulaşamayan kayayı taşımak dışında, ki onun cezalandırılmasının güçlü ve ironik bir sebebi var, aklıyla tanrılarla alay etmiş, ölümü kandırmış olması cezasından çok sebebinin övüleceği bir başarıyken..

    Step by step güzel kızım.. Hayata başlama saatini değiştirdin hayata ara verdiğin saatleri de, düşüncelerinin rotasını düzenledin, falan filan.. Eeeeeee..

    Anladık, bir şekilde hayatta kalmayı başardın, eee…

    Bir kelebek var gücüyle kozadan çıktığı için bu denli böbürlenmiyor, ıstakoz kabuğunu acı içinde kırıp yeni kabuk oluşmasını beklerken kahvesini yudumlayıp ”abi bak nasıl da başardım ama yeni kabuk yaratmayı” demiyor, kartallar gagalarını kayaya vura vura kırıp tüylerini yenisi için yolarken ”ulan ben ne acılara katlandım bak yeniden doğdum” diye caka satmıyor.. İnsan, insan öyle mi, koca bir alkış duymak istiyor, sensin denilsin istiyor, en büyük sensin, nasıl da sağ çıktın onca savaştan takdirini almak istiyor..

    Mutluluğun yaşattığı doz aşımı kelimelerimi törpülüyor, dünün başarıları bugünümü gölgeliyor, güne prensesler gibi süslenerek başlamak anarşistliğimi baskılıyor.. Hem devrimci ruhuna sahip olmak hem de burjuva gibi yaşamak, geceleri dünyaya diş bileyip kötülüğün karşısında durup gündüzleri sıradan insanların içine karışan Batman misali yaşamak, hem gamsız ritimlerle dans edip hem dertlerin merkezine yolculuk yapmak bir bipoları bile fazlasıyla işkillendirip yorabilir.. Yani yazar burada diyor ki, hem mutlu olup hem şiir yazılmaz..

    Gelelim dünün yarınına, yarının dününe.. Bugün bir karar vereceksin, vermelisin.. Hem problemin hem de çözümün kendisi olmaya devam mı edeceksin, yoksa sadece kendin olmanın tadını mı çıkaracaksın!

    Ruhi Müccerret’in dediği gibi; dünyayı değiştirecek kapasiteye sahip kişiler, genellikle hayatta kalma konusunda beceriksizdirler, hayatın hazırlık aşaması ömür boyu sürer ve tam yaşamaya başlayacağın sırada sahadan şutlanırsın, şeytan kutsal kitaptan alıntı yapar ve meleklerse daima görmezden gelinir..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BUGÜN KİMSİN, YENİ SEN Mİ ESKİSİ Mİ?..

    Aklın kusuru, olmuş olanların olacak olanlara sebep vermemesi için kişiyi sürekli tetikte tutacak bir mekanizma oluşturması olabilir.. İnsanın kusuruysa say say bitemeyecek kadar uzun.. Aklın ve insanın alıştığı tabiatına aykırı olan her şeyi tehdit olarak algılayıp, ona göre tedbirler alıyor olması her ne kadar kişiyi hayatta tutuyor gibi görünse de kimi zaman bu tedbirli hal güzel olanın, mucize sayılabilecek olanın önüne de geçebiliyor..

    İnsanların hayatında keskin bir yer edinmişliğim çok.. Kiminin hikayesinde anılara daldığında gülümseten bir dost, kiminin hikayesinde başına buyruk bir aşık, kiminin hikayesinde zehirli bir sarmaşık.. Peki bu hikayelerin yazarı ben miyim, benden olmayanlar mı?

    İnsanların, hele de hayatımda en ufacık yer edinenlerin aklından geçeni kalbinde olanı öğrenmek için harcadığım zamanı ve enerjiyi kendime harcasaydım.. Demeyeceğim, çünkü çok söyledim, çok düşündüm, kimi zaman anladım, kimi zamansa anladığım illüzyonuna aldandım.. Beşerin aylaklığı ve hakikat arayışındaki bocalaması bu biraz da..

    Dün her kimsem, bugün bir başka hatta bambaşka biriyim.. Yarın her kim olacaksam, sonrasında daha da bir başkası olacağım.. Dün çizmediğim sınırlara bugün gardiyan dikebilir, dün keskin olduğum konularda bugün şefkat gösterebilir, dün diş bileyecek kadar öfke duyduğuma bugün affedecek kadar önemsemez bir tavırla yaklaşabilirim. Dün kızabilir, bugün affedebilirim, dün farkına varmadığım şeye bugün kızabilirim.. Ha bu demek değildir ki her anımı değişerek yaşayacağım.. Aksine dünyayı yeni gözle görme arzusu benimki.. Kendi hikayemin yazarı olmak.. Herkesin hikayesinde kendimce kim olduğumu, neler yapıp neler yapmadığımı biliyorum. Onların atfettiği kişi değilim, aynı zamanda onların gördüğünü sandığı kişiyim.. Onların hikayemdeki yeri gibi.. Dünkü dostum bugünün hiç kimsesi, dünkü sevgilim bugünün sıradan bir kimsesi, dünkü evim bugün başkasının harabesi..

    Geçmişe takılı kalan halimi depresyonumla, geleceğe kaygı duyan aklımı anksiyetemle, ruhumda açılan yaraların şifasını bipolarımla buldum.. Bulmak, kulağa ne kolay bir sonuç gibi geliyor.. Hikaye yazmak, yeni bir şehre giden ya da yaşanılan şehre gelen yabancının kaleminden dökülenler gibi okuyana ne kolay geliyor.. Değil sevgili okur inan ki değil.. Yaşayana, yaşadıklarını yazana hiçte kolay değil.. İnsanca yaşamak hiçte kolay değil.. Kendin olarak kalmak, iyi insan olmak.. Her yıkılanı onarmak demek, hatta kimi zaman kendi ellerinle yıkmak demek. Yıkmakla kalsa ne iyi, yeniden inşa etmek, soğukmuş sıcakmış dememek, açım susuzum dememek, el uzatan varmış yokmuş dememek..

    Sevgiye olan inancım hala aynı mesela, güven konusundaki hassasiyetim, sadakatin her gün yeniden seçilen bir değer olduğuna olan inancım, şeffaflığın değerli oluşuna verdiğim kıymet, gülümsemenin şifa olacağına olan inanışım hala aynı.. Yamalı, kırgın, vazgeçmenin eşiğinden dönmüş olmalarına rağmen hala canlı ve aynı.. İnanıyorum sevgili okur, inanıyorum.. Dostluğun bir zırh olduğuna, aşkın bir umut olduğuna inanıyorum..

    Pembe gözlüklerle yaşayamayacağımız yakıcı gerçeklerin olduğu bir dünyanın içerisindeyiz.. Her gün bir öncekinden daha yakıcı olabiliyor, bir önceki günden daha stresli, daha kaygı dolu, daha yorgun ya da umuda prangalar bağlanmış olabiliyor.. Her gün kendi içinde bir karanlık, bir aydınlık barındırıyor.. İnsan tabiatında da öyle.. Yaptığımız her seçim bizi bir tarafa daha yakın kılarken diğerinden bir adım daha uzaklaştırıyor..

    Kalbin rotasından şaşmadan, aklın karanlığında kalmadan ruhun yorgunluğundan sızlanmadan yaşanacak nice güneşli günlere..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..BİR KÜÇÜK ADIM VE KELEBEK ETKİSİ..

    Amaçlar, ihtiyaçlar ve istekler konusunda karmaşasından kurtulmanın en iyi yollarından biri bunları gerçekleştirmiş ve hiçliğin zirvesine varmış biriyle yenilen akşam yemeğidir..

    Akıl danışmanınsa en güzel yanı her olasılığı hesaplama tatmini yaşadıktan sonra burnunun dikine gideceğin rotayı belirmektir mesela..

    Beşerin bahtı hatalarla yazılır, doğrularla düzelir.. Ne yaptığınız yanınıza kalır, yapmadıklarınızsa yanınızdakileri alır.. Seçimler vazgeçmenin, vazgeçebilmenin hem en kestirme hem de en zor yanı..

    Amaçlar sadece kendini ilgilendiren bir yapıya sahip olursa yalnızlaşır ve işlevsiz kalırsın, sadece diğerlerini ilgilendirirse merhamet yorgunluğu yaşarsın.. Denge güzelim, önce dengeni bulacaksın..

    Dünyayla dünyan arasında bir denge bulacaksın, sana sunulanlarla neler yapabilirsin onun denklemini çözeceksin, ve öz disiplinle bir rota oluşturacaksın.. Hayat zorluklar çıkarabilir, hatta muhakkak çıkaracaktır, insanlar kelek çıkabilir ki muhakkak çıkacaktır, aklın karışabilir ruhun sıkılabilir, bazı şeyler hatta kimi zaman çoğu şeyler yoldan çıkabilir, bırak çıksın.. Bazen toparlayabilmenin yolu iyice dağıtmaktan ve dağılmaktan geçebilir..

    Keder ve üzüntüye dikkat et. Biri geçmişin pişmanlığını biri geleceğin kaygısını yaratır.. Pişmanlığı yakıt olarak kullanabilmenin yollarına bak.. Her hatadan, her yanılgıdan, her yanlıştan ders almaya da çalışma.. Bazen bazı şeyler sadece bazı şeylerdir, bırak öyle kalsın.. Tecrübe yolun 4/3 ünü tamamlayanların hikayelerini derleyip toplayarak topluma yaymaya çalıştığı anekdotlardır.. Herkesin dili kulağına isabet ederse aklın kalbinin rotasından şaşar..

    Aile önemli, lakin birey olmana engel olan beklentilerine mümkünse izin verme.. Hürmet göstermek erdeminden olsun, minnet etmekse öyle bir hırka giydirir ki sana o hırkanın içinde çöllerde dolaşırsın da anlamazsın ne yaşadığını.. Seni sen yapan senden olmayanlardır sözü alimlerin bile rotasını kaydırabilir.. Dostluklar önemli, lakin görüşünü kapatabilecek kadar pohpohlanmamaya dikkat et. Unutma sadece insansın, sahte bir dengeyi gerçekçi bir sarsıntıya tercih etme.. Ve sevgili, ne güzel bir statü, birinin bir başkasına takabileceği ne kıymetli bir sıfat. Lakin dikkatli ol, her insan sana yoldaş olmak için gelmez hayatına kimisi yaranı kaşır, kimisi şifa olur, kimisi sadece bir gölgedir. Gerçek yoldaşın seni yormayan bir hali vardır; kırgınlıklarını, yaralarını, gösterdiklerini, göstermediklerini, hatta senin göremediklerini dahi keşfeder, keşfetmenin yollarını bulur seninle, bazen çözümün bazense problemin kendisi olur, işte burası isteklerinin de durumu ele aldığı konulardan birisi..

    Öğrenmek istiyorsan ölüme yaklaşanları ya da ölmüş olanların hikayesini dinle elbette lakin çocuklara ve doğaya iyi bak.. İzle, dinle, duyumsa, hisset.. Çocukların hayal dünyasına ortak ol, hayvanların masumiyetine sahip çık, geri kalanlarınsa sadece hikayelerden ibaret olduğunu unutma.. Sen hala hayattayken, nefes alıyorken odaklandığın şey canlı olanlar olursa ana ruh katarsın, olmazsa orasını terapide konuşuruz..

    Küçücük bir adım, minik bir buse, beklenmeden kurulan bir cümle, zamana teslim edilmeyen sevgi, içten bir sarılma, gülümsemeyle söylenen bir merhaba, görünce seni anımsattı hediyesi, içten edilen iltifat, arkasında durulan bir söz, armağan edilmiş bir şarkı, eşlik edilen bir kahve, altı çizilmiş bir kitabı yeni birine sahiplendirmek, ana kapılarak yapılan bir dans hayatında kelebek etkisi yaratabilir. Adımların küçüklüğüne takılı kalma, tarihe geçmiş ünlü resimlerin anlamları küçük detaylarda gizlidir.. Yıllar önce alelade bir şekilde yapılan yürüyüş, yola çıkılana hatıra diye verilen bir kitap yıllar sonra ”yok ya benim inancım kalmadı, asla bunu yapmam, mümkün değil artık” dediğin ne varsa hepsini yıkacak bir devrim yaratabilir, bir küçük öpücük hayatının akışını kaostan, tek başınalıktan alıp koca bir imparatorluğa çevirebilir..

    Yani güzel kızım; sen hep yaz, yaz kızım.. Yaşadıklarını yaz, yazdıklarını yaşayacağın günler de gelir.. Yani güzel kızım sen hep aşık kal, aşk ki hayatın tek amacı.. Sen hep neşelen güzel kızım, çünkü Cumhuriyet bir küçük kızın gülümsemesidir biraz da..

    Köksüz medeniyetimin kadim ışığına..

    ..SEVGİLERİMLE..

  • ..VE ŞİMDİ BÖYLE BİRİ..

    Artık yol var.. Savrulmadan, sadece ilerlediğimiz, net olduğumuz, karmaşayla bezenmeyen, bir yol var..

    Hayat bu; savurur insanı, emin olduğu yerlerden kırar kimi zaman, seviyorum dediğin an sınanmaya hazır olmanı bekler, kabukları kaldırıp kanatabilir..

    Gerçekler, dokuz köyden kovdurur insanı da vicdan rahatlığı var ya işte o onuncu köyü deniz manzaralı, güneş gören, huzurlu bir yer haline getirir.. Bizim gerçeklerle ya da yalanlarla bir derdimiz varmışçasına yaşıyor olmamız zulüm etmek kendimize.. Asıl çizgi kime karşı gerçek kime karşı hayal olduğumuz olmalı bence..

    Yıllarca yürüdüm yolları; kimi zaman aştım dereyi tepeyi, kimi zaman yamaca varıp yeni bir dağ buldum, kimi zaman yeni yollar açtım, kimi zamansa başkalarının açtığı yollardan yürüdüm.. İnsanım elbet, olmuş olanın hesabıyla yaşayarak ömrü ziyan etmek niye..

    Şimdi şöyle bakıyorum bana, benden bana kalanlara, bende yeşerttiğim yeni yanlarıma.. Dramalardan arınmış, ateşlerden yoğurulmuş, eyvallahı kalmamış, gözleri dolsa da durmayan, kabuğuna çekilip saklanmayan, yara aldıkça güçlenen, neşesi atmosferi aşmış, heyecanı tazelenmiş, yargılamayan, keşfetmeyi seven, anlama yorgunluğuna rağmen anlamak çabasından vazgeçmeyen, hayatı dansa davet edecek cesarete sahip bir kız çocuğu doğurmuşum kendimden arta kalanlardan..

    Yıllarca çok derine dalıyorsun denildi, şimdiyse yüzeysel yaşıyorsun deniyor. Çok keskinsin inatlaşma denilirdi şimdilerdeyse orta yolu bulmaya kalkışınca muhatap bulamaz oldum. Dünyaya öfken var gibi denilirdi, sebeplerim olsa dahi dişimi sıkar sessiz kalırdım, şimdiyse dünyayı affettiğimi söyleyemem elbette lakin onu olduğu gibi görmeye çalışıyorum..

    Aslında konu biraz da bu biliyor musun.. Işığıma ve neşeme herkes hayranlıkla ve büyük bir merakla yaklaşıyor, ulen diyorum peki ya karanlığım, karanlığımın sadece perdesini aralamak istediğim ansa bir parkta bir başına bırakılıyorum.. Kızmıyorum artık, en azından tetiklendiğim kaygımlarımla hareket etmemeye gayret ediyorum diyelim, dur diyorum yak bir sigara bir nefes al bak dolunay ne güzel parlıyor diyorum. Gün geçer, gece biter, elbet güneş yeniden doğar..

    Sadece kendini düşünen, kendi ihtiyaçları ve istekleri yakıp yıkan biri olamadım pek.. Olanlarla da aram pek iyi değildir.. İnsanı insan yapan biraz da başkaları için kim olduğudur bence.. Şöyle durup karşımdaki ruha bakıyorum, görmek için aslında, görebilmek için nereden yaralı nereden iyileşmiş, ne savaşlar vermiş hangi savaşlardan vazgeçmiş diye.. Elbette müneccim değilim kimi zaman gördüğümü sandığım şeyler beni yanıltabilir, var olduğu söylenen duygular aldatıcı olabilir, pürüzsüz sandığım yerler yaranın derinine giden yerdir. İnsanım göremeyebilirim elbette, görebilmek gibi bir sorumluluğum da yok biliyorum, benimki sadece anlayabilme çabası aslında.. Benden başka hikayelerinde değerli olduğunu düşünmek..

    Biliyor musun; kendi seçimlerimizin sorumluluğunu alabildiğimiz, kırılganlığını gösterme cesareti gösterenlere illa methiyeler düzmek yerine sadece sarılabildiğimiz, koşa koşa ışığına gittiğimiz manzaranın karanlığından kaçmamayı öğrenebildiğimiz, bir sorun karşısında kabuğuna çekilmek yerine kaygılara sebep olmamaya özen gösterebildiğimiz davranışlarımız önemli olan.. İnsanız hatalar yapılır, kırgınlıklar yaşanır, fırtına sadece sizden kaynaklı değildir hayatta.. Lakin o fırtınayı kendisiyle göğüslemiş, her zorlukta yalnız kalmış, hatalarında tek başına olan, karanlığıyla kendisi yüzleşmiş insanın bir gecede vereceği karar anı geldiğinde ve o kararı aldığında yoluna çıkana da yolundan çıkana da sessizce selam verip devam edeceği bir yol var..

    Ve yine de, her şeye rağmen, gururdan ve kibirden arınarak..

    Çatışmalara birlikte göğüs gereceğiniz, ilişkilerde yol açtığı sorunla farkındalıkla yüzleşebilen, ihtiyacınız olduğunda yanınızda olan, iletişim kurmaya istekli biri olmanız öyleyseniz de öyle birisini bulmanız dileğiyle.. Bence doğru kişi beklenen ya da olan değildir, doğru dost ya da doğru eş yoktur.. O kişi ya da kişileri biz seçeriz, bu seçimi olaylar karşında ya tekrarlarız ya da vazgeçeriz seçimimizden.. Kendim için doğru kişi olduğumu biliyorum.. Seçtiklerimin de doğru olacağına eminim.. Yanılmamak dileğiyle..

    ..SEVGİLERİMLE..